Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, bugün partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hatimoğulları, konuşmasına 5 Şubat’ta İzmir’deki sağanak yağışın ardından hayatını kaybeden, ikisi çocuk beş kişinin ailelerine başsağlığı dileyerek başladı.
Toplantıya katılan İliçli ailelere de teşekkür eden Hatimoğulları, İliç’te yaşamını yitiren işçilerin yakınlarıyla dayanışma içinde olacaklarını vurguladı.
6 Şubat 2023’te meydana gelen Maraş merkezli depremlere de değinen Hatimoğulları, ilk 72 saatte devletin sahada olmadığını belirterek, enkaz altındaki insanların ölüme terk edildiğini söyledi.
“Enkaz altında kalan iktidarın ta kendisidir”
Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Hatimoğulları’nın konuşmasından satır başları şöyle:
“Şimdi toplu konutlar yapılıyor. Anahtar teslim ediliyor. Ama depremzedeye boş kâğıt, boş senet imzalatılıyor. Neden? Devlet daha sonra oraya bir rakam yazacak. Yetkililer oraya bir rakam yazacak. Ayrıca defalarca dile getirdiğimiz bir konu var ki, o da deprem bölgesinde yaşanan elektrik kesintileridir. Ayıptır, insanlar yılbaşına bir haftalık elektrik kesintisi ile girdi. Bunu hangi vicdan kabul eder? Elektrik kesintileri giderilmelidir.
“Yine vergi mükellefleri esnaflar yani deprem bölgesindeki vergi mükellefleri ve esnaflar mücbir sebebin uzatılmasını talep ettiler. Hepimize ulaştılar. Hem iktidarın hem muhalefetin milletvekillerine ulaştılar. Bizler de yetkililerle defalarca görüştük. Deprem bölgesinde mücbir sebebi uzatın diye. Ancak uzatmadılar, şu bilinsin ki; oradaki esnaf, oradaki vergi mükellefi hâlâ mücbir sebebin uzatılmasını bekliyor. Biz bunları dile getirdiğimizde iktidar diyor ki, ‘Deprem üzerinden siyaset yapıyorlar.’ Biz bu acı üzerinden reklam yapan, propaganda yürüten, savunma psikolojisiyle konuşan, enkaz altında kalan bu iktidarın ta kendisidir diyoruz.”
ESP operasyonu: Bir dosyadan 77 insan tutuklandı
Konuşmasının devamında ülkedeki ekonomik krize, Jeffrey Epstein dosyalarına, İran’daki son gelişmelere ve 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik düzenlenen operasyona değinen Hatimoğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bileşen partimiz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik yapılan siyasi operasyonda 96 kişi gözaltına alındı. Bir dosyadan 77 insan tutuklandı. O büyük büyük gazete manşetlerinde tırnak içinde terör yaftası yapıştırmaya çalışanlar şimdi söyleyeceğimi dikkatle dinlesinler. Umarım biraz hicap duyarlar bundan. Ne ile suçlanıyorlar biliyor musunuz? Çocuk emeğini sömüren MESEM’lere karşı yaptıkları eylemler, Suruç Katliamı için anma düzenleme, Che Guevara posteri bulundurma, adliyede görülen toplumsal davaları takip etme. Bunları suç olarak addetmişler. Ha bir de suç sayılan bir kitap var: Komünist Manifesto. Komünist Manifesto; kapitalizme karşı işçinin, emekçinin, yoksulun, ezilenin, sömürülenin hakkını savunan bir ideolojiyi anlatıyor. Bu kitap hepimizin kütüphanesinde var. Bu kitap dünyada en çok okunan kitaplardan. Bunu suç sayanlara öneriyoruz. Bu kitabı alın, hakkıyla okuyun. Belki gücün değil; ezilenin, sömürülenin yanında olmanız gerektiğinin idrakine varırsınız. Bu kitap suç değildir.”


Komünist Manifesto, ESP operasyonunda ‘delil’ oldu
“Siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam bir zemine oturamaz”
Hatimoğulları, konuşmasının devamında Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine değinerek, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Şam arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasına dikkat çekti ve Türkiye’deki sürecin de bu bağlamda ivme kazanması gerektiğini söyledi:
“Türkiye’deki barış ihtiyacı uzunca bir süredir Suriye’ye, Rojava’ya ve sınır ötesindeki gelişmelere bağlandı. Barış sürecinde somut adımlar atılmadı. DEM Parti olarak defalarca söyledik, Türkiye’de barışı başka dosyaların rehinesi haline getirmeyin. Bugün gelinen noktada SDG ve Şam yönetimi arasında 30 Ocak anlaşması imzalandı. Türkiye’deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmanın tam da zamanıdır.
“Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya konulmalıdır. Barış dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların, demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımı sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Anadilinde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kültürel inkar sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır.
“Sürecin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır”
“Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, tüm Kobanî davası tutsakları, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam bir zemine oturamaz. Kent Uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalıdır. Komisyon raporu TCK, TMK ve İnfaz Kanunu’nda kapsamlı değişiklikleri önermelidir. TMK demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalı. İnfaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmeli. ‘Umut hakkı’ Sayın Abdullah Öcalan dahil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmada hukuki bir zemin tanınmazsa hukuki zemin eksik kalır. Ayrıca şu bilinmelidir ki bu sürecin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir.
“Barış toplumun nefes alması demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. Gözle görülür bir değişimin başlaması şarttır. Adres bellidir: Demokrasi, hukuk ve özgürlükler.”
Fidan’a yanıt
Hatimoğulları, gazetecilerin sorularını yanıtlarken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dün akşam (9 Şubat) yaptığı açıklamalara da değinerek şunları söyledi:
“Sayın Hakan Fidan’ın açıklamalarını son derece talihsiz buluyoruz. Adeta haritadan bakarcasına yeni yokuşlar nasıl üretilebilir, diye bakılıyor. Yaptığı açıklamayı sürecin ruhuna uygun olarak görmüyoruz. Biz, bölgesel düzeyde barışın ilerlemesi için daha yapıcı adımların atılmasını beklemekteyiz.”
🔴 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’ndan Hakan Fidan’a yanıt:
— bianet (@bianet_org) February 10, 2026
🗣️ “Açıklamalarını son derece talihsiz buluyoruz. Adeta haritadan yeni yokuşlar nasıl üretilebilir, diye bakılıyor.” pic.twitter.com/g89HAaz7Kr
Fidan, katıldığı televizyon yayınında “Bu işin bir de Irak ayağı var. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var. İnşallah Irak’ta buradakinden ders çıkarırlar da daha akıllı bir karar alırlar ve oradaki geçiş daha kolay olur,” demişti. (TY)

