Kimileri mahkeme salonlarında tarihe geçti, kimileri sokaklarda, üniversite kampüslerinde, seçim sandıklarında.
Bazıları bir pankartın ucundan tuttu, bazıları bir hutbeye karşı sözünü yükseltti, bazıları ise hayatını ortaya koydu.
2025, kadınlar açısından iktidarın baskıcı politikalarına karşı sokağın yeniden ve yeniden kurulduğu bir yıl olarak karşılandı. Bu yıl "barış" ve "adalet" talebi öne çıktı.
Miras hakkına uzanan elleri kadınlar durdurdu, nafakayı hedef alan söylemler kadınların dayanışmasına çarptı.
Hutbelerle kadınları kuşatmak isteyenlere karşı meydanlar doldu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadale Günü’nü ve 8 Mart Kadınlar Günü’nü yasaklamak isteyenlere de kadınların cavabı netti: “Mücadeleden bir geri adım atmıyoruz”. Kadınlar, her sokağı bir itiraz alanına, her baskıyı yeni bir mücadele başlığına çevirdi.
Bu yıl aynı zamanda kayıpların yılıydı. Mihriban Mehtap Yuva’dan Sevim Belli’ye, Ayla Erduran’dan Marianne Faithfull’a, Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’tan Berivan Kutlu’ya kadar pek çok kadın, ardında mücadeleyle örülmüş bir tarih bırakarak aramızdan ayrıldı.
Bazıları ise şüpheli ölümlerle geriye “aydınlatın” mirasını bıraktı: Dilan Karaman, Pınar Bulunmaz, Güllü…
Türkiye’de kadınlar, tacizi ifşa eden spikerlerden cezaevine gönderilen gazetecilere, sanatçılardan akademisyenlere kadar baskının her biçimiyle yüz yüze geldi.
Nimet Tanrıkulu’ndan Aslı Aydemir’e, Ayşe Panuş’tan Elif Akgül’e kadar pek çok kadın tutuklandı, kimi tahliye edildi, kimi hâlâ demir parmaklıkların ardında. Elbette hiçbir baskı, sözü tamamen susturamadı.
Bu yıl kadınlar yalnızca hayatta kalmak için değil, yaşamı yeniden kurmak için direndi. “Normal doğum” pankartlarına karşı bedenleri ve kararları savundu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye karşı hukuku AİHM kapılarına taşıdı, HPV aşısının ücretsiz olması için yıllarca süren mücadelenin kazanımını elde etti. Barışı, eşitliği, özgürlüğü ısrarla hatırlattı.
Kadınların mücadelesi bize şunu gösterdi: Mücadele yalnızca geçmişin hatırası değil, bugünün zorunluluğu ve geleceğin umududur. 2025’in kadınları, tarih kitaplarına yalnızca yaşananları değil, direnerek değiştirilenleri yazdı.
Ocak | Kayıplar, itirazlar ve ilk sözler

Yıl, kadın mücadelesi açısından hem kayıplarla hem de güçlü itirazlarla başladı. Keman sanatçısı Ayla Erduran ve sanatçı Marianne Faithfull’un vedası, kadınlar açısından önemliydi.
Halkevci kadınlar, “38 kuruş sizin olsun, biz hayatı istiyoruz!” diyerek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na sembolik bir iade yaptı. Mahkemenin, “Hanifi Zengin’e tacizci” diyen kadınlara ceza vermemesi ise kadın beyanının meşruluğunu tescilledi.
Ay, iktidarın “Aile Yılı” ilanı ile kapanırken kapanırken, Dilek Ekmekçi’nin tahliyesi Ocak ayının nadir adalet anlarından biri oldu.
Şubat | Adaletin kırıldığı yerler
Şubat, adalet duygusunun derinden sarsıldığı bir ay olarak kayda geçti. Pınar Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı’ya verilen ağırlaştırılmış müebbetin bozulması, kadınlar açısından yargıya duyulan güveni bir kez daha yaraladı.

Ayın en büyük kayıplarından biri, sosyalist hareketin öncü isimlerinden Sevim Belli oldu. Mücadelesi kadınların omuzlarında sonsuzluğa uğurlandı.
Meşru müdafaa kullanan Serap Avcı’nın tahliye edilmemesi, erkek şiddeti karşısında kadınların nasıl cezalandırıldığını yeniden gösterdi.
Urfa’da Pınar Bulunmaz’ın şüpheli ölümüne dair yeni görüntüler, dosyanın karanlığını daha da derinleştirdi.
Mart | Sokak, barış ve direniş
Mart ayı, kadınların sokağı yeniden kurduğu bir ay oldu. Nimet Tanrıkulu’nun tahliyesi, hak savunucuları açısından önemliydi.

