
21 EKİM DÜNYA GAZETECİLER GÜNÜ | BİA MEDYA GÖZLEM | HAZİRAN TEMMUZ-AĞUSTOS 2026
İktidar gazeteciye sansür ve hapiste vites artırdı!

BİA MEDYA GÖZLEM | TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2026
Düzenlemeler, tepkiler, dayanışma, işsizlik
Uğur Mumcu’nun ailesi ve avukatları, gazeteciyi 24 Ocak 1993'te Ankara’daki evinin önünde bombalı saldırıyla öldüren kişi olarak tespit edilen Oğuz Demir’in etkili şekilde aranıp yakalanması ve yetkililerin tüm işlemleri şeffaflıkla yürütmelerini talep etti. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamaya 2 Aralık’ta devam edilecek. Ancak Mumcu Ailesi, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in TRT Haber canlı yayınında “28 faili meçhul cinayet” içerisinde Uğur Mumcu dosyasına atıf yapması ve ardından iktidara yakın medyanın cinayetin İsrail'in gizli servis örgütü MOSSAD ile ilişkilendirilmesi üzerine Bakanla görüşme talep etti. Görüşmede Gürlek’ten, “kesinleşmiş yargı kararlarının etkisizleştirilmemesi ve Oğuz Demir’in gecikmeksizin yakalanarak adalet önüne çıkarılması için sürecin etkin, şeffaf ve hızlı biçimde işletilmesi” istendi.
Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter’in (Apê Musa) kızı Rahşan Yorozlu, babasının Diyarbakır’da 1992 yılında öldürülmesiyle ilgili 30 yıl sonra zamanaşımından düşürülen dosyasının yeniden açılması için girişim başlattı. Rahşan Yorozlu, avukatı aracılığıyla, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21 Eylül 2022’de verdiği zamanaşımı kararının kaldırılarak davanın yeniden ele alınmasını istedi.
Gazeteci ve barış insanı Hrant Dink 2007'de öldürülmesinin ardından Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteci için koruma kararı almayan ve suikasti hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekim, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde Dink Ailesi avukatlarının yapmış oldukları başvurular bekliyor.
Türkiye’de çağdaş hukukta istisnaya bağlayan tutuklama önlemi, eleştirel veya bağımsız gazeteciler söz konusu olduğunda hiç de istisnai şekilde işletilmiyor: Sadece son üç ayda, en az yedi gazeteci (Fatih Ergin, Tuğba Tekerek, Ali Tarakcı, Selahattin Günday, Oya Lale Arslan, İrem Delice, Fatma Sibel Gürcihan) “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” (dezenformasyon), “MİT Kanunu’na muhalefet” ve “LGBT propagandası” iddiasıyla tutuklandı. En az beşinin tutuklanmasında, Ekim 2022’de yürürlüğe sokulurken eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kamuoyunu yanıltarak “infial” durumlarında işletileceği sözü verilen Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi altında tanımlanan “dezenformasyon” suçlaması öne çıktı.
Yargı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil üç kişiyle birlikte “siyasi casusluk” iddiasıyla yargılanan ve 11 aydır keyfi şekilde tutuklu olan TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ı “MİT’ten yanıt gelmediği” gerekçesiyle tahliye etmeyi reddediyor.
Gazeteci cinayeti dosyaları
Musa Anter cinayeti
Musa Anter için “zamanaşımı” itirazı: Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter’in (Apê Musa) kızı Rahşan Yorozlu, babasının Diyarbakır’da 1992 yılında öldürülmesiyle ilgili 30 yıl sonra zamanaşımından düşürülen dosyasının yeniden açılması için girişim başlattı. Rahşan Yorozlu, avukatı Bişar Abdi Alınak aracılığıyla, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21 Eylül 2022’de verdiği zamanaşımı kararının kaldırılarak davanın yeniden ele alınmasını istedi. Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na sunulan dilekçede, soruşturma ve kovuşturma sürecinde eksik bırakıldığı belirtilen araştırma ve incelemelerin tamamlanması, dosyada bulunan fiziksel delillerin güncel adli bilim ve kriminal inceleme yöntemleriyle yeniden değerlendirilmesi istendi. Dilekçede ayrıca maddi gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması, emir-komuta zinciri içerisindeki sorumluların tespit edilerek haklarında gerekli adli işlemlerin yürütülmesi ve cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılması talep edildi. (7 Ağustos).
Uğur Mumcu cinayeti davası
Bakan Gürlek Mumcu cinayetinde “arka planı” arıyor: 6 Ağustos’ta Bakan Gürlek ile görüşen Mumcu ailesinden Güldal Mumcu, gerçekleştirdikleri görüşmeyle ilgili Halk TV’ye yaptığı açıklamada, “Hem Sayın Bakan’ın hem de bu işle görevlendirilen ekibin yaklaşımını olumlu bulduk. Umarım 33 yıl sonra bu cinayetin tüm bağlantılarını ve azmettiricilerini tam anlamıyla öğrenmiş oluruz” dedi. Interpol tarafından arandığı ifade edilen bombacı Oğuz Demir’in yakalanmasına yönelik çalışmalara ağırlık vereceklerini kaydeden Gürlek'in de görüşmede “Tetikçiler konusunda hemfikiriz. Ancak bu cinayetin arka planında kimler var, ona yoğunlaşmak istiyoruz” dediği ifade ediliyor (6 Ağustos).
Mumcu avukatlarından kamuoyuna hatırlatma, Bakan Gürlek’ten randevu talebi: Uğur Mumcu’nun ailesi ve avukatları, gazeteciyi 24 Ocak 1993'te Ankara’daki evinin önünde bombalı saldırıyla öldüren kişi olarak tespit edilen Oğuz Demir’in etkili şekilde aranıp yakalanması ve yetkililerin tüm işlemleri şeffaflıkla yürütmelerini talep etti. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 Aralık’ta sürmesi beklenen dava, Demir’in Avustralya’da olma ihtimaline karşı iadesine odaklanıyordu. Ancak Adalet Bakanı Akın Gürlek’in TRT Haber canlı yayınında 25 Temmuz 2026’da yaptığı açıklama endişe ve tedirginlik yarattı. Gürlek, yayında, “Kısa sürede de az önce söyledim 28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı. Burada tabii büroda olan önemli dosyalar da var; Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok gibi dosyalar da var. Bunlara da bakılıyor. İnşallah bunlar da çözümlenir” diyordu. Yayından sonra iktidara yakın gazete ve televizyonlarda cinayetin arkasında İsrail'in gizli servis örgütü Mossad'ın olduğu yönünde haberler çıkmaya başladı. Bunun üzerine “endişelerinin doğrudan dinlenerek giderilmesi” için Gürlek’ten gecikmeksizin randevu talep eden Mumcu avukatları kamuoyuna da taleplerini vurguladı: “Mumcu suikastının tüm yönleriyle aydınlatılması, eksik bırakılan bağlantıların araştırılması, azmettirici ve karar vericilerin ortaya çıkarılması, kesinleşmiş yargı kararlarının etkisizleştirilmemesi ve Oğuz Demir’in gecikmeksizin yakalanarak adalet önüne çıkarılması için sürecin etkin, şeffaf ve hızlı biçimde işletilmesi” (3 Ağustos).
Mumcu’yu öldüren bombacı Demir 33 yıldır “kaçak”: Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 1993’te gazeteci Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’i gıyabında yargılamaya devam etti. 14 Temmuz’da görülen duruşmada, Demir’in hem Avustralya hem de İran’dan iadesinin istenmesine, Mumcu’nun İsrail’den Mersin’e gelen beş kişilik bir ekip tarafından öldürüldüğünü ileri süren emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş’un tanık olarak dinlenmesine karar verdi. 22 Eylül 2025’te görülen yargılamanın 13. duruşmasında Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, cinayetten 33 yıl sonra ilk kez, İstanbul Anadolu Adliyesi’nden SEGBİS aracılığıyla dinlenmiş, Mumcu için “Uğur Bey ile sık sık görüşürdük” ve “Güldal Mumcu ile Mülkiye'den sınıf arkadaşıyız” demişti ancak cinayete dair soruşturmayı engellemediğini söylemişti. Oğuz Demir’in yakalanmasını da bekleyen yargılama 2 Aralık’a (9:50) bırakıldı (14 Temmuz).
Hrant Dink cinayeti davası
Dink cinayetinin “örgüt” ayağında Dink Ailesi “zarar görmeyen”: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 2007’de işlenen gazeteci Hrant Dink cinayetinde, katil Ogün Samast ile destekçileri Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’e açılan “örgüt adına suç işlemek” davasının 10 Ocak 2025’te zamanaşımından düşürülmesiyle ilgili karara itiraz eden Dink Ailesini “suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen” olarak nitelendirip itiraz hakları bulunmadığına karar verdi. Hrant Dink 2007’de öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteciyi korumayan ve cinayet öncesi çoğalan tehditleri hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekim, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili Dink Ailesi avukatlarının başvuruları AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde bekliyor (1 Temmuz).
Tutuklamalar
Türkiye’de çağdaş hukukta istisnaya bağlayan tutuklama önlemi, eleştirel veya bağımsız gazeteciler söz konusu olduğunda hiç de istisnai şekilde işletilmiyor: Sadece son üç ayda, en az yedi gazeteci (Fatih Ergin, Tuğba Tekerek, Ali Tarakcı, Selahattin Günday, Oya Lale Arslan, İrem Delice, Fatma Sibel Gürcihan) “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” (dezenformasyon), “MİT Kanunu’na muhalefet” ve “LGBT propagandası” iddiasıyla tutuklandı. En az beşinin tutuklanmasında, Ekim 2022’de yürürlüğe sokulurken eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kamuoyunu yanıltarak “infial” durumlarında işletileceği sözü verilen Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi altında tanımlanan “dezenformasyon” suçlaması öne çıktı.
Yargı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil üç kişiyle birlikte “siyasi casusluk” iddiasıyla yargılanan ve 11 aydır keyfi şekilde tutuklu olan TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ı “MİT’ten yanıt gelmediği” gerekçesiyle tahliye etmeyi reddediyor.
Yanardağ “siyasi casusluk” davasından 11 aydır tutuklu: İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, casus olduğu iddia edilen Hüseyin Gün ve tutuklu TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ı “Siyasal casusluk” iddiasıyla yargılamaya 30 Eylül’de devam etti. Üç kişinin tanık sıfatıyla dinlendiği duruşma sonunda mahkeme, TGC, TGS, RSF, Gazeteciler Cemiyeti dahil birçok gazetecilik meslek örgütünün tahliye çağrısı yaptığı ve MİT’ten dört aydır yanıt beklenen dosyada “yanıtın beklenmesi” adına 11 aydır tutuklu gazeteci Yanardağ ve diğer tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. 11 Mayıs’ta başlayan yargılamada “siyasal veya askeri casusluk maksadıyla devletin gizli kalması gereken bilgilerini temin etmek” (TCK 328/1 maddesi) suçlamasından yargılanan tüm sanıklar, yargılamanın somut delillere dayanmadığını ve siyasi saiklerle açıldığını ifade etmişti. Yanardağ, 24 Ekim 2025’te gözaltına alınıp üç gün sonra da tutuklanmıştı. Dava 23 Aralık'a kaldı (29 Eylül).
Ergin’e “dezenformasyon” hapsi: Nefes gazetesi haber koordinatörü gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili soruşturmaya değindiği X mesajında, “doktor” yerine “adli tıp çalışanı” yazdığı gerekçesiyle Silivri Başsavcılığı'nın talimatıyla 27 Eylül gecesi jandarma tarafından gözaltına alındı. Ergin, ertesi gün “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (TCK 217/A) suçlamasıyla tutuklandı. Gazeteci, 30 Eylül’de İstanbul Metris Cezaevi’nden Marmara (Silivri) Cezaevi’ne nakledildi (27-28-30 Eylül).
Tarakçı’ya “dezenformasyon” hapsi: Gazeteci Ali Tarakcı X'ten “kulis bilgisi” olarak 23 Eylül’de yaptığı “Çok önemli bir bakan cuma günü istifa edecek” şeklindeki paylaşımı nedeniyle tutuklandı. Ankara Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu’nun, TCK 217/A kapsamında ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle soruşturma başlattığı Tarakcı gözaltına alınarak tutuklandı (26 Eylül).
Tekerek tutuklandı: Türkiye'de LGBTİ+ hak savunucuları ve derneklerine yönelik girişilen “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında DW Türkçe için de haber yapan serbest gazeteci Tuğba Tekerek Ankara'da çıkarıldığı hakimlikçe Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurullarında görev yapan yedi asil üye ile birlikte tutuklandı. Gazeteci, iki yıl önce Gürcistan’daki bir LGBT etkinliğini haberleştirmişti (15 Eylül).
Gazeteci Günday tutuklandı: Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu dosyası kapsamında yürütülen soruşturmanın ikinci dalgasında 10 Eylül’de sekiz kişiyle birlikte gözaltına alınan gazeteci ve dönemin Doğan Haber Ajansı (DHA) muhabiri Selahattin Günday “MİT Kanunu'na muhalefet” iddiasıyla tutuklandı. Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümünden sekiz ay önce, Mart 2011’de ifade vermek için Beşiktaş Adliyesi’ne gelişini haber yaptığı gerekçesiyle suçlanan Günday, 14 Eylül’de Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan, Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi. Avukatı Hüseyin Ersöz, 15 Eylül’de yaptığı paylaşımda, Günday’ın “örgüt kurma” suçundan ikinci kez tutuklandığını duyurduğu paylaşımında “Doktrindeki adıyla 'yedek tutuklamanın' bir uygulamasını yaşadık. Sözün bittiği yerdeyiz” diye yazdı. Ersöz, gazeteci gözaltına alındığında yaptığı paylaşımda da, “Günday, Kaşif Kozinoğlu'nun hayatını kaybettiği süreçte birçok gazeteci gibi haberlere imza atmış ve kamuoyunun yakından takip ettiği olay hakkında objektif gazetecilik örneği sergilemiştir. Bu konuya dair, Kaşif Kozinoğlu'nun Avukatı Hüseyin Derin Yarsuvat’a ulaşmış ve onun görüşlerini de haberleştiren ilk gazeteci olmuştur” dedi (13-14-15 Eylül).
Gazeteci Lale Arslan tutuklandı: Gazeteci Oya Lale Arslan, sosyal medya ve YouTube platformunda yaptığı yayın ve paylaşımlar nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “terör örgütü propagandası” şüphesiyle gözaltına alınıp tutuklandı. Başsavcılığın talimatıyla girişilen gözaltı sırasında Arslan'ın ikametinde arama yapıldı ve dijital materyallere el konuldu. Arslan, sorgulandığı 3 Nisan 2023 tarihli “İktidarın seçim için kaos planı” başlıklı programla ilgili, yayında yurttaşların oylara ilişkin endişelerini paylaşmayı amaçladıklarını ifade etti. Gazeteci, Youtube kanalında Erk Acarer'i konuk ettiği program üzerine sosyal medyada iktidara yakın hesaplarca hedef gösterilmişti (4 Eylül).
Aydın’da Delice tutuklandı: Aydın Denge Gazetesi’nin sosyal medya hesabında “Erdoğan vefat etti” başlığıyla yapılan paylaşım nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle yürütülen soruşturmada sulh ceza hakimliğince adli kontrol şartıyla serbest bırakılan gazeteci İrem Delice, savcılığın itirazı üzerine yeniden gözaltına alınarak çıkarıldığı mahkemece bu kez tutuklandı (29 Ağustos).
Tahliyeler
Gayıp’a adli kontrol ile tahliye: Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) ve kurumlarına yönelik 3 Şubat’ta 22 kentte başlatılan ve “MLKP silahlı terör örgütüne yönelik” olduğu açıklanan operasyon kapsamında tutuklanan Etkin Haber Ajansı (ETHA) muhabiri Pınar Gayıp, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla yurtdışı çıkış yasağı getirilerek de tahliye edildi. İlk kez hakim karşısına çıkan Gayıp, “İtirafçılar üzerinden gazeteciler hizaya sokulmaya çalışılıyor. Bunun en bariz örneği İBB davasıdır. Benim dosyamda da 10 tane itirafçı var. Diğer dokuz itirafçı da benim ETHA’da çalıştığımı söylemiş. Ben 10 yıldır ETHA’da çalışıyorum ve yargılandığım davalarda bu ajansta çalıştığımı ispat etmeye çalışıyorum” dedi. Dava 7 Aralık’a bırakıldı (14 Eylül).
Çağatay’a tahliye: İBB yöneticisi Erhan Karaal'ın kaçırıldığı olayla ilgili paylaşımı nedeniyle 26 Haziran’da tutuklanan gazeteci Ali Çağatay tahliye edildi. Üç aydır cezaevinde tutulan Çağatay, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hakim karşısına çıktığı 10 Eylül’de serbest bırakıldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu adına Genel Sekreter Yardımcısı Uğur Güç’ün de izlediği duruşmada Çağatay, paylaşımında bir grup polise karşı başka polislerin operasyon yaptığını dile getirdiğini ancak bunun “infial uyandıracak bir yanı” bulunmadığını, nitekim İletişim Başkanlığı’nın konuyla ilgili herhangi bir açıklaması bulunmadığını ifade etti. Gazeteci, “Ben emniyet teşkilatının tamamını suçlamadım” dedi. Gazeteye yurtdışı yasağı uygulayarak tahliye eden mahkeme, yargılamaya 1 Ekim’de devam edeceğini açıkladı. Çağatay, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamalarıyla 26 Haziran’da tutuklanmıştı. (10 Eylül).
Gürcihan’a tutuklama ve tahliye: İstanbul Anadolu 78. Asliye Ceza Mahkemesi, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'a ilişkin bir röportajı 29 Haziran’da alıntılayarak yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle 1 Temmuz’da tutuklanan Gazeteci Fatma Sibel Gürcihan’ı tahliye etti. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Gürcihan hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gerekçesiyle altı gün sonra iddianame düzenlemişti. Yurtdışı yasağı altında tahliye edilen Gürcihan’ın yargılamasına 22 Ekim’de devam edilecek (4 Ağustos).
Tar’a “NATO” hapsi ve tahliye: Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi düzenlenen operasyonlarda “örgüt üyeliği” iddiasıyla 23 Haziran’da gözaltına alınıp iki gün sonra tutuklanan Kaos GL haber sitesi genel yayın yönetmeni Yıldız Tar 22 Temmuz’da Ankara Sincan Cezaevi’nden tahliye edildi. Gazeteci, daha önce de “HDK örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmış, hakkında açılan dava ise sürüyor. Tar’a ifade işlemleri sırasında NATO’ya ilişkin herhangi bir soru yöneltilmezken, bunun yerine, hükümetin 2025 yılı için ilân ettiği “Aile Yılı” politikalarına ilişkin açıklamaları soruldu. Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında ise, şüphelilerin “Türkiye’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilecekleri” iddiasına yer veriliyordu (22 Temmuz).
Koyun’a tahliye: İstanbul Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma savcısının “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklu bırakılmasını talep ettiği Etkin Haber Ajansı (ETHA) muhabiri Müslüm Koyun'u tahliye etti. Yargılamanın ikinci duruşmasında söz verilen Koyun, sosyalist biri olduğunu ve politik faaliyetlerinin suçlama konusu yapıldığını söyledi; suçlamaları reddetti ve beraatini talep etti. Dosyanın Koyun hakkında işlemi bulunan başka bir dosyayla birleştirilmesine karar veren mahkeme, Koyun’un tahliyesine karar verdi. Dava 27 Ekim’e kaldı (16 Temmuz).
Gözaltılar
Temmuz - Eylül döneminde İstanbul, Ankara, Kırklareli, Kocaeli, Trabzon ve Antalya en az 13 gazeteci gözaltına alındı. Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümü, LGBTİ+ dernek ve hak savunucularına yönelik polis operasyonları, PKK lideri Abdullah Öcalan ve İmralı heyetine ilişkin mesajlar, İBB davası ile Bartın maden katliamına dair haber ve paylaşımlar gazetecilerin gözaltına alınmasına ve çoğu kez de adli kontrol altında görevlerini sürdürmek zorunda bıraktı. Nitekim, İBB Davası'nı takip ettikten sonra gözaltına alındığından beri adli kontrol altında yaşayan gazetecilerden Kayhan Ayhan, imza yükümlülüğünün cezalandırmaya dönüştüğünü açıkladı: “Bugün ilk imzamı attım. Bu imza meselesi elimizi kolumuzu bağladığı için bir çeşit cezalandırmaya dönüşüyor. Her şeye rağmen yazmaya ve gazeteciliğe devam…”.
Trabzon’da Aksoy çiftine gözaltı: Trabzon 360 Haber sitesinin imtiyaz sahibi Hatice Aksoy ile sorumlu müdürü eşi Muhsin Aksoy, AKP Diyarbakır Milletvekili Suna Kepoğlu Ataman’ın PKK lideri Abdullah Öcalan ve İmralı heyetine ilişkin sözlerini haberleştirmelerinin ardından 22 Eylül gecesi gözaltına alındı. Ataman’ın eşi tarafından telefonda tehdit edildiklerini savunan ve haber ve sosyal medya paylaşımlarına sulh ceza hakimliğince erişim engeli getirildiğini aktaran Aksoy çifti, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı (23 Eylül).
Toprak ve Azak’a “LGBTİ” gözaltısı: LGBTİ+ dernek ve hak savunucularına yönelik polis operasyonlarını İstanbul Çağlayan’da izlemek isteyen BirGün gazetesi muhabiri Sarya Toprak ve ARD German TV muhabiri Şener Azak derhal gözaltına alındı. Şener aynı gün serbest bırakılırken Toprak’ın bırakılması ertesi gün gerçekleşti (15 Eylül).
Kameraman Tiftikçi’ye gözaltı ve adli kontrol: Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu dosyası kapsamında yürütülen soruşturmanın ikinci dalgasında 10 Eylül’de sekiz kişiyle birlikte gözaltına alınan kameraman İdris Tiftikçi, 13 Eylül’de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Kameraman, Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümünden sekiz ay önce, Mart 2011’de ifade vermek için Beşiktaş Adliyesi’ne gelişini haber yaptığı gerekçesiyle suçlanıyor. Aynı soruşturmada gazeteci Günday, “MİT Kanunu'na muhalefet” iddiasıyla tutuklandı (13 Eylül).
“İmza yükümlülüğü cezalandırmaya dönüşüyor”: İBB Davası'nı takip edip aktardığı için gözaltına alınan gazeteci Kayhan Ayhan, savcılıkça tutuklamaya sevk edildiği süreçte adli kontrolle serbest bırakıldığından beri imza yükümlülüğünün cezalandırmaya dönüştüğünü açıkladı. Ayhan, yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Bugün ilk imzamı attım. Bu imza meselesi elimizi kolumuzu bağladığı için bir çeşit cezalandırmaya dönüşüyor. Her şeye rağmen yazmaya ve gazeteciliğe devam…” dedi (7 Ağustos).
