Deniz Göktaş'ın tutuklanması toplum genelinde bir kutuplaşma üretse de tutuklanmasını yanlış bulanların oranı, doğru bulanların oranından yüksek.
"Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını doğru buluyorum" hükmüne ilişkin tutumları sorulan katılımcıların yüzde 41’i "yanlış" tarafında, yüzde 34’ü "doğru" tarafında yer alıyor. Kararsızlar veya görüş belirtmeyenler de yüzde 25'le en büyük grubu oluşturuyor.
Konda'nın özetinde, "Göktaş'ın tutuklanmasına yönelik tepkiler dindarlık ve hayat tarzları gibi sosyo-kültürel dinamiklerle şekillense de bunda siyasi kimliklerin de oldukça etkili olduğu" sonucuna varılıyor: "Öyle ki hangi konularda mizah yapılıp yapılamayacağı konusunda Türkiye'de tüm siyasi tabanların kırmızı çizgileri bulunması dikkat çekici."
Konda, araştırma sonuçlarının tamamını yalnızca abonelerine açtığından, haber, kuruluşun paylaştığı verilerle sınırlı.
Arka Plan | İfade özgürlüğüne tek tehdit devletten gelmiyor
Komedyen Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına ilişkin KONDA araştırması, Türkiye'de ifade özgürlüğü tartışmalarına farklı bir boyut katıyor. Araştırma ifade özgürlüğünü sınırlayan uygulamaların toplumda da kayda değer bir karşılığı olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Konda bulguları Sınır Tanımayan Gazeteciler'in (RSF) Türkiye'yi 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163'üncü sıraya yerleştirdiği tabloyla birlikte okunduğunda daha geniş bir anlam kazanıyor. RSF, Türkiye'yi basın özgürlüğü bakımından "çok vahim" koşullara sahip ülkeler arasında sıralarken, ölçüyü devletin ve kurumsal medya ortamının gazetecilik etkinlikleri üzerindeki baskısından alıyordu.
KONDA'nın araştırması ise aynı sorunsalın toplumsal boyutunu ölçüyor. Bulgular, ifade özgürlüğü alanındaki daralmanın yalnızca devlet politikalarının sonucu olmadığını; toplumun önemli bir bölümünün de "rahatsız edici", "incitici" ya da "sınır aşar" gördüğü ifadeleri hoşgörmediğini, tersine cezai yaptırımlarla karşılaşmalarını onayladığını gösteriyor.
İki araştırma bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, Türkiye'de ifade özgürlüğü konusundaki devlet ve toplum arasındaki hoşgörü makasının varsayıldığı kadar açık olmadığını; aksine, her iki düzlemde de ifade özgürlüğü aleyhine daralmakta olan bir ortak zeminin oluştuğunu düşündürüyor. Başka bir deyişle, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıyı yalnızca yönetimin hukuki düzenlemeleriyle açıklamak yetersiz kalıyor; toplumsal kutuplaşma ve farklı siyasi kesimlerin kendi "kırmızı çizgileri" de baskıyı besleyen etmenler arasında yer alıyor.
(AEK)


