Bartın ve İstanbul Üniversitelerinden bilim insanları,1984’ten 2014’e kadar İğneada Longoz Ormanları’nın parçası olan Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longozlarından Erikli’nin yüzde 16 daraldığını (109 hektar), Sakagöl longozundaki sulak alanların ise yok olduğunu veya bozulduğunu ortaya koydu. Hakemli dergi Forests’da yayınlanan makale, bölgedeki ekosistem değişimlerinde insan baskısı ve iklim krizinin etkisine dikkat çekiyor.
- Araştırma, İğneada Longoz Ormanlarının bulunduğu bölgede ortalama sıcaklıkların 44 sene içinde 1.8 derece yükseldiğini gösterdi. Araştırmaya göre, yakın gelecekte kuraklık daha da artacak.
- Küresel ısınmanın şiddetlenmeye devam etmesi durumunda, yüzyıl sonunda bölgenin yüzde 89’unda yarı-kurak iklimin hakim olacağı hesaplanıyor.
- Araştırmacılar, ormanlardaki dişbudak ve saplı meşe gibi öncü türlerin de azaldığı uyarısında bulundu.
- Bilim insanları, acilen koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor.
- Bu durumun temel nedeninin artan insan baskısıyla birlikte kuraklık ve su stresi olduğu düşünülüyor.
İğneada Ormanları neden önemli?
Kuru ormanların subasar ormanları ile, derelerin göller, sazlıklar ve kumullarla bir arada bulunduğu nadir bir ekosistem olan İğneada Longoz Ormanları; endemik, nadir ve tıbbi bitki türlerine ev sahipliği yapan, Türkiye’nin önemli bitki alanlarından biri.
Aynı zamanda Avrupa’nın en geniş longoz ormanı olan bu bölge, iklim krizine sebep olan karbondioksiti bitki örtüsüne ve toprağa hapsetmede de kritik rol oynuyor. Bunun nedeni, bitki örtüsünün hızla gelişebilmesi ve karbonun hem toprakta hem de bitki örtüsünde depolanabilmesi:
Subasar ormanları mevsimsel olarak sular altında kaldığı için, toprak yılın uzun bir bölümünde ıslak kalıyor. Bu da bitki artıklarının daha yavaş çürümesini sağlıyor ve karbon toprakta daha uzun süre saklı kalabiliyor. Dolayısıyla bu ekosistemlerin muhafazası, yalnızca biyoçeşitlilik için değil, iklim kriziyle mücadele için de kritik önemde.
Bu çalışma da özellikle kuraklığın ve su stresinin, İğneada Longoz Ormanları’nın hapsedebileceği karbon miktarını azaltabileceği uyarısında bulunuyor.
Kıyı ormanları, kara ve deniz arasında yüksek biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapan ve kritik ekolojik görevler üstlenen özel alanlardır. Kıyı ekosistemleri okyanus yüzeyinin çok küçük bir kısmını kaplamasına rağmen, toplam karbon emiliminde büyük bir rol oynar. Bu karbon yutak alanları, iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça güçlü savaşçılardır.
Bu nedenle ülkemizdeki İğneada Longoz Ormanları'nın mutlak koruma statülerinin tavizsiz biçimde uygulanması gerekiyor.
Çalışmanın yazarlarından
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden
Prof. Dr. Cem Gazioğlu
Araştırmanın yazarları: Uyum önlemi alınmalı
Farklı iklim senaryoları ışığında yapılan modellemeler, yakın gelecekte durumun vahametinin artacağına işaret ediyor:
Emisyonların yüksek seyrettiği senaryoda, bugün büyük ölçüde yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölgenin yüzde 88’inde yarı-kurak bir iklimin hakim olacağı öngörülüyor. Çalışmanın yazarlarına göre ‘‘bu ekolojik baskı ve artan kuraklık, bölgedeki hassas ağaç türlerinin gerilemesine ve sulak alanların karbon yutak kapasitesinin zayıflamasına’’ neden oluyor.
Araştırmayı yapan bilim insanları, İğneada Longoz Ormanları’nda endemik türlerin ve biyoçeşitliliğin korunması için koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor:
Istrancalardan bu ekosisteme su taşıyan derelere daha fazla müdahale edilmemeli. Bölgedeki mevcut baraj ve göletlerden, kurak dönemlerde longozun kurumasını önleyecek miktarda ekolojik can suyu salınımı zorunlu hale getirilmeli. Aslında İğneada’yı besleyen tüm su havzası, tek bir koruma planı altında yönetilmeli.
2007'de milli park ilan edilmişti
İğneada Longoz Ormanları’nın 2007’de Milli Park ilan edilmesinin ardından 2014 yılında, Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longoz ormanlarının yanı sıra Kocagöl ve Sakagöl arasındaki bölgenin de dahil edildiği kapsamlı bir işletme planı hazırlandı.
