Antalya’nın Kepez ilçesinde yaşanan hortumda, iki konteyner parçalandı, kule vinci devrildi. Dört kişi hayatını kaybetti. Hortumun vurduğu şantiyeden gelen görüntüler, hortumun yıkıcı etkisini gözler önüne serdi.
bianet’e konuşan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, hortumun bir “tehlike” olduğunu belirten Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, ölümlere dönüşüp dönüşmemesinin insanların nerede, hangi koşullarda yaşadığına ve korunma imkanlarına bağlı olduğunu söylüyor:
“Kepez'de hortumun yanındaki sağlam yapılar ayakta kaldı, hatta yan taraftaki konteynerler bile zarar görmedi. İnsanları öldüren, o dar izin tam üzerinde, sabitlenmemiş hafif bir yapıda kalıyor olmalarıydı. Aynı hortum aynı gece sağlam bir binadaki insanları öldürmeyecekti.”
Öte yandan Antalya’da hortuma sabitlenmemiş konteynerlerde yakalanan işçilerin hayatını kaybetmesi, deprem bölgesinde hala konteynerlerde sürdürülen yaşam mücadelesini akıllara getiriyor.
bianet’e konuşan CHP’li Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’nın AFAD'a dayandırdığı verilere göre; Hatay’da şuan 90 adet konteyner kent bulunuyor. Bu konteyner kentlerde yaklaşık 55 bin kişi yaşıyor.
Mayıs 2023’ten bu yana Samandağ’da konteynerde yaşayan Güney Oruç ise aşırı sıcaklarda, selde ve fırtınada konteynerde yaşadıklarını anlatıyor:
"Bırakın konteynerleri, yeni yaptıkları evleri kötü yapmışlar. Berbat durumdalar.”
Hortumlar artıyor mu?
Sema Özen Bayraktar ve Prof. Dr. İhsan Çiçek’in 2022’de Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi’nde (JSHSR) yayınlanan “Türkiye’de Hortum Olayları” başlıklı araştırma makalesine göre; Türkiye’de hortumların sayıları son yıllarda artış gösterdi. Buna göre; 2000-2020 yılları arasında toplam 520 hortum kaydedildi, bunların 178'i Antalya'da gerçekleşti.
Araştırmaya özellikle 2009’dan sonra kayıtlarda artış olduğunu belirtirken iklim kriziyle hortumlar arasındaki ilişkinin henüz netleşmediğine dikkat çekiyor.
Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı da kayıtlardaki artışın dikkatle yorumlanması gerektiğini, Türkiye’de hortumları düzenli biçimde izleyen ve sınıflandıran kurumsal bir veri sistemine ihtiyaç olduğunu söylüyor.

COP31 ev sahibi Antalya’da hortum: Uyarılar neden hayat kurtarmadı?
Hortumun haritası: Antalya’dan İskenderun Körfezi’ne…
Türkiye’de 2000-2020 arasında gerçekleşen hortumların dağılışı ise “Türkiye’de Hortum Olayları” çalışmasında şu harita üzerinden gösterildi:

Haritada Akdeniz’deki kaydedilen hortumların İskenderun Körfezi üzerinden Hatay’a doğru uzandığı görülüyor. Doç. Dr. Yavaşlı, Hatay’la Antalya’yı aynı kabul etmemek gerektiğini söyleyen uzman, Hatay’da tehlikenin ağırlığının hortumdan çok sel ve su baskınlarında olduğunu belirtiyor.
Yalnızca Hatay’da 55 bin kişi, konteyner kentlerde yaşıyor
TBMM’ye verilen soru önergelerine gelen Bakanlık cevaplarında 4 Mayıs 2026 itibarıyla deprem bölgesi ilan edilen 11 ildeki konteyner kent sayısının 215 olduğu bildirildi.
bianet’e konuşan CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’dan aldığımız bilgiye göre; 2 Kasım 2026 tarihi itibarıyla Hatay’da 90 adet konteyner kent bulunuyor. Bu konteyner kentlerde yaklaşık 55 bin kişi yaşıyor. Bu kişilerin yüzde 65-70 civarı ise depremden önce kiracı olan yurttaşlardan oluşuyor.
