İSTANBUL TOPLUMSAL CİNSİYET MÜZESİ
"Gerektiğinde müzeciliğin kendisi de sorgulanmalı"
İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, kendisini yalnızca geçmişi koruyan bir kurum olarak değil, hafızanın nasıl üretildiğini tartışmaya açan, bugünün deneyimlerini kayıt altına alan ve geleceğin feminist hafızasını birlikte kurmaya çalışan yaşayan bir alan olarak konumlandırıyor.
feminiOrganizasyon ekibi, müzenin kuruluşundaki temel motivasyonu, “Neyi hatırlıyoruz, neyi unutuyoruz ve kimin hikâyesi tarihin parçası olabiliyor?” sorularına farklı toplumsal eşitsizlik eksenlerini de kapsayan kesişimsel bir bakış açısıyla yanıt aramak olarak ifade ediyor.
Müzenin küratöryel organizasyon ekibinden Meral Akkent, Günseli Baki ve Şehlem Kaçar ile müzenin kuruluş sürecini, ‘kimlik’ ve ‘hafıza’ temalarını ve “Güçlenmenin Yankıları: Feminist Hafızanın İzinde” sergisini konuştuk.
Feminist hafıza için açık çağrı: Güçlenmenin Yankıları
Klasik müze anlayışına alternatif: Sanal müze
Organizasyon ekibi, “toplumsal cinsiyet odaklı” bir müze kurma fikrinin, kadınların ve LGBTİ+’ların tarih ve deneyimlerinin ana akım tarih anlatılarında ve kültür kurumlarında sürdürülebilir biçimde yer bulmadığını düşünmeleriyle pekiştiğini anlatıyor.
Türkiye’de kadınların ve LGBTİ+’ların tarihinin, gündelik yaşam deneyimlerinin, mücadelelerinin ve ürettikleri bilginin ana akım tarih anlatılarında ve kültür kurumlarında sürdürülebilir anlamda yer bulmaması bizim çıkış noktalarımızdan biri oldu.
İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, çoğu müzenin aksine kalıcı bir fiziksel mekânda faaliyet göstermiyor. Sergi ve yayınlarını internet sitesi üzerinden de kamuoyuna açan müzede Türkçe ve İngilizce dil seçenekleri bulunuyor. Müzenin resmî tanıtımında ise hem fiziksel hem sanal sergi konseptleri geliştirdiği belirtiliyor.

Akkent, Baki ve Kaçar, dijital müzecilik için “Artıları var, eksileri yok” diyor. Ekibe göre müzenin dijital ortamda var olması teknik bir tercihin ötesinde, farklı coğrafyalardan ve toplumsal kesimlerden insanların anlatılarına erişebilmenin de bir yolu.
Fiziksel bir müzenin ulaşabileceği kişi sayısı ve coğrafya ister istemez sınırlı. İnternette ise dünyanın herhangi bir yerinden sergiye ulaşmak mümkün. Özellikle toplumsal cinsiyet ve cinsellik konusunda kendisini güvende hissetmeyen ya da bulunduğu yerde bu konular üzerine konuşma imkânı bulamayan kişiler için bunun önemli bir avantaj olduğunu düşünüyoruz.
Görünürlük meselesi de önemli. Fiziksel bir sergi bittiğinde, o sergiye ulaşmak artık mümkün değil. Dijital ortamda ise sergiler birer arşiv oluyor. Çevre açısından da bir avantajı olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar dijital bir müzenin dijital altyapısı nedeniyle enerji tüketimi olsa da, karşılaştırmalı olarak dijital müzenin bazı çevresel avantajlarından söz edilebilir çünkü çok daha farklı bir kaynak kullanımı söz konusu.
“Güçlenmenin Yankıları: Feminist Hafızanın İzinde” sergisi
İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi’nin sergilerinde ‘kimlik’, ‘hafıza’ ve ‘deneyim’ temaları öne çıkıyor. Organizasyon ekibine göre bu üç alan birbirini besliyor.
Kim olduğumuzu deneyimlerimiz şekillendiriyor; deneyimlerimiz hafızamıza dönüşüyor; hangi deneyimlerin hatırlanıp hangilerinin unutulduğu da kim olduğumuza ve toplumun bizi nasıl gördüğüne etki ediyor.

