İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch – HRW) İsrail ve Filistin çalışmalarını yürüten iki araştırmacısı, örgüt yönetiminin İsrail’in Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını reddetmesini “insanlığa karşı suç” olarak niteleyen bir raporu yayımlamayı durdurması üzerine istifa etti.
HRW’nin İsrail-Filistin Direktörü Omar Shakir ile yardımcı araştırmacı Milena Ansari, Aralık 2025’te yayımlanması planlanan raporun, örgütün olağan onay süreçleri tamamlanmış olmasına rağmen son anda “askıya alındığını” belirterek bu kararın siyasi baskı kaygılarıyla alındığını savundu.
Jewish Currents’ten Alex Kane’nin ulaştığı istifa mektuplarında Shakir, “Gerçeklere ve hukuka dayalı, ilkesel bir raporlama anlayışına olan inancımı yitirdim” ifadelerini kullandı. Shakir, bu nedenle HRW’yi temsil etmeye ya da örgüt adına çalışmaya devam edemeyeceğini belirtti.
HRW: Hukuki değerlendirme güçlendirilmeli
HRW ise yaptığı açıklamada, raporun “karmaşık ve ciddi hukuki sonuçlar doğurabilecek” tespitler içerdiğini savunarak, bazı araştırma bulguları ile hukuki değerlendirmelerin örgütün yüksek standartlarını karşılaması için güçlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığını duyurdu.
Açıklamada, raporun yayımlanmasının “ek araştırma ve analizler tamamlanana kadar durdurulduğunu” ifade etti.
Bu süreç, kısa süre önce göreve başlayan HRW’nin yeni icra direktörü Philippe Bolopion’un dönemine denk geldi. Bolopion, örgüt içindeki anlaşmazlığı “karmaşık hukuki ve savunuculuk meseleleri üzerine iyi niyetli bir görüş ayrılığı” olarak nitelendirdi ve HRW’nin Filistinlilerin geri dönüş hakkına desteğinin sürdüğünü savundu.
"Siyasi geri tepme korkusu"
Ancak Shakir ve Ansari, raporun engellenmesinin hukuki değil, siyasi gerekçelere dayandığını ileri sürüyor.
Raporun, İsrail’in on yıllardır sürdürdüğü “geri dönüşü engelleme politikasını”, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yargı yetkisine giren “diğer insanlık dışı fiiller” kapsamında bir insanlığa karşı suç olarak tanımlaması, HRW tarihinde bir ilk olacaktı.
Ansari, özellikle ABD’de Trump yönetiminin UCM’ye yönelik yaptırımlarını hatırlatarak, bu hukuki çerçevenin HRW’ye yönelik siyasi baskıyı artıracağından endişe edildiğini söyledi.
Rapor neyi savunuyordu?
Ocak 2025’te başlanan ve 33 sayfadan oluşan rapor, Gazze ve Batı Şeria’da son yıllarda zorla yerinden edilen Filistinlilerin yanı sıra, 1948 ve 1967’de yerlerinden edilen ve bugün Lübnan, Ürdün ve Suriye’de yaşayan Filistinli mültecilerin durumunu inceliyordu.
Raporda, İsrail’in bu mültecilerin geri dönüş hakkını sistematik biçimde reddetmesinin, “büyük acılara yol açan” ve Roma Statüsü kapsamında insanlığa karşı suç sayılabilecek bir uygulama olduğu sonucuna varılıyordu. Çalışma, UCM’nin 2018’de Rohingyaların Myanmar’a dönüşünün engellenmesine ilişkin kararına da atıf yapıyordu.
Örgüt içinde tepki
Raporun durdurulmasının ardından HRW içinde de ciddi tepkiler yükseldi. Aralarında 200’den fazla çalışanın imzası bulunan bir mektupta, kararın örgütün güvenilirliğini zedeleyebileceği ve siyasi müdahale algısı yaratabileceği uyarısı yapıldı.
Eski HRW Direktörü Kenneth Roth ise raporun hukuki yorumlarının “savunulamaz” olduğunu öne sürerek, kararın siyasi değil, editoryal bir müdahale olduğunu savundu.
Filistinli örgütlerden eleştiri
Filistinli sivil toplum örgütleri de gelişmeleri yakından izliyor. Filistinli STK’lar Ağı’ndan Ubai Aboudi, HRW’nin rapor yayımlama süreçlerinde siyasi kaygıların etkili olması hâlinde, örgütün güvenilirliğinin ciddi biçimde sorgulanacağını söyledi.
Shakir ise istifasının ardından yaptığı değerlendirmede, “Filistinli mültecilerin onlarca yıldır süren acılarının neden anlatılamadığını bilmeye hakları var” dedi ve ekledi: “Dünya, özellikle bugün, güçlü ve ilkelerine sadık bir İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne ihtiyaç duyuyor.”
Yine de HRW'nin 2021 tarihli İsrail'i apartheid suçu işlemekle suçlayan raporu bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Söz konusu raporda Bolopion'un da imzası vardı.
(HA)