Bursalı’ya gözaltı ve ağır adli kontrol: Gazete Pencere sitesi muhabiri Can Bursalı, sosyal medya hesabı X üzerinden İBB davası ile Bartın maden katliamına dair yaptığı haberler ve paylaşımları nedeniyle 4 Ağustos’ta gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade veren Can Bursalı’ya, “iftira”, “hakaret” ve “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, hükümetini ve devletin yargı organlarını aşağılama” suçlamaları yöneltildi. Söz konusu paylaşımları ve haberleri gazetecilik faaliyeti çerçevesinde yaptığı ifade eden Bursalı, suçlamaları reddetti. Savcılık ifadesinin ardından gazeteci, adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilirken haftada üç gün karakolda imza verme ve yurt dışı çıkış yasağı yükümlülüğüyle serbest bırakıldı (4 Ağustos).
Antalya’da Taş’a gözaltı: Antalya yerel basınında uzun yıllardır görev yapan gazeteci Ali Taş, Alican Uludağ’ın gözaltına alınmasına ilişkin yaptığı paylaşım nedeniyle gözaltına alındı. Taş, gözaltına alınmadan önce sosyal medya hesabından, kendisinin de gözaltına alınabileceğine dair bir paylaşım yaptı. Gazeteci, 22 Temmuz'da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı (22 Temmuz).
Uludağ'a gözaltı ve adli kontrol: Sosyal medyadaki paylaşımının ardından “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla 21 Temmuz’da gözaltına alınan gazeteci Alican Uludağ, ertesi gün haftada dört gün imza şartı ve yurt dışına çıkış yasağı ile serbest bırakıldı. DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, evinden gözaltına alındığını sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu (22 Temmuz).
Ayhan’a “İBB” gözaltısı: BirGün gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan, 7 Temmuz gecesi evine gelen polis tarafından kanser hastası annesinin yanından gözaltına alındı. Geceyi İstanbul Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde geçiren gazeteci, ertesi gün öğle sularında adliyeye sevk edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını ilk günden beri takip eden Ayhan'a emniyetteki sorgusunda gazetecilik faaliyetleri, özellikle de Ekrem İmamoğlu’nun duruşmada savcıyla yaşadığı tartışmaya dair sosyal medya paylaşımı soruldu. Ayhan, savcılık ifadesi alınmadan Ekim 2022’de yürürlüğe giren “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ile ilgili maddeden tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Gazeteci, yurt dışı yasağı ve imza yükümlülüğü karşılığında serbest bırakıldı (7 Temmuz).
Üç haberciye “NATO” gözaltısı: NATO zirvesi öncesi T24 sitesi Dış Haberler Müdürü Buse Söğütlü, Odatv sitesi editörü Ceren Erdoğdu ve Nihaplus sitesi muhabiri Abbas Vural, Kırklareli, İstanbul ve Kocaeli’de 5 Temmuz sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı. 8 Temmuz’da savcılık ifadelerinin ardından hakimliğe sevk edilen Söğütlü ve Erdoğdu dört günlük gözaltı sürecinden sonra adli kontrolle serbest bırakıldı. Kocaeli’de “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” şüphesiyle sorgulanan Vural da, 9 Temmuz’da Kocaeli adliyesinden 15 günde bir imza atma şartı ve yurt dışı yasağı karşılığında bırakıldı. Vural, gözaltına alınırken darp edildiğini ve hakarete uğradığını duyurarak suç duyurusunda bulunacağını açıkladı (6-9 Temmuz).
Saydam’a “dezenformasyon” gözaltısı: Cumhuriyet gazetesi muhabiri Gülnur Saydam, 1 Temmuz 2026 tarihli “Yurttaş meydana gelen saldırılar arasında yaşam mücadelesi veriyor: Çetelerin yeni adresi İstanbul’un gözde semti Göktürk mü?” başlıklı haberin yayımlanmasından sonra akşam saatlerinde gözaltına alındı. Gazeteci, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulandı, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra da serbest bırakıldı. Saydam, bırakılmasından sonra yaptığı açıklamada, “Haberimin arkasındayım. Gazetecilik yapıp kamuoyunun sesini duyurmaya devam edeceğim” dedi (1 Temmuz).
Saldırı, tehdit, engelleme
Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında en az beş haberci fiziki saldırıyla karşılaştı. Saldırılar, İstanbul Silivri, Mardin Midyat, Kocaeli Karamürsel ve Kütahya'da yaşandı. Araştırmaları ve gazetecilik faaliyetleri nedeniyle uzun süredir izlenen ve tehditler alan gazeteci Murat Ağırel, bu kez de saldırıları, eşini hedef alan cinsiyetçi ve hakaret içerikli sosyal medya mesajları üzerinden yaşamaya devam ediyor. Gazeteci, usandırıcı durumla ilgili, “Ancak sözüm olsun, umarım Emniyet benden önce bu kişiyi bulur” dedi.
CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyım olarak atanan Gürsel Tekin, 25 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında, yeni üye katılım töreninde figüranlar tutulduğunu gündeme getiren BirGün gazetesi muhabiri Ebru Çelik'e hakaret edilen bir ses kaydını canlı yayında dinletti.
Ağırel’e “ailesi” üzerinden tehdit: Araştırmacı gazeteci Murat Ağırel, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle, eşini hedef alan cinsiyetçi ve hakaret içerikli sosyal medya mesajlarıyla tehdit ve tacize maruz kalmaya devam ediyor. Susturulmaya çalışılan Ağırel, sosyal medya hesabından ailesine yönelik kampanyayı kınarken “Uyuşturucu torbacısı Niyazi Canbaz (Abese İrca) ve FeTÖ tetikçilerini aynı çizgide buluşturduysam izlemeye devam edin, düzeninize çomak sokmaya devam edeceğim” dedi. Söz konusu paylaşımların ekran görüntülerini tek tek paylaşan Ağırel, suç duyurusunda bulunacağını belirterek, “Ancak sözüm olsun, umarım Emniyet benden önce bu kişiyi bulur” dedi (13 Eylül).
Kameraman Coşkun’a ağır saldırı: İstanbul’da Silivri açıklarında 10 personeliyle batan kuru yük gemisindeki arama kurtarma çalışmalarını takip eden 24 TV kameramanı Fatih Coşkun koordinasyon alanında saldırıya uğradı (2 Eylül).
Mardin’de İvenç’e saldırı: Mardin Midyat’ta gece saatlerinde canlı yayın gerçekleştiren Mardin Haber ve Midyat siteleri muhabiri Muhammed İvenç, fiziksel saldırıya uğradı. Görevini yaptığı sırada önü bir araç tarafından kesilen gazeteciye, küfür ve hakaretlerde bulunuldu. Ardından fiziksel müdahaleye uğrayan İvenç’in canlı yayın yaptığı telefonu da zorla elinden alındı. Midyat Haber’den yapılan açıklamada, “Meslektaşımız Muhammed İvenç’in görevini yaptığı sırada uğradığı saldırıyı şiddetle kınıyor, olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını ve sorumlular hakkında gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını bekliyoruz” denildi (30 Ağustos).
Kocaeli’de Öztoprak’a saldırı: Kocaeli’de D100 Karayolu Karamürsel ilçesinde bir kişinin öldüğü olayı izlemeye giden gazeteci Tayyar Öztoprak, olayı anlamaya çalıştığı sırada iki kişinin yumruklu saldırısına uğradı. Saldırıyı gerçekleştiren şahıslar olay yerinden kaçarken, yüzü kanlar içinde kalan muhabir saldırganlardan şikayetçi oldu. Yüzüne sekiz dikiş atıldığı aktarılan gazeteci, “Kimse beni uyarmadı. Hızla yanlarına yaklaştıklarında bir anda saldırdılar. Yüzüme sert bir cisimle vurdular. Ne yapacağımı bilemedim” dedi. Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti, sorumluların bulunup cezalandırılmasını talep etti (11 Ağustos).
CHP’li Tekin hedef yaptı: CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyım olarak atanan Gürsel Tekin, 25 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında, yeni üye katılım töreninin düzenlendiği İstanbul Sarıyer’deki Rauf Denktaş Kültür Merkezi'ne insanların figüran olarak para karşılığı taşındığını gündeme getiren BirGün gazetesi muhabirini hedef aldı; BirGün muhabiri Ebru Çelik'e hakaret edilen bir ses kaydını da canlı yayında dinletti (25 Temmuz).
Kütahya'da iki gazeteciye “şantiye” müdahalesi: Kütahya'da Kırküç muhabirleri Fatma Sümer Soyalp ile Muammer Mert Opuş, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci'nin Ulu Cami Çevre Düzenleme Projesi’ne ilişkin açıklamalarını ve çalışmaların 30 Ağustos'a yetiştirilme hedefini haberleştirmek üzere bölgede çekim yaparken müdahale, tehdit ve hakaretle karşılaştı. Gazete Kırküç ekibi, kendilerine fiziki ve sözlü saldırıda bulunan şantiye çalışanları hakkında şikâyette bulundu (24 Temmuz).
Hak arama ve cezasızlık
Yargı ve yetkili kurumların aklına, araştırmacı gazeteci ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu’nun aracına bombayı yerleştirip ölümüne neden olan bombacı ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılmasına dönük çabalar 32 yıl sonra geldi. Türkiye Ermenisi gazeteci Hrant Dink 2007 yılında öldürülmesiyle ilgili Trabzon’daki Pelitli Grubu ve “FETÖ adına cinayete yol veren güvenlik görevlileri” cezalandırılırken Dink’i eylem, program ve bildiriler yoluyla hedef göstererek cinayete zemin hazırlayanlara dokunulmadı.
Ankara’da Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Yavuz Selim Demirağ’ı 10 Mayıs 2019’da ağır şekilde darp edenlerin yeniden yargılanmasına 17 Aralık’ta devam edilecek. Bursa’dan gazeteci Yaman Kaya’ya karşı 2023'te düzenlenen silahlı saldırıyla ilgili, ertesi yıl “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat eden iki sanık, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanıyor. Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine 13 Ağustos 2025 gecesi 10 el ateş ettikten sonra tutuklanıp tahliye edilen sanık İsa Can Biler’in davası da 14 Ocak’a kaldı.
BirGün gazetesi avukatları, CHP’nin İstanbul’daki rozet takma törenine figüran götürdüğünü gündeme getiren gazeteci Ebru Çelik’i hedef gösterdiği gerekçesiyle Gürsel Tekin ve Müslim Sarı hakkında suç duyurusunda bulundu.
Ankara’da Demirağ’a saldırganların peşini bırakmıyor: Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Yavuz Selim Demirağ’a yönelik 10 Mayıs 2019’da Ankara’da girişilen ağır saldırıya dair dava, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nin yedi sanığa 2024’te verdiği 9’ar yıllık hapis cezaları İstinafta bozulunca yeniden başladı. 30 Nisan 2026’da başlanan ve duruşmaya gelmeyen bazı sanıklara zorla getirme kararı çıkarılan davaya, 30 Eylül’de devam edildi. Yargılama 17 Aralık’a kaldı (30 Eylül).
Bursa’da Kaya’ya saldırı davası yeniden: Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, 2023'te kent rantlarını duyuran Başka Gazete sitesi yayın yönetmeni ve gazeteci Yaman Kaya’ya karşı girişilen silahlı saldırıya ilişkin iki sanığı, İstinafın beraatları bozması üzerine, "kasten öldürmeye teşebbüs" gerekçesiyle yeniden yargılıyor. 29 Eylül’de görülen duruşmada dinlenen tanıklar, bilgi sahibi olmadıklarını ileri sürdü. Mahkemenin talebiyle dosyaya giren HTS verilerine dair bilirkişi raporu da, tetiği çektiği iddia edilen sanığın olaydan bir gün sonra telefonunu değiştirmesi nedeniyle yetersiz kalmıştı. Dosyada sanığın eski numarasının incelenmesi bekleniyor. Yargılamaya Kasım ayında devam edilecek (29 Eylül).
“Şirket haberine karşılık iftira” yargıya taşındı: Gündem Fethiye gazetesi ve çalışanları, “Muğla Çimento Davasında Şirket Lehine Çıkan Bilirkişi Raporunun Arkasından şirketin Danışmanı Çıktı” başlıklı haberin 31 Ağustos 2026’de yayımlanmasından sonra “asılsız iddialar, tehditler ve iftiralara maruz kaldıkları” gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Şikayette, başvurunun haber müdürü Hülya Çetinkaya ve gazeteyi hedef alan “iftira, hedef gösterme ve kişilik haklarına yönelik saldırı oluşturan içerikleri” kapsadığı belirtildi. Haberde, raporun doğrudan şirket danışmanı tarafından yazıldığı anlamına gelmeyebileceği açıkça belirtilirken dosya düzeyinde, tarihli ve iki katmanda tutarlı bu bağın, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'ndaki bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri açısından ciddi bir sorun oluşturduğuna yer veriliyordu (21 Eylül).
Evrensel’e saldırı davası: İzmir 42. Asliye Ceza Mahkemesi, Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde bulunan Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine yönelik 13 Ağustos 2025 gecesi 10 el ateş ederek silahlı saldırı düzenlediği gerekçesiyle tetikçi İsa Can Biler'i yargılıyor. Ancak 14 Eylül’de görülmesi beklenen dava, hakim yokluğu nedeniyle 14 Ocak 2027’ye bırakıldı. 25 Haziran 2026’da süren davada, gazete avukatlarının talebi doğrultusunda, duruşmalara katılmayan sanık Biler’in zorla getirilmesine karar verilmişti. Gazete avukatlarından Serhat Özkan, “13 Ağustos’ta büromuz kurşunlandı. Bundan birkaç gün önce Habaş’la ilgili haber yapılmıştı. Takipsizlik itirazımızda da belirttiğimiz gibi sanıkların 200’ün üzerinde Kırkpınar soyadlı kişilerle görüşmesi bulunuyor. Bu kişilerin dinlenmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Sanıklar hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin devamına hükmeden mahkeme, İbrahim Halil Yapıcı’nın duruşmalardan vareste tutulması talebini kabul etmişti (14 Eylül).
BirGün’den Tekin ve Sarı'ya tazminat davası ve suç duyurusu: BirGün, CHP’nin İstanbul’daki rozet takma törenine para karşılığı figüran götürüldüğünü gündeme getiren gazeteci Ebru Çelik’e yönelik iftira ve hakaret içerikli açıklamalarda bulunduğu gerekçesiyle Gürsel Tekin ve Müslim Sarı hakkında 950 liralık manevi tazminat davası açtı. Ayrıca Tekin ve Sarı’ya yönelik yaptıkları açıklamalar nedeniyle Savcılığa suç duyurusunda da bulunuldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan suç duyurusunda, Tekin ile Sarı hakkında hakaret ve iftira suçlarından soruşturma başlatılması ve dava açılması talep edildi (5 Ağustos).
Gazete Pencere’den CHP’li Tekin’e tepki ve suç duyurusu: CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım olarak atanan Gürsel Tekin, CHP üye katılım törenine cast ajansı aracılığıyla ücretli figüran taşındığını ortaya koyan haberden sonra düzenlediği basın toplantısında, BirGün gazetesi ve Gazete Pencere sitesini “CHP'nin eski yönetiminden para almak” ile suçladı. Tekin, “Aziz İhsan Aktaş, Burhanettin Bulut’u satın alıyor, Burhanettin de parasıyla sizlerin haberlerini satın alıyor” suçlamasını yöneltti. Dekontlar gösteren Tekin “Dün ilk iki haber nereden çıktı biliyor musunuz, Pencere ve BirGün'den… Şu Pencere’nin durumuna bakar mısınız, fatura bir 50 milyon. Fatura iki 294 milyon. Fatura üç 240 milyon lira” dedi. Beyanlara sert tepki gösteren BirGün gazetesi yargıya başvuracağını duyurdu. Gazete Pencere İmtiyaz Sahibi Yavuz Oğhan da Tekin'i yalanladı. Hafta içinde hukuki süreç başlatacağını duyuran gazeteci Oğhan da, sert açıklamasında, “Gazete Pencere CHP’nin eski yönetiminden 500 küsür milyon lira almış. Ben de Gürsel Bey’in açıklamasından öğrendim. Anladığım Gürsel Tekin’in sayılarla arası kötü ve milyonun altını değer görmediği için gerçek rakamları okumaya dili varmıyor. Ya da figüranları yakalatmanın telaşıyla bilerek yanlış bilgi veriyor. Kendilerine yönelik her olumsuz haberi bir paralı faaliyet zanneden bu zavallı bakıştan ne Türkiye’ye bir hayır gelir ne de CHP’ye… mahkemede anlatır artık yüz milyonlarca lira kime verilmiş, kim gazetemizi, gazetemizde çalışan gencecik insanları satın almış!” dedi (26 Temmuz).
Dost “işkence”yi yargıya taşıdı: Gazeteci Hazar Dost, 6 Temmuz'da İstanbul Şişli Kurtuluş’ta gözaltına alınması ve gözaltı sürecinde işkence ile kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle sorumlu polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Şikayet dilekçesinde, Feriköy Polis Merkezi'nde tutulduğu sırada Dost'un saatlerce tuvalete gitmesine izin verilmediği, bu nedenle pet şişeye tuvalet ihtiyacını gidermek zorunda bırakıldığı, düzenli kullandığı ilaçların defalarca talep edilmesine rağmen verilmediği de belirtildi. Gazeteci, polis aracında hakaret ve küfüre maruz kaldığını, adliye nezarethanesine götürülürken ise fiziksel şiddet uygulandığını ifade etti. 7 Temmuz'da Küçükçekmece Adliyesine sevk edilen Hazar Dost, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Serbest bırakılmasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, gözaltı sürecinde yaşadıklarını kamuoyuyla paylaştı. Dilekçede, gözaltı öncesinde Şişli Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi’nde düzenlenen adli muayene raporunda Dost'un vücudunda yeni oluşmuş darp ve cebir izine rastlanmadığının kayıt altına alındığı belirtildi (12 Temmuz).
Elazığ’da Demirdaş’a saldıranlara tahliyeden sonra ceza: Elazığ 6. Asliye Ceza Mahkemesi, Elazığ Belediye Binası önünde 1 Ekim 2025’te Sözcü gazetesi muhabiri Evren Demirdaş’a saldırdıkları gerekçesiyle üç kişiyi “kasten yaralama” suçundan mahkum etti. 25 Haziran’da görülen karar duruşmasında bir sanığı 10 ay 25 gün hapse mahkum eden mahkeme, “suça sürüklenen bir çocuğa” da hapisten 21 bin 600 TL para cezası, bir diğerinin cezası da ertelenerek üç yıl süreyle denetim kararı alındı. Sanıklar saldırıdan sonra tutuklanmış, bir süre sonra da tahliye edilmişti. Gazeteci, tahliyeleri, “Bu davadan çıkan kararlar, bundan sonra gazetecilere yapılacak olan saldırıların önünü açmıştır” sözleriyle eleştirmişti (1 Temmuz).
Soruşturmalar, açılan / süren ceza davaları, kararlar
(Rapor, Türkiye’de gazetecilere uygulanmış yasal prosedürlerin tamamını kapsamayıp, örnekleriyle sadece medya özgürlüğünü hedef alan ihlallere dair eğilim ve ağırlık konusunda fikir vermeyi amaçlamaktadır)
Soruşturmalar
Son üç ayda en az 17 gazetecinin adı, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “hakaret” veya “iftira” gibi gerekçelerle açılan soruşturmalarda geçti. CHP’den Kemal Kılıçdaroğlu’nun rozet törenine parayla figüran taşınmasına dair BirGün ve Sözcü’de çıkan haberler nedeniyle yedi gazeteci soruşturmalık oldu.
T24 haber sitesi genel yayın yönetmeni Doğan Akın, Ceren Bala ve T24 haber sitesi yazarı Tolga Şardan hakkında yürütülen iki farklı soruşturma kapsamında ve Elazığ'dan gazeteci Faik Akgün’e karşı açılan tahkikat takipsizlikle sonuçlandı. Bu dönemin endişe verici ilginç gelişmelerinden biri de, “Gazeteciler Kimsenin Emir Eri Değildir” başlıklı açıklama nedeniyle İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi’nin soruşturma geçirmesi oldu.
MSB şikayetiyle Yeni Yaşam’a soruşturma: Yeni Yaşam gazetesi sorumlu müdürü Ahmet Güneş ile yayın yönetmeni Mehmet Ali Çelebi hakkında, Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) şikâyetiyle “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturmaya konu haber, “Üniformalıların işi cinayet mi?” başlığını taşıyor (24 Eylül).
Akın ve Teke için “takipsizlik”: Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, T24 haber sitesi genel yayın yönetmeni Doğan Akın ve savunmanlığını Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) yaptığı gazeteci Ceren Bala Teke hakkında, T24’te yayımlanan bir haber nedeniyle yapılan suç duyurusunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Kararda, haberde yer verilen iddiaların haberleştirilmesinin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı ve şüphelilere yöneltilen suçların unsurlarının oluşmadığı belirtildi. Soruşturma, 9 Nisan 2026 tarihli ve “Kızları katledilen aileye Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarından ‘icra’ tehdidi: ‘Gönüllü destek dediler, icrayla tehdit ediliyoruz’” başlıklı haber üzerine yapılan suç duyurusu üzerine başlatılmıştı (23 Eylül).
İGC’den Gappi’ye soruşturma: İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, 21 Ağustos günü okunan “Gazeteciler Kimsenin Emir Eri Değildir” başlıklı açıklama nedeniyle Basın Savcılığı’nca ifadeye çağrıldı. Gappi, ifadesinde açıklamanın gazetecilerin karşılaştığı baskılara tepki amacı taşıdığını belirterek, “Basın açıklamamızda ‘İftira veya yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak’ gibi bir durum yoktur. Tümüyle meslektaşlarımızın karşılaştıkları baskı ve küçük düşüren ifadelere karşı tepki vurgulanmıştır. Meslektaşlarımızın yanında durmaya devam edeceğiz” dedi (24 Ağustos).
Bursalı’ya soruşturma ve “üç gün imza” zorunluluğu: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Çağlayan Adliyesi’nde ifade veren gazeteci ve Gazete Pencere sitesi muhabiri Can Bursalı, İBB davası ile Bartın maden katliamına dair haberleri ve paylaşımlarıyla ilgili sorgulandı. Söz konusu paylaşımlarının ve haberlerinin gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu söyleyen Bursalı, “iftira”, “hakaret” ve “Devlet kurumlarını aşağılama” gerekçesiyle ifade verdikten sonra haftada üç gün imza ve yurtdışı çıkış yasağı karşılığında serbest bırakıldı (4 Ağustos).
