Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu, 25 Kasım vesilesiyle yaptığı açıklamada, erkeklerin 1997’den bu yana gözaltında, ev ve köy baskınlarında, sokakta, okulda ve işyerinde cinsel işkence ettiği kadınlara ve trans kadınlara ücretsiz hukuki destek sunduklarını hatırlattı.
“28 yıl geçti, yazılı hukuktaki değişikliklere rağmen pratikte çok şey değişmedi” değerlendirmesinde bulundu.
“Yazılı hukuk ilerledi, pratik yerinde sayıyor”
Büro, kurulduğu dönemde Türk Ceza Kanunu’nda “kadına yönelik şiddet” başlığı dahi bulunmadığını, tecavüz ve cinsel taciz suç tanımlarının son derece yetersiz olduğunu hatırlattı. Kadınların mücadelesi sonucunda:
- TCK’da kadına yönelik cinsel saldırının ayrı bölüm başlığı olarak yer aldığı,
- Tecavüz suçunun tanımının genişlediği,
- Cinsel taciz suçunun tanımlandığı,
- Bekâret kontrolünün belirli kurallara bağlandığı
vurgulandı.
Ancak buna karşın işkencenin belgelenmesinde ciddi sorunların sürdüğü, yargının fiilen yalnızca Adli Tıp Kurumu raporlarını delil olarak kabul etmesinin mağdurlar aleyhine işlediği belirtildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, 1993’te Mardin’de gözaltında cinsel saldırının hedefindeki Şükran Aydın davasında Türkiye’yi mahkûm ederken bağımsız hekim raporlarının önemine işaret ettiğinin altı çizildi.
İstanbul Sözleşmesi: “Bize duygusal güç veriyordu”
Açıklamada, bölge açısından en önemli kazanımlardan birinin Nahide Opuz davası sonucunda ortaya çıkan Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi olduğu hatırlatıldı. Sözleşmenin “hiçbir örf, adet ve ahlak anlayışı kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz” hükmü “hayati” olarak nitelendi.
Sözleşmenin yeterince uygulanmadığı, ancak varlığının bile kadın hukukçulara mahkemelerde güç verdiği vurgulanarak, Türkiye’nin 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekilmesine şu sözlerle tepki gösterildi:
“Biz bu sözleşmenin Türkiye açısından hâlâ bağlayıcı olduğunu kabul ediyoruz. Siyasal irade bunun tersini savunsa da mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”
“Kadına yönelik şiddet politiktir”
Büro, devletin dili sertleştikçe, nefret ve ayrımcılık arttıkça ilk hedefin kadınlar ve kız çocukları olduğunu belirtti. Kadına yönelik şiddetin, devletin dilindeki ve fiili politikalardaki şiddetle yakından bağlantılı olduğu vurgulanarak, “Şiddet ilmek ilmek siyasal irade tarafından örülüyor” ifadeleri kullanıldı.
Dizilerden futbol maçlarına, müzik programlarından gündüz kuşağı “aile programları”na kadar pek çok içeriğin erkek egemen şiddeti yeniden ürettiği belirtildi. Kadınların ev ve köy baskınlarında, basın açıklamalarında, gözaltında ve cezaevlerinde hâlâ cinsel işkencenin olduğu sözlü ve fiziksel cinsel tacizin en yaygın işkence yöntemlerinden biri olmaya devam ettiği kaydedildi.
Cezaevleri, geri gönderme merkezleri ve trans kadınlar
Cezaevleri ve özellikle yabancı kadınların tutulduğu geri gönderme merkezlerinin şiddete son derece açık alanlar olduğuna dikkat çekilerek, çok sayıda başvuruya karşın kadınların hukuki takibe başlamaktan çekindikleri ifade edildi.
Trans kadınların ise “devlet şiddetinin en büyük mağdurlarından” olduğu vurgulandı. Trans kadınlara Kabahatler Kanunu üzerinden uygulanan idari para cezalarının sürdüğü, transların yalnızca gözaltında değil, gündelik hayatın tüm alanlarında şiddete açık biçimde yaşamak zorunda bırakıldığı belirtildi.
2025 başvuru tablosu: 98 kişi, ağır hak ihlalleri
Büro, her yıl olduğu gibi bu 25 Kasım’da da başvurulara ilişkin istatistik raporunu yayımladı. 2025 verileri kadına ve trans kadınlara yönelik şiddetin boyutlarını ortaya koydu:
- Toplam başvurucu: 98
- 90 kadın
- 7 trans kadın
- 1 çocuk
- Etnik kimlik dağılımı:
- 46 Kürt
- 42 Türk
- 3 Ermeni
- 2 Roman
- 3 Arap
- 1 Arnavut
- 1 Ukrayna vatandaşı
- Başlıca hak ihlalleri:
- 52 darp
- 74 çıplak arama
- 82 cinsel taciz
- 56 psikolojik işkence
- 61 tıbbi işkence
- 67 temel ihtiyaçtan mahrum bırakma
- 33 ters kelepçe (bileklerde ekimoz)
- 14 cinsiyet kimliğini aşağılayıcı söylem
- 1 cinsiyet kimliğini hedef alan tehdit
- 6 fiziksel işkence
Rapor, “içinde bulunduğumuz şiddet tablosunun vahametini en açık biçimde gösteren belge” olarak tanımlandı.
“En biatsız mücadele kadın kurtuluş mücadelesi”
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu açıklamasını, kadınların bu coğrafyadaki en “biatsız” mücadeleyi verdiği vurgusuyla sonlandırdı:
“Kadınlar tüm bu ağır tabloya rağmen boyun eğmiyor. Biz kadın hukukçular için de kadına yönelik şiddete karşı mücadele, vazgeçilecek bir alan değil. Şiddete karşı hukuki ve politik mücadelemiz sonuna kadar devam edecek.”

25 Kasım: Kadınlar Birlikte Aşıyor
(EMK)






