İstanbul’da 14 Ekim 2026'da etkili olan şiddetli yağışlar, kentin iklim krizine karşı ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi. Aynı zamanda BM'nin Türkiye ev sahipliğinde yapılacak iklim zirvesi (COP31) için de ön plana çıkan gündem maddelerinden biri dirençli kentler konusu. Ancak İstanbul bu sınavı yine geçemedi.
Sel ve su baskınlarının ardından açıklanan son bilançoya göre İstanbul'da yedi kişi yaşamını yitirdi. İstanbul Valiliği, yaklaşık 3 bin ev ve iş yerinin ciddi hasar gördüğünü bildirdi.
Yağışların ardından Sarıyer Ayazağa'daki dere yatağında bulunan yapıların yıkılması, İstanbul'un kentleşme politikalarını ve taşkın riski taşıyan alanlardaki yapılaşmayı yeniden tartışmaya açtı.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Barış Önol, bianet'e yaptığı değerlendirmede, iklim krizinin aşırı hava olayları üzerindeki etkisini, İstanbul'un büyüyen nüfusunu ve kentlerin afetlere karşı dirençli hâle getirilmesi için yapılması gerekenleri anlattı.


İstanbul'daki sel felaketinde can kaybı 7'ye yükseldi
“Aşırı yağışların hem sayısı hem şiddeti artacak”
İklim değişikliğiyle birlikte aşırı yağışların ve sıcak dalgalarının artacağını belirten Önol, bu olayların yalnızca daha sık görülmeyeceğini, aynı zamanda şiddetleneceğini söyledi.
Önol, kentlerin bu değişime hazırlanmasının zorunlu olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“İklim değişikliğiyle birlikte aşırı yağışların ve sıcak dalgalarının artacağı biliniyor. Bunların hem şiddeti hem de sayısı artacak. Bu nedenle şehirlerin buna uygun altyapıya sahip olması gerekiyor.”
Dünyada kırsal alanlardan kentlere göçün sürdüğüne dikkat çeken Önol, hızlı kentleşme sırasında altyapı yatırımlarının ihmal edilebildiğini belirtti.
Önol'a göre iklim krizinin yarattığı tehlike, kentlerin büyümesi ve nüfusun belirli alanlarda yoğunlaşmasıyla daha büyük bir toplumsal riske dönüşüyor.
“İklim hiç değişmese bile daha fazla insan etkileniyor”
Önol, sel ve taşkınların etkilerinin yalnızca yağış miktarıyla açıklanamayacağını, tehlikeye maruz kalan nüfusun ve yapılaşmış alanların büyüklüğünün de belirleyici olduğunu söyledi.
Kentlerin genişlemesiyle aynı şiddetteki hava olaylarının daha fazla kişiyi etkileyebileceğine işaret eden Önol, şunları söyledi:
“Daha fazla nüfus, daha fazla kent alanı demek. Bu tür şiddetli hava olaylarına karşı maruziyet artıyor. Maruziyet arttığında etkilenme de artıyor. Aynı tehlike iki kere tekrarlansa, hatta aynı şiddette olsa bile şehir büyüdüğü için daha fazla insan etkileniyor. Daha fazla can ve mal kaybı yaşanıyor.”
Önol, iklim krizinden bağımsız olarak kentleşmenin de afetlerin sonuçlarını ağırlaştırabileceğini belirtti:
“İklim hiç değişmese bile aynı olaylar, şehir büyüdüğü için daha fazla insanı ve daha geniş alanları etkiliyor.”
Bu nedenle yalnızca hava olaylarının değil, nüfus artışının, arazi kullanımının ve kentleşme biçiminin de risk değerlendirmelerine dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.
“Şehirler çok disiplinli bir yaklaşımla planlanmalı”
İklim krizine dirençli kentlerin oluşturulması için şehir planlamasının yeniden ele alınması gerektiğini belirten Önol, farklı bilim dallarının birlikte çalışmasının önemine dikkat çekti.
“Şehirlerin buna göre tasarlanması, şehirleşme planlarının buna göre hazırlanması gerekiyor. Bu işin çok disiplinli olarak değerlendirilmesi lazım. Meteoroloji mühendisleri, şehir ve bölge plancıları, hidrologlar ve hidroloji alanında çalışan bilim insanları hep birlikte daha yaşanabilir şehirler planlamalı.”
Önol, hızlı büyümenin yalnızca Türkiye'deki kentlerin sorunu olmadığını, dünyanın birçok yerinde benzer risklerin yaşandığını belirtti.
Avrupa'daki kentlerin de eski altyapıları nedeniyle aşırı hava olaylarına karşı zorluklarla karşılaştığını ifade eden Önol, planlı kentleşmenin ertelenemeyecek bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.
“Planlı bir şehirleşmeye doğru kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Yoksa bu olaylar devam edecek.”
“İstanbul'un topografyası ve nüfusu ciddi risk oluşturuyor”
İstanbul'daki dere yataklarının yapılaşmaya açılmasının uzun yıllardır bilinen bir sorun olduğunu belirten Önol, kentin coğrafi özelliklerine dikkat çekti.
