İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Birleşmiş Milletler’in İklim Zirvesi (COP31) öncesinde "Pre-COP Antalya Öncesi Son Hazırlıklar" toplantısında iklim gündemi ele alındı.
23 Ekim'de gerçekleştirilen toplantıda, küresel jeopolitik gerilimlerin, tırmanan çatışmaların ve ekonomik dalgalanmaların gölgesinde, iklim krizine karşı uluslararası iş birliğinin geleceği konuşuldu.
Türkiye ve Avustralya’nın eş başkanlığında yürütülecek olan COP31 süreci öncesinde gerçekleştirilen panelde; iklim diplomasisi, enerji güvenliği, kalkınma finansmanı ve iklim adaleti konuları küresel ve bölgesel boyutlarıyla tartışıldı.
Jennifer Morgan: "İklim krizi ve enerji güvensizliği çarpışıyor"
IPM misafir kıdemli araştırmacısı Jennifer Morgan, dünyanın çok kritik bir eşikte olduğunu vurguladı. Morgan, konuşmasına Avrupa’da yaz aylarında aşırı sıcaklar nedeniyle 50 bin kişinin hayatını kaybettiği haberiyle uyandığını söyleyerek başladı.
Morgan, Nepal’de sel felaketlerinde ölen ve kaybolan 7 bin kişiyi hatırlatarak iklim krizinin artık "uzak bir gelecek" değil, "bugünün ve buranın" meselesi olduğunu belirtti.
Savaş ve çatışmaların etkisiyle akaryakıt fiyatlarının yüzde 68, gaz fiyatlarının ise yüzde 45 oranında arttığını belirten Morgan, bu durumun enerji güvenliğini sarstığını ve küresel enflasyonu tetiklediğini söyledi.
Temiz enerji yatırımlarındaki rekora da değinen Morgan, yaşanan zorluklara rağmen temiz enerjiye geçişin hızlandığını söyledi. Jennifer Morgan, yenilenebilir enerji yatırımlarının bu yıl 1,77 trilyon dolara ulaşarak son 5 yılda ikiye katlandığını aktardı.
“2,6 derecelik bir sıcaklık artışı yolunda ilerliyoruz. Dünya en son 3 milyon yıl önce bu kadar sıcaktı. O dönemde modern insan türü henüz yoktu” diyen Morgan, şunları dile getirdi:
“Ülkeler bir öncekinden neredeyse hiç farklı olmayan yeni ulusal planlar sunuyor; oysa bilim insanları bu ülkelere temelde farklı bir yol izlemeleri gerektiğini söylüyor.”
“Ne yazık ki emisyonların 2035'e kadar artmaya devam edeceği görülüyor” diyen Morgan ayrıca Türkiye’yi de eleştirdi:
“Ekonominin geneline yayılan emisyonlarda hızlı bir düşüş olmadan Türkiye, diğer birçok ülke ve Avustralya gibi, 1,5 derece yolunun çok uzağında.”
Morgan bilimsel raporların, ülkelerin yetersiz adımları nedeniyle Paris Anlaşması’ndaki 1,5°C hedefinin aşılacağı bir sürece doğru gidildiğini gösterdiğini belirtti. Her bir derecenin onda birinin bile hayati önem taşıdığını vurguladı.
Türkiye ve Avustralya’nın eşbaşkanlık yapacağı COP31’e ilişkin konuşan Morgan, iki farklı coğrafya ve dinamikte olan ülkenin liderliğini, benzersiz bir fırsat olarak değerlendirdi. Morgan’a göre bu aynı zamanda büyük bir sorumluluk:
"Bir COP başkanı görevine başladığı ilk gün, artık kendi ülkesinin temsilcisi değildir. O kişi küresel iş birliğinin ve dünyanın temsilcisidir."
Jennifer Morgan, iki ülkenin de kendi evinde kömürden çıkış ve karbonsuzlaşma konusunda somut yol haritaları taahhüt etmesi gerektiğini savundu:
“Her iki COP başkanlığının da başarılı bir ortaklığın temelini atmaları için, kendi ülkelerinde fosil yakıtlardan uzaklaşmak için kendi yol haritalarını taahhüt etmeleri mükemmel olurdu. Ve buna, yeni kömür yatırımı yapmayacakları ve her iki ülkede de kömürden çıkış sürecini başlatacaklarına ilişkin bir duyuruyu dahil etmeleri harika olurdu."
Ek olarak Morgan Türkiye’nin COP31 kapsamında gündeme getirdiği 35’te 35 elektrik hedefine de değindi. Morgan, elektriğin yüzde 35’inin yenilenebilir enerjiden üretilmesine ilişkin bu hedefi son derece önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Evren Balta: "Silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık"
İPM’deki etkinliğin devamında gerçekleştirilen panelde konuşan Prof. Dr. Evren Balta, uluslararası ilişkiler ve güvenlik perspektifinden iklim politikalarını değerlendirdi:
“Devlet ile şirketler arasındaki ilişkiler artık her zamankinden daha iç içe geçmiş durumda. Ancak daha az şeffaflık, daha az demokrasi ve daha az kamu güvenliği var; çünkü bu ilişkileri artık eskisi gibi denetlemiyoruz."
Balta, iklim politikasının içinde bulunduğu jeopolitik gerçekliği, “silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık” kavramına işaret ederek yorumladı. Evren Balta şu soruyu yöneltti:
“Güvenlik ve savunmaya çok fazla para harcarsanız, iklim finansmanı nereye gider? Bu, mücadele etmemiz gereken bir başka çelişki.
