ABD-İsrail ittifakının İran'a yönelik saldırısı ve İran'ın verdiği karşılık tüm dünyanın gündeminde. Hamaney sonrası nasıl bir İran ortaya çıkacak? İran'ın karşılığı sadece askeri mi olacak yoksa Hürmüz boğazı üzerinden ekonomik sonuçları mı olacak? Hamaney'in ölümü rejimin çözülmesine yol açacak mı?
Saldırının ardından çok sayıda soruya cevap aranıyor. Spot Basın Kooperatifinden Gazeteci İrfan Aktan, konuyu gazeteci Arif Keskin ile birlikte ele aldı. Keskin, "Hamaney’in ölümü rejim açısından ve İran açısından ne anlama geliyor?" sorusuna "1979’dan sonra kurulan İslam Cumhuriyeti tarihinde yeni bir sayfa açılıyor." yanıtını verdi.

İran doğruladı: Hamaney, ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybetti

Ali Hamaney kimdir?
Hamaney 1979’dan sonraki ikinci liderdi. Önce Humeyni vardı; Humeyni 1989’da öldü. Humeyni’den sonra Hamaney lider oldu ve 1989’dan bugüne yaklaşık 37 yıldır liderlik makamını yürütüyordu. Şimdi üçüncü lider dönemi başlıyor; bu bir kırılma anıdır.
Bunu anlamak için liderin İran anayasasındaki ve fiiliyattaki yetkilerine bakmak gerekir. İran’daki yönetim modeli vilayet-i fakih kurumu üzerine inşa edilmiştir. Bu, İran yönetim modelinin kalbi ve beynidir. Türkiye’de “dini lider” ya da “ruhani lider” deniyor; doğru olsa da bu kavramlar onun siyasal yetkilerini gölgeleyebiliyor. O, yalnızca dini bir pozisyon değil; tam anlamıyla politik lider, devletin başıdır.
Örnek vereyim: İran’da güçler ayrılığı var gibi görünür; yargı, yürütme, yasama. Ancak yargı erkinin başkanını doğrudan lider atar. Cumhurbaşkanının seçilebilmesi için Anayasa Koruyucular Konseyi’nin onayından geçmesi gerekir. Konseyin 12 üyesinden 6 din adamı üyesi belirleyicidir ve onları lider belirler. Dolayısıyla cumhurbaşkanı ya da milletvekili adaylığı, bu mekanizma üzerinden filtrelenir. Seçimi kazanmış olsa bile cumhurbaşkanının göreve başlaması için liderin onayı gerekir.
Lider aynı zamanda başkomutandır; askeri güçler ona bağlıdır. Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’nin kararları liderin onayıyla yürürlüğe girer. Ekonomiden dış politikaya makro siyaseti belirleme yetkisi vardır; ABD, nükleer dosya gibi kritik dosyaları doğrudan yönetir. Bu nedenle cumhurbaşkanı çoğu zaman bir “icra makamı” olmaktan öteye geçemez; liderin onaylamadığı bir çizgide ilerleyemez.
İran’da çifte yönetim modeli vardır; adeta “iki devlet” gibi. Ülkeyi fiilen liderin doğrudan bağlı olduğu kurumlar yönetir. Kültür Devrimi Konseyi gibi üst kurulların kararlarını meclis bile iptal edemez; üyeleri lider tarafından belirlenir. Özel radyo-televizyon yoktur; devlet televizyonu lidere bağlıdır. Çok sayıda gazete kontrolündedir. Devrim Muhafızları’nın ekonomik ve idari ağı da bu sistemle ilişkilidir. İran ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’ı vakıflardadır ve vakıflar doğrudan lidere bağlıdır; bu alan Sayıştay denetiminin de dışındadır.
Dolayısıyla Ayetullah Ali Hamaney, askeri, siyasi, hukuki her alanda belirleyici ana aktördü; şimdi o yok. Yerine birini atamak kolay mı? Bu yüzden liderin değişmesi, ülkenin “patronunun” değişmesi demektir ve büyük sonuçlar doğurur.
Anayasa’ya göre lider ölünce geçici bir “liderlik konseyi” kurulur: Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasa Koruyucular Konseyi’nden bir din adamı. Bu şura ülkeyi yönetirken aynı zamanda yeni liderin seçilmesini organize eder. Yeni lideri seçme yetkisi ise Uzmanlar Meclisi’ndedir (Meclis-i Hobreğan); büyük ayetullahlardan oluşur ve lideri seçmekle görevlidir.
İsrail ve ABD'nin açık tehdidine rağmen Hamaney'in güvenli bir yerde konumlanmamış olmasına ilişkin soruya ise Keskin'in yanıtı "Bana göre İran, Trump’ın tereddütlü tavrını yanlış okudu; bunu “korkaklık” gibi yorumladı. İran basınında “Trump tüccardır, risk almaz” söylemi yaygındı. Trump’ın sarkaç gibi açıklamalarını İran’dan korktuğu şeklinde yorumladılar. İsrail–ABD ilişkisinin kapasitesini ve İsrail’in neler yapabileceğini doğru okuyamadılar." oldu.

