İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), sosyal medya platformlarının Türkiye’deki internet sansüründeki rolünü inceleyen “Dijital İtaat Rejimi: Türkiye’de Sosyal Ağ Sağlayıcıları ve Şeffaflık Yanılsaması” başlıklı yeni raporunu yayımladı.
Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Uzman Araştırmacı Ozan Güven imzalı rapor, Facebook, X, TikTok, YouTube ve LinkedIn gibi küresel platformların Türkiye’de kullanıcı haklarını değil, ticari çıkarlarını korumak adına devletin sansür taleplerine uyum sağladığını gösteriyor.
Rapora göre, 5651 sayılı İnternet Kanunu’nda 2020 ve 2022 yıllarında yapılan değişikliklerin ardından Türkiye’de ofis açan sosyal ağ sağlayıcılar yasal sürece şeklen uyum sağladı. Platformlar Türkiye’deki “temsilcilik” yükümlülüğünü (yerel şirket kurma, sermaye artırımı vb.) büyük ölçüde yerine getirdi.
Ancak bu uyum, hukuki sorumluluk üstlenen gerçek bir muhataplık yaratmadı. Ayrıca sosyal medya platformları pratikte şeffaflıktan uzaklaşarak birer fiilen devletin “dijital itaat mekanizmaları” haline geldi.
Şeffaflık raporları kamu denetimini engelliyor
İFÖD, raporda Meta (Facebook, Instagram), X (eski adıyla Twitter), YouTube, TikTok, VKontakte, LinkedIn, Pinterest ve Ekşi Sözlük gibi platformların yayımladığı şeffaflık raporlarını mercek altına aldı. Akdeniz ve Güven raporda platformların yayımladığı şeffaflık raporlarını “işlevsiz veri yığınları” olarak tanımladı.
Rapora göre Meta ile TikTok, yasal zorunluluğa rağmen, hangi içeriği “kişilik hakları”, hangisini “özel hayatın gizliliği” gerekçesiyle kaldırdığını açıklamıyor.
Platformlar, mahkeme kararlarıyla kaldırılan içeriklerle kendi topluluk kurallarına dayanarak yaptıkları müdahaleleri de net biçimde ayırmıyor. Bu yaklaşım, kamuoyunun sansürü denetlemesini fiilen imkânsız hale getiriyor.
Rapora göre platformlar, şeffaflık raporlarını bir hesap verme aracı olarak değil, bir “uyum belgesi” olarak kullanıyor. Bu yaklaşım, kamusal denetimi güçlendirmek yerine devlet baskısının görünmezleşmesine yol açıyor.
BTK “ticari sır” diyerek verileri gizledi
Rapor, şeffaflık sorununda yalnızca şirketleri değil, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nu (BTK) da sorumlu tuttu.
İFÖD’ün bilgi edinme başvurularına yanıt veren BTK, platformların raporları eksiksiz sunduğunu belirtti ancak bu raporları “ticari sır” gerekçesiyle kamuoyuyla paylaşmadı.
Böylece BTK, şeffaflık raporlarını yalnızca devletin erişebildiği “kapalı devre bildirimlere” dönüştürdü.
Algoritmalarla görünmez sansür
Rapora göre Google başta olmak üzere birçok platform, içerikleri doğrudan kaldırmak yerine algoritmalar aracılığıyla görünmez kılıyor.
Yaman Akdeniz ve Ozan Güven raporda, özellikle haber sitelerine yönelik keyfi trafik kısıtlamalarının “algoritmik gölge sansür” yarattığını ve dijital kamusal alanı daralttığını kaydetti.
LinkedIn, TikTok ve YouTube örnekleri
Rapor, LinkedIn’e özel bir parantez açıyor. Profesyonel iş topluluğu yaratan sosyal medya şirketi Türkiye’ye sunduğu raporda “0” talep aldığını beyan etti. Ancak kendi küresel veri tabanında aynı dönemde Türkiye’den gelen taleplere yüzde 100 oranında işlem yaptığı açıkladı.
TikTok, Türkiye’den gelen içerik kaldırma taleplerine yüzde 90’ın üzerinde uyum sağladı. Platform, sansürü giderek daha fazla “Topluluk Kuralları” gerekçesiyle uyguladı.
YouTube ise Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesine dayanarak içerik kaldırmaya devam etti. Rapora göre platform, hukuki geçerliliğini yitirmiş bir normu fiilen uygulamayı sürdürdü.
X (eski adıyla Twitter) ise Elon Musk yönetimiyle birlikte Türkiye’ye ilişkin veri paylaşımını asgari düzeye indirdi ve Avrupa Birliği’ndeki şeffaflık pratiğini Türkiye’de uygulamadı.
Temsilcilik var, muhatap yok
Raporda yer alan şirket ve temsilcilik tabloları, platformların Türkiye’de kurduğu yerel şirketlerin büyük bölümünün paravan yapı niteliği taşıdığını gösterdi.
X, Meta, YouTube ve TikTok’un Türkiye’de kurduğu şirketlerde, şirket müdürlüğünü yurt dışında yerleşik tüzel kişilerin üstlendiği, bu tüzel kişileri temsil eden gerçek kişilerin de Türkiye’de ikamet etmediği tespit edildi.
Rapora göre bu yapı, idari ve cezai sorumluluktan kaçınmayı hedefliyor. İFÖD, bu temsilcilik modelinin 5651 sayılı Kanun’un öngördüğü “etkin muhataplık” ilkesini boşa düşürdüğünü belirtti.
“Uyumlu aparat” uyarısı
Akdeniz ve Güven raporun sonuç bölümünde, Türkiye’deki yasal rejimin ve idari baskıların, platformların ticari çıkarlarıyla birleştiği söyledi.
Bu sürecin dijital kamusal alanı sterilize ettiğini, tek sesli hale getirdiğini ve kullanıcı haklarını savunmasız bıraktığını belirtti:
“Platformların kamuoyuna sunduğu raporlanın içeriksizliği ile devletin elindeki raporların ‘sır’ olarak saklanması birleştiğinde, Türkiye'deki İnternet yönetişim modelinin, şeffaflığı sağlamaktan ziyade, platformlar ve devlet arasında kapalı kapılar ardında yürütülen bir pazarlık ve veri alışverişi sürecine dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Türkiye'de sosyal ağ sağlayıcılarına yönelik mevcut yasal rejim ve uygulama pratikleri, kullanıcıların ifade özgürlüğünü ve bilgiye erişim hakkını korumaktan ziyade; platformları devletin sansür ve gözetim mekanizmasının birer ‘uyumlu aparatı’ haline getirmiştir.
Platformların şeffaflıktan uzak ve işlevsiz raporlama teknikleri, kullanıcı verilerini koruma konusundaki dirençsizlikleri ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarına rağmen hukuki geçerliliğini yitirmiş normlara dayalı fiili uygulamaları sürdürmeleri, Türkiye'nin İnternet özgürlüğü karnesindeki yapısal sorunların derinleşerek devam ettiğini göstermektedir.”
(HA)