Yıldırım, konteyner kentlerde kalan insanların en yoksul kesim olduğunu da ayrıca dile getiriyor. Buna göre Mayıs’tan bu yana konteyner kentlerde yaşayan insanların sayısı yüzde 50 azalmış.
Üç buçuk yıldır konteynerde yaşıyor
Mayıs 2023’ten bu yana konteynerde yaşayan Güney Oruç, bunun etkilerini birincil elden yaşayan bir depremzede. Samandağ’da konteynerde annesiyle birlikte yaşayan Oruç'un 30 köpeği, 29 da kedisi var. Oruç, aşırı sıcak, yağmur, sel ve kuvvetli rüzgârın günlük yaşamlarını zorlaştırdığını anlatıyor.
Konteynerde birlikte yaşadığı babasını kısa bir süre önce kaybetmiş. Oruç, babasının kas kaybı sonucu hayatını kaybetmesini konteyner koşullarının yetersizliğiyle ilişkilendiriyor.

“Çok kırılganlar, ama her tehlike için başka bir nedenle”
Tam da bu noktada afet bölgesinde konteyner kentlerde yaşayan insanlar için hortum, sel, su baskını vb tehlikelerin boyutunu sorduğumuz Doç. Dr. Yavaşlı, şöyle yanıt veriyor:
“Konteyner kentlerde yaşayanlar için tehlikelerin sırasını doğru koymak gerekiyor. İklim sinyalinin en güçlü olduğu ve en sık hissedilen tehlikeler aşırı sıcak ve ani sel. Hortum daha seyrek ama daha ölümcül.
2023'ten bu yana tekrarlanan su baskınları ve yaz sıcakları tek tek manşet olmasa da çok daha fazla insanı etkiliyor. Afet sonrası iyileşme ile iklim uyumunu bu yüzden ayrı başlıklar olarak ele alamayız. En kalıcı çözüm de insanların güvenli ve sağlıklı kalıcı konutlara bir an önce kavuşması.”
Yavaşlı’ya göre; konteyner kentlerin konumlarındaki en kritik değişken dere yatağına ve taşkın ovasına yakınlık. Asi Nehri'ne yakın kurulan kamp alanları için taşkın riskine değinen Yavaşlı, şunları aktarıyor:
“Eğim de belirleyici. Önü açık, rüzgârı kesecek yapı ya da ağaç dokusu olmayan düzlüklerde hafif yapılar rüzgâra doğrudan maruz kalıyor. İskenderun, Arsuz ve Samandağ kıyısındaki alanlar da deniz hortumlarının karaya çıktığı ilk birkaç kilometrelik şeritte. Öte yandan kıyıdan uzak olmak da tek başına güvence değil, Kepez bunu gösterdi.”
Uzman isim, hangi konteyner kentinin ne kadar riskli olduğuna ilişkin bir analiz yapılmasının zor olmadığını, ancak bu analizin yapılıp yapılmadığı ve yapıldıysa neden paylaşılmadığının önemli bir soru işareti olduğunu söylüyor.


Hatay'da şiddetli yağış: Dört konteyner kentte su baskını yaşandı
Konteyner gibi geçici barınakların aşırı hava olayları karşısında kalıcı konutlardan daha mı kırılgan olduğunu sorduğumuz Doç. Dr. Yavaşlı’ya göre; “Çok kırılganlar, ama her tehlike için başka bir nedenle.”
Kepez'de hayatını kaybedenlerin depremzede değil, şantiye işçisi olduğunu, ancak yapı tipi konteyner olduğu için derslerin ortak olduğunu ifade ediyor:
“Ama bir konteynerin dayanıklılığı nasıl üretildiğine, zemine nasıl bağlandığına ve nereye kurulduğuna göre çok değişiyor. Bu yüzden bütün konteynerler için ‘kalıcı konuttan şu kadar daha riskli’ gibi tek bir oran vermek doğru olmaz.”
Rüzgârda sorunun ağırlık ve bağlantı olduğunu da aktaran Doç. Dr. Yavaşlı, “Hafif çelik panelli bir konteyner, geniş yan yüzeyi ve düşük kütlesi yüzünden zemine sabitlenmemişse kayabilir, devrilebilir, havalanabilir” diyor ve ekliyor:
“Türkiye'de kaydedilen hortumlarda en sık görülen şiddet F1, yani saatte kabaca 115 ile 180 km arası rüzgâr. Bu şiddette betonarme bir evin genellikle çatısı ya da camları zarar görür, içindekiler ise hayatta kalır.
