İklim krizinin yol açtığı kuraklık, aşırı sıcaklar ve afetler, Türkiye'de yoksul çocukların yaşam koşullarını daha da ağırlaştırıyor. Çocuklar, beslenme ve barınma sorunlarının yanı sıra eğitimden uzaklaşma ve erken yaşta çalışma yaşamına katılma riskleriyle karşı karşıya.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2025 verilerine göre, çocukların yüzde 36,8'i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Ülkede 15-17 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı ise 882 bine ulaştı.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2025'te Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında yaptığı açıklamaya göre, son 30 yılda küresel tarımsal gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5'i, her yıl afetler nedeniyle kaybedildi. Kuraklık afetlerden kaynaklanan bu kayıpların neredeyse yarısından sorumlu. FAO ayrıca 2012-2018 arasında kuraklığa duyarlı ülkelerde yetersiz beslenen insan sayısının yüzde 45,6 arttığını belirtiyor.
Türkiye’de ise Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre, yağışlar 2025 su yılında son 52 yılın en düşük seviyesine geriledi. Kuraklık özellikle tarımla geçinen ailelerin gelirlerini tehdit ederken, iklim krizinin etkileri mevcut ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerle birleşiyor.
İnsan kaynaklı iklim krizi, çocukları sebep olmadıkları bir sorunun ortasında bırakırken maruz kaldıkları iklim adaletsizliğini de derinleştiriyor.

“İklim krizi, aynı zamanda bir çocuk hakları krizidir”
Çocuk yoksulluğuna iklim baskısı
TÜİK'in 2025 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları Araştırması, çocukların içinde yaşadığı hanelerin karşı karşıya olduğu ekonomik ve çevresel sorunların boyutunu gösteriyor.
Araştırmaya göre, Türkiye'de nüfusun yüzde 28,8'i sızdıran çatı, nemli duvar veya çürümüş pencere çerçeveleri gibi konut sorunları yaşıyor. Yüzde 27,9'u yetersiz yalıtım nedeniyle ısınma sorunu yaşarken, yüzde 22,1'i çevre kirliliği veya başka çevresel sorunlarla karşılaşıyor.
Bu göstergeler bütün nüfusu kapsasa da iklim kaynaklı tehlikeler karşısında hanelerin korunma olanaklarının neden farklılaştığını anlamak açısından önem taşıyor.
Geliri sınırlı aileler için aşırı sıcaklarda konutlarını serinletmek, sağlıklı gıdaya erişmek veya afet sonrasında güvenli barınma koşulları sağlamak daha güç olabiliyor. Çocuklar açısından yetersiz beslenme, sağlıksız konutlar ve eğitimde yaşanan kesintiler, fiziksel ve bilişsel gelişimi de etkileyebiliyor.

“Beslenmesini götüremediği için okula gitmek istemeyen çocuklar var”

Çalışan çocuk sayısı dört yılda yüzde 69,6 arttı
Türkiye'de çocukların çalışma yaşamına katılımına ilişkin veriler de artış gösteriyor.
TÜİK'in İstatistiklerle Çocuk 2025 verilerine göre, 15-17 yaş grubunda istihdam edilen çocuk sayısı 2024'te 869 binken 2025'te 882 bine yükseldi. Aynı dönemde işgücüne katılım oranı yüzde 24,9'dan yüzde 25,5'e çıktı.
DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) Eylül 2026'da yayımladığı çocuk işçiliği raporuna göre, çalışan çocuk sayısı 2021'de 520 binken 2025'te 882 bine yükseldi. Dört yıldaki artış yüzde 69,6 oldu.
İklim krizi ile çocuk işçiliği arasındaki ilişkinin en belirgin olduğu alanlardan biri mevsimlik tarım.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Aralık 2025'te yayımladığı değerlendirmede, Türkiye'de mevsimlik tarımda çocuk işçiliğinin yapısal nedenleri arasında iklim değişikliğini, yoksulluğu, kayıt dışı istihdamı ve mevsimlik göçü birlikte sıraladı.

