İran’da 2025’in son günlerinde başlayan ve bugün itibarıyla dokuzuncu gününe giren protestolar, ekonomik krizle birlikte derinleşen siyasal hoşnutsuzluğun etkisiyle giderek yükseliyor.
Türkiye’de yaşayan İranlı gazeteci Seher Aren, İran’daki son gelişmeleri bianet için yorumladı.
Aren, İran’daki protestoların yalnızca enflasyon ve ekonomik istikrarsızlığa verilen anlık bir tepki olarak okunamayacağını vurgulayarak, yaşananların uzun yıllara yayılan yapısal sorunların bir sonucu olduğunu söyledi.
“Günlerdir süren İran’daki son gösterileri sadece enflasyon ve ekonomik istikrarsızlığa geçici bir tepki olarak değerlendiremeyiz” diyen Aren, şöyle konuştu:
“Bugün sokaklarda, pazarlarda ve meslek grupları arasında yaşananlar; ekonomi, siyaset, toplum ve yönetimde yıllardır süregelen yapısal krizlerin yarattığı sonuçtur. Bu protestolar, hükümetin halkın temel talep ve ihtiyaçlarını karşılama gücü ve isteğinin olmaması nedeniyle kamusal güvenin iktidara karşı giderek azalmasının başlıca sebeplerindendir. Böyle bir ortamda protestoların köklerini araştırmak, ana eksenlerini analiz etmek yalnızca mevcut durumu anlamak açısından değil, önümüzdeki dönüşüm sürecini kavrayabilmek adına da önemlidir.”
“Nüfusun yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında”
🔥 نیریز در آتش خشم؛ پایگاه بسیج به دست جوانان معترض به آتش کشیده شد
— حزب دمکرات کوردستان ایران (@PDKIfarsi) January 5, 2026
جوانان دلیر شهر نیریز از توابع استان فارس، در حرکتی شجاعانە یکی از پایگاەهای مزدوران بسیج را بە آتش کشیدند.
طبق تصاویر و فیلمهای منتشر شدە، شامگاە یکشنبە، ١٤ دی ماە ١٤٠٤، در هشتمین روز اعتراضات اخیر،… pic.twitter.com/au16Zn0KMV
Seher Aren, son protestoların temelinde ağırlaşan ekonomik koşulların bulunduğunu belirterek, yaşanan krizin çok boyutlu olduğuna dikkat çekti. Aren’e göre protestoların ana eksenini şu başlıklar oluşturuyor:
“Döviz fiyatlarındaki sert artışlar ve piyasalardaki dalgalanmalar, halkın geçiminin ciddi biçimde tehdit altında olması — öyle ki nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor — yoksulluk, yolsuzluk ve hayat pahalılığının yaygınlaşması, ekonomik krizin derinleşmesi, riyalin hızla değer kaybetmesi ve yüksek enflasyon.”
Aren, özellikle ülkenin ekonomik kalbi olarak görülen Tahran’da esnaf, tüccar ve pazarlarda ciddi bir durgunluk yaşandığını belirterek şunları ekledi:
“Mal ve hizmet fiyatlarındaki sürekli ve fahiş artış ile ulusal paranın altın ve yabancı para birimleri karşısında günlük değer kaybı, toplumu haklı olarak bir çaresizlik noktasına sürüklüyor.”
“Ekonomik kriz siyasetin doğrudan sonucudur”
Ekonomik taleplerin neden hızla siyasi taleplere dönüştüğünü de değerlendiren Aren, İran’daki ekonomik dalgalanmaların üst düzey siyasi kararların doğrudan sonucu olduğunu ifade etti:
“İran’da ekonomik iniş çıkışlar ve piyasaların bu denli dalgalanması, üst düzeyde alınan siyasi kararların başlıca sonucudur. Hiçbir ekonomik temele ve önceliğe dayanmayan, siyaset odalarında alınan bu kararlar; ekonomik rasyonaliteye, toplumsal refaha ya da ulusal çıkarlara değil, direniş ekonomisi, yaptırımların baskısı, merkezi güç sistemi ve ideolojik hedeflere dayanıyor.”