İlke TV muhabirine soruşturma: İlke TV muhabiri Zilan Azad hakkında, “Takım elbiseli adamlar kendi satrançlarını oynarken kadınlar hayatta kalmaya çalışıyor” başlıklı röportaj nedeniyle soruşturma başlatıldı. “hakaret”, “iftira” ve “kişilik haklarına saldırı” şüphesiyle başlatılan soruşturmada Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Selin Top de şüpheli olarak yer alıyor. Röportajda, Gülistan Doku’nun kaybedilmesine ilişkin yürütülen soruşturmaya, Dersim’de kadınların aktardıklarına ve erkek suç çetelerine ilişkin kamuoyunda uzun süredir tartışılan çeşitli iddialara yer veriliyordu. Soruşturmaya neden olan şikayet, kendisi hakkında yer alan iddialar nedeniyle CHP’den YENİ Parti’ye geçen milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu’dan geldi. Azad ve Top soruşturma kapsamında 4 Ağustos’ta ifade verdi (4 Ağustos).
Özkök’e “Cumhurbaşkanı” soruşturması: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Bahar Feyzan ile YouTube kanalı üzerinden katıldığı bir canlı yayında Türkiye yönetimini, “Tayyip Erdoğan’ın kişiliği üzerine dizayn edilmiş ve onun kişiliği ile geçerli bir rejim” olarak nitelendiren Ertuğrul Özkök hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” şüphesiyle re’sen soruşturma başlattı. Cumhurbaşkanının yaşı üzerinden yönetimi de değerlendiren Özkök, “Bu dönemler geçecek. Ben bir öğrenci olarak İspanya'da Franco rejiminin nasıl çöktüğüne tanık oldum gözlerimle. Bir gecede gitti 30 yıllık Franco diktatörlüğü. Öldüğü gece İspanya'da rejim değişti” demişti. Dava açılırsa, Hürriyet Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Özkök 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılanacak (2 Ağustos).
Tekin şikayetiyle yedi gazeteciye “Figüran” soruşturması: BirGün gazetesinde “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlığıyla çıkan haber nedeniyle gazete muhabiri Ebru Çelik, BirGün Web Yayın Koordinatörleri Uğur Koç ve Berkant Gültekin ile Sözcü TV muhabiri ile şirket temsilcisi Nedim Bayhan “şüpheli” olarak 29 Temmuz’da ifade verdi. İfadesi sonrası Çağlayan Adliyesi önünde bir açıklama yapan Çelik, “Haber büyük bir yankı uyandırdı. Çünkü halkı kandırıyorlardı oraya figüran toplayarak. İfademde de haberimdeki her ayrıntıyı anlattım. Haberimizden çok eminiz” dedi. Ertesi gün aynı dosyadan ifade veren BirGün yazarı Timur Soykan da, “tamamen doğru” bir haber nedeniyle Türkiye’de ifade vermek zorunda kalınabildiğini söyledi; “İfade verdim. Gürsel Tekin aslında bu figüran skandalının kumpas olduğunu, yalan olduğunu iddia etmişti. Hatta 'çamur' gibi ifadelerle meslektaşım Ebru Çelik'e çok çirkin ifadelerin kaydını dinleterek suçlamıştı. Ama sonuçta kendisinin iftira attığı, FETÖ'vari kumpas' sözlerinin yalan olduğu ortaya çıktı. Tamamen doğru bir haber nedeniyle gazeteciler maalesef ifade vermek zorunda kalıyor. Trajikomik bir durumla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı. İfadeye çağrılanlar arasında gazeteciler Fatih Altaylı ve Uğur Dündar da var (29-30 Temmuz).
Şardan’a “gizlilik” soruşturmasında takipsizlik: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Libya askeri heyetini taşıyan uçağın 23 Aralık 2025’te Ankara Haymana’da düşmesiyle ilgili soruşturmada bir hostesin Ankara Emniyeti’nde sorgulandığını gündeme getirdiği için “soruşturmanın gizliliğini ihlal” şüphesiyle soruşturma açtığı T24 haber sitesi yazarı Tolga Şardan hakkında takipsizlik kararı verdi (15 Temmuz).
Kayhan Ayhan’a yönelik soruşturma furyası: İstanbul Anadolu Savcılığı, Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencileri S.V. ve O.G.'nin Konak’ta bir dükkân duvarına boykotla ilgili yazılamalar yaptıkları gerekçesiyle esnafın şikâyeti üzerine tutuklanmasını haberleştirdiği için BirGün gazetesi editörü Kayhan Ayhan hakkında yürütülen soruşturmada yetkisizlik kararı verdi. BirGün'de 2 Aralık 2023 tarihinde yayımlanan “Köylülere 2,5 saat şiddet” başlıklı haber ve 14 Mayıs seçimlerindeki “usulsüzlük” iddialarına dair paylaşımla ilgili Ayhan hakkında başlatılan soruşturmada takipsizlik çıktı. Gazeteci hakkındaki soruşturma furyası, 19 Mart 2025’te İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan öğrenci eylemlerini haberleştirmesiyle de sürüyor (14 Temmuz).
Elazığ’dan Akgün’e çifte “dezenformasyon” takipsizliği: Elazığ Belediyesi'nin, Hanpınar Şantiyesi’ndeki mazot hırsızlığı iddialarına ilişkin haber yapan “Elazığ Gerçekleri” sitesinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Faik Akgün hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı” gerekçesiyle yürüttüğü iki soruşturmada da takipsizlik çıktı. 18 Aralık 2025’te verilen ilk takipsizliği 7 Nisan’da aynı yönde verilen ikinci karar izledi. Sosyal medya hesabından hakkında açılan soruşturma kapsamında ifadesinin alındığını aktaran Akgün, “Bu tablo gazeteciliği cezalandırma ve gazetecileri haber yapamaz duruma getirmeyi amaçlamaktadır. Bu bir sindirme girişimidir. Gerçek gazeteciler sinmez” demişti (5 Temmuz).
Açılan ve süren davalar
Son üç ayda, aralarında tutuklu, sürgün ve yabancıların da olduğu onlarca gazeteci, karikatürist ve medya temsilcisi, Türk Ceza Kanunu (TCK), Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu temelinde, hapis tehdidiyle mahkeme karşısına çıktı. Yargılamalar, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “devletin kurumlarını aşağılama”, “gizliliği ihlal”, “kin ve düşmanlığa tahrik”, “suç işlemeye alenen tahrik”, “siyasi casusluk”, “örgüt propagandası”, “örgüt üyeliği” ve benzeri suçlamalara dayandırılıyor. “dezenformasyon” suçlamasından hapisle yargılanan haberciler arasında Timur Soykan, Barış Pehlivan, Ahmet Kanbal, Fırat Fıstık, Can Uğur ve İsmail Arı da bulunuyor. Sarya Toprak ise yargılama sonunda beraat etti.
Yanardağ “siyasi casusluk” davasında tutuklu bırakıldı: İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, casus olduğu iddia edilen Hüseyin Gün ve tutuklu TELE1'in genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ı “siyasal casusluk” iddiasıyla yargılamaya 30 Eylül’de devam etti. Duruşma sonunda mahkeme, TGC, TGS, RSF, Gazeteciler Cemiyeti dahil birçok gazetecilik meslek örgütünün tahliye çağrısı yaptığı ve MİT’ten dört aydır yanıt beklenen dosyada “yanıtın beklenmesi” adına gazeteci Yanardağ ve diğer tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. 11 Mayıs’ta başlayan yargılamada “siyasal veya askeri casusluk maksadıyla devletin gizli kalması gereken bilgilerini temin etmek” (TCK 328/1 maddesi) suçlamasından yargılanan tüm sanıklar, yargılamanın somut delillere dayanmadığını ve siyasi saiklerle açıldığını ifade etti. Yanardağ, 24 Ekim 2025’te gözaltına alınıp üç gün sonra da tutuklanmıştı. Başsavcılık, "örgüt lideri" olarak nitelendirdiği İmamoğlu'nun, “'İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' olarak CHP'yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdiği, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda malî nitelikli suçları işlemek için, başta İstanbul'daki vatandaşların kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktararak casusluk suçu işlediği” iddia edilmişti. Dava 23 Aralık'a kaldı (29 Eylül).
Kanbal’ın “yanıltma” davası: Adıyaman 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Maraş merkezli depremler sırasında Adıyaman’dan katıldığı canlı yayın programları gerekçe gösterilerek hakkında dava açılan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal’ı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla yargılıyor. Kanbal hakkında, 2023 yılında Mardin Başsavcılığı “örgüt propagandası” şüphesiyle ilgili dava açılmasına gerek görmezken bu kez, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasına ilişkin TCK-217/A maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunulmuştu. İddianamede, Kanbal’ın depremin ilk günlerinde Adıyaman’da katıldığı yayındaki “Adıyaman Kriz Koordinasyon Merkezindeyim. Gönüllüler çalışıyor, dünden beri yetersiz çalışmalar var. Önce yabancı ekipler sonra AFAD geldi. İnsanlar burada üç gün ölüme terk edilmiştir. Gönüllüler enkazda çalışırken, AFAD gönüllüleri enkaz önünde fotoğraf çektiriyor” sözleri suçlamaya gerekçe olarak gösterildi (29 Eylül).
Uludağ’a “dezenformasyon” davası: Kocaeli Gebze’de Ekim 2025’te dört kişinin öldüğü Arslan Apartmanı'nın çökmesine ilişkin X'te yaptığı “Gebze soruşturmasında Ulaştırma Bakanı'nı Yüce Divan'a götürecek gelişme” başlıklı haber paylaşımı nedeniyle gazeteci Alican Uludağ hakkında dava açıldı. Gazeteci, binanın çökmesinin nedeninin altından geçen metro inşaatı nedeniyle olduğunu yazması ve bundan dolayı Ulaştırma Bakanı'nı sorumlu tutması nedeniyle “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” iddiasıyla yargılanacak. Oysa Uludağ, cezaevindeyken o binanın çökmesinin nedenine ilişkin resmi bilirkişi raporuna ulaşmış ve DW Türkçe için de haberleştirmişti. Davanın ilk duruşması Ankara 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 5 Kasım’da görülecek (28 Eylül).
Soykan ve Pehlivan’ın “dezenformasyon” davası: Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Halk TV’de çalıştıkları dönemde, 15 Ekim 2024 tarihli “Kayda Geçsin” programında yargıya yönelik eleştirilerden bulunan gazeteciler Timur Soykan ve Barış Pehlivan’ı “yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla yargılıyor. 22 Eylül’de görülen duruşmaya avukatı Gamze Pamuk ile katılan gazeteci Soykan, 27 yıllık gazeteci olduğunu ve bu dönemde birçok yolsuzluk dosyasıyla ilgili haber yaptığını ve hiçbir zaman suç kastıyla hareket etmediğini ifade etti. Toplumun ve bürokrasinin temiz olması için çalıştığını söyleyen Soykan, gazetecilik faaliyetleri kapsamında edindiği kanaatleri kamuoyuna aktarmanın sorumluluğu olduğunu belirtti. Soykan, rahatsız edici ifadelerin de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Gazeteci ve avukatının beraat kararı verilmesi yönündeki talebi değerlendirmeyen mahkeme, duruşma savcısının talebi doğrultusunda, Soykan ve Pehlivan hakkındaki diğer soruşturma dosyasının akıbetinin sorulmasına karar verdi. Dava 22 Aralık’a (10:05) ertelendi (22 Eylül).
Fıstık’a “dezenformasyon” davası: Sözcü sitesinde “Bakanlık, İsrail’den mal alıyor” başlıklı haberi 14 Kasım 2024’te çıkan gazeteci Fırat Fıstık, Milli Savunma Bakanlığı’nın “dezenformasyon” iddiasıyla açtığı davadan yargılanıyor. 19 Eylül 2024 tarihli bir ihaleye dair haberle ilgili açılan dava 12 Kasım’a kaldı (22 Eylül).
Gök’ün “üyelik ve propaganda” davası: Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök'ü açık tanık Ümit Akbıyık'ın beyanları üzerinden “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. 22 Eylül’de görülen son duruşmada, yargılamanın Gök’ün Yargıtay’da bulunan dosyasının sonucunun beklenmesi için 17 Aralık’a bırakılmasına karar verildi. Davanın başında ifadesi alınan ve Ortadoğu’daki çatışmalı ortama dikkat çekerek, yurtdışı yasağından dolayı mesleğini yapamaz durumda olduğunu söyleyen Gök, “K8Ç4B3L1T5” adlı gizli tanık ifadeleriyle hazırlanan ve bu dosyayla birleştirilen iddianameye karşı savunma yapmıştı. Gazeteci, hem gizli tanık hem de açık tanıklarla işin dönüp dolaşıp polisçe öldürülen Kemal Kurkut'un fotoğraflarını çekmesine geldiğini söylemişti. Davanın başından beri gazeteciye uygulanan yurtdışı yasağı 26 Şubat 2026’da kaldırılmıştı (22 Eylül).
İki gazetecinin “Saraçhane” davası: İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, Saraçhane’de 19 Mart 2025’te başlayan eylemleri haberleştirirken gözaltına alınan Evrensel gazetesi muhabiri Nisa Sude Demirel ve ETHA Ajansı muhabiri Elif Bayburt’u 2911 Sayılı Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılamaya devam etti. İlk duruşmada gazeteci Demirel, ifadesinde, “Dosyadaki fotoğrafı ben alanda haber yaparken sivil polis çekti. Benzer delillerle yargılamak gazetecileri korkutma amaçlıdır” demişti. Bayburt da, fotoğrafta basın kartının açıkça görüldüğünü ifade ederek mevcut yargılamanın eylemleri haberleştirenler için bir gözdağı verme amacı olduğunu söylemişti. Son duruşması 18 Eylül’de görülen dava 28 Ocak 2027’ye bırakıldı (18 Eylül).
Can Uğur’a “yanıltıcı bilgi” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinin 17 Haziran 2025’te yayımladığı, “1 milyon öğrencinin kaderiyle mi oynandı? LGS soruları sınav bitmeden WhatsApp grubunda paylaşıldı iddiası” başlıklı haber nedeniyle Cumhuriyet gazetesi haber müdürü Can Uğur’u yargılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın şikâyetiyle açılan davada Uğur’un “yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı” iddia ediliyor; Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi uyarınca cezalandırılması talep ediliyor. İlk duruşma, duruşmaya katılmayan gazetecinin hazır edilmesi için ertelenirken 17 Eylül’deki oturum da, hakimin raporlu olması nedeniyle ileri bir tarihe bırakıldı (17 Eylül).
Beş gazeteci ve çevirmenin “örgüte yardım” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ta yayımlanan haber ve makaleler nedeniyle 26 Kasım 2024’te İstanbul’da gözaltına alınan beş gazeteci, bir çevirmen ve bir sosyoloğu “örgüte yardım” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ancak daha sonra İstanbul’a aktardığı soruşturmada, bianet editörü Tuğçe Yılmaz, gazeteciler Erdoğan Alayumat, Suzan Demir, Taylan Abatan, Gülcan Dereli ile çevirmen Serap Güneş ve sosyolog Berfin Atlı “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” (TCK 220/7) ile suçlanıyor. Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ın PKK’nin yayın organı olduğunu iddia eden savcı yazarlara yapılan telif ödemelerini suçlamaya delil olarak gösterdi. Ayrıca MASAK raporları, banka transfer kayıtları, sosyal medya paylaşımları iddianameye delil olarak girmişti. 17 Eylül’de görülen yargılamanın dördüncü duruşmasında mahkeme, yurtdışı yasağının kaldırılması ve dijital materyalleri iade edilmediği gibi Alayumat’ın dile getirdiği talepleri reddetti; bilirkişi raporunun beklenmesine hükmetti. Davaya 8 Aralık’ta devam edilecek (17 Eylül).
Fincancı, Önderoğlu ve Nesin 10 yıldır sanık: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem nöbetçi yayın yönetmenliği davasından yargılanan ve 17 Temmuz 2019’da beraat ettikleri halde kararları istinaftan dönen Erol Önderoğlu, Şebnem Korur-Fincancı ve Ahmet Nesin'i beş yıldır yeniden yargılıyor. Önderoğlu ve Fincancı’nın katıldığı yeniden yargılamanın bu 17. duruşmasında, Fransa’da yaşayan Nesin’in ifadesi için yazılan istinabe yazısına yanıtın beklenmesine bir kez daha karar verildi. Üç sanık, “örgüt propagandası”, “suçu ve suçluyu övmek” ve “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla 14 yıl 6 ay hapis istemiyle yargılanıyor. İlk yargılama sonunda Temmuz 2019’da verilen beraat kararları İstanbul İstinaf Mahkemesi’nce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fincancı’yı kamuoyu önünde hedef almasından bir hafta sonra Ekim 2020’de bozulmuştu. Mahkeme, itirazlara rağmen bu karara 3 Şubat 2021’de uymaya karar vermişti. 10 yılı aşan davada şimdiye kadar 28 duruşma gerçekleşti. Dava 24 Aralık’a kaldı (15 Eylül).
Coşkun ve Kızıl’a yedi yıl sonra “Naz” davası: Giresun’un Görele Cumhuriyet Başsavcılığı, Eynesil ilçesinde 2018’de hayatını kaybeden Rabia Naz Vatan’ın ölümüne ilişkin araştırmalar sırasında, dosyanın tanıklarından Mürsel Küçükal’la gazetecilerin 13 Kasım 2019’da yaptıkları görüşmeyle ilgili yedi yıl sonra dava açtı. Savcılığın iddianamesinde gazeteci Canan Coşkun, belgeselci Kazım Kızıl ve Rabia Naz’ın babası Şaban Vatan, “iştirak halinde birden fazla kişi tarafından cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ile suçlanıyor. Kızıl hakkında ayrıca “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlaması bulunuyor. Coşkun ve Kızıl için 4 yıldan 14 yıla kadar hapis istenirken Kızıl hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan da ceza talep edildi. Dava, Görele 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 22 Ekim’de (9.30) başlayacak (15 Eylül).
Uçar’ın “örgüt üyeliği” davası: Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi, İslahiye ilçesinde 6 Aralık 2023 tarihinde yapılan ev baskınıyla gözaltına alınan ve ardından adli kontrol kararıyla serbest bırakılan gazeteci İrfan Uçar’ı “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılıyor. MLSA’nın savunduğu gazeteci Uçar, 15 Eylül’de görülen duruşmada avukatı aracılığıyla yurtdışındaki etkinliklere dahil olmasına engel oluşturan yurtdışı yasağı tedbirinin kaldırılmasını talep etti. Ancak mahkeme, duruşma sonunda bu talebi geri çevirerek yargılamayı 5 Ocak 2027’ye (9:20) bıraktı. Savunmasında jandarma operasyonuna tepki gösteren Uçar “6 Aralık 2023’te sabaha karşı 50’den fazla jandarma, 10’dan fazla zırhlı araçla evimiz basıldı. Oysa savcılığın bir davetiyle gidip ifade verebilecekken, yaşlı ve bakıma muhtaç ailemi şoka uğratacak şekilde gözaltına alındım. Babam Temmuz’da vefat etti. Son nefesine kadar benimle ilgili kaygı taşıdı” demişti. Duruşmada SEGBİS ile dinlenen gizli tanık, ifadesinde gazeteci İrfan Uçar'ı tanımadığını, örgüt talimatıyla haber yapıp yapmadığı iddiasını bilmediğini söylemişti. İddianamede, Cengiz Kapmaz’ın 2011 yılında İstanbul’da evine yapılan baskında el konulan dijital malzemelerdeki yazılarda Uçar’ın isminin geçmesi, suç delili olarak gösterilmişti. Uçar’ın, gazeteci-yazar Musa Anter ve 24 yıl önce Van’da öldürülen Özgür Gündem gazetesi ile Özgür Halk Dergisi dağıtıcısı Adnan Işık ile ilgili hazırladığı röportajlar da iddianamede suç delili olarak gösterilmişti (15 Eylül).
Sevinç ve Oğhan’ın “İBB” davası: İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 414 sanığın yargılandığı İBB davasında, “örgüte yardım” iddiasıyla suçlanan gazeteciler Şaban Sevinç ve Yavuz Oğhan da tutuksuz sanık olarak savunmalarını sundu. 39 yıllık bir gazeteci olarak Gizli Tanık İlke’nin ifadesiyle suçlandığını söyleyen Sevinç, “Kimse bana emir ve talimat veremez, ‘para karşılığı haber yap’ şeklinde şey de söz konusu değildir. CHP üyesi olduğum için olsa olsa CHP örgütüne yardım etmişimdir. Oradan da istifa ettim, butlan olduğu için” dedi; beraatini talep etti. 35 yıldır gazetecilik yaptığını söyleyen Yavuz Oğhan, “rencide edici” suçlamayla ilgili, “Yapanların gözaltı demediği, gözaltında değilsem gidebilir miyim dediğimde hayır yanıtını aldığım bir süreçten geçtik” dedi. Gizli tanık ifadesiyle suçlandığını belirten Oğhan, “Delil olarak önümüze konulan şeyse baz kayıtlarıydı. Murat Ongun ile buluştuğum, Emrah Bağdatlı’yla bir araya geldiğime dair iddialar var. Bağdatlı’yla hiç bir araya gelmedim, tanımıyorum. 100’ün üzerinde baz kaydı var, çoğu Beşiktaş’ta. Benim evim de ofisim de Beşiktaş’ta. Her ofise gittiğimde Emrah Bağdatlı’yla konuşmuşum gibi algılanıyor” dedi (26 Ağustos).
İBB Davasında Çakır ve Yalçın’ın “dayanaksızlık” tepkisi: İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın 20 Ağustos’ta görülen duruşmasında, tutuksuz sanık olarak savunma yapan Medyascope haber sitesi yayın yönetmeni Ruşen Çakır, “Bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etmek gibi abes bir suçlamayla karşı karşıyayım. Bu benim çok ağırıma gidiyor. Bunu bana bulaştıranlarla inşallah bir dünyada hesaplaşacağım diye bu notu düşmek istiyorum özellikle. Yani 40. yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik. Bunu yapan her kimse kendilerine burada bunu unutmayacağımı söylemek istiyorum” dedi. Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki duruşma salonunda ifade veren diğer tutuksuz sanık Odatv sitesi imtiyaz sahibi ve Nefes gazetesi yazarı Soner Yalçın da “Dönüp dönüp, iddianameyi okuyup anlamaya çalışıyorum. Hangi davranışım gazetecilik sınırını aşıp örgütsel faaliyete dönüştü? Benim suç olduğu iddia edilen bir yapıya bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi gösteren tek somut olgu nedir? Olaya ilişkin sorum var, bunların cevabı, ispatı iddianamede yok” dedi (20 Ağustos).