8 Mart haftasında kadınlar “Kadınların barışa ihtiyacı var” diyerek meydanlardaydı, 23. Feminist Gece Yürüyüşü tüm engellemelere rağmen yine yapıldı.
İBB'ye düzenlenen operasyonlar ve Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması ile başlayan Saraçhane protestolarında bir kadının polis tacizini ifşa etmesi, devlet şiddetinin cinsiyetli yüzünü görünür kıldı.
Nisan | Beden, söz ve itiraz
Nisan’da kadınlar bedenleri ve yaşamları üzerindeki her müdahaleye karşı söz aldı. Erkek futbolcuların “normal doğum” pankartına verilen “Tamam erkekler, siz doğurun” yanıtı ayın simgesi oldu.
Cinsiyetçi hedef göstermeler protesto edilirken, halay çekmedikleri halde yargılanan kadınlar, iktidarın kadın neşesinden bile korktuğunu gösterdi. “Ailenin Korunması” başlığı altında düzenlenen etkinlikler, kadınların itirazlarıyla karşılandı.
Mayıs | Hukuk, kültür ve dayanışma

Mayıs ayı, hukuki ve kültürel kazanımların öne çıktığı bir ay oldu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının AİHM’e taşınması, uluslararası hukukta yeni bir eşik yarattı.
Tutuklu sanatçı Pınar Aydınlar ve hasta öğrenci Esila Ayık’ın tahliyeleri önemli gelişmeler arasındaydı. Sara Ahmed’in İstanbul buluşması, feminist hafızayı ve “şikâyet” kavramını yeniden düşünmeye çağırdı. Ay, Mina Demirtaş’ın Uçan Süpürge’de aldığı ödülle, genç kadınların kültürel alandaki gücünü görünür kıldı.
Haziran | Sağlık, miras ve savaşın gölgesi
Haziran’da yıllardır süren bir mücadele somut kazanca dönüştü: HPV aşısının ücretsiz olması kararı açıklandı.
EŞİK, miras hakkını hedef alan manipülatif haberlere karşı uyardı; eşit miras hakkının tartışılamayacağını vurguladı.
Suriye’de Alevi kadınlara yönelik kaçırma ve şiddet haberleri, savaşın kadın bedeninde nasıl sürdüğünü gösterdi.
Temmuz | Cinayetler, hafıza ve direnç

Eski polis memuru erkek, Ayşe Tokyaz'ı ayrılmak istediği için öldürdü.
Pınar Bulunmaz dosyasında adli tıp raporu “intihar” iddiasını çürüttü.
Ay, Pınar Kür’ün vedası, Ayşe Panuş’un tahliyesi ve Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin “Arşivlik” yayınıyla feminist hafızanın güçlendiği bir dönem oldu.
Ağustos | Diyanet, temsil ve ifşa
Ağustos’ta kadınlar dini ve siyasi kuşatmaya karşı söz aldı. Diyanet hutbelerine karşı
“Eşit miras hakkımız tartışılamaz” diyerek meydanlara çıktılar.
TBMM’de kurulan komisyonlarda kadınların yok sayılması eleştirilirken, kültür-sanat alanında erkek şiddeti ve tacizi ifşa eden kadınlar güç ilişkilerini açığa çıkardı.
Eylül | Uluslararası mücadele
Eylül, uluslararası kadın mücadelesinin öne çıktığı bir ay oldu. AİHM’in Fransa kararları, devletlerin cinsel şiddet karşısındaki sorumluluğunu hatırlattı. Judith Butler’ın hedef gösterilmesi, akademik özgürlüğün tehdit altında olduğunu gösterdi.
TJA’nın Diyarbakır’dan Ankara’ya başlattığı yürüyüş, barış talebini yeniden sokağa taşıdı.
Ekim | Utancın yer değiştirdiği ay

Ekim, adalet arayışının en çıplak haliyle görünür olduğu bir ay oldu. Pınar Bulunmaz davasında baş şüpheli tutuklanırken, Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümü Meclis’te araştırılmak istenmesine rağmen reddedildi.
Fransa’da ise Gisele Pelicot, eski kocasının kendisine yıllarca uyuşturucu vererek tecavüz etmesi ve onlarca erkeği buna teşvik etmesi nedeniyle yargılandığı davada ilk kez kürsüye çıktı.
Gizli yargılanmayı reddeden Pelicot, “Utanç duyması gereken biz değiliz, onlar” diyerek sözünü bütün kadınlara emanet etti.
“Bir tecavüzcü sadece karanlık bir otoparkta değildir” diyen Pelicot’un sözleri, yılın en güçlü feminist beyanlarından biri olarak tarihe geçti.
Kasım | Yas, sokak ve direniş