Sabitlenmemiş bir konteyner ise içindekilerle birlikte savrulur. Kepez'de işçilerin yüzlerce metre öteye savrulduğu bildirildi. Bu ilk örnek de değil. Ocak 2026'da Antalya Aksu'daki hortumlarda da devrilen konteynerler yüzünden yaralananlar olmuştu. Çevredeki çatı levhaları, inşaat malzemeleri gibi uçuşan parçalar da ayrı bir tehlike.”
Güney Oruç da çok fazla rüzgâr çıktığında her seferinde konteynerin devrileceğini düşündüğünü anlatıyor. Konteynerlerin serbest ayakları olduğunu söyleyen Oruç, bir kez de hortum geldiğini aktarıyor. Hortumun konteynerın arka kısmında meydana geldiğini, neredeyse buradaki ağacı söküp atacak kadar güçlü olduğunu söylüyor.
Hızla kurulan kentler
Selde ise sorunun konum ve zemin olduğunu aktaran Doç. Dr. Doğukan Yavaşlı, şu eleştiride bulunuyor:
“Konteyner kentler hızla kurulabilsin diye düz alanlara, çoğu zaman ova tabanlarına ve dere kenarlarına yerleştirildi. Çoğunun tabanı toprağın birkaç santim üzerinde. Hatay'da konteyner kentlerin Ekim 2023'ten Nisan 2026'ya kadar defalarca su altında kalması bu yüzden rastlantı değil. Altyapısı tamamlanmamış, drenajı düşünülmemiş bir alanda sıradan bir sağanak bile sele dönüşebiliyor.”
Güney Oruç, altyapı sorunu nedeniyle yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Bırakın konteynerleri, yeni yaptıkları evleri bile kötü yapmışlar. Her yerden su geçiriyor. Berbat durumdalar. Konteynerin üstüne branda çekince biraz düzeliyor. Ama brandasız içeriye epey su geçiriyor. Hiç özenilmemiş. Yapmak için yapmışlar. Birleşme kısımlarından, tavandan ve yanlardan giriyor yağmur. ”

Deprem bölgesinde sel | Ölü sayısı 14'e yükseldi
“Artık yağmuru hiç sevmiyorum”
Sağanak yağış, olası sel ve su baskınları öncesinde uyarı yapıldığını söyleyen Güney Oruç, yetersiz barınma koşullarına işaret ederek “Normalde eskiden yağmuru severdik ama artık ben yağmur hiç sevmiyorum” diyor.
Oruç, deprem gününden bu yana yağan her yağmurun altyapıdaki yetersizlikler ve olumsuz barınma koşulları nedeniyle bir sorun haline gelmesinden dolayı artık böyle hissettiğini söylüyor.
“İklim krizi kırılganlığı büyütüyor”
Doç. Dr. Yavaşlı, konteynerlerde en fazla insanı etkileyen tehlikelerden birinin aşırı sıcak olduğunu söylüyor. Uzmana göre; ince metal yüzeylerin ısıyı hızla içeri taşıması ve sıcak gecelerde yapının yeterince serinleyememesi özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar için sağlık riski yaratıyor.
Yavaşlı’ya göre asıl sorun, birkaç aylık kullanım için düşünülen bu yapıların üç buçuk yılı aşkın süredir barınma amacıyla kullanılması. Ayrıca Yavaşlı'ya göre; iklim krizi bu kırılganlığı artırıyor:
“Geçici bir yapı, hiç de geçici olmayan bir sürede iklimin bütün mevsimlik tehlikeleriyle karşılaşıyor.”

İstanbul'daki sel felaketinde can kaybı 7'ye yükseldi
Kentler iklime dirençli mi?
TMMOB Hatay İl Koordinasyon Kurulu da daha önce zaten afet yaşamış bir şehir olan Hatay’da her gün yeni bir afet yaşandığına ilişkin bir açıklama yaptı. Depremin ardından geçen üç buçuk yılda her gün yeni bir afet yaşandığı belirtilerek eleştirilen altyapı eksiklikleri üzerinden COP31 sürecinde hükümetin sürekli dile getirdiği “iklime dirençli kentler”in bir çelişki olduğu söylendi.