İrfan Aktan'ın "İran’ın ekonomik olarak da yıkıcı bir etkisi olabilir. Hürmüz Boğazı’nı kapatmak mesela… İran bunu yapabilir mi?" sorusu karşısında ise Arif Keskin, "İran Hürmüz Boğazı’nı kapatabilir; isteyenler de var, irademiz var diyorlar. Ama bu çok riskli bir adımdır. Birincisi kendi bacağını da kurşunlar; kendi ticareti de oradan geçiyor. Kapatırsa kendisi de satamaz, alamaz; ekonomik faaliyet tıkanır. İkincisi sadece Batı’yı değil Katar, Suudi Arabistan gibi komşu petrol üreticilerini de vurur; bu da İran aleyhine cepheyi genişletir. Üçüncüsü Çin gibi İran’a yakın ülkeler de ciddi zarar görür; bu İran–Çin ilişkilerini zorlar. Ayrıca Basra Körfezi’nin güvenliği zedelenirse Körfez ülkeleri İran’ı daha büyük tehdit görüp daha fazla silahlanmayı ve ABD’nin bölgede daha fazla varlığını talep etmeyi seçebilir." yanıtını verdi.
Keskin saldırıların rejimin çözülmesine yol açıp açmayacağı konusunda ise Arif Keskin "Hamaney’in ölümü rejimi düşündüğümüz kadar hızla çözecek bir etki yaratmayabilir. Zarar verir ama büyük bir çözülmeye yol açmayabilir. Çünkü yönetim bu ölümü bir yas ve duygusallık zeminiyle “kenetlenme” için kullanacaktır. “Birlik zamanı” söylemiyle kendi tabanını seferber eder, sokakları doldurur; matem ritüelleri muhaliflerin sokağa çıkmasını da zorlaştırır. Şu anda Tahran’da ve başka şehirlerde toplanmalar var." yorumu yaptı.
Aktan'ın "Rıza Pehlevi'nin (Şah’ın oğlu) Tahran’a dönmesi hâlinde iç savaş riski var deniyor. Başka alternatif var mı" sorusuna ise Keskin rejimin kendisine muhalefet eden herkesi yok ettiği yanıtını verdi.
İran İslam Cumhuriyeti radikalizmi, diğer tüm alternatifleri tüketti. Sosyalist/Marksist hareket politik alternatif olmaktan çıktı; İslamcılığın “ılımlı/demokrasiye uyumlu” biçimleri de tükendi; cumhuriyetçilik tükendi; liberal çizginin zemini zaten zayıftı. Bunun yerine kendine benzemeyeni reddeden, düşmanlaştıran; etnisiteyle sınırlı olmayan, tüm farklılıkları hedef alan radikal bir zihniyete zemin doğdu.
İran’da “57’ler” (1979 devrimi) diye bir kavram var. Devrime katkı sağlayan herkes “ihanetin ortağı” sayılarak hedef alınıyor; Mücahitler’den Ali Şeriati’ye, sosyalistlere kadar geniş bir kesim bu nefretin konusu. Bu, toplumsal uzlaşmayı daha da zorlaştırıyor.
(Mİ)






