"En mutlu olduğum şey tekrar derse girmek. Yürüteçle de olsa derse gireceğim. Başka bir hastalığım daha çıktı. Bana ‘ders anlatamazsın bu hâlde’ dediler hastalığımdan dolayı ama ben yürüteçle derslere gireceğim. Beni en çok mutlu eden şey öğrencilerle olmak, bu beni mutlu ediyor."
Akademisyen Cavidan Soykan, göreve iade edilmesini bu sözlerle yorumluyor.
“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladığı gerekçesiyle 2017 yılında Ankara Üniversitesi’ndeki görevinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyen Cavidan Soykan, 15. İdare Mahkemesi kararıyla görevine iade edildi. Soykan, ihraçtan 9 yıl sonra üniversiteye dönme hakkı kazandı.
Soykan artık Ankara Üniversitesi Siaysal Bilgiler Fakültesi'nde öğretim üyesi.
Görevine dönüş sürecini, yaşadığı sağlık sorunlarını ve üniversitedeki erişilebilirlik sorunlarını anlatan Cavidan Soykan, hastalığını ve ihraç sürecinin kendisi üzerindeki etkilerini bianet’e şu sözlerle anlatıyor:
“Celin Dion’un hastalığı diye özetleyeyim. Katı insan hastalığı. Çok uzun süre erkeklerde varmış, başta erkek demişler. Yıllar sonra kadınlarda çıkmış. Bağışıklık sistemi hastalığı bu; vücut kendisini kanser sanıyor, kanserlik durum yok fakat sonradan çıkar diye de sürekli kontrol ediyor doktorlar. Meme kanseri kontrolüm çok yapılıyor. Sadece nadir hastalık değil, süper nadir bir hastalık bu.
Türkiye’de sayılı insanda bu hastalık var. Her hafta bir iki kişi bana ulaşıyor. İlk başta bende parmaklarımda başladı, sonra bacağımda görüldü. 2014’te başladı. Sonrasında ihraç döneminde de beni çok etkiledi, tutuldum kaldım. Sürekli şunu duydum: ‘Senin psikolojin bozuk, sen yürürsün.’ Aslında böyle değildi. Şimdi de mesaj atıyorlar, ‘moralin düzelince yürürsün’ diyorlar, öyle değil aslında.”
"Yürüteç alacağım"
Soykan, üniversiteye dönüş sürecinin hızlı ilerlediğini ancak fiziksel koşulların ve erişilebilirliğin ciddi sorunlar barındırdığını vurguluyor:
“Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları bölümündeyim. Hasta olduğum için binaya girip çıkmak zor geçti. Bina erişimsel olarak ödül de almış. Tek başıma yürüyemiyorum, bastonla yürüyorum. Yürüteç alacağım. Dilekçe yazdım, taleplerimi ilettim. Ankara Üniversitesi süreci hemen hızlandırmış, 30’uncu günde göreve başladım, ‘gel başla’ dediler. 5’inde başlamış oldum.”
"Sağlamcılık çok yaygın"
Üniversitedeki fiziki koşullara ilişkin yaşadıklarını da ayrıntılarıyla anlatan Soykan, engellilik algısına dair önyargılara dikkat çekiyor:
“Oturacak yer yok, oda belirlenecek. Yüzde 78 engelli raporum var. Ana binada olmam gerekiyor, ders saatlerimin ona göre ayarlanması gerek. Okulun içinde engelli tuvaleti yok, başka yerlere gittim. Asansör çalışmıyor. Tekerlekli sandalye geliyor insanların aklına; insan sakatsa, engelliyse bu geliyor akıllarına. Bu öyle değil. İlk gün gittim, çok ilaç içiyorum, o da bana zarar veriyor. Çok hareketsiz bir günse bu ilacı içmiyorum. İşe başlıyorum dedim, durumumu anlatmak için giyindim, herkesi ziyaret ettim, anabilimden bölüme personel dilekçemi verdim.
Sendikadan arkadaşlar dilekçemi vermiş, tekerlekli sandalyede bir kadın arkadaşımız, öğrencimiz var, onun kullandığı yer işinize yarar diye düşünmüşler. Ben tekerlekli sandalyede değilim ama yürüteç alacağım dedim. Beni giyinip hazır hâlde gören herkes, arkadaşlar beni çok iyi sandı. Makyaj yapıyorsan, gülüyorsan herkes sana ‘iyisin, süpersin’ diyor, halbuki iyi değilim.”