Ayrıca çalışmalar Akdeniz’in küresel ortalamaya göre yüzde 20 oranında daha hızlı ısındığını ortaya koyuyor. Bu nedenle iklim krizinin Akdeniz’de halihazırda baskı altında olan ekosistemler, kırılgan ekonomiler ve toplumlar üzerinde ek baskı oluşturması bekleniyor.
Yavaşlı, Akdeniz’de hem sıcaklıkların yükseldiğini hem de yağışların daha kısa sürede ve daha yoğun düşme eğilimi gösterdiğini belirtiyor. Bunun konteynerlerde yaşayanlar açısından daha uzun sıcak dönemler ve daha yüksek ani sel riski anlamına geldiğini söylüyor.
Akdeniz İklim ve Çevre Değişikliği Uzmanlar Ağı (MedECC), şiddetli yağış olaylarının yaz dışındaki tüm mevsimlerde yüzde 10-20 şiddetlenmesini, deniz suyu sıcaklığının da 2100'e kadar 1961-1990 ortalamasına göre 1,8 ile 3,5 °C artmasını bekliyor.
Yağışlar sele dönüşürken "Yeni Hatay Modeli"
TMMOB ise bilimsel uyarıların teknik raporların ve değerlendirmelerin dikkate alınmadığı, plansızlık, denetimsizlik ve günü kurtarmaya yönelik uygulamaların Hatay’ı her yağmurda yeniden bir afetle karşı karşıya bıraktığı ayrıca ifade edildi.
Öte yandan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise deprem bölgesinde tamamlanan 455 bin konutu hükümetin iklim uyumu politikasının örneği olarak gösterdi; yeni konutların enerji kullanım yoğunluğunun önceki yapılara göre yüzde 39 düşük olduğunu söyledi.
TMMOB Hatay İl Koordinasyon Kurulu ise yeniden inşa sürecindeki “afetlere dirençli kentleşme” söylemiyle Hatay’daki yağmur suyu altyapısının durumu arasında çelişki bulunduğunu savundu.
Yapılan TOKİ’leri de yağmur yağdığında su bastığını anlatan Güney Oruç, bu binaların güvenilir olmadığını da düşündüğünü söylüyor. Depremden önce Samandağ’ın Atatürk Mahallesi’nde yaşadıkları evin olduğu arazi şimdi rezerv alan. Konteynerden sonra kalıcı bir eve ne zaman geçecekleri ise belirsiz.
Öte yandan yaşadıkları konteyner kentten çıkarılacaklarını öğrendiklerini söyleyen Güney Oruç, elektriklerinin kesileceği konusunda da bilgilendirildiklerini aktarıyor. Barınma konusunda herhangi bir güvenin hala söz konusu olmadığını da sözlerine ekliyor:
“Gelecek karanlık. Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor.”
Bir yıl içinde evlerin teslim edileceği yönündeki vaadi de hatırlatan Oruç, “Değil bir yıl beş buçuk yıl daha sürecek” diyor.

Hatay Valiliği ve AFAD 'yol çalışması' diyerek depremzedeleri ikinci kez yerinden etti
“Bu tesadüf değil, bir örüntü”
Doç. Dr. Yavaşlı da iklim zirvesinden yalnızca iki hafta önce dört işçinin hayatını kaybetmesinin ne kadar sarsıcı olduğuna dikkat çekerek kısa sürede yaşanan benzer olayları hatırlatıyor:
“İki hafta içinde, 14 Ekim'de İstanbul ve Kocaeli'de sekiz, 26 Ekim'de Antalya'da dört kişi aşırı hava olaylarında öldü. Bu tesadüf değil, bir örüntü. Tehlike herkesin üzerine aynı yağsa da can kaybı en kırılgan barınakta, uyarıyı en geç duyan insanda yoğunlaşıyor. Güvenli bir binada oturan, uyarıya erişimi olan biriyle şantiyedeki bir konteynerde uyuyan göçmen bir işçinin karşı karşıya olduğu risk aynı değil.”
Uyarılar ne kadar yeterli?