Sekiz gazeteciye “Artvin” davası: Artvin merkezli gizlilik konulan bir soruşturma kapsamında Haziran 2025’te gözaltına alınıp “örgüt üyeliği” iddiasıyla bir kısmı tutuklanan gazeteciler İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya 24 Kasım’da başlayacak. 13 Nisan 2026 tarihli iddianamede Ozan Cırık, Dicle Baştürk, Yavuz Akengin, Eylem Emel Yılmaz, Metin Yoksu, Ömer Bülent Er, Melisa Efe ve Semra Pelek sanık olarak yer alıyor. 13 Haziran 2025’te İstanbul’da yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan gazeteciler Dicle Baştürk, Yavuz Akengin, Eylem Emel Yılmaz ve Sendika.Org sitesi muhabiri Ozan Cırık, 16 Haziran gecesi çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Metin Yoksu da aynı soruşturmadan Batman’da savcılığa giderek ifade verdikten sonra 26 Haziran’da tutuklanmıştı. Gazeteciler, bir süre sonra tahliye edilmişlerdi. 13 Haziran sabahı gözaltına alınıp İstanbul’a 1500 km uzaklıktaki Artvin’e götürülen gazeteci Semra Pelek ve Frankfurter Allgemeine Zeitung için tercümanlık yapan Melisa Efe ise, dört günlük gözaltıdan sonra adli kontrolle bırakılmışlardı. Soruşturma dosyasında gazetecilerin haber sitelerine sağladıkları teknik hizmetler, haberleri için aldıkları telif ödemeleri ve mesleki iletişimleri suçlama konusu yapılıyor (5 Ağustos).
BirGün’den Başcan ve Özbek’e 301 davası: BirGün gazetesinin 24 Ağustos 2025 tarihli sayısında çıkan ve öğrencilere 19 Mart eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle açılan soruşturmalar, burs kesintileri ve yurttan atmaları konu edinen “Ceza ve baskılarla korkutamazsınız” haberi nedeniyle gazete yetkililerine dava açıldı. BirGün Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Gökay Başcan ve birgun.net Sorumlu Müdürü Selçuk Özbek’e “Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Alenen Aşağılama” iddiasıyla İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan dava 19 Ocak 2027’de başlayacak (16 Temmuz).
Bağdat’ın “TMK” davası: İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017 ve 2018 yıllarında yaptığı dokuz sosyal medya paylaşımı nedeniyle gazeteci Hayko Bağdat’ı “Örgüt propagandası” iddiasıyla yargılamaya devam ediyor. Mahkeme, Bağdat’ın savunmasının alınması için hakkında çıkarılan yakalama kararının infazını bekliyor. Bağdat’ın davaya konu olan paylaşımları arasında Osman Kavala’nın bir fotoğrafı ile Cemil Bayık’ın verdiği bir röportaja ilişkin paylaşımları var. Yargılama 24 Aralık’a (10:13) bırakıldı (7 Temmuz).
Dündar’ın “Özgürüz” davası: İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “MİT TIR’ları” dosyasının 1 Mart 2017 tarihinde “Özgürüz” sitesinde yayınlanması nedeniyle yeniden Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni Can Dündar’ı “casusluk” suçlamasıyla yargılamaya 17 Şubat’ta devam etti. Daha önce dosyasının “Cumhuriyet” gazetesinde yargılanması nedeniyle Dündar’ın “casusluk” iddiasıyla 23 Aralık 2020’de 27 yıl 6 ay hapse mahkum edilmesiyle ilgili dosya Yargıtay’da. “MİT TIR’ları” dosyasına ilişkin Nisan 2018’de açılan bu dosya, Dündar’ın ifadesinin alınmasını bekliyor. Dündar bir video nedeniyle “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek” (TCK 328) ve “gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklamak” (TCK 330) ile suçlanıyor. Dava 4 Kasım’a (11:00) kaldı (6 Temmuz).
Dündar’ın “Özgür Gündem” davası: İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 2016’da Özgür Gündem gazetesine destek amacıyla düzenlenen Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyasına katılması nedeniyle Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ı “terör örgütlerinin açıklamalarını basmak ya da yayınlamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Mahkeme, Dündar hakkındaki yakalama kararının infazını bekliyor. Dava 8 Ekim’e (9:18) bırakıldı (5 Temmuz).
Gazeteci Öztürk’ün “direnme” davası Ekim’e kaldı: İstanbul 69. Asliye Ceza Mahkemesi, Boğaziçi Üniversitesi protestolarını izlerken gözaltına alındıktan sonra 14 öğrenciyle birlikte T24 haber sitesi muhabiri Can Öztürk’ü “görevi yaptırmamak için direnme” ve “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılma” suçlamalarıyla yargılamaya devam etti. MLSA’nın üstlendiği gazetecinin davası, 23 Ekim’e (09.30) bırakıldı (3 Temmuz).
“Dezenformasyon”dan yargılanan İsmail Arı’ya tahliye: Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 75 gündür tutuklu BirGün gazetesi muhabiri gazeteci İsmail Arı’yı “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” ve “gizliliğin ihlali” suçlamalarından yargıladığı davanın ilk duruşmasında tahliye etti. Meslektaşlarından yoğun destek gören Arı, 2 Temmuz’daki duruşmada gazetecilik yapmaması için hapsedildiğini açıkladı. Ankara Başsavcılığı, suçlamalara gerekçe olarak Arı’nın YouTube programındaki açıklamaları ile sosyal medya paylaşımlarını göstermişti. İddianamede, 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar hakkında hapis cezası istenen Arı’nın BirGün TV’de katıldığı programda Erdoğan ailesinin 20 vakfın yönetiminde bulunması ve bu vakıflara aktarılan kamu kaynaklarına ilişkin ifadelerinin ‘yanıltıcı bilgi’ niteliğinde olduğu öne sürüldü. İsmail Arı, bayramda Tokat'ta gözaltına alınmasıyla ilgili “Usulsüz bir şekilde telefon baz sinyalime bakıldığını düşünüyorum” diyerek suç duyurusu talebinde bulunmuştu. Arı, kendisine çıplak arama yapmak isteyen Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube polisleri hakkında da suç duyurusunda bulunulmasını istediğini belirtmişti. Arı'nın suç duyurusu talepleri de kabul edildi. Dava, 9 Ekim’e (saat 14:00) bırakıldı (2 Temmuz).
Tar’ın “HDK” davasında adli kontrol ısrarı: Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, dört ay tutukluluktan sonra 30 Mayıs 2025’te tahliye edilen gazeteci Yıldız Tar ve yazar İbrahim Elçi’yi “HDK örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. 24 Haziran’da süren yargılamaya Tar, NATO Zirvesi öncesi bu kez “TKP/ML örgütüne yönelik” operasyonda 23 Haziran’da gözaltına alındığından katılamadı. Duruşma sonunda mahkeme, adli kontrollerin kaldırılması yönünde savunma avukatlarının dile getirdikleri talepleri reddetti. Dava 24 Kasım’a bırakıldı (1 Temmuz).
Değer ve Akın’ın TMK davası: Mardin Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Temmuz 2024 tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesine yakın bir eve düzenlenen operasyonda işkence yaşandığına yönelik iddiaları gündeme getiren JINNEWS sitesi haber müdürü Öznur Değer ile Yeni Yaşam Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Osman Akın’ı yargılamaya devam etti. Kızıltepe Jandarma Komutanının adının geçmesi nedeniyle Değer ve Akın, “terörle mücadele görev alan görevlileri hedef yapmak” iddiasıyla yargılanıyor. Savunmaların ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyadaki eksik delillerin toplanmasına karar verdi. Yargılamaya 6 Ekim’de devam edilecek (1 Temmuz).
Dört gazeteciye “bilirkişi” davası: İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısıyla ismini açıkladığı bilirkişi ile Barış Pehlivan’ın yaptığı telefon yayınıyla ilgili yargılamaya devam etti. 12 Haziran’da görülen davanın altıncı duruşmasında mahkeme, esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için dosyayı duruşma savcısına aktardı. 13 Ocak 2026’da yurtdışı yasağına ilişkin adli kontrolleri kaldırılan Barış Pehlivan, Kürşat Oğuz, Suat Toktaş ve Seda Selek “kayda alınan konuşmaları yayımlamak” ve “kişiler arasındaki konuşmaları kaydetmek” iddialarıyla yargılanıyor. Dava 20 Kasım’a kaldı (1 Temmuz).
Dört haberciye “Gösteri” davası: İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi, 23. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip ederken 30 Haziran 2025’te gözaltına alınan bianet haber sitesi editörü Evrim Gündüz, eski Özgür Gelecek muhabiri Yusuf Çelik, gazeteci Nur Kaya ve fotoğrafçı Cansu Yıldıran’ın da aralarında bulunduğu 53 kişiyi 2911 Sayılı Kanun uyarınca ve “toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla yargılıyor. 5 Haziran’da süren yargılamada mahkeme, ifadesi henüz alınmayan iki sanığın dinlenmesi için davayı 4 Aralık’a (10:30) bıraktı (1 Temmuz).
Fatoş Erdoğan’a “suça tahrik” davası: İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin’in kayyım atanması üzerine CHP’lilerin başkanlık binasına çağrı yapması sonrası yaşanan olaylarla ilgili haber yapan gazeteci Fatoş Erdoğan’ı 20 kişiyle birlikte “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Erdoğan, CHP İstanbul İl Başkanlığı önünde 8 Eylül’de yaşananları aktardığı için “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla beş yıl hapis istemiyle yargılanıyor. 5 Kasım 2025’te görülen duruşmada Erdoğan, gazetecilik görevini yerine getirirken yaralandığını ifade ederek vücudundaki morlukların tespit edildiği fotoğrafları heyete göstermiş, “Burada gerçekten yargılanması gereken ben miyim?” diye de sormuştu. P24’e göre Mahkeme, sanıklara uygulanan adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasına karar verdi. Sanıkların duruşmaya katılma zorunluluğunu kaldıran mahkeme, davayı 21 Ekim’e (saat 9:30) erteledi (1 Temmuz).
İsveçli gazetecinin “PKK” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Havalimanı’nda 27 Mart 2025’te gözaltına alınıp ertesi gün tutuklanan, 30 Nisan 2025’te de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından mahkum edilip tahliye edilen İsveçli gazeteci Joakim Medin’i gıyabında “PKK üyeliği” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Mahkeme, tahliye edildikten sonra ülkesine geri döndüğünden beri gıyabında yargılanan Medin’in ülkesinden ifadesinin alınması için istinabe evrakının dönüşünün beklenmesine karar verdi. Gazeteciyi, 30 Nisan 2025’te Ankara 68. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk suçlamadan ertelemeli 11 ay 20 gün hapse mahkum etmişti. Dava 1 Ekim’e kaldı (1 Temmuz).
LeMan’ın “düşmanlık” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, LeMan dergisinde 26 Haziran'da yayımlanan bir karikatürde “Muhammed peygamberi çizildiği” iddiasıyla tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen beş dergi yetkili ve temsilcisini yargılamaya devam etti. 5 Mayıs’ta görülen duruşma sonunda mahkeme, dergi yayın yönetmeni Tuncay Akgün’ün yurtdışından ifade vermesi yönündeki talebini kabul etti. Mahkeme, derginin karikatüristi Doğan Pehlevan’e yönelik yurtdışı çıkış yasağını da kaldırdı. İddianamede şüphelilerden sorumlu yazı işleri müdürleri Zafer Aknar ile Aslan Özdemir, müessese müdürü Ali Yavuz ve grafiker Cebrail Okçu ile hakkında yakalama kararı bulunan derginin genel yayın yönetmeni Mehmet Tuncay Akgün’e “yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlaması yöneltiliyor ve haklarında 1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. RSF, CPJ, MLSA ve P24 temsilcilerinin de izlediği dava 13 Ekim’e kaldı (1 Temmuz).
Yılmaz’ın “301” davası: Bianet haber editörü Tuğçe Yılmaz, “Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlığıyla 24 Nisan 2024'te çıkan haberi nedeniyle, keyfi şekilde gözaltına alındıktan sonra şimdi de “devlet kurumlarını alenen aşağılamak” suçlamasıyla hapis istemiyle yargılanmaya devam etti. Kimlik bilgileri gizli bir kişinin CİMER’e yaptığı şikayet üzerine gazeteci 2 Aralık 2025’te TCK’nın 301. maddesi üzerinden yargılanmaya başladı. 21 Nisan’da duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılması yönünde mütalaa sundu. Davaya 20 Ekim’de (saat 10:00) devam edilecek (1 Temmuz).
Oflaz’a “gizliliği ihlal” davası: Konya Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı dönemde kaleme aldığı “TMO'dan 7 bin 500 ton hububat çalınmıştı: Yargıtay'dan Konya Valisi Vahdettin Özkan hakkında karar” başlıklı haberi nedeniyle ANKA Haber Ajansı muhabiri Mehmet Oflaz’ı, “gizliliği ihlal” gerekçesiyle yargılamaya devam etti. Özkan’ın şikayeti üzerine açılan dava, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, dönemin Konya Valisi Vahdettin Özkan hakkındaki suç duyurusunun işleme konulmadığını aktaran haber nedeniyle açılmıştı. Gazetecinin yargılanmasına 19 Ekim’de devam edilecek (1 Temmuz).
Yücel’e 301 ve 299 davasında yakalama: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Almanya merkezli Die Welt gazetesi için 2016’da yazdığı haberleri gerekçe yaparak gazeteci Deniz Yücel’i ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve “Devlet kurumlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, gazetecinin avukatlarının istinabeye ilişkin talebini daha önce Almanya tarafından iade edildiği gerekçesiyle reddetmişti. İddianamede, Yücel hakkında, Die Welt'te 26 Ekim 2016'da “Kürdün annesini göremeden ölmesi” söylemi ile 27 Ekim 2016'da yazdığı “Ermenilere yapılan soykırım ifadeleri" nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğu hatırlatıldı. Oysa Yücel, ifadesinde “ayrımcılık ve eşitsizliği eleştirdiğini, tarihi gerçeğin suç sayılamayacağını” ifade etmişti. Yücel hakkındaki “yakalama emrinin infazını bekleyen yargılama 1 Ekim 2026 tarihine ertelendi (1 Temmuz).
Batum’un “301” davası: İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi, İMC TV’de 10 Eylül 2015’te yayınlanan “Ayşegül Doğan ile Gündem Müzakere” adlı programdaki sözleri nedeniyle gazeteci Rüstem Batum’u, “devlet kurumlarını aşağılama” suçlamasıyla yargılıyor. Batum hakkında çıkarılan yakalama emrinin infazı bekleniyor (1 Temmuz).
Kararlar
Bir bölümü adli tatile denk gelen son üç ayda yapılan yargılamalarda en az iki gazeteci mahkum edilirken iki gazeteci de beraat etti. Ekim 2022’de Türk Ceza Kanunu’na eklenen “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasına dair 217/A maddesi, sadece gazetecilere yönelik artan soruşturma ve kovuşturmalarda değil tutuklamalarda da dikkat çekiyor.
Gazeteci Neşe İdil, X hesabından yaptığı paylaşım nedeniyle “suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla 2 ay 24 gün hapse mahkum edilirken Kocaeli’de gazeteci Cihat Polat’a, AKP Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun kardeşi Esra Yargıcı ve danışmanı Bülent Yargıcı’ya ait ve kaçak olduğu savunulan yapıyı haberleştirmek istediği için “konut dokunulmazlığının ihlali” gerekçesiyle ertelemeli 10 ay hapis verildi.
Gazeteci Timur Soykan, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tuttere'nin gözaltına alınması üzerine X hesabından “Darbe sürüyor. Halkın iradesi gasp ediliyor. Sandığın manası kalmıyor” mesajı nedeniyle “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “suç işlemeye alenen tahrik etme” suçlamalarıyla yargılandıysa da aklandı. BirGün gazetesi muhabiri Sarya Toprak da tutuklu bir öğrenciye dair “Esila'nın hayatını ve umudunu çalmayın” haberi nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla yargılandı ve beraat etti.
Kocaeli’de Cihat Polat’a “konut dokunulmazlığı” cezası: Kocaeli 12. Asliye Ceza Mahkemesi, AKP Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun kardeşi Esra Yargıcı ve danışmanı Bülent Yargıcı’ya ait Orhaniye Köyü’nde bulunan ve kaçak olduğu savunulan yapıyı haberleştirmek isterken hakkında dava açılan gazeteci Cihat Polat'ı “konut dokunulmazlığının ihlali” gerekçesiyle mahkum etti. Mahkeme, ısrarlı şekilde kaçak bir yapının haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu ifade etse de Cihat Polat’ı duruşma savcısının beraat yönünde sunduğu mütalaasına karşın TCK’nın 116. maddesi uyarınca 10 ay hapse mahkum etti ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Gazeteci, “özel hayatın gizliliğini ihlal” ve “verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme” suçlamalarından ise beraat etti (22 Eylül).
İdil’e “suçluyu övme” cezası: İstanbul Anadolu 85. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteci Neşe İdil hakkında “suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla açılan davada 2 ay 24 gün hapis cezasına hükmetti. Gazeteci, X platformunda, M. E. U. isimli kişinin Yasemin Minguzzi hakkında yaptığı bir paylaşımdan dolayı tutuklanmasına tepki göstermişti. İdil, yaptığı birkaç paylaşımda, ifade özgürlüğünün kullanılması nedeniyle kimsenin tutuklanamayacağını belirtirken M. E. U. İsimli kişi ise, kısa süre tutuklu bulunduğu dosyada İstanbul Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla beraat etmişti. İdil’in avukatı yaptığı açıklamada, “‘Suçu ve suçluyu övme’ isnadıyla bir kişinin cezalandırılabilmesi için öncelikle ortada bir suç ve suçlu bulunmalıdır. Mahkeme, kararın gerekçesinde kararın değil, tam tersine bizim haklılığımızı ispat etmiştir” dedi (21 Eylül).
Soykan’a “darbe ve sandık” beraati: İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımları nedeniyle “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “suç işlemeye alenen tahrik etme” suçlamalarıyla karşılaşan gazeteci Timur Soykan’ı yargıladığı davada beraat kararı verdi. 16 Haziran 2026’da duruşma savcısı, gazetecinin her iki suçlamadan da cezalandırılması yönünde mütalaa sunmuştu. Gazetecinin avukatı Gamze Pamuk mahkemeye, dile getirilen görüşler rahatsız edici bulunduğu için “yanıltıcı bilgi” olarak nitelenemeyeceğini bildirmiş; “Hukukun görevi, ifade özgürlüğünü daraltmak değil onu Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvencesi altında korumaktır” demişti. Daha önce ifade veren gazeteci, “suç işlemeye alenen tahrik etme” suçlamasına da yanıt olarak, “Tweetlerimde halkın haklarının koruması gerektiğini ifade ettim. Bunun nasıl bir şekilde suça teşvik olduğunu anlamış değilim. Suçlamaları kabul etmiyorum, düşüncelerimin arkasındayım” demişti. Soykan, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tuttere'nin gözaltına alınması üzerine yaptığı paylaşımda, “Darbe sürüyor. Halkın iradesi gasp ediliyor. Sandığın manası kalmıyor” ifadelerini kullanmıştı. 5 Temmuz 2025’te gözaltına alınarak imza atma ve yurtdışı yasağı şeklindeki adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılan gazeteci, 27 Ekim 2025’te yurt dışına çıkış yasağından kurtulmuştu (11 Eylül).
Toprak’a “dezenformasyon” beraati: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, tutuklu öğrenci Esila Ayık'ın cezaevindeki sağlık durumuna ilişkin “Esila'nın hayatını ve umudunu çalmayın” başlığıyla çıkan haberi nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla BirGün gazetesi muhabiri Sarya Toprak’ı beraat ettirdi. Mahkeme, davanın üçüncü duruşması sonunda, duruşma savcısının “gerçeğe aykırı bilgilerin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu”nu ileri sürerek ceza verilmesini istediği mütalaasına karşın Toprak'ı “atılı suçun unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle akladı (9 Temmuz).
Cumhurbaşkanına hakaret davaları
Türkiye’de gazetecilere yönelik “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili keyfi davalar, son üç ayda, en az 18 gazeteci ve karikatüristin (Alican Uludağ, Gökay Başcan, Selçuk Özbek, Deniz Yücel, Sedef Kabaş, Baransel Ağca, Erk Acarer, Julien Serignac, Gerard Biard, Laurent Sourisseau, “Alice”, Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci, Suat Toktaş, Ramazan Yurttapan, Haydar Ergül, Doğan Pehlevan ve Rüstem Batum) 4 yıl 8 ay hapis istemiyle açılan yargılamalarla sürdü. Son üç aylık dönemde, Ertuğrul Özkök’ün de soruşturmalık olduğu bu maddeden mahkumiyet kararı tespit edilmedi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ise Mirgün Cabas'ın YouTube kanalına verdiği röportaj nedeniyle hem Cumhurbaşkanı’na hakaret ve iftira gerekçesiyle ceza verilen gazeteci Furkan Karabay ile ilgili yerel mahkeme kararını “en ağır cezayı gerektiren tek bir maddeyi uygulayabilirsiniz” diyerek bozdu.
Sonuçta TCK’nın 299. maddesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıllık görev süresinde 250’yi aşkın gazetecinin yargılanmasına, en az 80’inin de (kimisi ertelemeli olarak) hapis veya para cezalarına mahkûm edilmesine zemin oluşturdu. Ne 2016 yılına ait Venedik Komisyonu tavsiyesi, ne de AİHM’in Ekim 2021’de Türkiye aleyhine verdiği “Vedat Şorli” mahkûmiyeti, ne yazık ki, gazetecilerin aradan geçen zaman içerisinde de, keyfi davalarla taciz edilmesine engel olamadı.
Tutukluluktan sonra Uludağ’a dava: “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 90 gün Silivri Cezaevi’nde tutulan gazeteci ve DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Duruşmaya SEGBİS ile katılmak zorunda bırakılmasını hukuka aykırılık olarak eleştiren Uludağ, kaçma şüphesi iddiasıyla tutuklu bırakılmasını da “İki küçük çocuğum var, nereye kaçarım” diyerek tepki göstermişti. Bir gazeteci olarak ifade özgürlüğü hakkının gereğini yerine getirdiğini vurgulayan Uludağ, “Bu dava, Anayasa’da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir” demişti. 18 Eylül’de görülen duruşmada söz alan Uludağ, “Yargı ve Saray arasındaki kara propaganda mekanizması başlıklı bir paylaşımım var dosyada. Bunun bir tarafı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'ni (DMM) konu alan bir paylaşım. Bu paylaşımımın gerçek dışı olup olmadığını, kurumun kamuoyuna yalanlama yapıp yapmadığının araştırılmasını istiyorum. DMM'e her konu hakkında yalanlama açıklıyor. Ben bir paylaşım yaptım, benim taramama göre bir yalanlama görmedim; ancak bunun resmi olarak da tespitini istiyorum” dedi. Talep doğrultusunda mahkeme, İletişim Başkanlığı’na yazılmasına karar verdi. Yargılama 22 Aralık’ta devam edecek (18 Eylül).