Organizasyon ekibi, serginin çıkış noktasını kadınların ve LGBTİ+’ların gündelik yaşamda karşılaştıkları eşitsizliklerin çoğu zaman bireysel sorunlar gibi algılanması olarak açıklıyor.
İş yerinde yaşanan ayrımcılık, bakım emeğinin eşitsiz paylaşılması, akademide ya da sanat alanında kendini sürekli kanıtlama zorunluluğu, ekonomik güvencesizlik, sivil toplumda, sendikal mücadelede veya kamusal alanda karşılaşılan eşitsizlikler birbirinden bağımsız kişisel deneyimler değil. Bunların arkasında toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle iç içe geçen ekonomik ve toplumsal güç ilişkileri bulunuyor.
Serginin odağında “güçlenme” kavramı yer alıyor. Bu nedenle “Hangi eşitsizlikleri yaşadınız?” sorusundan çok “Yaşadığınız eşitsizlikler karşısında nasıl mücadele ettiniz?” sorusuna yanıt aranıyor.
Bu yaklaşım, “kişisel olan politiktir” ilkesinden hareketle gündelik deneyimlerle kolektif hafıza arasında bağ kurmayı amaçlıyor. Sergi, kadınların ve LGBTİ+’ların tarihini yalnızca büyük olaylar, örgütler ve tanınmış kişiler üzerinden değil, gündelik hayattaki direnme ve dayanışma pratikleri üzerinden de ele alıyor.
Küçük görünen gündelik direnme biçimleri, dayanışmalar, reddetmeler, sınır koymalar, birlikte hareket etme pratikleri ve zaman içerisinde öğrenilmiş baş etme yolları da feminist hafızanın parçası.
Belki yıllar sonra bu arşive bakan biri, kadınların ve LGBTİ+’ların eşitsizlikler karşısında ne yaptıklarını, nasıl dayanıştıklarını ve dünyayı değiştirmek için hangi yolları geliştirdiklerini de görebilecek.
Ana akım müzelerde sesini duyuramayanlar
İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, insanların kendi hikâyelerini sergilerde gördüklerinde kendilerini yalnızca “temsil edilmiş” kişiler olarak değil, anlatının aktif aktörleri olarak görmelerini önemsiyor. Organizasyon ekibi, katılımcıların sergilenen bir “konu” olarak değil, anlatının öznesi olarak yer aldığını belirtiyor.
Örneğin “Savunuculuk Günlüklerimiz” ya da “GÖRÜNmeyEN İZLER?” sergilerinde insanların kendi yaşamlarını etkileyen sorunlardan yola çıkarak araştırma yapmaları, üretmeleri ve serginin kolektif küratörlüğünü üstlenmeleri bu yaklaşımın bir örneğiydi.
Organizasyon ekibi, ana akım müzecilikte kendisinin temsil edilmediğini ya da kendi kimliğine alan açılmadığını düşünen kişilerin Toplumsal Cinsiyet Müzesi’nde “Benim deneyimim de bu toplumun tarihinin bir parçası” diyebilmesinin başlıca amaçlarından biri olduğunu söylüyor.
Önemli olanın kişilerin kendi sözlerini kurabilecekleri koşulları yaratmak olduğunu belirten ekibe göre çağdaş bir müze, birlikte öğrenilen, birlikte üretilen ve gerektiğinde müzeciliğin kendisinin de sorgulandığı bir alan olmalı.
Bu, yalnızca görünür olmakla ilgili değil; kendi kimliğinin, hafızasının, mücadelesinin ve üretiminin değerli olduğunu hissetmekle ilgili.

Müzenin gündeminde neler var?
İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, YerGök Dayanışma Derneği, Afganistan’daki insan hakları ihlallerini belgeleyen ve insan haklarının korunmasını savunan Rawadari ile kadın insan hakları savunucularını ve feminist hareketleri destekleyen Femena işbirliğinde hazırlanan “Sesleri Birleştirmek, Dayanışmayı Güçlendirmek” (Connecting Voices, Strengthening Solidarity) projesini de yürütüyor.
Sergi ve dijital platformun açılışı 10 Ağustos’ta yapıldı. Proje, Rawadari ve Femena’nın Afgan kadınlarla dayanışma amacıyla yürüttüğü #Power2AfghanWomen kampanyasının devamı niteliğinde. Ekip, Türkçe, Dari, Peştu ve İngilizce hazırlanan çalışmanın Afgan kadınların hak mücadelelerini görünür kılmayı amaçladığını, projenin ilerleyen dönemde gezici sergi olarak da sürdürülmesinin planlandığını söyledi.
Bunun yanı sıra kadınların, kız çocuklarının ve non-binary’lerin kentsel mekâna ilişkin deneyimlerini belgeleyen ve tartışan ikinci bir proje ile Türkiye’de kadın oyuncular için eşit oyun alanı meselesini ele alan bir çalışma da müzenin planları arasında yer alıyor.
(EÖ/VC)
İRANLI GAZETECİ SHIVA AKHAVAN RAD
“İranlı kadınlardan ya mağduriyeti ya da direnişi temsil etmeleri bekleniyor”
Feminist bir tahayyül olarak utancın taraf değiştirmesi
İşten çıkartılan Ağaç AŞ işçileri: "104 gündür muhatap bulamıyoruz"
Sıcakta çalışmak ölümcül: İşçiler destek bekliyor
Gökçen'den cinsel saldırı davası tepkisi: Sanığın çelişkili ifadeleri var