BİANET'E GELENLER - ARALIK 2025
İletişim Yayınları'ndan 10 yeni kitap okuyucuyla buluştu

İletişim Yayınları'ndan bianet'e gelen 10 yeni kitabı sizlerle paylaşıyoruz.
AKP’nin Kültür Savaşı’nda Şenay Aydemir AKP iktidarlarının kültür-sanat politikasının hem büyük resmine, hem minyatürlerine bakıyor. Büyük resim, Muhafazakâr alternatif sanat-kültür iddiasından, “yerli ve milli kültür” tazyiki altında baskıcı bir kontrol rejimine geçişi gösteriyor. Kültür-sanat piyasalaşması ve sanatseverin müşterileştirilmesi ile deolojik iç içe geçişi... Hem ekonomik güç hem de ekonomik kriz yoluyla gerçekleşen inkâr, tasfiye, imha... Minyatürlerde çok şey var: TRT’nin kültür savaşında işe koşuluşu; sektörler, kurumlar ve mekânlar; dizilerde, tiyatrolarda dönenler; film festivalleri, Yeşilçam’ın “ikinci çöküşü”; kayyım siyasetinin etkileri... Sansürün “sivilleşerek” yerleşik hale gelmesi, otosansürün iliklere işlemesi...
Arda ve Lora, farklı arka planlardan gelen iki karakter. Kitap, bu iki kişinin “zorlu” olarak nitelenen ilişkisini ve ilişkinin nedenlerine dair “tesadüf mü, yoksa daha derin bir sebep mi?” sorusunu merkeze alıyor. Her Şey Normalmiş Gibi, anlatısını genç bir erkeğin bakış açısından kuruyor. Roman boyunca anlatıcı, sevdiği kadını tanımaya ve anlamaya çalışırken, aynı zamanda yakın dönemin siyasi ve toplumsal atmosferine ilişkin gözlemlerini de aktarıyor.
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck son romanı olan Kaygılarımızın Kışı’nda 1960’lar Amerikası’ndaki yozlaşmaya ve bireyin ahlâki değerlerindeki çürümeye ışık tutarak okuru modern yaşamın vicdani ikilemleriyle yüzleştiriyor.
Modernizm Barikatlarda, modernliğe tepki olarak 19. yüzyıl sonlarında gelişen estetik modernizmin, avangard sanatın “kültürel politika”sını inceliyor. Modernist avangardların ütopyalarını açıyor. Sanatçıların yaşadığı siyasal çelişkilerin kaynaklarını irdeliyor. “Barikatların karşıt taraflarında” yer aldıklarında bile modernistleri aynı saflarda buluşturan ortak düşmanlara ve ortak ideallere işaret ediyor.
Kasvetli yetimhanelerden Londra’nın yeraltı dunyasına uzanan yolculuğunda Oliver Twist’in yaşadıkları, yoksulluğun ve vicdansızlığın sıradanlaştığı bir toplumun çarpıcı bir portresini sunar.
Olivier Bouquet, Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuktan orduya, maliyeden nüfus yönetimine kadar kendine has özelliklerini, pek az ele alınan ilk dönemlerinden başlayarak, kendi hazırladığı haritalarla, derinlemesine bir arşiv çalısmasına dayanarak inceliyor, özgün bir sentez sunuyor.
Aslı Tohumcu romanında, erkek şiddetinin kutsallaştırıldığı, suskunluğun erdem sayıldığı, kadın bedeninin pazarlık konusu edildiği dünyaya karşı yeni bir dünya yaratıyor.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Türkçe edebiyatta geniş bir okur kitlesi edinmiş, zaman içinde “kült” olarak anılan romanlardan biri olarak değerlendirilir. İlhami Algör’ün Rüzgâr, Yokuş, Failatün Failün’de, bu romanı farklı bir çerçeveden yeniden ele alıyor.
İnsan, hayatı, dünyayı ve kendini nasıl anlamlandırır? Anlamı nasıl inşa eder? Sinema, bu anlam inşasında nasıl bir rol oynayabilir? İnsanın kendi hayat deneyimleri ile sinema yaratımı arasında nasıl bir etkileşim olabilir? Ercan Kesal, Sinemada Anlam Arayışı’nda otoetnografik yöntemle, yani kendi deneyim ve üretiminin eleştirel bir okumasını yaparak, bu sorulara cevap arıyor.
Modern iletişim tarihinin anlatısı genellikle Batı merkezlidir: Matbaanın, telgrafın, radyonun ve dijital çağın gelişimi hep Anglo-Avrupa ekseninde, dünyanın geri kalanını çoğu zaman görünmez kılarak yazılır. Burçe Çelik, bu güçlü geleneğe karşı iletişim tarihini Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüz Türkiyesi’ne uzanan iki yüzyıllık uzun bir tarihsel süreç içinde yeniden düşünmeye çağırıyor.
(VC)