Özkök’e “Cumhurbaşkanı” soruşturması: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Bahar Feyzan ile YouTube kanalı üzerinden katıldığı bir canlı yayında Türkiye yönetimini, “Tayyip Erdoğan’ın kişiliği üzerine dizayn edilmiş ve onun kişiliği ile geçerli bir rejim” olarak nitelendiren Ertuğrul Özkök hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” şüphesiye re’sen soruşturma başlattı. Cumhurbaşkanın yaşı üzerinden yönetimi de değerlendiren Özkök, “Bu dönemler geçecek. Ben bir öğrenci olarak İspanya'da Franco rejiminin nasıl çöktüğüne tanık oldum gözlerimle. Bir gecede gitti 30 yıllık Franco diktatörlüğü. Öldüğü gece İspanya'da rejim değişti” demişti. Dava açılırsa, Hürriyet Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Özkök 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılanacak (2 Ağustos).
BirGün’den Başcan ve Özbek’e “Erdoğan” davası: BirGün gazetesinin 24 Ağustos 2025 tarihli sayısında çıkan ve öğrencilere 19 Mart eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle açılan soruşturmalar, burs kesintileri ve yurttan atmaları konu edinen “Ceza ve baskılarla korkutamazsınız” haberi nedeniyle gazete yetkililerine dava açıldı. İddianamede, haberde yer alan “Hukuksuz olan direniş değil tek adamın siyasal İslamcı diktatörlüğüdür” ifadesinin “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onur, şeref ve saygınlığını zedeleyici söz ve beyanlar olduğu” ileri sürüldü. BirGün Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Gökay Başcan ve birgun.net Sorumlu Müdürü Selçuk Özbek’e “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla açılan dava, 4 Şubat 2027’de görülmeye başlayacak (16 Temmuz).
Pehlevan’ın “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımları yoluyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “hakaret ettiği” iddiasıyla çizer Doğan Pehlevan’ı yargılamaya devam etti. 14 Temmuz’da esas hakkında mütalaasını sunan duruşma savcısı, “Hiçbir sosyal medya platformunda hesabım yok” diyerek suçlamaları reddeden Pehlevan’ın cezalandırılmasını talep etti. Davanın başından beri suçlamaları reddeden Pehlevan ifadesinde, sosyal medya hesabının kendisine ait olmadığını belirterek, “Tanınan bir karikatürist olduğum için adımı kullanarak hesap açılmış olabilir. Tarzımı da yansıtmayan bu paylaşımdan haberim yok” demişti. Mahkeme, duruşma sonunda 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle yargılanan Pehlevan’a yönelik imza zorunluluğunu kaldırmıştı. Çizere yönelik yurtdışı yasağı ise sürüyor. Davaya 6 Ekim’de devam edilecek (14 Temmuz).
Karabay’ın “Cumhurbaşkanı” cezasına bozma: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, gazeteci Furkan Karabay'ın, 19 Ocak 2024’te Mirgün Cabas'ın YouTube kanalına verdiği röportaj nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Burak Erdoğan, Necmeddin Bilal Erdoğan ve Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ın şikâyetiyle yargılandığı davada kararını verdi. İstinaf mahkemesi, Karabay'ın Erdoğan'a hakaret ve iftira suçlarından aldığı mahkûmiyet kararını bozdu. MLSA’ya göre dairenin 13 Ocak tarihli kararına göre, Karabay'ın tek bir konuşmasından hem hakaret hem iftira suçu çıkarılıp ayrı ayrı ceza verilmesi hatalı. TCK’nın 44. maddesi, aynı fiil birden fazla suçu oluşturuyorsa sanığa yalnızca en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilmesini öngörüyor (8 Temmuz).
Batum’un “Erdoğan” davası yakalama bekliyor: İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 2017-2019 döneminde Twitter hesabından, Güneydoğu’daki hak ihlallerine tepki gösterdiği, ekonomik krizin yurttaş üzerinden etkileri ile “saldırgan” dış politikasından söz ettiği ve Katar’ın uçak verdiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdiği için gazeteci Rüstem Batum’u 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılamaya devam etti. 17 Haziran 2019’da “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla açılan davanın görülmesine 7 Nisan’da devam edildi. Batum hakkında çıkarılan yakalama kararının infazını bekleyen dosya 8 Ekim’e (10:35) bırakıldı (2 Temmuz).
Kabaş’ın “Erdoğan” davası: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımları yoluyla “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği iddiasıyla gazeteci Sedef Kabaş’ı 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılamaya devam etti. Pandemi döneminde aşı politikasına yönelik eleştirileri ve “128 milyar dolar nerede?” sorusunu da içeren 2016-2021 yılları arasındaki paylaşımlardan oluşan 25 tweeti nedeniyle suçlanan Kabaş, 6 Ocak 2021 tarihinde ABD’de Trump destekçilerinin Kongre Binasını basması üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un paylaşımını yorumlayan NBC muhabirinin Erdoğan’a “diktatör” dediği ifadelerini çevirerek “Amerika’yı bırak, ülkemin düştüğü duruma bak…” yorumunu yapmıştı. Kabaş’ın 17 Şubat 2021'de paylaştığı ve İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in Erdoğan’a yönelik uyarısını aktardığı tweeti de suçlama konusu edildi. AİHM’nin 21 Ekim 2010 tarihli Şorli/Türkiye kararına atıf yapan gazetecinin avukatları her duruşmada düşme veya derhal beraat kararı verilmesini talep etse de mahkeme, bugüne kadar dosyayı olumlu sonuçlandırmayı reddetti. P24’e göre mahkeme, 5 Mayıs’ta görülen son duruşmada, Kabaş’a isnat edilen eylemin sabit olması ihtimaline karşı, dosyanın İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki başka bir dosyayla birleştirilmesinin sorulmasına karar verdi. Dava 8 Ekim’e bırakıldı (1 Temmuz).
Yurttapan ve Ergül’ün “Cumhurbaşkanına hakaret” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Demokratik Modernite dergisi sorumlu müdürü Ramazan Yurttapan ve dergi editörü Haydar Ergül’ü “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ve 4 yıl 8 ay hapisle yargılamaya devam etti. İddianamede Yurttapan ve Ergül’e yöneltilen suçlamaya derginin 37. sayısında Aysun Genç mahlası kullanılarak yazılan “Yeni Osmanlıcılık Türk Devletinin En Yozlaşmış Halidir” başlıklı yazıdaki ifadeler gerekçe gösterilmişti. 5 Mart’ta görülen duruşmada, dosyadaki eksikliklerin giderilmesine karar verildi. Ayrıca, yazar Selçuk Uçar hakkındaki yakalama kararının infazı da bekleniyor. Dava 3 Aralık’a bırakıldı (1 Temmuz).
Charlie Hebdo’ya “Cumhurbaşkanı” davası: Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 28 Ekim 2020 tarihli bir karikatürde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret edildiği” gerekçesiyle Fransa merkezli haftalık Charlie Hebdo dergisinin dört temsilcisini yargılıyor. İddianamede derginin genel direktörü Julien Serignac, yazı işleri müdürü Gerard Biard, genel yayın yönetmeni Laurent Sourisseau ve karikatürist “Alice”’in 4 yıl 8 ay hapsi isteniyor. Dosya, Adalet Bakanlığı’ndan, ifadeleri alınması için sanıkların açık kimlik, adres bilgilerinin ve savunmalarının tespiti için Ankara Başsavcılığı’nca düzenlenen yurt dışı istinabe yazısına dair dönüş bekliyor (1 Temmuz).
Yücel’e 301 ve 299 davasında yakalama: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Almanya merkezli Die Welt gazetesi için 2016’da yazdığı haberleri gerekçe yaparak gazeteci Deniz Yücel’i ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve “Devlet kurumlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, gazetecinin avukatlarının istinabeye ilişkin talebini daha önce Almanya tarafından iade edildiği gerekçesiyle reddetmişti. İddianamede, Yücel hakkında, Die Welt'te 26 Ekim 2016'da “Kürdün annesini göremeden ölmesi” söylemi ile 27 Ekim 2016'da yazdığı “Ermenilere yapılan soykırım ifadeleri" nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğu hatırlatıldı. Oysa ki Yücel, ifadesinde “ayrımcılık ve eşitsizliği eleştirdiğini, tarihi gerçeğin suç sayılamayacağını” ifade etmişti. Yücel hakkındaki yakalama emrinin infazını bekleyen yargılama 1 Ekim’e ertelendi (1 Temmuz).
Ağca’nın “Cumhurbaşkanı” davası: Gazeteci Baransel Ağca’nın, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması bugün İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Katılanın olmadığı duruşma dosya üzerinden görülerek ileri bir tarihe ertelendi (1 Temmuz).
Üç gazeteciye “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bir programdaki sözleri nedeniyle gazeteci Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci ve Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla ve 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle dava açtı. Gazeteciler, Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor (1 Temmuz).
Acarer'in “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteci Erk Acarer'i BirGün gazetesinde çıkan “Herkese var, Berkin'e yok” yazında “Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret edildiği” iddiasıyla yargılıyor. Mahkeme, Almanya'da yaşayan gazeteciyle ilgili yakalama emrinin infazını bekliyor (1 Temmuz).
Hakaret ve tazminat davaları
Ceza davaları
Son üç ayda en az 15 gazeteci, muktedirlerin şikayetiyle açılan ceza davalarında “hakaret”, “kamu görevlisine hakaret” veya “iftira” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Adli tatile de rastlayan bu dönemde bu suçlamalardan bir mahkumiyet tespit edilemedi. Bu dosyalarda şikayetçiler arasında eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, MHP lideri Devlet Bahçeli, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Anayasa Mahkemesi üyesi İrfan Uçar, eski RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, İstanbul C. Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar ve İstanbul C. Başsavcıvekili Mehmet Yılmaz, Batman Valisi Ekrem Canalp, eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şimdiki Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman, Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörü Naci İnci, MHP Mersin Milletvekili ve Nişantaşı Eğitim Vakfı kurucusu Levent Uysal vardı. Gazeteciler Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci’ye ilişkin MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin şikayetiyle açılan dava, yargılanmasına dönük savcılığın ısrarlı dördüncü girişimi sonucunda geldi.
Terkoğlu’na “Soylu” davası: Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesi, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaret suçlamasıyla Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nu “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılamaya başladı. 28 Eylül’de görülmeye başlayan davada Soylu’nun davaya katılma yönünde ilettiği talep kabul edildi. Gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un tutuklanmasına neden olan itirafçı ifadesine sosyal medya hesabından dikkat çeken Terkoğlu hakkında Soylu şikâyetçi olmuştu. İddianamede Terkoğlu’nun iki yıl dört aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması istendi. Dava açıldığında açıklama yapan Terkoğlu, suçlandığı videoda kendisine ait hakaret içeren bir sözü bulunmadığını, gizli bir tanığın belirli siyasetçilerin isimlerini geçirdiği, kendisinin de gazeteci olarak mesafeli yaklaştığı bir tutanağın haberleştirilmesinin söz konusu olduğunu duyurdu. Gazeteci, “Bu şekilde tutanağa geçmesinin haber değeri olduğunu da ifade ettim. Eğer gizli tanık ifadelerinden bu kadarcık dahi söz etmek suç ise o zaman bu ifadeleri savcılar neden alıyor, neden insanlara suçlama konusu yapıyor, neden muhalif siyasetçiler aleyhinde olunca çarşaf çarşaf yayınlanabiliyor?” dedi. Dava 28 Aralık’a (9:15) bırakıldı (28 Eylül).
Pehlivan’ın İnci ve Kocaman davaları: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, kaleme aldığı yazılar nedeniyle Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan’ı, Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörü Naci İnci ve eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şimdiki Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman’ın müşteki olduğu dosyalarda “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Savunmasında, YÖK disiplin kurulu raporları ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Tuna Tuğcu'nun iddialarını kaleme aldığını belirten Pehlivan, “Herhangi bir şekilde hakaret ya da iftira söz konusu değildir. Akademisyen Tuna Tuğcu’nun tanık olarak dinlenilmesini istiyorum” demişti. 17 Eylül’de ilk dosya mahkeme hakimi izinli olduğundan görülmeyip başka bir tarihe bırakıldı. Cumhuriyet gazetesinin 22 Eylül 2023 tarihli sayısında çıkan “Katilleri açıklıyorum” başlıklı yazısı nedeniyle yargılandığı ikinci dosyada ise gazetecinin gösterdiği tanıkların dinlenmesine hükmedildi. İkinci dosyadan da savunma yapan Pehlivan, köşe yazısında bahsettiği Kalegaz Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Ilıcan'ın Ankara'daki evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyı Cendere adlı kitabında da yazdığını hatırlatmıştı. Bu yargılamaya da 26 Ocak 2027’de devam edilecek (17 Eylül).
Şeker ve Kahveci’ye dava ısrarı: Ankara 52. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteciler Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci’nin MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin şikayetiyle yargılanmasına dönük dördüncü girişim sonrasında hazırlanan iddianameyi kabul etti. Halk TV’de Haziran 2024’te yer verilen “Kırmızı Çizgi” programı için düzenlenen iddianame, daha önce, basın suçuna ilişkin olmadığı ve genel hükümlere göre görülmesi gerektiği veya RTÜK’ten suça konu ifadelerin tespitini yönünden rapor alınmadığı gibi farklı gerekçelerle üç kez iade edilirken dördüncüsünde davaya dönüştü. Mahkeme, en son, hangi sözün “iftira”, hangisinin “hakaret” suçunu oluşturduğunun iddianamede açıkça ortaya konulmadığını belirterek iddianameyi iade etmişti. Bahçeli’nin Sinan Ateş cinayetine ilişkin tutumunu eleştirdikleri gerekçesiyle gazetecilere açılan davanın talimat duruşması İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Şeker ve avukatı Kazım Yiğit Akalın katıldı. Aynı davadan yargılanan Kahveci’nin savunması ise 14 Ekim’de alınacak (16 Eylül).
Bedeloğlu’na “Turanlı” davası: BirGün gazetesi köşe yazarı Gözde Bedeloğlu, gazetenin 19 Eylül 2025 sayısında yayımlanan “Taşyapı’nın ayağına taş değmez” başlıklı yazısı nedeniyle Taşyapı İnşaat’ın patronu Emrullah Turanlı’nın şikayetiyle İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı. Turanlı şikâyet dilekçesinde “Ülkenin saygın ve tanınmış bir iş insanı olduğu, beş çocuk sahibi bir aile babası” olduğunu ifade etti. İddianamede Turanlı “müşteki” sıfatına kavuşurken Bedeloğlu için “hakaret ve iftira” iddiasıyla ceza istendi. İlk duruşmasında söz verilen Bedeloğlu, “Araştırmalarım sırasında, yapımı yıllarca süren Ercan Havalimanı projesinin de Taşyapı tarafından yürütüldüğünü ve orada da kamuoyuna yansıyan ciddi tartışmalar bulunduğunu gördüm. Haberdeki Kıbrıs vurgusu, şirketin kamusal nitelikli işlerinin bütününü kapsayan araştırmamın doğal bir sonucudur. Dolayısıyla ortada benim uydurduğum asılsız bir isnat kesinlikle yoktur. Köşe yazım bütünüyle kamu yararı taşıyan, basın ve ifade özgürlüğü sınırları içinde kalan bir değerlendirmedir” dedi. Davaya 12 Kasım’da devam edilecek (15 Eylül).
Arı’ya “hakaret” davası: BirGün gazetesinde 30 Ağustos 2025 tarihinde çıkan “Skandalın RTÜK ayağı neden araştırılmıyor?” haberi nedeniyle gazeteci İsmail Arı’ya “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, iftira” suçlamasıyla dava açıldı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) Yunus Emre Vakfı’nı naylon faturalarla soyan şirketlere milyonlarca lira ödediği iddia edilen haber nedeniyle, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Ebubekir Şahin’in şikâyeti üzerine gazeteciyle ilgili takipsizlik kararı verirken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Arı hakkında 27 Kasım’da iddianame düzenledi. Gazetecinin dokuz yıla kadar hapis istemiyle İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dosya 21 Ocak 2027’ye (14:00) bırakıldı (9 Temmuz).
Terkoğlu’nun “Uçar” ve “Salihoğlu” davaları: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ocak’ta Yargıtay üyeliğine seçilen İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın şikayetiyle "İmamoğlu’nu ortadan kaldırmaya hazırlanıyorlar” yazısından Cumhuriyet köşe yazarı Barış Terkoğlu’yu “iftira” iddiasıyla yargılıyor. 19 Haziran’da görülen beşinci duruşmada esas hakkındaki mütalaasını sunan duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılmasını talep etti. İkinci bir dosyada gazeteci Terkoğlu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun şikayetçi olduğu davadan “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılanıyor. Terkoğlu, Mart 2022’de “Arkadaş arkadaşın pelesengidir” başlıklı bir yazıyla Adnan Oktar dosyasında verilen ağır hapis cezalarının İstinafta bozulmasını gündeme getirmişti. Yargılamanın son savunmalar için ertelendiği 11 Aralık günü, hakimin raporlu olması nedeniyle gelişme yaşanmadı. Dosyalar 19 Ocak 2027’ye bırakıldı (8 Temmuz).
Terkoğlu ve Üçok’un “Başsavcılar” davası: Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu ile emekli askeri savcı ve İyi Parti eski Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Zeki Üçok’a, Nisan 2023’te yayımlanan “Hatırlı FETÖ’cüler nasıl kurtarılıyor” ve “Savcı bey geliyorum, bu yazıyı da ekleyin” yazıları nedeniyle açılan davaya İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Terkoğlu ve Üçok, savcı Gökalp Kökçü’nün HSK’ya sunduğu dilekçeyi gündeme getirdikleri için, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Mehmet Yılmaz’ın şikayetiyle “zincirleme şekilde kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla yargılanıyor. Duruşma savcısı, her iki sanığın “kamu görevlisine hakaret” suçlamasından cezalandırılmasını talep ederken mahkeme, el konulan dijital materyallere ilişkin bilirkişi raporunun henüz dosyaya sunulmadığını belirterek, raporun bekleneceğini bildirdi. Gökalp Kökçü’nün tanık olarak dinlenmesine karar verilen yargılama 24 Kasım’a (14:20) bırakıldı (5 Temmuz).
Can Dündar ve Kızılkaya'nın Bekir Altun davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına katılan gazeteci Can Dündar ve gazetenin eski yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’yı, Dündar’ın nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı 22 Haziran 2016 günü gazetede yer alan “Saray rejiminin en kullanışlı hâkimi” başlıklı haber nedeniyle yargılamaya devam ediyor. Gazetecilerin, İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği yargıcı Bekir Altun’a yönelik olarak ‘kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret’ iddiasıyla 2 yıl 4 aya kadar hapisleri isteniyor. Dava 21 Ocak 2027’de (10:40) görülecek (3 Temmuz).
Dokuz gazetecinin sanık olduğu “İnal” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Barış Terkoğlu’nun Barış Pehlivan ile birlikte kaleme aldığı “Metastaz 2: Cendere” kitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı M. Doğan İnal hakkında yer alan iddialara ilişkin dokuz gazeteciyi yargılamaya devam etti. 30 Nisan’da görülen duruşmada, duruşma savcısının esas hakkında mütalaasını hazırlaması için 27 Ekim’e kadar süre verildi. Dosyada ilk önce, 3 Aralık 2020’de çıkan söyleşiden Independent Türkçe sitesi yayın yönetmeni Nevzat Çiçek, site muhabiri Can Bursalı ve söyleşi veren Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan “hakaret” ve iftira” iddiasıyla yargılanıyordu. Ancak dava ilerledikçe, diğer benzer dosyaların birleştirilmesi sonucu gazeteciler Doğan Akın, Gökmen Karadağ, Fatih Portakal, Can Özçelik ve Ayşenur Arslan da sanık oldu. Dosyanın birleştirilmesiyle dosyanın son sanığı olarak eklenen gazeteci Portakal, 28 Kasım 2024’te verdiği ifadede gazeteci olduğunu, Terkoğlu ile yazdıkları “Metastaz 2: Cendere” kitabını ve Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısını konuştuklarını açıkladı; “Eleştiri ile hakaret arasındaki farkı bildiğimi düşünüyorum” demişti (1 Temmuz).
Hukuk davaları
Temmuz - Eylül ayları en az 1 milyon 600 bin TL tutarlı tazminat davalarıyla geçti.
Yargıtay’da Canan Kaya kazandı: Yargıtay, gazeteci Canan Kaya’nın, 26 Kasım 2021’de, kendi sahibi olduğu Medya Koridoru’ndaki sözleri nedeniyle Demirören Medya tarafından açılan 20 bin TL’lik manevi tazminat davasında verilen ret kararını onadı. Yargıtay, söz konusu haberin yayımlandığı tarihte güncel bir konuya ilişkin olduğunu ve kullanılan ifadelerin eleştiri sınırları içinde kaldığını belirtti. Canan Kaya'nın savunmanlığını Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi üstleniyor. İstanbul 39. Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın reddine karar vermişti. Mahkeme, söz konusu yayında davacı şirket hakkında yazılı ve görsel basında yer alan haberlere, yazarın kendi görüşleri de eklenerek bilgi verildiğini belirtti. Davacı şirketin istinaf başvurusu da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi tarafından reddedildi (23 Eylül).
BirGün’e 200 bin TL’lik “Bayraktar” cezası İstinafta: Cumhurbaşkanının damadı Selçuk Bayraktar’ın şikayetiyle BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı ve gazeteye verilen 200 bin TL’lik tazminat cezasına ilişkin dosya İstinafa taşındı. Arı’nın imzasıyla yayımlanan haberde, Selçuk Bayraktar’ın, devletten 49 yıllığına hem arsa tahsis desteği hem de vergi muafiyeti aldığı gündeme getirilmişti. Yerel mahkeme, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yargı sürecinde bilgileri doğruladığı haberle ilgili olarak Bayraktar’ın 2 milyon TL talep ettiği dosyada yine de tazminatın 10’da birine karar kılmıştı (6 Ağustos).
Karabay’dan 150 bin TL tazminat isteniyor: Gazeteci Furkan Karabay, Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili Yakup Ali Kahveci’nin açtığı 150 bin TL’lik manevi tazminat davası kapsamında İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargılanıyor. 8 Temmuz’da görülen son duruşmada, avukat Özge Naz Akkaya, ceza dosyasının temyiz aşamasında işlenmesinin sonucunun ve kesinleşmesinin beklenmesini talep etti. Mahkeme, bekletici mesele yapılan ceza dosyasının güncel hâlinin celbine ve dosyada verilen kararın kesinleşmesinin beklenmesine karar verdi. Yargılama 10 Şubat 2027’ye (11:05) kaldı (8 Temmuz).