Kasım ayı kayıplarla ve sokakla geçti. Berivan Kutlu’nun vedası, kadın mücadelesinde derin bir boşluk yarattı.
25 Kasım’da kadınlar, yasaklara rağmen Türkiye’nin dört bir yanında sokaktaydı.
Gazeteci Dilan Karaman şüpheli bir şekilde intihara sürüklendi. Diyarbakır'daki kadın örgütleri Dilan'ın ölümün aydınlatılması için komisyon kurdu.
Aralık | Kadınlar Filistin için sokakta

Aralık, kayıpların ve uyarıların ayı oldu. Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın vedası, bir asırlık kadın mücadelesinin hafızasını geride bıraktı.
EŞİK’in erken tahliyelere ilişkin uyarıları, yeni yıla ağır bir risk mirası bırakıldığını gösterdi.
Aralık, Filistinli kadınlara yönelik cinsel şiddete karşı protestolar ve Miami’de bir kadının belediye başkanı seçilmesiyle kapandı:Karanlığın içinde hâlâ direnen bir umut vardı.
Dünyada kadınların 2025'i: Mücadele ilerlerdi, eşitlik geriledi
2025, dünya genelinde kadınlar açısından ilerleme ile gerilemenin iç içe geçtiği, eşitlik hedeflerinin ise ciddi biçimde tehdit altında olduğu bir yıl olarak kayda geçti.
UN Women’ın 2025 Cinsiyet Eşitliği Raporu, toplumsal cinsiyet eşitliğinde küresel ölçekte bir geri gidişe işaret etti.
Eğitimden sağlığa, istihdamdan siyasete kadar pek çok alanda eşitsizlikler derinleşirken; milyonlarca kadın ve kız hâlâ aşırı yoksulluk koşullarında yaşamını sürdürmek zorunda bırakıldı.
Kadınların çalışma hayatındaki ve siyasi karar alma mekanizmalarındaki temsili ise yavaş, kırılgan ve yetersiz kaldı. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 5’incisi olan “toplumsal cinsiyet eşitliği” hedefinin 2030’a kadar yakalanmasının ciddi politika değişiklikleri olmadan mümkün olmadığı bir kez daha ortaya kondu.
Bu tabloya ülkeler bazında bakıldığında, ABD’de üreme sağlığı ve kürtaj haklarına yönelik kısıtlamalar kadınların bedenleri üzerindeki haklarının siyasal pazarlık konusu hâline getirildiğini gösterdi.
Afganistan’da Taliban yönetimi, 2021’den bu yana süren politikasını 2025’te de sürdürdü; kız çocuklarının ortaöğretim ve yükseköğretime erişimi yasak olmaya devam etti. Bu durum milyonlarca kız çocuğunun eğitim alma hakkını engelliyor ve sürdürülüyor. Afganistan, dünyada kızların ortaokuldan ilerlemesinin resmen engellendiği tek ülke hâline geldi.
İran’da ise “Woman, Life, Freedom – Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla süren direniş, 2025 boyunca küresel feminist mücadelenin en güçlü simgelerinden biri oldu. Zorunlu başörtüsüne karşı bedenleriyle itiraz eden kadınlar, ağır baskılara ve cezalara rağmen sivil itaatsizliği büyüttü; ihlaller uluslararası insan hakları mekanizmalarının gündemine taşındı.
Polonya’da hükümet ve yargı eliyle kadın örgütlerine yönelik baskılar sürerken, üreme hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği Avrupa Birliği ile ülke yönetimi arasında süregelen bir gerilim başlığı olmaya devam etti.
Çin’de ise bir yandan feminist söylemler sansürlenip dijital alanda bastırılırken, diğer yandan Pekin Deklarasyonu’nun 30. yılı vesilesiyle düzenlenen uluslararası zirveler, devletin kadın politikalarındaki çelişkili yaklaşımını gözler önüne serdi.
Buna karşılık bazı ülkelerde kısmi kazanımlar da öne çıktı. Hindistan’da, kadınlara yönelik nakit transfer programlarının 15 eyalette yaygınlaşması, ekonomik eşitliği güçlendirmeye dönük önemli bir sosyal politika adımı olarak dikkat çekti.
Bangladeş, kadınların siyasi temsiline ilişkin göstergelerde kaydettiği ilerlemeyle Güney Asya’da öne çıkan ülkelerden biri oldu. İrlanda ve bazı Avrupa ülkeleri eğitimde cinsiyet eşitliğini büyük ölçüde sağlasa da, siyaset ve ekonomi alanlarındaki eşitsizlikler mücadelenin henüz tamamlanmadığını gösterdi.
Yıl boyunca 25 Kasım–10 Aralık tarihleri arasında düzenlenen Kadına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Mücadelekapsamında dünyanın dört bir yanında kadınlar sokağa çıktı; şiddete, cezasızlığa ve ayrımcılığa karşı seslerini yükseltti. Pekin +30 süreci ise, kadın haklarının bir kazanım değil, sürekli savunulması ve genişletilmesi gereken bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha hatırlattı.
(EMK)







