BİANET'E GELENLER - OCAK 2026
İletişim Yayınları'ndan 10 yeni kitap okuyucuyla buluştu

İletişim Yayınları'ndan bianet'e gelen 10 yeni kitabı sizlerle paylaşıyoruz.
Anneliğin “geçip gitmesi” yerine bir tecrübeye dönüşmesi için, onun üzerine düşünmek, ama gerçekten düşünmek gerek. Tek başına da değil, başka kadınlarla, başkalarıyla. Özge Yaka işte bunu yapıp feminist kuramdan, psikanalizden, edebiyattan yararlanarak, kendi yaşadıklarını ve yaşamış olduklarını hatırlayarak, anneliği bir dönüşüm tecrübesi haline getiriyor. Annelik Kitabı, bugünün dünyasında anne olmanın neye benzediğini gösteriyor, “feminist anne”liğin imkânlarını yokluyor.
Baksan Herkes İyi’de, 1990’lı yıllarda, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin birbirini gerçekten görmediği bir nahiyede sessizliğin yerini gittikçe artan uğultular almaya başlıyor. Hırs, intikam, öfke, bir çember olup etrafı sarıyor ve sonunda bir okul müdürü, bir jandarma komutanı ve hırslı bir müteahhitin yolları, telafisi imkânsız bir trajedide kesişiyor.
Esra Kahya, kambur bir kadının intiharı sonrası açığa çıkan sırların sarsıntıya uğrattığı “acayip” bir ailenin trajikomik hikâyesini, kendine özgü üslubuyla anlatıyor.
Umur Talu’nun Dünyanın Tozunu Atalım! adlı kitabı, yazarın ifadesiyle “faşizmin yeni biçimleri” ve “kıyamet alametleri” olarak tanımladığı bir dönemde, dünyanın farklı yerlerinde süren direniş pratiklerine ve alternatif arayışlarına odaklanıyor. Talu, boyun eğmeyen ve itirazını sürdüren kişi ve hareketlerin yanı sıra, küçük ölçekte de olsa somut sonuçlar üreten girişimlere yer vererek bu örnekleri bir araya getiriyor.
19. yüzyılın başında kaleme alınan Ruhun Fenomenolojisi, Hegel’in, o döneme dek biriken düşünsel deneyimleri sentezleyen bir sistem önerisini felsefesinin amacı olarak ortaya koyduğu başlıca eserleri arasında yer alıyor. Hegel’in kitaba yazdığı Önsöz ise, çoğu yorumda bir tür “manifesto” olarak değerlendiriliyor ve ortaya koyduğu yöntem tartışmasıyla modern dönemin düşünce çerçevesine dair belirleyici bir hat çiziyor. Ragıp Ege’nin, eserin farklı dillerdeki çevirilerini de dikkate alarak hazırladığı Önsöz çevirisi; özgün notlarıyla birlikte, Hegel’in felsefesine giriş için ve metnin dilini kavramak bakımından bir başlangıç niteliği taşıyor.
Engin Barış Kalkan’ın romanı, Kumkapı Trio’dan tanınan müzisyen Ferhat’ın yanı sıra bir gazeteci, bir avukat ve “asırlık koca çınar” olarak anılan Nermin Bekirzade’yi aynı kaçış planında buluşturuyor. Roman, Gezi döneminin toz dumanı içindeki İstanbul sokaklarından Odessa’ya uzanan, gizem unsurları taşıyan bir hikâye kuruyor ve birbirinden farklı dört karakterin ortak yolculuğunu merkezine alıyor.
20. yüzyılda, yıllar alması beklenen birtakım teknolojik gelişmelerin beş-on yıllık periyotlarla vuku bulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yapay zekânın dot-com gibi bir “balon” olup patlayacağı ciddi ciddi tartışılırken, veri merkezlerinin pıtrak gibi yayılması ve yıllık cirosu 500 milyar dolar civarı olan çip sektörünün genişlemesi ciddi kaynak aktarımlarını kanıtlıyor. Bugün kullandığımız pek çok teknolojik alet-edevatın ve altyapının Google, Amazon, Facebook, Apple ve Microsoft gibi şirketlere ait olması da tekno-feodalizm gibi tartışmaları tetikliyor. Marco Guglielmo, Sol ve Dijital Siyaset’te bu ahvali Gramscici bir terminolojiyle anlamlandırmayı deniyor ve içinden geçtiğimiz dönüşümü ifade edecek ideolojik bir harita çıkarmaya çalışıyor. Platform neoliberalizmi, lib dem 4.0, sosyal lib dem 4.0, post sosyal demokrasi, platform sosyalizmi diye sınıflandırdığı ideolojik eğilimleri Fransa, İtalya ve İspanya üzerinden (parti metinleri ve siyasetçilerle görüşmeler) ele alıyor.
Bir kadın tarafından yazılmış ilk Türkçe romanlardan biri olan Uhuvvet, Selma Rıza’nın el yazısı metninden çevrilerek ilk defa
orijinal haliyle okurlarla buluşuyor. Tanzimat’tan II. Abdülhamid devrine uzanan dönemde, bir Osmanlı ailesinin iç çatlaklarını, kadınların sessizleştirilen hayatlarını ve adalet arayışını büyük bir anlatı ustalığıyla gözler önüne serdiği Uhuvvet’te Selma Rıza, iktidar ve tahakküm karşısında eşitlikçi bir aile idealini savunurken; bireysel kaderlerle toplumsal dönüşümü iç içe geçirir. Aynı zamanda, Osmanlı toplumunun değişen sosyal coğrafyasını İstanbul’dan Beyrut’a, Paris’ten yeniden İstanbul’a uzanan bir hat üzerinde de resmeden roman, kadın bakışının edebiyatımıza erken ve kararlı bir müdahalesidir.
Çağdaş İran edebiyatının en etkileyici isimlerinden olan Feriba Vefi, hayatın tam içinden, sıradan ama çok sahici kadınları anlatıyor.
Gençler arasında yayılan ve özellikle “seküler” niteliğiyle tarif edilen bir “yeni milliyetçilik” potansiyeli, Türkiye’de 2020’lerin popüler temalarından oldu. Bu potansiyel, genellikle eski-yerleşik milliyetçi partilerin kapsama alanının dışında kalıyor, hatta kurulan “yeni” milliyetçi partiler de onları tatmin etmeyebiliyor. Yeni Genç Türkler’de Begüm Uzun, Cihan Erdal ve Özlem Avcı Aksoy, bu “yeni nesil” milliyetçiliğin karakterini teşhis etmeye çalışıyorlar.
(VC)