Soykan ve BirGün’ün “Halkbank” davası: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 5 Haziran 2024 tarihli ‘‘Halkbank'tan mafyaya 550 milyon kredi’’ ve ‘‘Halkbank'tan mafyaya kredi’’ başlıklı haberler nedeniyle araştırmacı gazeteci Timur Soykan ve BirGün gazetesini, 1 milyon TL’lik tazminat davası kapsamında yargılamaya 25 Haziran’da devam etti. Soykan, haberde Ayhan Bora Kaplan soruşturması için hazırlanan MASAK Raporunda Kaplan’ın paravan şirketler aracılığıyla sadece Halkbank'tan 550 milyon TL’den fazla kredi aldığını yazmıştı. Dava dilekçesinde ise bankanın ticari itibarının zedelendiği öne sürülüyordu. Mahkeme, rapor hazırlığında olan bilirkişinin süre istemesi üzerine yargılamayı erteledi (1 Temmuz).
Bilal Erdoğan Karabay’dan 250 bin TL istiyor: İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın, görev yaptığı adliyede, para karşılığında erişim engelleme ve tahliye kararları verildiğini iddia etmesiyle ilgili X yayınında, “adliyenin müdavimleri”nden söz eden gazeteci Furkan Karabay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın "kişilik haklarını ihlal”den açtığı 250 bin TL tazminat kapsamında İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargılanıyor. MLSA’ya göre 7 Mayıs’ta süren yargılama, Karabay’ın “hakaret” ve “iftira” suçlamalarıyla İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı ceza davasının sonucunu bekliyor. Dava 17 Aralık’a (saat 10.13) bırakıldı (1 Temmuz).
Yasaklamalar, kapatmalar, toplatmalar
Bilişim Teknolojileri Kurumu (BTK) ve Sulh Ceza Hakimlikleri, iktidara yakın siyasi ve finans çevrelerini de kapsayan ve 500 bine yakın kişinin mağduriyetine neden olan fon piyasalarına ilişkin usulsüzlükleri gündeme getiren veya yorumlatan gazetecilere ve medya mecralarına karşı görülmemiş yaygınlıkta bir sansürü devreye soktu.
X sosyal medya hesaplarıyla ilgili erişim engeli kararı verilenler arasında Meral Danyıldız, Sarya Toprak, Esra Tokat, Ersin Eroğlu, Hilmi Hacaloğlu, Canan Kaya, Razi Canikligil, Uğur Gürses, Naz Yavuzarslan, Dinçer Gökçe ve Alptekin Dursunoğlu ile medya kuruluşları içerisinde de Kısa Dalga ve Bizim TV de bulunuyor. Ayrıca Gazete Pencere, Evrensel, Sözcü ve Nefes sitelerinde konuya ilişkin çıkan haberlere de erişim engeli getirildi.
Son üç ayda beş gazetecinin (Şirin Payzın, Alican Uludağ, İrfan Değirmenci, Nasuhi Bektaş, Fırat Fıstık) ve dört medya kuruluşunun (soL haber, Özgürüz, Mezopotamya Haber, Sendika.org) X hesabı ile çeşitli konularda çıkan en az 52 online habere de erişim engeli getirilirken bir yayın yasağı kararı alındı.
Anayasa Mahkemesi’nin “kişilik hakları”na dayalı online sansürünü 10 Ekim 2024’te iptal ettikten sonra, her tür yayının keyfi şekilde “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına yasaklandığı süreç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilan ettiği “Aile Yılı” politikalarının bölgesinde, T24 haber sitesinin “LGBT propagandası” iddiasıyla kapatılmasına kadar vardırıldı. Site avukatlarının yargıya taşıdıkları sansüre ulusal ve uluslararası planda yoğun da tepki geldi.
Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (EMFA) ile kamusal yayıncılığın ve Dijital Yasa ile medyanın dijital hakların korunması için birçok pozitif düzenleme ve regülasyonla yol alırken Türkiye’de yetkililerin aklında haber akışını kontrol etmek var.
Tüm T24 sitesine “LGBT” yasağı: Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının “LGBT propagandası” yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce kapatıldığını duyurdu. Erişim engeli yoluyla alınan kapatma kararı ise Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlk kararında talebe direnen hakimliğin itiraz üzerine 29 Eylül'de aldığı erişim engeli kararı, BTK sayfasında da yayımlandı. Sitede, "bir yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik” görüldüğü gerekçesiyle alınan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmasına dayandırılan karar, gazeteci ve ifade özgürlüğü için mücadele eden camiada sert tepkilere neden oldu. T24 Genel Yayın Koordinatörü Gökçer Tahincioğlu da, “Onlarca basın emekçisinin, gazetecinin çalıştığı kurum için özenle yürütülen iftira kampanyası sonucu bu kadar ağır bir karar verilebiliyor. Ne söylesek az!” sözleriyle karara tepki gösterdi (30 Eylül).
Bizim TV ve üç haberciye “Fon” sansürü: İFÖD, 500 bine yakın kişinin mağduriyetine neden olan fon piyasalarına ilişkin usulsüzlüklerini işledikleri için Bizim TV ile aralarında BirGün gazetesi muhabirleri Meral Danyıldız ve Sarya Toprak ile ANKA Haber Ajansı adliye muhabiri Esra Tokat’ın da olduğu çok sayıda kişi ve kuruluşun X hesabının erişime engellendiğini duyurdu. Açıklamada, etkilenenler arasında avukatlar Sena Yazıbağlı ve Tuncay Koç da gösterildi (28 Eylül).
Gazeteci hesaplarına yoğun sansür: İktidara yakın siyasi ve finans çevrelerini de kapsayan ve 500 bine yakın kişinin mağduriyetine neden olan fon piyasalarına ilişkin usulsüzlükleri gündeme getiren veya yorumlatan gazetecilerin X hesapları “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına erişim engelleriyle hedef alındı. Hesaplarıyla ilgili bu türden kararlar bulunan haberciler içerisinde Hikmet Adal, Ersin Eroğlu, Hilmi Hacaloğlu, Canan Kaya, Razi Canikligil ve Alptekin Dursunoğlu ile bianet ve Kısa Dalga sitesi de var. Ayrıca, yatırım ve finans danışmanı Emre Şirin, siyasal iktisatçı İnan Mutlu ile akademisyen Prof. Dr. Barış Övgün ve eski TMSF yöneticisi Abdullah Güzeldülger’in de aralarında bulunduğu çok sayıda finans uzmanının hesabı da aynı akıbete uğradı (25-26 Eylül).
İki Nefes haberine “fon” yasağı: İFÖD, Nefes gazetesinde yayımlanan “Tera Portföy'ün patronu kimin damadı çıktı” ve “Fonlarla lüks yaşam kurmuşlar: Küçük yatırımcının sırtından milyarlık servet” başlıklı haberler için “Milli güvenliğin ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirildiğini duyurdu (25 Eylül).
Üç “fon” haberine “güvenlik” kalkanı: Kamuoyunda “fon krizi” olarak anılan ve 500 bine yakın yurttaşı mağdur ettiği tahmin edilen gelişmelere ilişkin Gazete Pencere, Evrensel ve Sözcü sitelerinde X sosyal medya platformunda çıkan haberlere erişim engeli geldi. Sansürlenen haberler, bazı yatırım ve portföy yönetim şirketleri ile bu şirketlerin yönetici ve ortaklarının kamuoyunca tanınan isimlerle bağlantılarını gündeme getiriyordu (24 Eylül).
Üç gazetecinin X hesabına “fon” sansürü: İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), bir hafta içerisinde, İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıkları’nın yürüttüğü soruşturmalar kapsamında çok sayıda X hesabıyla ilgili, “sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıda korku ve paniğe neden olabilecek nitelikte spekülasyon amaçlı paylaşımlar yapıldığı” iddiasıyla ve “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle (5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi) erişim engeli getirildiğini duyurdu. Engellenenler arasında ekonomist ve ekonomi yazarı Uğur Gürses, ekonomist ve akademisyen Prof. Dr. Veysel Ulusoy, finans profesörü Prof. Dr. Bilge Yılmaz, kripto para analisti Ted Pillows, yatırım ve finans danışmanı Emre Şirin, gazeteciler Naz Yavuzarslan ve Dinçer Gökçe, Gelecek Partisi kurucularından Yavuz Değirmenci ile tiyatro ve sinema oyuncusu Orhan Aydın’ın hesapları da bulunuyor. Gazeteci Gökçe, yasağa, “20 milyar dolarlık fon vurgununa engel olmadılar. En kolay olana giriştiler yine: Çok sayıda gazetecinin hesabını erişime engellemek... Benim mütevazı hesabım da bu süreçten nasibini aldı. Hesaplar engellenince vurgun sona ermiyor. En kısa sürede hesabı toparlamak farz oldu…” sözleriyle tepki gösterdi (22 Eylül).
Erkan’ın “özel yaşamı” için üç online habere yasak: Bodrum 2. Sulh Ceza Hakimliği, eski TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan'ın Bodrum'daki villasının bulunduğu sitede, site yönetimi ve komşularıyla yaşadığı uyuşmazlıklar hakkındaki haberler için, “özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği” gerekçesiyle erişim engeli getirdi. Karardan Evrensel, BirGün ve Halk TV siteleri de etkilendi (22 Eylül).
Manisa’daki okul saldırısı için yayın yasağı: RTÜK, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül’de yaşanan silahlı saldırıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, Turgutlu Sulh Ceza Hâkimliğinin yayın yasağı getirdiğini duyurdu. Karar doğrultusunda, “soruşturma dosyası kapsamında soruşturma tamamlanıncaya kadar yazılı ve görsel medya ile sosyal medya ve internet ortamında faaliyet gösteren medyada her türlü haber, röportaj, eleştiri ve benzeri yayınların yapılması” yasaklandı (22 Eylül).
İki gazeteci ve soL’un X hesaplarına engel: İFÖD, aralarında gazeteciler İrfan Değirmenci (3.1 milyon takipçili) ve Şirin Payzın (1.8 milyon takipçili) ile soL Haber olmak üzere çok sayıda mecranın X sosyal medya hesabının erişime engellendiğini duyurdu. soL Haber’in iki hafta önce açtığı son hesabıyla birlikte haber sitesi Temmuz ayından bu yana dördüncü kez engellemeyle karşılaşmış oldu (16 Eylül).
Üç habere “kamu düzeni” yasağı: İFÖD, CHP’den istifa ederek AKP’ye katılan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun eşi Ercan Çerçioğlu’nun ortak olduğu Jantsa’nın bağlı ortaklığı JMW Jant’ın TOGG’un yeni araç programında tedarikçi olarak seçilmesine ilişkin Cumhuriyet, Halk TV ve BirGün TV’de yer alan haberlere, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” iddiasıyla ve 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi dayanak yapılarak erişim engeli getirildiğini duyurdu (15 Eylül).
Sky News muhabirinin hesabına erişim engeli: İFÖD, Sky News muhabiri Alex Crawford’un X hesabıyla ilgili Türkiye’den erişim engeli kararı alındığını açıkladı (14 Eylül).
soL Haber’e ikinci online yasak: İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), 3 Temmuz’da ilk kez 924 bin takipçili X hesabı (@solhaberportali) erişime kapatılan soL Haber'in yeni hesabının (@soLHaberSusmaz) da aynı akıbete uğradığını bildirdi (2 Eylül).
Üç haber ve X paylaşımlarına “Medipol” yasağı: Haber Alternatif sitesi genel yayın yönetmeni Celal Eren Çelik'in, eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Medipol hakkındaki “Medipol İmparatorluğu” araştırma dosyası ve ilgili haberler erişime engellendi. 25 Eylül 2025 ile 12 Ağustos 2026 arasında çıkan üç araştırma haberi ile Çelik’in X paylaşımları, “milli güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle erişime engellendi. X platformu, Medipol Hastanesi ile İstanbul Medipol Üniversitesi’nin kurucusu da olan Koca’ya değinen söz konusu paylaşımları Türkiye’den görünmez kıldı. Engelli Web, Ankara Medipol Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul Medipol Üniversitesi, Medipolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş., Türkiye Eğitim Sağlık Bilim ve Araştırma Vakfı ile Türkiye Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı’nın daha önce bu yayınlar hakkında ihtiyati tedbir yoluyla erişim engeli talep ettiğini ancak bunun mahkemece reddedildiğini hatırlattı. Daha önce erişime engellenmeyen içerikler, bu kez 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle erişime engellendi (21 Ağustos).
Bektaş, Fıstık ve MA hesaplarına X sansürü: İfade Özgürlüğü Derneği'nin erişim engeli getirilen mecraları duyuran Engelli Web, gazeteciler Nasuh Bektaş ve Fırat Fıstık ile Mezopotamya Ajansı'nın X hesaplarının engellendiğini bildirdi. Engelli Web, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle gazeteciler Bektaş ve Fıstık ile Mezopotamya Ajansı'nın X hesaplarının engellendiğini bildirdi (20 Ağustos).
Altı “Rojin” haberine “kamu düzeni” yasağı: Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rojin Kabaiş’e dair soruşturma kapsamında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü ile yeğeninden DNA örneği alındığı iddiasına ilişkin haberlere, 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi kapsamında “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirildi. Evrensel, Gazete Pencere, Halk TV, Yeni Yaşam, Van Haber ve Cumhuriyet haber sitelerinin soruşturmaya ilişkin yaptığı haberler ve paylaşımlar da Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kararıyla devreye sokulan yasaktan etkilendi (15 Ağustos).
20 sitenin “Zülfikarlar” haberlerine yasak: Zülfikarlar Holding bünyesindeki şirketlere ilişkin soruşturma, tutuklama ve konkordato süreçlerini dahil eden iddiaları gündeme getiren en az 20 farklı haber sitesinde yayımlanan onlarca haber, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime kapatıldı. Engelli Web’e göre İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2026/6931 sayılı kararıyla erişime engellenen haberler, Diken, BirGün, Euronews, Dünya ve 12 Punto sitelerinde de çıktı. BirGün’ün daha önce TP Petrol Dağıtım’a ilişkin haberlere getirilen erişim engelini konu alan haberi de engellendi. Zülfikarlar Holding bünyesindeki TP Petrol Dağıtım A.Ş.’ye ilişkin yayımlanan haberler daha önce de aynı gerekçeyle 28 Temmuz’da, İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla engellenmişti (7 Ağustos).
Dört habere vekil yasak: Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliği, MHP Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın sahibi olduğu ve “600 sahte diploma” iddialarıyla gündeme gelen Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’ne ilişkin BirGün sitesinde çıkan haberlerin kaldırılmasına hükmetti. İçerikten çıkarma kararlarının üniversite tercih dönemine denk gelmesi dikkat çekti. Ayrıca Uysal’ın Sırbistan vatandaşı olmasıyla ilgili haberimize de erişim engeli geldi.Engellenen dört içerik içerisinde, gazete yazarı Gözde Bedeloğlu’nun 30 Ocak 2026’da yayınlanan “Kuzey Kıbrıs’ta diploma davası Meclis Başkanı’na uzandı” başlıklı yazısı da var (3 Ağustos).
Üç holding haberine yasak: BirGün gazetesinin 2025'te kamuoyuna “Özelleştir, batsın, işçinin hakkı kalsın” başlığıyla duyurduğu Zülfikarlar Holding bünyesindeki TP Petrol Dağıtım A.Ş.'ye ilişkin haber için erişim engeli kararı verildi. EngelliWeb sitesine göre holding bünyesindeki TP Petrol Dağıtım A.Ş.'ye ilişkin haberler, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” adına İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği’nce erişime kapatıldı. Kararla Cumhuriyet ve Diken sitelerinde yer alan haberler de etkilendi. Geçtiğimiz yıl yayınlanan haber 2016 yılında özelleştirilen Türkiye Petrolleri Petrol Dağıtım'ın konkordato ilan ederek onlarca işçiyi ‘ihtiyaç fazlası’ diyerek işten atmasını ele alıyor (28 Temmuz).
Alican Uludağ’a X sansürü: Yargı sistemini eleştirdiği bir X paylaşımı nedeniyle 21 Temmuz’da gözaltına alınan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan gazeteci Alican Uludağ'ın X hesabı ile 13 ayrı paylaşımı, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. 13 paylaşımın tamamı X tarafından Türkiye'den görünmez kılınırken, hesap henüz görünmez kılınmadı (23 Temmuz).
Dokuz “Met-Gün” haberine yasak: İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği, Met-Gün İnşaat ve şirketin sahibi Metin Güneş hakkında 2020-2026 döneminde yayımlanan haberler, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. İFÖD’e göre, 2026/7540 sayılı kararla engellenen içerikler arasında, İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez’in Metin Güneş hakkındaki erişim engellerini TBMM gündemine taşımasını konu alan Sözcü haberi de bulunuyor. Ayrıca, 2021’de kişilik haklarının ihlali gerekçesiyle engellenen ve AYM’nin Abdullah Kaya ve Diğerleri kararında ihlal tespit ettiği Diken haberi, bu kez millî güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle yeniden engellendi. Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun köşe yazısı, Baba ocağı, soL, Yeniçağ, Karar ve Kocaeli Halk sitelerinde çıkan haberlere de erişim kararında yer verildi (14 Temmuz).
Özgürüz ve soL haber hesaplarına sansür: Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliği, sürgündeki gazeteci yazar Can Dündar’ın Almanya’da kurduğu Özgürüz haber platformunun sosyal medya hesapları (Instagram, Facebook, TikTok ve YouTube hesapları) ve ozguruz7.org alan adı ve soL Haber sitenin X hesabı için, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirdi. Karara tepki gösteren soL Haber'in açıklamasında "Geri adım atmadık, atmaya da niyetimiz yok" dedi (3 Temmuz).
Siteye erişim engeli: Sendika.org haber sitesinin X hesabıyla ilgili, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu (BTK) kararıyla, 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi kapsamında ve “milli güvenlik” ve “kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli kararı alındı. Sitenin X hesabı için, 8 Ekim 2025'te de aynı gerekçeyle erişim engeli kararı alınmış, hesap yine Türkiye'den görünmez kılınmamıştı (2 Temmuz).
Habercilik
Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, son üç ayda kaleme aldığı haftalık yazılarında, iktidara yakın gazetelerin Diyarbakır futbol takımı Amedspor’u ağırlayan Kocaeli’deki bazı taraftarların sallandırdıkları “sarı” torbaları görmemesini ve Girne açıklarında batan gemide ölen bir işçinin kimlik bilgilerinin, ailesine yetkililerce bilgi verilmesinden önce yayımlanması gibi birçok gazetecilik tutumunu eleştirdi.
Bu dönemde bir kısım medyanın, oyuncu Serhat Kılıç’ın İstanbul Kağıthane’deki evinde ölü bulunmasından sonra gelişmeyi ev ortamındaki şişeler ve sigara malzemeleriyle yansıtması da akademisyen Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu ve Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın da tepkisine yol açtı.
Kamu makamları ve yargı tarafından “dezenformasyon” suçlaması sadece eleştirel medyaya yönelik işletilirken Adalet Bakanlığı, adliyelerde “Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları” kuracaklarını duyurdu. Bu dönemde bir “dezenformasyon” suçlaması da The Economist’e yapıldı.
DMM’den The Economist’e “dezenformasyon” uyarısı: Cumhurbaşkanlığına bağlı İletişim Başkanlığı’nın Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), İngiliz The Economist dergisinin fon krizi analizini “dezenformasyon ürünü” diye niteledi. DMM, X’ten Economist’in sosyal medya gönderisini üzerinde kırmızı bir çarpıyla paylaşarak şu açıklamayı yaptı: “Bazı sosyal medya hesaplarında ve uluslararası basın mecralarında, son dönemde fon piyasasında yaşanan gelişmelere ilişkin yer alan ve Türkiye ekonomisinin genelini kapsayan ciddi olumsuz sonuçlar doğuracağına dair iddialar gerçeği yansıtmamakta olup açık bir dezenformasyon ürünüdür” (25 Eylül).
Şimdi de Adalet Bakanlığı’ndan “Dezenformasyon Bürosu”: Adalet Bakanlığı, cumhuriyet başsavcılıklarına gönderdiği yazıyla adliyelerde “Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları” kuracaklarını duyurdu. Erişim engeli konusunda birçok kritik yetkinin Siber Güvenlik Başkanlığı’nda toplanmasının ardından, devlet itibariyle “dezenformasyon” olarak dolaşıma girecek olan içeriklere karşı yeni bir birim daha kurulacağı açıklandı. (24 Eylül).
AA “Tera” haberlerini sildi: Anadolu Ajansı’nın internet sitesinde daha önce yayımlanan Tera Holding ve Emre Tezmen hakkındaki bazı haberlerin içeriklerine artık erişilemiyor. Sermaye piyasasında 500 binden fazla yatırımcıyı etkilediği belirtilen manipülasyon suçlamasında finans şirketi Tera Yatırım'ın birçok yöneticisi gözaltına alınırken kamuya ait Anadolu Ajansı (AA), geçmişte Tera Yatırım'la ilgili yaptığı haberleri sildi. Kullanıcılar, AA'nın geçtiğimiz yıl içinde yaptığı, şirket ve şirketin faaliyetleriyle ilgili yaptığı haberlere ajansın internet sitesinde artık ulaşamıyor (22 Eylül).
Kazada ölenlerin kimlik bilgileri özel: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Girne açıklarında batan gemide ölen Nihat Pancar’ın kimlik bilgilerinin, ailesine yetkililerce bilgi verilmesinden önce yayımlanmasının, ailelerinin durumu ilk olarak medya üzerinden, “Eve dönüş sürprizi yasa boğdu” ve “Son anları kamerada” haberleri yoluyla öğrenmesinin hata olduğunu açıkladı. Bildirici, “Ne kadar acı, asıl sürprizi medya yapmış! Evlerinde oturup televizyon izlerken, öğrenmişler sevdikleri insanın ölümünü! Oysa ölüm, her insanın özelidir. Her insanın, yakının ölümünü kendi özel alanında, acısına saygılı bir dil ve yöntemle öğrenme hakkı vardır. Medyanın, Nihat Pancar ve kazada ölenlerin adlarını, ailesine yetkililerce bilgi verilmesinden önce yayımlaması hataydı” dedi (7 Eylül).