İstanbul'un vadiler ve doğal su akış güzergâhlarıyla şekillenen bir topografyaya sahip olduğunu hatırlatan Önol, bu alanlarda yoğun yapılaşmanın taşkın riskini artırdığını söyledi.
“Dere yataklarında yapılaşma hem İstanbul'da hem de diğer şehirlerimizde yıllardır bilinen bir sorun. İstanbul gibi bir topografyaya sahip bölgede vadiler Boğaz'a doğru uzanıyor. Böyle bir alanda yaklaşık 15 milyonluk nüfus ciddi riskler doğuruyor.”
Önol, geçmişe kıyasla İstanbul'un nüfusunun ve yapılaşmış alanlarının büyük ölçüde arttığını belirterek kentteki temel sorunlardan birinin nüfus baskısı olduğunu ifade etti.
İklim krizinin etkileriyle birlikte bu baskının daha büyük riskler oluşturduğunu vurguladı.
AKOM: Beykoz'da metrekareye 277 kilogram yağış
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığına bağlı AKOM'un 15 Ekim'de yayımladığı açıklamaya göre Beykoz'da metrekareye 277,1 kilogram yağış kaydedildi.
AKOM, bu değerin 1942'den bu yana istasyonlarda kaydedilen en yüksek yağış miktarı olduğunu bildirdi. Açıklamaya göre yağış miktarı, ekim ayının uzun yıllar ortalamasının dört katına ulaştı.
İBB, ilk müdahale çalışmalarında 8 bin 564 personel ve 2 bin 325 araç ve iş makinesinin görev aldığını açıkladı.
Valilik: Yaklaşık 3 bin ev ve iş yeri ciddi hasar gördü
İstanbul Valisi Davut Gül'ün 19 Ekim'deki açıklamasına göre yaklaşık 3 bin ev ve iş yerinin ciddi hasar gördüğünü, kent genelinde 19 bin 300 ihbar alındığını bildirdi.
Selin toplam ekonomik maliyeti henüz kesinleşmedi
Sigorta sektörünün ilk değerlendirmelerinde toplam zararın 20 milyar liraya ulaşabileceği tahmin edilirken, Türkiye Sigorta Birliği'nin 19 Ekim tarihli verilerinde İstanbul ve beş ildeki sigortalı hasarlar için yaklaşık 1,9 milyar liralık tazminat karşılığı ayrıldığı belirtildi.
Ayazağa'da dere yatağındaki yapılar yıkıldı
Sarıyer Ayazağa'da selin ardından dere yatağında bulunan yapıların kaldırılması kararlaştırıldı. İstanbul Valiliği, 18–19 Ekim'de bölgedeki dükkânların, kur'an kursu binasının ve spor alanlarının yıkımının tamamlandığını duyurdu.
Bölgede yaklaşık bin 700 metrelik dere ıslahı yapılması planlanıyor. Yıkımlar, dere yataklarının geçmişte hangi imar kararlarıyla yapılaşmaya açıldığı ve benzer risklerin İstanbul'un diğer bölgelerinde nasıl önleneceği sorularını gündeme getirdi.
Önol'un iklim modelleri: Gelecekte daha şiddetli yağışlar mümkün
Prof. Dr. Barış Önol, 15 Ekim'de yayımladığı iklim simülasyonlarında İstanbul'u kapsayan TR10 bölgesinde günlük en yüksek yağış miktarının geçmiş dönem model sonuçlarında yaklaşık 210 milimetre, 2061–2070 dönemini kapsayan gelecek senaryosunda ise 437,44 milimetre düzeyine ulaşabildiğini gösterdi.
Önol, söz konusu yağışların insan kaynaklı iklim krizi nedeniyle şiddetlenmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, ancak belirli bir olayın iklim kriziyle ilişkisinin kesin biçimde ortaya konulabilmesi için bilimsel analiz gerektiğini belirtmişti.


İSTANBUL'DA SEL
"Yağış rekoru yüzde 35 farkla kırılmış olabilir"
Meslek odaları: Dere yatakları korunmalı, altyapı yeniden planlanmalı
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, 16 Ekim'deki açıklamasında dere yataklarının daraltılmasına ve doğal akış güzergâhlarının engellenmesine son verilmesini istedi.
Oda, taşkın risk haritalarının güncellenmesini, yağmursuyu drenaj sistemlerinin kapasitesinin yeniden değerlendirilmesini ve afet sonrası müdahalenin ötesine geçen önleyici politikaların uygulanmasını önerdi.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de 15 Ekim'deki açıklamasında aşırı betonlaşma, yetersiz yağmursuyu altyapısı ve doğal su toplama alanlarının kaybedilmesine dikkat çekti.
Çevre mühendisleri, yağmursuyu ve atıksu hatlarının ayrılması, dere yataklarının korunması ve yağmur suyunun toprağa sızmasını sağlayan sünger kent uygulamalarının yaygınlaştırılması çağrısında bulundu.

