Adalet Bakanı Akın Gürlek'in göreve gelir gelmez 'mahpus ile avukat görüşmelerine ilişkin mevzuat değişikliği' sinyali vermesi tartışma yarattı. Gürlek'in açıklamalarına 80 baro ortak tepki göstererek bunun savunma hakkının sınırlandırılması anlamına geldiğini belirtti.
Olası düzenlemeye eleştiriler sürerken, avukat ile mahpus görüşme pratiklerini, kısıtlamalardan kimlerin ne şekilde etkileneceğini ve savunma hakkının sınırlandırılmasının hukuka verebileceği zararları, 'müdafi ile gizli görüşme' ilkesi çerçevesinde avukat Gökmen Yeşil ile konuştuk.
"Lütuf değil, gereklilik"
Cezaevlerinde avukat görüşmelerinin nasıl ilerlediğine değinen Yeşil, tutuklu ve hükümlü arasında avukata ulaşma konusunda farklar olduğunu, özel randevu sistemi olmadığını fakat Silivri gibi yoğun cezaevlerinde pratikte bazı saat ve benzeri uygulamaların olabildiğini söyledi.
Yeşil, devamında şu değerlendirmeyi yaptı:
"Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 149 ve madde 154 gereğince avukatların tutuklu müvekkilleriyle görüşmesi herhangi bir gün veya saat sınırlamasına tabi değildir. Görüşler, hapishane içerisinde o anki görüşmeye özgülenmiş odalarda yapılır, ses kaydı yapılmaz, görüşmeler dinlenemez ancak dışarıdan memurlarca görülebilir şekilde gerçekleşir.
"Bu durum tutuklu kişiye veya avukata sunulmuş bir lütuf değil bilakis soruşturma veya yargılama sürecinin adil ve sağlıklı ilerlemesi açısından zorunlu ve gereklidir. Bu aşamada, tutuklu kişinin suçlu olmadığını, yargılanmaya devam eden ve henüz suçlu olduğu ispatlanmamış, şüphe altındaki kişi olduğunu hatırlamamız gerekir. Hükümlülerin ise avukat görüş hakları biraz daha kısıtlıdır ve İnfaz Kanunu’nun 59. maddesi gereğince sadece hafta içi mesai saatleri içerisinde mümkündür."
Ayrıca yukarıda yer verdiğimiz ilgili kanuna değinen Yeşil, şu yorumu yaptı:
"Benzer şekilde aynı kanunun 154. maddesinde ‘Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.’ denilmektedir. Bu hallerde dahi üç avukatla temsil, 24 saat avukatla görüştürmeme gibi kısıtlamalar mevcuttur ki bunlar açık şekilde savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmaktadır ve çok ciddi hak kaybıdır."
"Yasal boşluk yok"
Bakan Gürlek’in ‘yasal boşluk’ değerlendirmesine katılmadığını belirten Yeşil, bu konuda şunları söyledi: "Akın Gürlek’in bahsettiğinin aksine yasal bir boşluk yok. Gürlek’in boşluk olarak ifade ettiği husus çeşitli kısıtlamalara tabi olan savunma hakkının özellikle terör suçu denilen suçlar bakımından daha fazla kısıtlanması, savunma hakkının kullanılmaz hale getirilmesi, tutuklu yargılanan kişilerin etkin savunma hakkında mahrum bırakılmasıdır. Yeni yasal düzenleme ihtiyacı bazen ‘ara dönem’ mantığından, ‘yaptık oldu’ tavrından kaynaklanıyor ve bunlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veya Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliyor."
Düzenleme kimleri etkiler?
Yeşil, düzenlemenin hedefinde ‘terör’ ve ‘örgütlü’ suçlardan tutuklu kişilerin olduğunu söyledi. Ayrıca ‘terör’ söyleminin özellikle üzerinde durmanın önemli olduğunu, bu suçlardan tutuklu isimlerin çoğunluğunun avukatlar, gazeteciler, sanatçılar, belediye başkanları ve siyasetçiler olduğunun altını çizdi.
'Müdafi ile gizli görüşme' ilkesi
Yeşil, hükümlülerin dahi avukat görüşmesinin gizlilik ilkesine tabii olduğunu ve hükümlü ile avukat arasındaki bilgi-belge alışverişinin denetlenemez olduğunu vurguladı. Bakan Gürlek’in bahsettiği kısıtlamaların yasalaşması durumunda gizlilik ilkesinin korunmasının mümkün olamayacağı konusunda uyarıda bulundu.
Yeşil, son olarak şunları kaydetti:
"Terör kavramıyla toplumsal algı bulanıklaştırılarak bu kişilerin sadece savunma hakkı değil, özgürlük mücadelesi bastırılmak, bir bütün olarak ise toplum esaret altına alınmak isteniyor. Tutuklu avukatın, gazetecinin, tutuklu cumhurbaşkanı adaylarının ve belediye başkanlarının ‘terör’ veya örgütlü suç adı altında baskılandığı bir ortamda kendi halinde bir yurttaşın hak arama mücadelesi yürütmesi mümkün değildir.
"Sıradan yurttaşlar da etkilenecek"
"Bu anlamda bu tür ‘yasal’ kısıtlamalardan bence en olumsuz etkilenecek kişiler adli dosyalardan tutuklu olan kişilerdir, zira tutuklu avukatların, gazetecilerin ve siyasetçilerin sesini mahkeme salonlarına ve kamuoyuna taşıyacak kolektif bir ruh ve çalışma her zaman mümkün olabiliyor ancak kendi halinde bir yurttaş bu devasa makinenin karşısında çoğunlukla yapayalnız kalıyor. Ancak ve nihayetinde Akın Gürlek’in bahsettiği kısıtlamalar kamuoyunun gündemindeki toplumsal davalar açısından çok büyük bir savunma hakkı kısıtlaması getirecek, tutuklu kişiler hızlı ve etkili bir savunma hazırlığı yürütemeyecek, avukatlar savunmalarını sağlıklı bir şekilde hazırlayamayacak, yargılamalar uzayacak ve büyük hak kayıpları yaşanacaktır."
(HO/AB)