Odman: Emek rejimine bakmak hâlâ çok önemli
Çocuk işçiliğini “çocukluğun işçileştirilmesi” kavramıyla ele alan akademisyen Aslı Odman, iklim krizinin çocuklar üzerindeki etkilerinin yalnızca çevre ve sağlık başlıkları altında değerlendirilmesine karşı çıkıyor.
Odman, iklim krizinin küresel kapitalizmin üretim ve bölüşüm ilişkileriyle birlikte ele alınması gerektiğini söylüyor:
İklim krizini bir dönemin adı olarak kullanmakta çekingen davranıyorum. Küresel kapitalizmin ve onun yeni düzenleme ilişkilerinin, şirket-devletler eliyle giderek kızıştırılan sınıf çatışmasının ve kaynaklar üzerindeki paylaşım savaşının bir göstergesi, hatta kod adı olarak değerlendirebiliriz.
Odman'a göre, yalnızca karbon salımına odaklanan yaklaşımlar üretimin nasıl örgütlendiğini ve bunun emek üzerindeki sonuçlarını gözden kaçırabiliyor:
Yalnızca salınan karbon miktarına bakarak bu krizi açıklayamayız. Karbon ve diğer bütün toksik emisyonlarla birlikte hızlanan ve yayılan üretimin emek açısından nasıl düzenlendiğine, yani emek rejimine bakmak hâlâ çok önemli. Çünkü direniş imkânlarını da burada görebiliyoruz.
“Aileler eksik kalan işgücünü çocuklarıyla tamamlıyor”
Çocuk işçiliğinin yalnızca mevsimlik tarımla sınırlı olmadığını belirten Odman, çocukların çalışma yaşamına katılımını emek rejiminin bütününü etkileyen bir mekanizma olarak değerlendiriyor:
Çocukluğun işçileştirilmesi, emek rejiminin bütününde bir disiplin aracı olarak işlev görüyor. Daha ucuz ve daha uysal bir işgücü yaratarak çalışma dünyasının genel koşullarını aşağı çekiyor.
Odman, çocuk işçiliğinin göçmen emeği ve kadınların ücretsiz bakım emeğiyle birlikte düşünülmesi gerektiğini belirtiyor:
Yalnızca devlet eliyle MESEM'lerde ya da meslek liselerinde yaratılan çocuk işçiliğinden söz etmiyoruz. Daha önce de var olan, ancak artık istatistiklerde de derinleştiğini görebildiğimiz fiilî çocuk işçiliği var. Tarlalarda, sokaklarda, sanayide, inşaatlarda ve hizmet sektöründe çalışan çocukların sayısının arttığını görüyoruz.
Odman'a göre çocukların çalışma yaşamına itilmesinin temel nedenlerinden biri, aile gelirlerinin geçinmeye yetmemesi:
Geçinmeye yetmeyen, aileleri ancak süründüren gelirleri tamamlamak için piyasaya sürülen çocuklardan söz ediyoruz. Açlık ve borçla terbiye edilen işçi haneleri, eksik kalan işgüçlerini kendi çocuklarının emeğiyle tamamlıyor.
“Çevresel risklerin de sınıfsal bir coğrafyası var”
Odman, iklim kriziyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir başka meselenin çevresel eşitsizlik olduğunu belirtiyor.
Sanayi kaynaklı toksik kirliliğin de özellikle yoksul bölgelerde yaşayan çocukları etkilediğini söylüyor.
Elbistan Ovası'ndaki çevresel yıkımı anlattıkları Yavaş Ölüm belgeseli için gittikleri Çoğulhan kasabasını örnek gösteren Odman, termik santralin yakınındaki yerleşimde çocukların ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu anlatıyor.
İstanbul ve Adana'daki geri dönüşüm tesislerinin bulunduğu bölgelere baktığımızda yine sınıfsal bir coğrafya görüyoruz. Bu tesislerin İstanbul'un hangi çeperlerinde, Adana'nın hangi mahallelerinde bulunduğuna bakmak yeterli.
Ancak Odman, çevresel kirliliğin etkilerinin yalnızca yoksul mahallelerle sınırlı kalmadığını, kirleticilerin hava ve besin zinciri aracılığıyla toplumun diğer kesimlerine de ulaşabildiğini hatırlatıyor.
Fotoğraf: AA
“Kurşuna maruz kalmak çocuklarda kalıcı hasara yol açıyor”
Akademisyen Aslı Odman, gıda mühendisi Dr. Bülent Şık’ın “Kurşuna Karşı Bir Öğün: Çocukları Gelişim Bozucu Toksik Maddelerden Korumak ve Eğitim Adaletini Güçlendirmek” başlıklı raporuna dikkat çekti.
Odman, “Bülent Şık’ın kurşun raporu bir kişinin çabasıyla ve ne kadar geç bir zamanda çıktı. Bu konuda çok ciddi politikalar, kampanyalar yapılıyor olması gerekiyordu. Çünkü çocuklukta bunlara maruz kalmak geri dönüşsüz bilişsel zedelenmelere neden oluyor” dedi.

Kurşun, yoksulluk ve çocukluk: Sessiz şiddetin raporu
“Bir öğün yemek bile çocukları koruyabilir”
Odman, çocukların iklim krizi ve çevresel riskler karşısındaki kırılganlıklarını azaltmak için öncelikle sağlıklı beslenme, temiz hava, barınma ve eğitim haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguluyor.

Lütuf değil bir çocuk hakkı: Ücretsiz okul yemeği
Özellikle yetersiz beslenmenin çocukları toksik maddelere karşı daha savunmasız bıraktığını belirterek ücretsiz okul yemeğinin önemine dikkat çekiyor:
Çocuklar evde beslenerek okula gidebilirlerse ya da okulda bir öğün yemek yiyebilirlerse gelişimlerini bozan toksik maddelerden daha iyi korunabiliyor. Elbette bu geçici bir çözüm. Ancak eşitsizliğin kısa vadede ölümler, uzun vadede ise sağlık kayıpları üzerinden nasıl ortaya çıktığını gösteriyor.
Çocuk dostu iklim ve afet hazırlığı kılavuzu
“Çocukluk hakkı emek mücadelesinin parçası olmalı”
Odman, çocukların yoksullaşma ve işçileşme riskini azaltmak için ailelere gelir desteği sağlanması, eğitime erişimin güvence altına alınması ve çalışma yaşamının bağımsız kamusal denetim mekanizmalarıyla etkin biçimde denetlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Aslı Odman, çocukluğun işçileştirilmesini kurumsallaştırdığını düşündüğü Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasının kaldırılmasını savunuyor. Mevsimlik tarım işçiliğinde ise çocukların ulaşım güvenliğinin sağlanması, barınma koşullarının iyileştirilmesi ve eğitimden uzaklaşmalarının önlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Ancak bütün bu önlemlerin daha kapsamlı bir emek politikasıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor:
Çocuk işçiliğini emek rejiminin disiplin araçlarından biri olarak tanımladığımız için, en temel çözümün de emek rejimine yönelik mücadelelerde olduğunu düşünüyorum. Bu mücadelelere çocukluk hakkını, yaş ayrımcılığına karşı mücadeleyi ve yaşa dayalı hak ihlallerini de katmamız gerekiyor.
(NÖ/CA)










.jpg)




