Halep'te Suriye Arap Ordusu mensubu silahlı kişiler, İç Güvenlik Gücü (asayiş) üyesi kadın savaşçının cansız bedenini bir binadan aşağı attı.
Şeyh Maksud Mahallesinde kaydedilen görüntülerde silahlı grubun, savaşçının cansız bedenini, binanın üçüncü katından, "Allahu Ekber" sloganları eşliğinde aşağı fırlattığı görülüyor.
Büyük tepki toplayan görüntü, sosyal medya kullanıcıları ve insan hakları savunucuları tarafından "savaş suçu" ve "insanlık onurunun ağır ihlali" olarak nitelendirildi.
"Savaş suçudur"
İnsan Hakları Derneği'nden (İHD) yapılan açıklamada, saldırının işkence ve aşağılama göstergesi olduğu belirtildi:
"Ölüye eziyet edilmemesi ve cenazeye saygı gösterilmesi, Cenevre Sözleşmeleri kapsamında bağlayıcı bir savaş hukuku kuralıdır. Bir Kürt kadının cenazesinin inşaattan atılması ve 'domuz' diyerek sloganlar atılması, açıkça bu sözleşmelerin ihlalidir ve savaş suçudur.
Cenevre Sözleşmeleri’ne imza koymuş tüm devletleri, kadın bedenine yönelik bu vahşi saldırı ve savaş suçları karşısında sessiz kalmamaya, sorumluları kınamaya ve hesap sorulmasını sağlamaya çağırıyoruz."
TJA: İnsanlık suçu işlendi
TJA’nın ise "Rojava'ya ve kadın bedenine yapılan saldırılar savaş suçudur; kabul etmedik, kabul etmeyecez" notuyla şu açıklamayı yaptı.
"Rojava’da hayat bulan demokratik toplum manifestosu; 'Jin, Jiyan, Azadî' felsefesiyle kadın özgürlüğünü merkezine alan, halkların, inançların ve kültürlerin eşit ve birlikte yaşamını esas alan tarihsel bir alternatif ortaya koymuştur. Kadınların özne olduğu bu yaşam modeli, Ortadoğu’da erkek egemen, ulus-devletçi ve militarist düzenler için doğrudan bir tehdittir. Tam da bu nedenle, kadın özgürlük paradigmasının bu coğrafyada hayat bulmasına küresel ölçekte karşı çıkılmakta; bunun yerine DAIŞ gibi toplum ve insanlık suçu işlemiş, katliamcı çeteler doğrudan ya da dolaylı biçimlerde desteklenmektedir.
"Jin Jiyan Azadî çizgisi yalnızca bir slogan değil; kadınların yaşamı, toplumu ve geleceği yeniden kurma iradesidir. Bu irade; kadın kırımına, inkâra, işgale ve savaşa karşı örgütlü kadın direnişiyle büyümüştür. Bugün Rojava’ya dönük saldırılar, doğrudan kadınların kazanımlarını, kadın öncülüğünde inşa edilen demokratik toplumu ve özgür yaşam iddiasını hedef almaktadır. İç Güvenlik Güçleri üyesi bir kadın savaşçının cenazesine insanlık dışı muamele yapılmıştır. Bu yaklaşım ilk kez yaşanmamaktadır. Bu vahşi yöntemler karşısında Rojava’daki kadınlar ve halklar asla korkmamış; özgür yaşamı inşa etme iradesini her koşulda büyütmüştür. Rojava Devrimi’ni yaratan kadınlar; Arîn Mîrkan, Barîn Kobanê, Amara Rênas yoldaşlarımızın izinde direnmiş; Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde günlerce süren destansı bir direniş sergilemiştir. DAIŞ artığı HTŞ-SMO zihniyeti karşısında bir adım geri atılmamış, atılmayacaktır. Bu direnişin yenilmez iradesi karşısında çeteler, Şêx Meqsûd’te bir kadın yoldaşımızın bedenine işkence ederek insanlık suçlarına bir yenisini daha eklemiştir.