Oyuncu Kılıç’ın ölümü sonrası yayınlara ağır eleştiri: Akademisyen Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, oyuncu Serhat Kılıç’ın İstanbul Kağıthane’deki evinde ölü bulunmasından sonra gelişmenin medya tarafından ev ortamındaki şişeler ve sigara malzemeleriyle yansıtılmasını eleştirdi. İnceoğlu, “Bir kişinin nasıl öldüğünün araştırılması haber değeri taşıyabilir fakat özel hayatının ayrıntılarını sergilemek, yakınlarının en savunmasız anlarını görüntülemek ya da henüz doğrulanmamış hastalık ve yaşam tarzı iddialarından hareketle ölümüne anlam biçmek, kamunun bilgi edinme hakkının doğal uzantısı değildir. Serhat Kılıç’ın ölümünün ardından soruşturan, nesnelerden ve görüntülerden örtük bir hikâye kuran gazetecilik, haber ile hüküm arasındaki sınırı belirsizleştiriyor” dedi. Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da, “Fotoğraftaki gazoz şişeleri dahi alkol şişesi izlenimi yaratacak biçimde sunuldu, sigara kâğıdına suç çağrışımları yüklendi. Üstelik ölüm nedeni kesinleşmeden, kişi kendisini savunamayacak durumdayken bir çeşit ölüm sonrası karakter yargılaması yapılıyor” sözleriyle yayınları eleştirdi. Gazeteci Sorel Dağıstanlı da, a Haber yayınını, “Cahil değil kötüsünüz. Kötülüğün diline de alışmışsınız. “İşte evinden çıkanlar…” Operasyon mu yapıldı, gözaltına mı alındı? Bir sanatçı hayatını kaybetti, bir insan öldü. Amacınız ne sizin? Herkesin tütün sarmak için kullandığı kâğıtları siz ne için kullanıyorsunuz da aklınıza başka şey gelmiyor?” sözleriyle kınadı (6-10 Eylül).
“Televizyonlarda Hak Odaklı Barış Haberciliği” araştırması tanıtıldı: IPS İletişim Vakfı/bianet, Civil Rights Defenders’ın desteğiyle yayımladığı Prof. Dr. Nazan Haydari’nin “Televizyonlarda Hak Odaklı Barış Haberciliği Peşinde: ‘Suriye’ Gündemi 6 Ocak–6 Şubat 2026” başlıklı araştırmasını Atölye BİA’da tanıttı. Araştırma kapsamında Summarify ekibi, altı televizyon kanalının 303 ana haber bülteni ve siyasi tartışma programından 225 bin 460 cümlelik bir veri seti oluşturdu. Bulgular, siyasal atmosfer yumuşadığında barış ve müzakere dilinin güçlenebildiğini, kriz anlarında ise güvenlikçi ve kutuplaştırıcı çerçevelerin hızla geri döndüğünü gösterdi. Haydari, televizyon haberciliğinde yalnızca metnin değil görüntü, ses ve diğer editoryal tercihlerin de belirleyici olduğuna dikkat çekerken, Bianet’ten Vecih Cuzdan barış gazeteciliğinin asıl sınavının kriz zamanlarında ortaya çıktığını söyledi (4 Eylül).

BİANET'TEN YENİ RAPOR
Televizyonlarda Hak Odaklı Barış Haberciliği Peşinde: ‘Suriye’ Gündemi

Televizyonlarda barış gazeteciliği: Gazeteciler ve akademisyenler bianet’in rapor lansmanında buluştu
Kütahyalı tahliye sonrası yayında: “Yasa dışı bahis”, “nitelikli dolandırıcılık”, “rüşvet” ve “kara para aklama” suçlamalarıyla tutuklanmadan önce Ensonhaber'in YouTube kanalında spor ve gündeme ilişkin yorumlar yapan Rasim Ozan Kütahyalı, 18 Temmuz'daki tahliyesinden yaklaşık iki hafta sonra Ahmet Çakar'ın konuk olduğu yayına katıldı (2 Eylül).
Belovacıklı özür diledi, ya Sözcü ve Korkusuz? Ağustos sonunda oynanan Kocaelispor-Amedspor maçının ardından ortaya atılan “Amedspor taraftarı İstiklal Marşı’nı ıslıkladı” iddiasına ilişkin Sözcü TV Ana Haber Bülteni sunucusu Serap Belovacıklı, iki gün sonra özür diledi. Söz konusu iddiayı birinci sayfadan duyuran Sözcü ve Korkusuz gazeteleri ise sessizliğini koruyor (1 Eylül).
Öztürk’e “nefret gözaltısı": NTV'de katıldığı bir televizyon programında “Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor ama bakın intikam almadılar, o toplu infazları yapmadılar” sözleriyle Arap Alevileri (Nusayrileri) hedef alan gazeteci Kemal Öztürk için Samandağ C. Savcılığı’nca gözaltı kararı alındı. 1 Eylül’de ifade veren Öztürk, bu sözlerden dolayı özür dilediğini de hatırlatarak “Asıl hedef Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreci, bunu yönetenler, sahip çıkanlar ve medyada savunanlardır” dedi (31 Ağustos - 1 Eylül).
“Okurları yanıltmayı göze alabilen gazetecilik tarzı bu”: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Türkiye gazetesinden Yılmaz Bilgen’in, PYD/SDG Kobani Sorumlusu Mahmut Berhudan ile yaptığı başarılı söyleşiden beş gün sonra SDG kurucularından Sipan Hemo ile yaptığını iddia ettiği “SDG: En zor aşamayı geçtik: İsrail’e rağmen bitecek” başlıklı ikinci bir söyleşinin yalanlandığını bildirdi. SDG Basın Sözcüsü Ferhad Şami’nin yalanladığı bu söyleşiyle ilgili Bildirici, “Gazetecilikte böyle bir yalanlamanın ardından iki yol izlenebilir. Ya haberinizi savunur, kanıtlarsınız. Savunacak malzemeniz yoksa da özür diler, düzeltme yayımlarsınız. Türkiye gazetesi ne savundu ne de düzeltti haberini. YPG’nin tasfiyesi açıklanınca da 'Süreci böyle duyurmuştuk' diye ilk haberin küpürünü yayımladı. Ama ikinci haberin yalanlanmasını yok saydı. Okurları yanıltmayı göze alabilen, haberin itibarını gözetmeyen gazetecilik tarzı bu” dedi (31 Ağustos).
Ombudsmandan Gürses’e “sponsorluk” eleştirisi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, gazeteci Özlem Gürses’in haftalık tatilini KKTC’de bir grubun sponsorluğunda geçirmesini ve bunu YouTube yayınlarına konu etmesini eleştirdi. Bildirici, haftalık yazısında, Gürses’in de açıkladığı sponsorluk ilişkisiyle ilgili, “Ancak otel ve inşaat projesinin reklamını yaparak o şirketle ilgili olumsuzlukların da sorumluluğunu üstlenmiş oldu. Ayrıca Özlem Gürses bir YouTuber değil, Sözcü TV’de ana haber bültenini sunan bir gazeteci. Aktardığı her haberin, sırf gazetecilik güdüleriyle hazırlanmış olması, çıkar ilişkisine dayanmayan bilgiler içermesi gerek. Sponsorluk ilişkisine girerek bizzat reklam yapması, güvenilirliğini zedeler; çıkar çatışması izlenimi yaratır” dedi (31 Ağustos).
Sarı torbaları değil maçı yazdılar: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, iktidara yakın gazetelerin Diyarbakır futbol takımı Amedspor’u ağırlayan Kocaeli’deki bazı taraftarların sallandırdıkları “sarı” torbaları görmemesini eleştirdi. Bildirici, haftalık yazısında, “Ne hikmetse, futbol yazarları Kocaelispor’un, Amedspor maçında tribünlerde “sarı torba” sallanmasını ve yaşanan gerginliği hiç görmedi. Onlar yine maç sonucunu, sahadaki futbolu yazmaya devam ettiler. Ne o akşamki futbol sitelerinde, TV’lerdeki programlarda olaylardan söz edildi ne de ertesi günkü gazetelerde. Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi futbola sayfalar ayıran gazeteler ile Fotomaç ve Fanatik gibi spor gazeteleri de tribünlerde hiç olay olmamış gibiydi” dedi (31 Ağustos).
Gazeteci Ağırel “Gökçek” dosyasında “tanık” oldu: Gazeteci Murat Ağırel, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Almanya’daki şirketlere para transfer ettiğine ilişkin gündeme getirdiği yayın nedeniyle tanık sıfatıyla Ankara Başsavcılığı’nca 31 Ağustos günü ifadeye çağrıldığını açıkladı. Ağırel, Başsavcılık tarafından yeniden arandığını ve yarın tanık sıfatıyla ifadesine başvurulacağının tarafına iletildiğini duyurdu (30 Ağustos).
Öztürk’ün “Nusayri” nefreti: Anadolu Ajansı (AA) eski Genel Müdürü Kemal Öztürk, 27 Ağustos 2026 tarihli NTV yayınında “O Afrin’de, İdlib’te, Halep kırsallarında öylesine korkunç hikayeler dinledim ki, kurşuna dizmeden çocuk ölümüne kadar. Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor” dedi, Adana’da eski bir Nusayri dostunun uyarısıyla özür mesajı yayınladı. Bazı Alevi örgütü temsilcilerinin suç duyurusunda da bulunduğu Öztürk’e bu sözleri nedeniyle çok sayıda gazeteci de tepki gösterdi (28-30 Ağustos).
Haber kanallarına sendikadan ağır eleştiri: Bağımsız Maden-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, Doruk Madencilik ve Elazığ ETİ Gümüş işçilerinin alacaklarının ödenmesi talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürdükleri eyleme sessiz kalan haber kanallarını ağır şekilde eleştirdi. Aksu, “...NTV, Habertürk, CNN; kardeşim, siz nasıl habercilik yapıyorsunuz? Haklar ödendi mi? Sordunuz mu direnen işçilere? Dün gözaltındaydılar hepsi. Nasıl gazetecilik bu? Holding tetikçisi misiniz? Holdingten besleniyor musunuz? Ne demek işçinin ekmeğine kan doğrayacak bir habercilik? Dolayısıyla böyle rezil bir durum var. Holding'ten gelen ne olursa olsun onu basıyorlar. İşçinin yükselen feryadını daha önce de duymadılar, şimdi de duymuyorlar. 13 gündür, altı kez gözaltına alınan, 4 gün mevcutlu tutulan maden işçisini tek satır görmüyorlar. Bu gazetecilik, habercilik değil. Bu, halkı manipüle etmek, halka yalan bilgi yayma suçu işlemek..” dedi. Gazeteci ve medya ombudsmanı faruk Bildirici de, Aksu’nun sözlerine de sessiz kalan kanallara seslendi: “CNN Türk, NTV ve Habertürk... Sizin bir yanıtınız yok mu bu sözlere? Günlerdir susuyor, bu ağır sözleri duymazdan geliyorsunuz. Susmak, işçilerin eylemini görmezden gelmekle olmaz. Ya bir yanıt vererek, haberciliğinizi savunun ya da madencilerden özür dileyip haberlerinizi düzeltin” (24-25 Ağustos).
“Olmayan otomotiv devini Türkiye’ye getiren” medyaya “Bildirici” eleştirisi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Türkiye medyasında, “Alman otomobil devi Türkiye’ye geliyor” (Halk TV), “Alman araba markası Türkiye’ye geliyor” (Haber 7), “Siegfried Marcus Automobile’den Türkiye üretimi sinyali” (Cumhuriyet), “Alman otomobil markasından Türkiye sinyali” (GZT), “Otomotiv devi gözünü Türkiye’ye dikti” (Sözcü), “BYD yan çizdi, dev marka Türkiye’ye geliyor” (Yeni Akit) başlığıyla çıkan müjdeli haberi “doğruluğu araştırılmadan yayımlanan” bir içerik olarak eleştirdi. Almanya’da “Siegfried Marcus” diye bir otomobil markasının bulunmadığını belirten Bildirici, haberde adı geçen kişiyi gazeteci olarak ve test sürüşü için bizzat aradığında, tuhaf yanıtlarla karşılaştığını yazdı. Bildirici, yazısında, “Anlaşılan en iyimser değerlendirmeyle bile yeni bir projenin pazarlanması girişimi söz konusu. Nihayetinde medya, olmayan bir otomobilin pazarlanması için kullanılmış. Hep vurguluyorum, gazetecilikte şüphe ve soru sormak esastır. Önünüze gelen her açıklamayı, her bülteni, her sözü gerçek kabul edip haber yapamazsınız. Sorgulamadan aktarırsanız işte böyle istemeden de olsa birilerinin girişimlerine alet olursunuz. Özgür Baklan’ın açıklamasını yayımlayan mecralar ise hiç soru sormamış, kuşku duymamış. Ne şirket araştırılmış ne de otomobil. Şüpheden uzaklaşılınca sonuç kötü…” diyor (24 Ağustos).
“CNN Türk’e çık ödeme yapılacak dendi”: CHP'nin İstanbul Sarıyer’de 25 Temmuz’da düzenlenen rozet töreninde, BirGün’ün ortaya çıkardığı figüran katılım iddialarıyla ilgili MERS Ajans sahibi Ömer İne’den bir itiraf geldi. Organizasyonun üstünden bir ay geçmesine rağmen paralarını alamadıklarını söyleyen İne, figüran ihtiyacı açısından ve olayın CNN Türk yayınında inkar edilmesinde Samet Özkaş’ı işaret etti: “Özkaş ile CHP’ye figüran göndermek üzere anlaştık. Organizasyona getirdiğimiz figüranlara kendi cebimizden para verdik, hatta bankalara borçlandık. Bazı figüran arkadaşların da maalesef ödemesini yapamadık. CNN Türk’e çık ödeme yapılacak dendi. Çıktım yalan söyledim buna rağmen partinin ödeme yapmadığı belirtilerek param verilmedi.” (24 Ağustos).
Türkiye gazetesine “SDG” yalanlaması: Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Basın Sözcüsü Ferhad Şami, SDG'nin kurucu isimlerinden olan ve “Suriye Savunma Bakan Yardımcısı” olarak görevlendirilen Sipan Hemo’ya (Semir Oso) atfedilen, İsrail ve HTŞ yönetimiyle entegrasyon sürecine ilişkin Türkiye gazetesinde Yılmaz Bilgen imzasıyla yayımlanan haberi yalanladı. Oso da, gazete tarafından yayımlanan ve kendisine atfedilen ifadelerin gerçeği yansıtmadığını, bu açıklamaları yapmadığını ve kendisine atfedilen görüşleri dile getirmediğini açıkladı (23 Ağustos).
Gültekin’den Öztürk’e “propaganda” resti: BirGün gazetesinden Berkant Gültekin, 2011-2014 yılları arasında Anadolu Ajansı’nın (AA) genel müdürlüğünü yapan Kemal Öztürk’ü eleştirdi. Gültekin, AK Parti’nin 25. Yılı nedeniyle BBC Türkçe’nin kendisiyle yapmak istediği röportajı “soruları görünce” geri çevirdiğini paylaşan Öztürk’e, “…Anadolu Ajansı'nı kamu yayıncılığından uzaklaştırıp iktidarın yayın organına dönüştüren Kemal Öztürk, yabancı bir medya kurumunu devlet propagandası yapmakla eleştiriyor. Arkadaş, bu işin patenti sende” sözleriyle yüklendi (17 Ağustos).
“Gazeteci, haber kaynağı ile mali ilişkiye girmez”: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, haftalık yazısında, Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasıyla ilgili olayı gazetecilik etiği açısından yorumladı. Bildirici, “Elbette suç işleyip işlemediklerine yargı karar verecek ama Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya’nın ifadelerinde kabul ettikleri para trafiği bile etik açıdan vahim. İktidar yanlısı medyada şöhret olan iki ismin bu konumlarını kişisel çıkarları için kullandıklarına dair güçlü emareler var. Gerçi Tahir Sarıkaya gazeteci değil, TV programcısı, sunucu. Cem Küçük de yakın zamana kadar ayakkabı firması olan bir TV yorumcusu ve yazardı; gazeteci olarak anmanın ne kadar doğru olduğu da tartışmalı. Gazeteci, haber kaynağı ile mali ilişkiye girmez. Para alarak organizasyonlara katılmaz, haber yapmaz, nüfuz kullanmaz, paylaşım yapmaz… Para alıp, yazı yazandan, reklam yapandan, yalan söyleyenden gazeteci olmaz. Parayla tweet atan gazetecileri izliyorum, somut örneklerle yazacağım” değerlendirmesine yer verdi (10 Ağustos).
Bildirici Mumcu cinayetine dair “Mossad” yayınını eleştirdi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, 33 yıl önce işlenen Uğur Mumcu suikastıyla ilgili dava bombacı yönünden sürerken Türkiye gazetesinin, İslamcı bir örgütün sorumlu tutulup cezalandırıldığı cinayeti 33 yıl sonra Mossad’la ilişkilendirmesi cezasızlıkla mücadele eden ailesi ve hak savunucularınca kaygıyla karşılandı. Mumcu Ailesi de, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye gazetesine ait haberin “kesinleşmiş yargı kararlarıyla tespit edilmiş sorumlulukları tartışmalı hale getirdiği”ni vurguladı. Bu kaygı nedeniyle Adalet Bakanı Akın Gürlek ile görüşerek “cinayetin tüm bağlantılarının açığa çıkarılması” isteği dile getirildi. Faruk Bildirici, Türkiye gazetesinin Mumcu ailesinin açıklamasını yayımlamasını, haberini de düzeltmememesini eleştirdi; “Hal böyle olunca o manşetin salt gazetecilik kaygısıyla hazırlanmış olduğunu söylemek çok zor” tespitine yer verdi (10 Ağustos).
Star, maden eyleminde “CHP”yi gördü: Maden-İş üyesi Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik işçilerinin, aylardır ödenmeyen ücret, fazla mesai, tazminat ve sosyal hakları için başlattığı direniş devam ederken, Star gazetesi madencilerin eylemini CHP’ye bağlamayı başardı. Star, ödenmeyen ücretler nedeniyle işverene yönelik sürdürülen eylemi “CHP'li belediyeye protesto” olarak gündeme getirdi (8 Ağustos).
Odatv - Ersöz’den “FETÖ - İsrail” atışması: Avukat Hüseyin Ersöz ile Oda TV sitesinden Hürrem Elmasçı imzalı bir yazıda, avukat Hüseyin Ersöz hakkında FETÖ imasında bulunuldu. Ersöz’ün FETÖ irtibatlı isimlerin avukatlığını yaptığını iddia ederken eşi hakkında da bazı ithamlarda bulundu. Yazıya tepki gösteren avukat Ersöz ise, Hürrem Elmasçı’nın Oda TV kurucusu Soner Yalçın olduğunu açıklayarak iddianın iftira olduğunu duyurdu; kendisi 2010’da Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy’de ÇYDD’de Fethullahçıların kumpaslarıyla savaşırken Soner Yalçın’ın “kediciklerle, Adnancılarla, İsrailli garip adamlarla fink atıyor” olduğunu iddia etti. (6 Ağustos).
Türkiye ve TGRT, “Cem Küçük”ü gizledi: Türkiye gazetesi ve TGRT Haber, köşe yazarları ve yorumcuları Cem Küçük’ün yazı ve programlarına son verildiğini okur ve izleyicilerine duyurmadı. Kuruluşlar, Küçük’ün “yanıltıcı bildiyi alenen yayma” ve “şantaj” şüphesiyle gözaltına alınmasını ve ardından “dezenformasyon” gerekçesiyle tutuklanmasını da haberleştirmedi (6 Ağustos).
Ombudsmandan “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” gezisi: Gazeteci ve medya ombudsmanı faruk Bildirici, Yeni Şafak’tan Taha Kılınç’ın, “Utandınız mı?” yazısıyla, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) gezdirdiği gazetecileri eleştirdiğini hatırlattığı haftalık yazısında, bir grup Uygur’un da bina önünde gösteri düzenleyerek vakfı ve geziye katılan ve Çin’in propagandasına alet olmakla suçladıkları gazetecileri protesto ettiğini yazdı. Bildirici, vakfın düzenlediği geziye katılan gazetecilerin çoğunun yazı ve anlatımlarında bu Çin’in ihlalleriyle ilgili inceleme ya da değerlendirme göremediğini kaydetti; “Ağırlıklı olarak bölgedeki ekonomik ve sosyal kalkınma 'hayranlık'la anlatılıyor, etnik sorunlara değinilmiyordu. Aynı günlerde Karar’da Almanya’ya sığınan Çinli polis Zhang Yabo’nun, Uygur Türklerine sistematik baskı uygulandığını anlattığına dair haber yayımlanması dikkat çekiciydi” diye yazdı. (5 Ağustos).
Tayyar’dan Sarıkaya için “Konuşursa medyada deprem olur”: İktidara yakın gazeteci Şamil Tayyar, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “şantaj” gerekçesiyle gözaltına alınan televizyon yorumcusu Cem Küçük hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Beyaz TV programcısı Tahir Sarıkaya için yaptığı X paylaşımında, “Konuşursa medyada deprem olur. İyi de olur” dedi. Soruşturma dosyasında Küçük ile Sarıkaya arasında 27 işlemde toplam 537 bin 800 liralık para hareketi bulunduğu iddia ediliyor (4 Ağustos).
Kadri Gürsel Küçük’ün notunu verdi: Gazeteci yazar ve Medyascope yorumcusu Kadri Gürsel, dezenformasyon ve şantaj gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklanan Cem Küçük’ün gazetecilerin geçmişte baskı görmelerindeki rolü konusunda hatırlatmada bulundu: “Cem Küçük benim işsiz kalmam, Milliyet'ten kovulmam, benim bir sivil ölüye dönüştürülmem ve hapse konulmam için çok çaba sarf etti. Kendisine açtığım davaların hiçbiri sonuç vermedi çünkü Cem Küçük cezasızlık kalkanıyla korunuyordu. Bu cezasızlık sayesinde herkese kötülük yapabileceğini düşünen bir suç makinesiydi…2017'de ben Silivri'de tutuluyorken, tahliye olmamdan 5 gün önce yazdığı yazısında Türk milletinin benim tahliye olmama izin vermeyeceğini iddia etti. Daha önce Akın Atalay ve benim gebereceğimizi yazmıştı, çok şükür ki böyle şeyler gelmedi başımıza” dedi (3 Ağustos).
RTÜK’ten yeni suç icadı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Suriye Devlet başkanı Ahmet El Şara ile ilgili Sözcü TV’de yer verilen sözlere inceleme başlatılması ile müdahale edilmesi konusunda RTÜK’e tepki gösterdi. RTÜK açıklamasında, “Bir televizyon kanalında, komşumuz Suriye’nin meşru Devlet Başkanı’na yönelik asılsız ithamlar üzerinden, iyi komşuluk ilişkilerine zarar verebilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu, temel ilkeleri ve diplomatik doktriniyle bağdaşmayan ifadeler kullanıldığı tespit edilmiş olup, söz konusu yayına ilişkin olarak inceleme başlatılmıştır” deniyordu. Bildirici, Serap Belovacıklı’nın, “Burası El Nusra’cıya kravat taktığınızda, cumhurbaşkanı yaptığınızda bir katili herkesin alkışlayacağı bir milletten oluşmuyor” sözlerinin eleştirilebileceği ancak işlem konusu yapılamayacağını vurguladı: “RTÜK, Sözcü TV’ye bu gerekçeyle ceza verirse bugüne değin yaptıklarından çok daha büyük bir yanlışa imza atmış, demokrasiye ve anayasaya ihanet etmiş olur. Bütün TV kanallarının siyasi iktidarın politikalarının yanında hizaya durmasını istemekle özdeş bir tavır bu” (3 Ağustos).