Forests dergisinde yayınlanan makalede, 1984'te hazırlanan işletme planını 2014 planıyla karşılaştıran araştırmacılar, ormanlarda yaşanan arazi kullanım değişikliklerini tespit ettiler.
Araştırmacılar, ‘‘Ormana su sağlayan sistemi korumazsak, ne kadar çaba sarf edersek edelim, ne Karadeniz Salkımı gibi nadir endemik bitkileri ne de kara leylek gibi canlıları tek tek korumamız mümkün olamaz’’ diyor.
Öncü türlerin bölgedeki varlığı tehlikede
1984 ile 2014 yılı planlarının karşılaştırması, ormanlık alanların hemen hemen aynı kaldığını gösterdi. Ancak detaylı araştırmalar, ekosistemin sağlığı açısından uyarılar içeren bir durumu ortaya koyuyor:
Saplı meşe ve dişbudak gibi kuru ve sıcak koşullara kısmen dayanıklı olan bölgenin öncü türlerinin varlığının kayda değer ölçüde azaldığı görülüyor.
Normal şartlarda, dişbudak ve gürgen ağaçlarının popülasyonlarının artmasının bekleneceğini belirten araştırmacılar, bu gerilemenin ardında insan baskısının yanı sıra iklim kriziyle birlikte şiddetlenen ve uzayan kuraklık olaylarının bulunduğunu ifade ediyor.
Bilim insanlarına göre alandaki değişim sürecini yansıtan bu eğilim, öncü türlerin ormandan kademeli olarak dışlanmasına yol açabilir.
2014’ten bu yana kuraklık periyotları arttı ve bu durum mevsimsel taban suyu taşkınlarını sekteye uğratıyor. Ayrıca havzaya giren tuzlu su miktarının da arttığı anlaşılıyor. Ayrıca o yıllara göre çok ciddi bir yapılaşma var ve devam eden sanayi projeleri, bölgedeki baskıyı artırabilir.
Çalışmanın yazarlarından
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Öğretim Üyesi
Dr. İrşad Bayırhan
Öte yandan Bayırhan, ‘‘Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü, kaçak avcılık, kontrolsüz girişler ve çevre kirliliğine karşı korunması için saha incelemelerini ve fiziksel izleme altyapısını güçlendirmiş görünüyor. Ayrıca bölgenin ekoturizm odağı haline gelmesiyle, bölge halkı ve ziyaretçilerin ormanı koruma konusunda daha güçlü bir farkındalık sahibi olmuş gibi görünüyor’’ dedi.
Sıcaklıklar 44 senede 1.8 derece arttı
Araştırmadan öne çıkan diğer bulgular ise sıcaklık artışıyla ilişkili:
- 1970 ile 2024 arasındaki 54 senede bölgenin ortalama sıcaklığının 13.09°C, yıllık yağış miktarının ise 817.7 milimetre olduğunu gösterdi.
- 1981-2024 yılları arasında yıllık yağışlarda kayda değer bir değişim gözlenmese de analiz sonuçları, özellikle en kuru aylarda yağışların azaldığı ve sıcaklıkların arttığına işaret ediyor. Bu zaman diliminde ortalama sıcaklıkların da yaklaşık 1.8°C arttığı tespit edildi.
- Uzun sürekli kuraklık ve artan sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı stres faktörlerinin giderek öne çıktığı bu dönemde, tarımsal genişleme gibi insan kaynaklı baskılar, ekolojik kırılganlığı daha da artırıyor.
Yüzyıl sonunda bölgede yarı-kurak iklim hakim olabilir
Çeşitli iklim senaryoları altında bölge ikliminin ne şekilde değişeceğini iki farklı endeks aracılığıyla değerlendiren bilim insanları, özellikle ciddi iklim politikalarının devreye alınmaması sonucu ortaya çıkacak olumsuz senaryolarda, bugün büyük ölçüde nemli veya yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölge ikliminin yüzyıl sonuna doğru kuruyacağını tespit etti.
Sonuçlarımız, yüksek emisyon senaryolarında bölgenin büyük ölçüde yarı kurak bir iklim kuşağına dönüşebileceğini ve karbon yutak kapasitesinin risk altında olduğunu ortaya koyuyor.
Bu ekolojik çöküşü önlemek adına, bölgeyi besleyen akarsular üzerindeki insan kaynaklı su baskıları azaltılmak ve havza genelinde dinamik, iklim dirençli bir entegre su yönetimi planını hayata geçirmek gerekiyor.
Çalışmanın yazarlarından
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden
Prof. Dr. Gürcan Büyüksalih
(CA)