"Öz bakıma dikakt ediyorum"
Soykan, sakatlık algısının görünüşle ilişkilendirilmesine karşı çıkarak şunları söylüyor:
“Sakat deyince herkes suratı asık insan sanıyor fakat ne yazık ki genel olarak böyle bir şey var. Yürüyorsun ama acı içinde yürüyorsun. Sertlikten, katı insan sendromundan dolayı. Bunun için terapi gördüm. Alışabilmek için, yeni bir bedenle, yeni bir vücutla yaşamak için. Kendi moralimi yüksek tutmak için öz bakımıma çok dikkat ediyorum, bu öyle anlaşılmıyor."
Sağlık durumu nedeniyle ameliyat ihtimalinin gündemde olduğunu belirten Soykan, bir süre rapor alacağını da söylüyor. Üniversiteye dönüşün kendisinde yarattığı duyguyu ise şu sözlerle anlatıyor:
“Yıllar sonra üniversiteye dönmek ne hissettirdi? Kampüs çok değişmiş, sessizdi. Sınav dönemi olmasına rağmen eski neşesi yok, bir kayıp var gibiydi. Okulun eski neşesi, enerjisi yok gibi. Okul çok boş. Öğrenciler, ‘Hocam kimse gülmüyor’ diyorlardı. Herkes bunu soruyor: Neden gülmüyorlar? Herkes mutsuz, ‘idare ediyoruz.’ ‘Ne olsun, idare ediyoruz’ yanıtı geliyor herkesten.”
"Engelli, hasta dediğimiz sadece tekerlekli sandalyedeki insan değil"
Soykan, “geçmiş olsun” ifadesinden neden rahatsızlık duyduğunu ve sağlamcılık kavramına dair çağrısını ise şöyle ifade etti:
“Bana ‘geçmiş olsun’ denmesinden hoşlanmıyorum. İnsanların bunu anlaması çok zor ama ben sakatım. Artık böyle yaşayacağım. Hayatının belli bir döneminde sakatlık yaşayan çok fazla insan var, hepimiz yaşayabiliriz. Sağlamcılık üzerine çalışıyorum. Kimse normal değil aslında, öyle bir normal yok. Engelli, hasta dediğimiz sadece tekerlekli sandalyedeki insan değil. Etrafınızdaki insanlara dikkatle bakın, kafanızdaki sakatlığa dair imajı yıkın. Siz de bir süre yaşadığınızda bir sağlık sorunu yaşayabilirsiniz.”
"Buruk bir mutluluk var"
Soykan, engellilik meselesinin bireysel değil toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguluyor ve şöyle diyor:
“Sadece benim için değil, herkes için engelliler için olan yollar, asansörler olmalı. İnsanların bu konuda açık fikirli olması lazım. Sağlamcılık konusunda özellikle bianetteki yazıları okumak gerekiyor. Kafalarındaki önyargıları ve imajları yıkın; kalıp yargılar var, bunları değiştirmek gerekiyor. Hastayken ölmüşüm gibi hissettirildim. Sosyal hayattan kopmadım ben kopartıldım. Erişilebilirlik koşulları bir ekstra istek gibi veya yük gibi görüldü. İzole edildim ve eve kapalı kaldım. İnsanlar şunu dedi: ‘Hastasın ki seninle ne konuşulur, seninle sadece hastalık konuşulur.’ Bana bunu söyleyenler vardı, akademisyenler bunu söyledi.”
Soykan son olarak, “Ben artık sakat bir kadın akademisyenim” diyor ve ekliyor:
"Buruk bir mutluluk var çünkü çoğu arkadaşımızın ataması yapılmadı, hâlâ büyük bir adaletsizlik devam ediyor. Kim iade edildi, kim edilmedi; bunun bir kriteri yok. İnsan kendisi için de mutlu olamıyor, arkadaşları yok, kampüsü yok, her şey değişmiş. İnsan kendisini mutlu hissedemiyor.
En mutlu olduğum şey tekrar derse girmek. Yürüteçle de olsa derse gireceğim. Bana ‘ders anlatamazsın bu hâlde’ dediler hastalığımdan dolayı ama ben yürüteçle derslere gireceğim. Beni en çok mutlu eden şey öğrencilerle olmak, bu beni mutlu ediyor. Tekerlekli sandalye, yürüteç beni mutsuz eden bir şey değil."

Barış Akademisyenleri’nin 10. yılında KODA’dan panel
(EMK)