Bildirici’den Tekin’e: Bir haber böyle yalanlanmaz!: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, CHP’den Gürsel Tekin’in, iddiayı yalanlamak yerine “CHP’nin rozet takma etkinliğine figüran getirilmesi” haberi nedeniyle Birgün Gazetesi ve Sözcü TV’yi hedef almasını eleştirdi. Bildirici, “Halbuki bir haber böyle yalanlanmaz. 'Tetikçilik', 'figüranlık' ve 'kirli medya' gibi hakaretamiz dil, yanıt olmadığı gibi, suç duyurusu ve savcılıklarla cezalandırmaya kalkmak, basın ve ifade özgürlüğünü savunan bir partinin temsilcilerine yakışmaz. Gazetecinin, ajansın mesajı ve görüntülerle desteklediği haberine karşı açıklama yapıyorsanız, somut kanıtlar gerekir. Örneğin, o törende partiye katılan üyelerin listesi, töreni izleyenlerin nerelerden geldikleri gibi tereddüte yer bırakmayacak yeni bazı bilgiler…” diye yazdı (27 Temmuz).
Bildirici’den Hürriyet’e “Yalçın Bayer” eleştirisi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, meslekte 35 yılını Hürriyet gazetesinde geçiren “Yeter söz milletindir” köşesinin de yazarı Yalçın Bayer’in gazeteden Veda yazısı dahi çok görülerek uzaklaştırılmasını eleştirdi. Bildirici, “Hürriyet’te, 'Yeter söz milletindir' köşesi de kapandı. Veda yazısı yazmasına bile izin vermeden, okurlarına duyurmadan, sessizce gazeteden uzaklaştırdılar Yalçın Bayer’i. Ne yazarına saygı gösterdi Hürriyet, ne de okurlara…” diye yazdı (27 Temmuz).
BirGün’den Ebru Çelik'e tam destek: BirGün gazetesi, mahkeme kararıyla partinin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin’in katıldığı CHP üye katılım törenine cast ajansı aracılığıyla ücretli figüran taşındığını “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberle ortaya koyan muhabirleri Ebru Çelik’e sahip çıktı. Gazete, “Haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir… BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar” şeklinde açıklama yaptı (25 Temmuz).
“Faili meçhuller, neden Akın Gürlek’i bekledi?”: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, “Faili meçhuller, neden Akın Gürlek’i bekledi?” başlıklı haftalık yazısında, faili meçhul cinayetlerinin gerçekten aydınlatılıp aydınlatılmayacağını zamanın ve yargı süreçlerinin göstereceğini, dosyaların yeniden açılması ve faillerin yakalanmasının kutlanması gereken bir faaliyet olduğunu belirtti ve ekledi: “Ancak gazetecilik açısından bu cinayetlerin neden bugüne değin aydınlatılamamış olduğunun da sorulması gerek… Biz gazetecilerin bu soruların da üzerine gitmemiz gerek. Aydınlatılan yeni faili meçhul dosya haberlerini yayımlamak yetmez. Eğer bu dosyaların aydınlatılmasının önündeki engel siyasi irade eksikliği ise o da üzerinde durmaya değer bir soru. Zira 24 yıldır aynı siyasi iktidar işbaşında ve aynı iktidarın Adalet Bakanları görevde. Akın Gürlek’in yaptığını neden daha önceki bakanlar yapamadı, nedir eksik ya da fazla olan? Bu sorunun da yanıtını aramalıyız…” (20 Temmuz).
Ombudsmandan Sözcü’ye eleştiri: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Sözcü gazetesinin “Bu millet hakkını size helal etmiyor” manşetinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Türkiye’yi temsil eden 18 milletvekilinin fotoğrafla hedef yapılmasını eleştirdi. Söz konusu milletvekillerinden Namık Tan, Zeynep Yıldız, Pelin Yılık, Sevan Sıvacıoğlu, Mustafa Canbey, Seda Gören ve Meryem Göka’nın söz konusu kararın kendilerinin bulunduğu Avrupa Konseyi’nde değil, Avrupa Parlamentosu’nda alındığını, ikisinin farklı kurumlar olduğunu vurgulayarak gazeteden özür dilemesini istedi. Ancak gazete, buna, “Sözcü hata yapmaz” manşetiyle cevap verdi; karara tepki gösterilememesi nedeniyle Avrupa Konseyi’ndeki milletvekillerinin yanı sıra “TBMM Avrupa Parlamentosu Karma Komisyonu üyesi 25 vekil ile Dışişleri ve elçilik yetkililerinin” de eleştirildiği savunması yaptı. Bildirici, sadece Konsey’deki milletvekillerinin fotoğraflarını içeren haberle ilgili, “Hal böyleyken Dışişleri ve büyükelçilerin de eleştirildiği savunması yetersiz. Sözcü onların da fotoğraflarını koymuş, başlıkta da isimlerini vermiş olsa anlarım. 18 milletvekilini kolay hedef görüp, tüm sorumluluğu onlara yükleyerek haksızlık yapmışlar” tespitini paylaştı (20 Temmuz).
Toktaş’tan Yarkadaş’a tepki: Halk TV genel yayın yönetmeni Suat Toktaş, mutlak butlan kararıyla yeniden CHP yönetimine geçen Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın Barış Yarkadaş'ı ağır şekilde eleştirdi. Yarkadaş, Halk TV yorumcusu ve ekonomi yazarı İbrahim Kahveci’yi CHP’li belediyelerdeki yolsuzluklara karşı sessiz kalmakla suçladığı sözlerinde, bunun “maaş artı; Suat ve Cafer’de gelen hediyeleri alma karşılığında” olduğunu ileri sürmüştü. Buna sert tepki gösteren Toktaş, sosyal medya hesabı üzerinden, Yarkadaş'a “Herkesi kendin gibi sanıyorsun. 'Haysiyet' senin için artık bir şey ifade etmiyor olabilir ama benim için önemli bir değer. Yalan, ağzına yuva yapmış, hiçbir sınırın kalmamış. İspat edemezsen şerefsizsin” sözleriyle karşılık verdi (19 Temmuz).
“15 Temmuz” ilanları boldu: İktidara yakın gazeteler, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ilan edilen Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde toplam 60’ı aşkın resmi ve özel ilan yayınladı. İlanların önemli bir bölümünün tam sayfa olması dikkat çekti. Sabah gazetesi İstanbul’da ana gazeteye ek iki gazete daha çıkararak bu üç yayında toplam 65 ilan yayınladı. Tamamı renkli basılan gazetelerde, ilanların önemli bir kısmı tam sayfa olarak yayınlandı. Geriye kalan ilanlar ise yarım ve çeyrek sayfa boyutlarında gazetede yer buldu. İlanlar kamu bankalarından özel şirketlere pek çok kurum ve üniversite rektörlerinden siyasi partilerin il-ilçe başkanlarına kadar çok sayıda kişi tarafından verildi (16 Temmuz).
Ombudsmandan Yeni Yaşam’a “barış” eleştirisi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, barış gazeteciliğinin önemine vurguladığı yazısında, Yeni Yaşam gazetesine da eleştiri yöneltti. Bildirici, Kürt medyasının günlük gazetesi Yeni Yaşam’ın, DEM Parti’nin "Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebi" için İstanbul, Van, Mersin ve Diyarbakır’da düzenlediği mitinglerin haberinin "Pişmanlık yok Onur var!" manşetiyle duyurmasını eleştirdi. Manşetin altındaki spotta da “hükümetin, yeni sürece eski yasa zihniyeti ile yaklaşmaması ve barışla pişmanlığı karıştırmaması gerektiği”nin vurgulandığını anımsatan Bildirici, “Barışın dili bu olamaz. Yeni Yaşam da 'sadece bir tarafın acı ve korkularına odaklanan' böyle bir dili aynen yayarak barış gazeteciliği yapamaz. Barış gazeteciliği, iki tarafın da acılarına odaklanmayı gerektirir. Ancak bu şekilde duygusal kopuşlar engellenebilir” dedi. Bildirici, mitinglerde konuşan “Öcalan’ın İmralı Sekretaryası” üyesi Çetin Arkaş’ın uyarısıyla, konuşmasının tamamını dinlediğinde, Arkaş’a ait “Türk tarafının acıları var biliyoruz. Acıları önünde saygıyla eğiliyorum” sözlerinin sadece Yeni Yaşam’da değil, Mezopotamya Ajansı, Jinnews ve Fırat Haber Ajansı’nda da olmadığını fark ettiğini yazdı: “Her üç Kürt medya kuruluşu da iki tarafın acılarından söz edilmesini değil de 'Öcalan’ın özgürlüğü' vurgusunu önemsemiş, o konuyu başlığa çıkarmışlardı. Üzücü bir durum. Bu yaklaşım barışa hizmet etmez. Türk medyası gibi, Kürt medyası da PKK’nın silah bıraktığı bu aşamanın dilinin geçmişten farklı olması gerektiğini anlamak zorunda. Tüm acıların geride bırakılması ve iki ulusun yeniden kucaklaşabilmesi için Kürt medyası da kendini gözden geçirmeli, güncellemeli.” (8-13 Temmuz).
Omdusman “NATO” baskılarını kınadı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, NATO Zirvesi öncesi medya temsilcilerinin birçoğuna akreditasyon sağlanmamasına ve gazeteciler dahil çeşitli toplıumsal grupların keyfi şekilde gözaltına alınmasına haftalık yazısında tepkiğ gösterdi. Gazetecilik meslek örgütlerinin tepkilerinin ardından NATO, küçük bir geri adımla Murat Yetkin ve birkaç gazetecinin akreditasyon yasağının kaldırıldığını belirten Bildirici, “Zirvede olup bitenleri çeşitli ülkelerden gelecek gazetecilerden öğreneceğiz artık. Siyasi iktidar, yasaklar, tutuklamalar ve engellemelerle Türkiye’deki rejimle ilgili olarak o gazetecilere yeterince fikir verdi. Umarım bu uygulamaları da sorarlar muhataplarına…” dedi (1 Temmuz).
Anayasa Mahkemesi kararları
Anayasa Mahkemesi, gazeteci dosyalarında “güvenlik” ile “basın ve ifade özgürlüğü” haklarının hiçe sayılması temelinde bireysel başvuru kapsamında yapılan başvurularda yegane güvence olmayı sürdürüyor. Yılbaşından bu yana gazeteciler Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın tutukluluğu, TELE1 kanalına kayyım atanması ve satışa çıkarılması, gazeteci Ruşen Takva ve Can Dündar’ın X hesaplarının sansür edilmesi gibi gazetecilik faaliyetlerinin engellenmesi gibi yapılan yoğun başvurulara bu dönem Açık Radyo’nun lisansının iptali eklendi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) internet yayıncılığı üzerinde tehdit oluşturan lisans rejimi de MLSA başvurusu olarak yüksek mahkemeye taşındı.
Ayrıca AYM, Fethullah Gülen’in ölümüyle ilgili 21 Ekim 2024’te yaptığı taziye paylaşımı nedeniyle “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklanan Yeni Asya Gazetesi eski yayın yönetmeni Kazım Güleçyüz’e, “güvenlik hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi” gerekçesiyle toplam 368 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
Açık Radyo “lisans iptali”ni AYM’ye taşıdı: Türkiye'nin bağımsız medya kuruluşlarından Açık Radyo'nun, RTÜK tarafından karasal yayın lisansının iptal edilmesiyle başlayan hukuki süreç Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Radyo yetkilileri, Danıştay'ın lisans iptalini onayan kararının ardından “ifade ve basın özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle AYM’ye başvurdu. 24 Nisan 2024 tarihinde Açık Radyo'nun canlı yayınına katılan bir konuğun, Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan taziye mesajını anarak o gün gerçekleştirilen anmalardan söz ederken “soykırım olarak adlandırılan” ve “Ermeni soykırımı anması” ifadelerini kullanması üzerine RTÜK, radyoya üst sınırdan idari para cezası verdi ve ilgili programın beş kez durdurulmasına karar vermişti. RTÜK’ün elektronik ortamda tebliğ ettiği kurul kararının, yayın durdurma tarihlerinin yer aldığı eki teknik nedenlerle açılamadı. Açık Radyo bu durumu RTÜK'e bildirmesine rağmen herhangi bir yanıt alamadı. Ardından RTÜK, 3 Temmuz 2024 tarihinde yayın durdurma kararının uygulanmadığı gerekçesiyle radyonun karasal yayın lisansını iptal etti (29 Temmuz).
Güleçyüz’e AYM tazminatı: Anayasa Mahkemesi, Fethullah Gülen’in ölümüyle ilgili 21 Ekim 2024’te yaptığı taziye paylaşımı nedeniyle “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklanan Yeni Asya Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz’ün bireysel başvurusunda, gazetecinin güvenlik hakkının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetti. AYM, Güleçyüz’ün “terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren, öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden herhangi bir ifade bulunmadığı” halde 57 gün tutuklu kalması ve daha sonra İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 1 yıl 3 ay hapse mahkum edilmesinin Anayasayı ihlal ettiğine karar verdi. Yeniden yargılama yapılmasına gerek görmeyen AYM, Güleçyüz’e uğradığı manevi zarar karşılığında net 325 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Ayrıca 43 bin 518 TL de mahkeme gideri ödenecek (17 Temmuz).
MLSA RTÜK’ün lisans pratiğini AYM’ye taşıdı: MLSA, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) internet yayıncılığına ilişkin lisans rejimini Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Başvuruda, Deutsche Welle ve Amerika’nın Sesi internet sitelerine getirilen erişim engelleri, Euronews’e yönelik lisans zorunluluğu ve Cumhuriyet TV’nin lisans kapsamına alınması örnek gösterilerek düzenlemenin basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği belirtildi. MLSA, 1 Ağustos 2019’da Resmî Gazete’de yayımlanan “Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik”in bazı maddelerinin iptali istemiyle 9 Ağustos 2019’da Danıştay’da dava açtı (1 Temmuz).
Yanardağ’ın davası başlamadan TELE1 satışı AYM’ye taşındı: Avukatları, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın 24 Ekim 2025’te “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından kanala kayyım atanması ve satışa çıkarılması üzerine, “mülkiyet hakkı” ile “masumiyet karinesinin ihlali” gerekçeleriyle Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu (1 Temmuz).
İtirazı reddedilen tutuklu gazeteci Arı AYM’ye gidiyor: Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi, 21 Şubat’ta bayram ziyareti için gittiği Tokat Turhal’da gözaltına alınan ve ertesi gün Ankara’da “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla tutuklanan BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutukluluğuna avukatlarının yaptığı itirazı, işlemin “usul ve yasaya uygun” olduğu gerekçesiyle reddetti. Sincan Cezaevi’nde bulunan gazeteci Arı’nın avukatları, itirazın reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak (1 Temmuz).
Alican Uludağ için AYM girişimi: 20 Şubat’ta Ankara’daki evinden gözaltına alınarak İstanbul’a getirilip tutuklanan gazeteci Alican Uludağ için avukatları, tutukluluğuna ilişkin itirazlardan sonuç alamayınca Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruda, tutuklama sürecinin birden fazla temel hakkı “zincirleme” şekilde ihlal ettiği savunularak tahliye talep edildi. Uludağ’ın başvurusunda, tutuklama için gerekli yasal şartlar bulunmadığı halde gazetecinin tutuklanmasının “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının bir ihlali”ni oluşturduğu belirtildi. Basın ve ifade özgürlüğünün de ihlal edildiğine yer verilen girişimde, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisine de itiraz edildi (1 Temmuz).
AİHM kararları
Son üç ayda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Türkiye’de gazeteciler veya medya kuruluşlarıyla ilgili “basın ve ifade özgürlüğü” kapsamına girecek bir kararına rastlanmadı. Ancak gazetecilere yönelik keyfi tutukluluğa karşı AİHM’de hak arama başvurusu, bu dönemde de keyfi şekilde 100 gün hapsedilen Yıldız Tar için yapıldı.
MLSA Tar’ın tutukluluğuna AİHM’e taşıdı: Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Ankara’daki evine 18 Şubat 2025 sabahı düzenlenen baskınla gözaltına alınıp “örgüt üyeliği” iddiasıyla 100 gün cezaevinde tutulan gazeteci Yıldız Tar için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Başvuruda, Tar’ın “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanması ve tutukluluğunun sürdürülmesinin yanı sıra, konutunun aranması ve dijital materyallerine el konulması ile gazetecilik ve barışçıl sivil toplum faaliyetlerinin suçlama konusu yapılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “kişi özgürlüğü ve güvenliği”, “özel hayat”, “ifade ve basın, toplantı ve örgütlenme” özgürlüklerini ihlal ettiği belirtildi. Başvuruda ayrıca, bu haklara getirilen kısıtlamaların AİHS’nin 18. maddesinde düzenlenen “amaç dışı kullanım yasağına” aykırı olduğu vurgulandı. Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Tar’a yöneltilen suçlamaların temelini 2012-2013 yıllarına ait telefon görüşmeleri, kendisine gönderilen iki SMS ve bir ortam dinlemesi kaydı oluşturdu. Başvuruda, söz konusu kayıtların üniversite etkinlikleri, barışçıl gösteriler, HDK toplantıları ve gazetecilik faaliyetleriyle ilgili olduğu belirtildi (30 Eylül).
RTÜK’ten haberler
RTÜK’te, Ekim 2025’ten beri Mehmet Daniş'in başkanlığında, halefi Ebubekir Şahin’in provokatif söylem ve çıkış gözlemlenmezken kurumun kendisi, ATV gibi iktidara yakın bir kanala ceza kesince gruba bağlı yayın organlarının hedefi oldu.
RTÜK’ün iktidar çevrelerine yakın kanalların suç oluşturan yayınlarına yönelik müdahalesi zayıf olduğundan, NTV'deki “Yakın Plan” programında gazeteci Kemal Öztürk'ün Nusayrilere yönelik ayrımcı ve hedef gösteren söylemlerine karşı harekete geçmek RTÜK kurul üyesi İlhan Taşcı’ya düştü.
RTÜK üyesinden “nefret” söylemine karşı girişim: RTÜK üyesi İlhan Taşcı, NTV'de 27 Ağustos’ta yayınlanan “Yakın Plan” programında gazeteci Kemal Öztürk'ün Nusayrilere yönelik söylemlerinin suç unsuru teşkil ettiğini belirterek, RTÜK Başkanlığı'na başvurdu. Öztürk'ün sarf ettiği, “Öyle hikayeler dinledim ki orda, bu Sednaya Hapishanesinde. Orada çalışmış çöpçüyü bile assalar. kurşuna dizseler yeridir dersiniz. Öyle korkunç hikayeler. O Afrin’de, İdlib’te, Halep kırsallarında öylesine korkunç hikayeler dinledim ki, kurşuna dizmeden çocuk ölümüne kadar. Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor" şeklindeki ifadelerin RTÜK ilkelerinden, “'Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz” hükmüne aykırılık bulunduğunu açıkladı (31 Ağustos).
RTÜK Turkuvaz Medya’ya ceza kesince: RTÜK iktidara yakın Turkuvaz Medya bünyesindeki ATV'ye 8 milyon liralık idari para cezası kesince gruptaki yayın organlarının hedefi oldu. RTÜK, ATV’deki “Esra Erol’da” programında, bir çocuğun babasının kim olduğuna ilişkin DNA testi üzerinden yapılan yayını, “çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimlerine zarar verebilecek” nitelikte değerlendirerek kanala yüzde 1 oranında idari para cezası uygulamıştı. Kararın ardından Turkuvaz Medya bünyesindeki A Haber, Sabah ve Takvim gazeteleri, internet siteleri aracılığıyla tepkisel haberler yayınladı. Takvim, “Milli medyaya eşitsizlik!” başlığıyla yayımladığı haberinde “Turkuvaz Medya’ya milyonluk cezalar kesilirken sanal medyadaki tehlikeler denetimsiz” ifadelerini kullandı. Haberde “önleyici sistemin 7 yıldır oturmadığı” ileri sürülürken uzmanların mevcut durumdaki eşitsizliğe tepki gösterdiği belirtildi. Sabah sitesinde de “Dijital rezilliğe sessiz kalan RTÜK'ten Turkuvaz Medya'ya ceza! Sosyal medyada neden denetim modeli kurulamadı?" ifadelerine yer verildi. Haberde, televizyon kanallarının vergi, lisans ücreti, RTÜK payı ve reklam sınırlamalarına tabi olduğu, buna karşılık YouTube gibi dijital platformların kendi reklam politikalarını uyguladığı belirtildi. A Haber'in “Dijital rezilliklere sıfır denetim” başlıklı haberinde RTÜK’e, “Turkuvaz Medya’ya ceza, sosyal medyada neden denetim modeli kurulamadı?” sorusu yöneltildi (12 Ağustos).
RTÜK cezaları
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Temmuz, Ağustos, Eylül 2026 döneminde haber ve program yayınlarından dolayı TV kuruluşlarına toplam dört kez idari para cezası verdi. Kurul, TV kuruluşlarına toplam 1 milyon 104 bin 002 TL idari para cezası verdi. RTÜK, rapor döneminde radyo kuruluşlarına ceza vermedi. RTÜK, TV kanallarına “Tarafsızlık” ilkesini ihlalden iki kez ve “Hukukun Üstünlüğü” ilkesinin ihlalinden iki kez olmak üzere toplam dört kez idari para verdi.
(Reklam, diziler ve ticari yayınların değerlendirme dışı bırakıldığı “RTÜK cezaları” bölümü, RTÜK’ün 11 Haziran 2026 - 17 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 12 toplantının kayıtları incelenerek hazırlandı).
Tarafsızlık: RTÜK, 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan, “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz” ilkesine aykırılıktan Halk TV’ye (Para Siyaset) 310 bin 292 TL ve SZC TV’ye (Özel Röportaj) 302 bin 938 TL olmak üzere toplam 613 bin 230 TL idari para cezası verdi
Hukukun üstünlüğü: RTÜK, 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan; “Hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz” ilkesinin ihlali nedeniyle Koza TV’ye (Koza Haber) 245 bin 386 TL ve Halk TV’ye (Halk TV Ana Haber) 245 bin 386 TL olmak üzere toplam 490 bin 772 TL idari para cezası verdi.
(EÖ/HA)