DAİŞ ve benzeri çetelerin işlediği savaş suçları, kadınlara yönelik sistematik şiddet ve halklara karşı gerçekleştirilen katliamlar tüm dünyanın gözleri önünde yaşanmıştır. Bu çetelere karşı kendini savunan halkı “terörist” söylemiyle kriminalize etmek; Kürt halkının yaşadığı mahalleleri bombalamayı “terörle mücadele” adı altında meşrulaştırmak kabul edilemez. Bu tutum bir güvenlik politikası değil, kadın özgürlük mücadelesini bastırma ve halkların direniş iradesini kırma girişimidir.
Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılar sivilleri, kadınları, çocukları ve demokratik yaşamı hedef almaktadır. Bu saldırılar güvenliği sağlamaz; savaşı derinleştirir. Kadınların toplumsal varlığını, halkların ortak yaşam iradesini ve özgür geleceğini yok etmeyi amaçlar.
Biz Tevgera Jinên Azad olarak bir kez daha vurguluyoruz: DAİŞ-HTŞ çetelerine ve onları ortaya çıkaran, besleyen devlet ve zihniyetlere karşı mücadelemiz sürecektir. Mevcut tüm militarist, ırkçı ve şovenist devletler, Kürt kadınlarının örgütlü direnişi karşısında kaybetmeye mahkûmdur. Kadın özgürlük çizgisinde yükselen direnişi, Rojava’daki demokratik kazanımları ve halkların birlikte yaşam iradesini tasfiye etmeye yönelik hiçbir girişimi kabul etmiyoruz. Toprağımızı, halkımızı ve kadınların özgür yaşamını savunmaya devam edeceğiz."
MİA-FED: İmanla bağdaşmaz
Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu (MİA-FED) Kadın Meclisi, Halep’in Kürt mahallelerine yönelik saldırılara dair yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
"Şexmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde, DAİŞ ve HTŞ gibi çetelerin ve onları besleyen devlet ve zihniyet tarafından önce Efrin’de başlayan ve gerçekleştirilen saldırılar sonucu kadınlar, çocuklar ve yaşlılar dahil çok sayıda sivil katledilmiş, yaralanmış ve yerlerinden edilmiştir. Bilinmelidir ki, halkımızın yüzyıllardır yaşadığı kültürel ve tarihi merkezlerdir; ancak yaşanan saldırılar halkımızı bu topraklardan zorla göç ettirmekte. Kadınların ve Kürt halkının katledilmesi, bedenlerine işkence yapılması, kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve görüntülerin paylaşılması bunları da ‘Allah’u Ekber’ diyerek yapmaları temel insan hakları ve İslami değerler açısından kabul edilemez bir zulümdür.
"Vicdan ve sorumluluk meselesi"
"Kuran-ı Kerim’in adalet ve masumları koruma ilkeleri göz önünde bulundurulduğunda, bu zulme sessiz kalmak da büyük bir sorumluluk ihlalidir. Kuran’da Hud 113. Ayette ‘Allah zulmedenlere meyletmeyin’ der. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’ye yapılan vahşî saldırılarda bir kadının ‘Allahu Ekber’ sloganlarıyla bir binadan aşağı atılarak katledilmesi, Allah’ın adını anarak işlenen açık bir zulüm ve büyük bir günahtır ve en büyük saygısızlık ve hayasızlıktır. Bu yapılan ne cihadla, ne İslam’la, ne de Allah’a imanla bağdaşır.
"Kürt Halkını, Alevileri Dürzileri ve farklı inançlarda olan tüm halkların bu tarihi topraklarından savaşlar çıkararak soykırımdan geçirerek kadınları çocukları katlederek ve zorla göç ettirilmesine karşı ateşkesin devam etmesini Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde yaşayan halkımıza acil insani ihtiyaçların sağlanmasını talep ediyor, insan hakları kuruluşlarını ve insani değerlere sahip olanları duyarlı olmaya ve tepki göstermeye çağırıyoruz. Uluslararası güçlerin sorumluluklarını yerine getirmesini istiyoruz. Bu zulme sessiz kalınmaması, insan hakları ve İslami değerler açısından bir vicdan ve sorumluluk meselesidir."
(AB)