Bütün bunların içinde iklim adaleti nerede, sosyal adalet nerede, küresel adalet nerede?”
Evren Balta, küreselleşmenin sona ermediğini ancak finansal sistemler, kritik mineraller ve nakliye rotaları gibi küresel bağlantıların artık birer ticaret aracı olmaktan çıkıp devletler tarafından birbirlerine karşı birer baskı ve yaptırım aracı (silah) olarak kullanıldığını belirtti.
Balta aynı zamanda militarizasyon ve rekor askeri harcamalara da değindi. Evren Balta, 2025’in, 1945’ten bu yana en fazla silahlı çatışmanın (65 çatışma) yaşandığı yıl olduğunu hatırlattı. Balta, devletlerin bütçelerini güvenlik ve savunmaya kaydırdığını, bunun da iklim finansmanı bütçelerini baskıladığını ifade etti.

Ülkeler silahlanmaya 2025’te 2,9 trilyon dolar harcadı
Devletlerin artık piyasada sadece bir düzenleyici değil; yatırımcı, planlayıcı ve korumacı olarak rol aldığını belirten Evren Balta, bu durumun "yeşil merkantilizm" ve devlet-şirket ilişkilerinde şeffaflık ile demokrasi kaybına yol açtığı uyarısında bulundu.
Evren Balta, iklim adaletinin bu süreçte "yetim" bırakılmaması gerektiğini vurguladı:
“Enerji dönüşümü hızlandı; öte yandan iklim alanındaki çok taraflılık bir şekilde zayıfladı ve iklim adaleti bir miktar zemin kaybetti.”
Iliana Olivié: "Kalkınma finansmanı sadece resmi yardımlardan ibaret değil"
Kalkınma finansmanı uzmanı Prof. Dr. Iliana Olivié, küresel güneyin finansman ihtiyaçları ve uluslararası yardımların dönüşümüne dair değerlendirmede bulundu. Resmi kalkınma yardımlarının daraldığını aktaran Iliana Olivié, "Daha az kaynakla daha çok iş yapma" fikrinin gerçekçi olmadığını, artık "daha az kaynakla daha az iş" yapılacağını belirtti.
Resmi yardımlar azalırken küresel finansman ekosisteminin değiştiğini belirten Olivié; Çin, Hindistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE gibi yükselen güçlerin kalkınma portföylerini Afrika, Asya ve Latin Amerika’da ciddi şekilde artırdığına dikkat çekti.
Ayrıca kalkınma bankalarının artık rekabet etmek yerine proje havuzları oluşturarak koordineli çalıştığını ekledi.
Olivié, Avrupa’da yaşanan insan kaynaklı iklim krizi nedeniyle gerçekleşen aşırı hava olaylarının ardından Avrupalı ülkelerin "iklim uyumu" konusundaki isteksizliğinin kırılmaya başladığına dikkat çekti:
"Örneğin Avrupalı ülkelerin iklim uyumu konusunu daha büyük bir hırsla ele alma konusundaki isteksizliği, iklim değişikliğinin Avrupa'daki etkilerinin bu kadar açık ve yıkıcı hale gelmesiyle birlikte artık değişiyor olabilir. Belki de uyum konusu artık daha fazla siyasi ilgi görebilir."
Kayıp ve Hasar Fonu konusunda ise Olivié, mevcut finansal sıkışıklık ve güvenlik harcamalarının önceliklendirilmesi nedeniyle daha az iyimser olduğunu dile getirdi.
Dr. Mühdan Sağlam: "Her ükenin kendi gerçekliği var, Türkiye köprü olabilir"
Enerji jeopolitiği uzmanı ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam, fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecinin her ülke için aynı hızda ve yöntemle gerçekleşemeyeceğini vurguladı.
Panama Kanalı’ndaki kuraklık ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik krizlerinin üst üste binerek küresel ticaret ve enerji hatlarını felç ettiğini belirten Sağlam, artık "barış dönemi" enerji mimarisinin geride kaldığını ve "bileşik şoklar" dönemine göre hazırlık yapılması gerektiğini söyledi.
Fosil yakıtlardan kaçarken yenilenebilir enerji teknolojilerinde yeni bağımlılıklar oluştuğuna dikkat çeken Sağlam, dünyadaki kritik minerallerin işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 90’ının Çin’in kontrolünde olduğunu hatırlattı.
Türkiye’nin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 34’ünün kömürden sağlandığını hatırlatan Mühdan Sağlam, Türkiye’nin kömürden çıkış konusunda ise şunları dile getirdi:
“Türkiye’nin kömürden çıkış tarihini açıklaması gerektiğine inanıyorum: Ne zaman, nerede ve nasıl sorularıyla birlikte... Bu, ilk adım.”
Sağlam, Türkiye’nin enerji ithalatçısı ve enerji koridoru olma konumunu kullanarak, en az gelişmiş ülkelerin fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişini destekleyecek mekanizmaların kurulmasında COP31’de bir "köprü" rolü üstlenebileceğini sözlerine ekledi:
"Türkiye burada bir köprü olabilir. En azından en az gelişmiş ülkelerin fosil yakıtlardan uzaklaşarak yenilenebilir enerjiye geçişlerini ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmalarını destekleyecek kısa vadeli mekanizmalar kurulması tartışmasını başlatabilir."