Peki geçici barınaklarda yaşayanları korumak için nasıl önlemler alınabilir, uyarılar nasıl yapılmalı? Doç Dr. Yavaşlı, bunu şöyle yanıtlıyor:
“Erken uyarı yalnızca bir mesaj göndermek değil. İnsanların uyarıyı zamanında alması, ne anlama geldiğini anlaması ve gidebilecekleri güvenli bir yerin gerçekten var olması gerekiyor. Bir konteyner kentte yaşayan aileye gece ‘hortum riski var, tedbirli olun’ demek tek başına bir şey ifade etmiyor. O aile hangi durumda konteynerden çıkacağını, nereye gideceğini, çocuklarıyla ya da yaşlı yakınlarıyla oraya nasıl ulaşacağını önceden bilmeli. Gideceği yerin kapısı da o saatte açık olmalı.”
“Ölenlerin üçü Suriyeliydi, Türkçe uyarı onlara ulaştı mı bilmiyoruz”
Antalya’da ölenlerin üçünün Suriyeli olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Yavaşlı, bu önlem zincirinin üretim kısmının görece iyi işlediğini belirterek, şunları aktarıyor:
“MGM il ve ilçe düzeyinde, renk kodlu ve saatler öncesinden uyarı yayımlıyor. AFAD da kuvvetli yağış beklenen illerde, Ekim'de İstanbul ve Antalya'da olduğu gibi telefonlara kısa mesaj gönderiyor.”
Doç. Dr. Yavaşlı’ya göre; kopukluk son halkada, yani uyarının sahada somut bir karara dönüştüğü noktada:
“Kepez'de kimin hangi bilgiyi ne zaman aldığını bir soruşturma netleştirecek ve o netleşmeden tek bir kurumu ya da kişiyi işaret etmek doğru olmaz. Ölenlerin üçü Suriyeliydi ve yalnızca Türkçe yayımlanan bir uyarının onlara ulaşıp ulaşmadığını bilmiyoruz.”
Uyarıyı bireyin telefonuna bırakmanın yetmediğini, bunu sorumlu bir kişiye bağlamak gerektiğini belirten Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, şunları dile getiriyor:
“Her konteyner kentin yöneticisi ve her şantiyenin iş güvenliği sorumlusu, MGM uyarısını aldığında ne yapacağını yazılı bir protokolle bilmeli. Kim kimi uyandıracak? Hoparlörden hangi dillerde anons yapılacak? Elektrik ya da telefon şebekesi kesilirse ne olacak? Yaşlılara ve engellilere kim yardım edecek? Bu planlar orada yaşayanlarla birlikte hazırlanmalı ve tatbikatla denenmeli. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün ‘Herkes İçin Erken Uyarı’ girişimi de uyarının yayılmasını ve insanların ona göre davranabilecek hazırlıkta olmasını tahminden ayrı birer ayak olarak sayıyor.”
Bugüne kadar yaşamış oldukları benzer afet ve aşırı hava durumlarından korunmak ve yardım almak için hangi kurumlarla iletişime geçebildiklerini sorduğumuz Güney Oruç, AFAD gibi kurumları yetersiz kaldıkları konusunda eleştiriyor.

Kağıt üzerindeki uyum
İklim konferanslarında çoğunlukla küresel hedefler, emisyonlar ve finansmanın konuşulduğunu, her birinin önemli olduğunu belirten Yavaşlı, “Türkiye'nin kâğıt üzerinde bir uyum çerçevesi de var” diyor:
“2024-2030 İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı, afet riskinin azaltılması ve kentsel alanlar dahil 40 strateji ve 129 eylem içeriyor. Ama Kepez bize uyumun asıl sınavının çok daha somut sorularda verildiğini hatırlatıyor.”
Son olarak Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, COP31 öncesi taahhütlerin değil, somut adımların önemine dikkat çekiyor:
“Ev sahibi ülke olarak Türkiye'nin COP31'e götürebileceği en inandırıcı şey yeni bir taahhüt metni değil, bu dersleri uygulamaya döktüğünü gösteren birkaç somut adım olur. Geçici barınaklar için bir rüzgâr ve sel standardı, uyarıyı sahadaki bir eyleme bağlayan bir protokol ve konteyner kentler için kamuoyuyla paylaşılmış bir risk haritası bunların başında geliyor.”
(CA)