Çevre mühendisleri uyardı: Sebep yağmur değil, rant ve talan
Levent Kurnaz: İklim değişikliği ve kentleşme birlikte değerlendirilmeli
Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Levent Kurnaz, 17 Ekim'de yayımladığı değerlendirmesinde tek bir aşırı yağış olayının doğrudan iklim değişikliğine bağlanamayacağını, ancak ısınan atmosferin daha fazla su buharı taşıyabildiğini belirtti.
Kurnaz, beton ve asfalt yüzeylerin artmasının yağmur suyunun toprağa sızmasını engellediğine, dere yataklarının değiştirilmesinin ve altyapının geçmiş iklim koşullarına göre tasarlanmasının taşkın riskini büyüttüğüne dikkat çekti.
İklim riskinin yalnızca altyapı değil, barınma hakkı, ekonomik kayıplar ve toplumsal eşitsizlikler bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin dirençli kentler zirvesi
Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Hatay'da “Türkiye'nin COP31'e Giden Yolu: Dirençli Şehirler” programı düzenlendi. Programda, iklim değişikliğine ve afetlere karşı kentlerin dayanıklılığının artırılması konusu gündeme getirildi. COP31 öncesinde Bakan Murat Kurum tarafından duyurulan COP31 eylem gündeminde öne çıkan maddelerden biri de "iklim dostu dirençli şehirler". Kurum, 8 Haziran'da konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:
“Hepimiz biliyoruz ki; iklim değişikliğinin etkileri en görünür biçimde şehirlerde, mahallelerde ve insanların günlük hayatında hissedilmektedir.”
Bakanlığın iklim ve afetlere dirençli şehirler politikası kapsamında İstanbul, İzmir, Maraş, Manisa ve Tekirdağ pilot iller arasında bulunuyor. Dünya Bankası finansmanıyla desteklenen projede, riskli yapıların güçlendirilmesi, kentsel dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve belediyelerin afetlere dayanıklı altyapı yatırımlarının desteklenmesi hedefleniyor.
Bakanlığın 2024–2030 Ulusal İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı ise 11 sektörde 40 strateji ve 129 eylem içeriyor.
İstanbul'da 14 Ekim'de yaşanan selin ardından, bu politikaların aşırı yağışlara karşı altyapının güçlendirilmesine, dere yataklarının korunmasına ve iklim risklerinin kent planlarına yansıtılmasına nasıl katkı sağlayacağı sorusu önem kazanıyor.
Sel için Meclis’e araştırma önergesi
DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, 14–15 Ekim'de İstanbul ve Kocaeli'de yaşanan, 10 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketinin nedenlerinin ve kentleşme politikalarının araştırılması amacıyla TBMM'ye Meclis araştırması önergesi sundu.
Önergede, aşırı yağışların yol açtığı yıkımın yalnızca iklim koşullarıyla açıklanamayacağı; dere yataklarının imara açılması, plansız yapılaşma, imar afları ve altyapı yatırımlarındaki eksikliklerin afetin sonuçlarını ağırlaştırdığı belirtildi.
Çiçek, taşkın riski nedeniyle yapılaşmanın yasak olduğu belirtilen Cendere Vadisi'nin 2011'de imara açıldığını hatırlattı. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu'nun verilerine dayanılarak kentte dokuz alışveriş merkezi, 16 üniversite kampüsü, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ile çok sayıda sanayi tesisinin dere yataklarında inşa edildiği aktarıldı.
Önergede, Kuzey Ormanları'ndaki tahribatın, Kanal İstanbul'a ilişkin planların ve su havzalarındaki yapılaşmanın taşkın riskine etkilerinin araştırılması istendi.
Çiçek ayrıca dere yataklarının yapılaşmaya kapatılmasını, kapatılan derelerin doğal akışına kavuşturulmasını ve riskli bölgelerde yaşayanların, kiracılar da dahil olmak üzere, mülksüzleştirilmeden güvenli barınma hakkının korunmasını talep etti.
Önergede, merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve yatırım kararlarının incelenmesi ve afetin sonuçlarına ilişkin kamusal hesap verebilirliğin sağlanması çağrısı yapıldı.
İklim krizine dirençli İstanbul için ne yapılmalı?
İstanbul'daki son sel, aşırı hava olaylarına karşı hazırlığın yalnızca meteorolojik uyarılar ve afet sonrası müdahalelerle sınırlı tutulamayacağını yeniden gündeme getirdi.
Uzmanların ve meslek odalarının açıklamalarında dere yataklarının korunması, riskli alanlarda yapılaşmanın sınırlandırılması, yağmursuyu altyapısının güçlendirilmesi, geçirgen yüzeylerin artırılması ve kent planlarının gelecekteki iklim koşullarına göre hazırlanması önerilerildi.
Prof. Dr. Barış Önol'un bianet'e yaptığı değerlendirme ise bu tartışmaya bir başka boyut ekliyor: Kentlerin nüfusu ve yapılaşmış alanları büyüdükçe, aynı şiddetteki meteorolojik olaylar bile daha fazla insanı etkileyebiliyor.
(FY/CA)