Aren, bu durumun ekonomiyi tamamen siyasetin rehinesi haline getirdiğini belirterek şöyle devam etti:
“İnsanların geçim kaynakları ve yatırımları şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararı temelinde değil; doğrudan siyasi kararlara bağlı. Ulusal para biriminin, döviz kurunun, enflasyonun ve dış ticaretin kaderi ideolojik çatışmalara ve güvenlik yaklaşımlarına bağlıysa, ekonomiyle siyaset arasında artık yapay bir sınır çizmek mümkün değildir. Krizin kökeni politiktir ve her ekonomik protesto kaçınılmaz olarak siyasi bir şekil alır.”
“Piyasa İran’da her zaman siyasi bir aktör oldu”
Aren, İran’ın sosyo-politik tarihinde piyasanın özel bir rolü olduğunu vurguladı. Geleneksel İran piyasasının yalnızca ekonomik bir alan olmadığını belirten Aren, şu değerlendirmeyi yaptı:
“İran tarihinde piyasa ve piyasacılar çoğu zaman ekonomik çıkarlarını öncelemiş ve iktidarla işbirliğine açık olmuşlardır. Ancak piyasa hiçbir zaman sadece ekonomik bir olgu olmadı; her zaman tarihsel bir sosyal ve siyasi güçtü. Anayasa Devrimi’nden petrolün millileştirilmesine, 1979 Devrimi’ne kadar İran tarihinin dönüm noktalarında piyasanın rolü bunun kanıtıdır.”
1979 Devrimi’nden sonra bu gücün zayıflatıldığını söyleyen Aren, İslam Cumhuriyeti’nin rekabetçi piyasayı ortadan kaldırdığını belirtti:
“İslam Cumhuriyeti, ekonominin büyük bölümünü devlete ve yarı devlet kurumlarına devrederek petrol rantına, tekellere ve lisanslara dayalı bir ekonomik oligarşi yarattı. Bu dönemde piyasa, iktidarı sınırlayan bir güç olmaktan tamamen çıkarıldı.”
“İslam Cumhuriyeti kendi yarattığı tuzağa düştü”
Son yıllarda artan ekonomik baskıların piyasaları yeniden toplumsal hareketlerin merkezine taşıdığını belirten Aren, bu sürecin iktidarı zorladığını söyledi:
“Likidite eksikliği, şiddetli döviz dalgalanmaları ve satışlardaki düşüş, yalnızca piyasaları değil toplumun tüm kesimlerini etkiliyor. Enflasyon öyle bir noktaya ulaştı ki, tekrarlanan ve içi boş vaatler artık halkı tatmin edemiyor.”
“Sorun hükümet değil, sistem”
Aren’e göre İran’daki krizin temel nedeni belirli bir hükümet değil, doğrudan rejimin yapısı:
“İran’ın ekonomik, sosyal, siyasi ve hatta çevresel sorunlarının temel nedeni; Velayet-i Fakih sisteminin dışlayıcı yapısı, Hamenei’nin halk karşıtı politikaları, liyakat sisteminin reddi ve teokrasi projesindeki ısrardır.”
Demokratik bir düzenin ve dinin siyasetten ayrılmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Aren, İran’da gelişen sivil direnişin önemine dikkat çekti.
“Halk artık krizin kaynağını biliyor”
Protestoların mevcut durumunu da değerlendiren Aren, son eylemlerin önceki dalgalardan farklılaştığını söyledi:
“Bu kez hükümetin kısmi geri adımları protestoların yayılmasını durduramadı. İnsanlar artık krizin kaynağının hükümet ya da cumhurbaşkanı değil, doğrudan liderlik ve Hamenei olduğunu biliyor. Bu yüzden doğrudan sloganlar bile atmıyorlar.”
Aren, Tahran’da başlayan esnaf hareketinin öğrenci hareketi ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sürecinin taşıyıcılarıyla birleşerek hızla siyasal bir nitelik kazandığını ifade etti.
“İran halkı ne istemediğini çok iyi biliyor”
Mahsa Emini süreci, geçmiş katliamlar ve krizlerin halkta güçlü bir bilinç yarattığını söyleyen Aren, sözlerini şöyle tamamladı:
“İran halkı Meşrutiyet’i, Pehlevi’yi ve İslam Cumhuriyeti’ni yaşadı; bedel ödedi, gençlerini feda etti. Bugün toplumsal adalet, refah, ifade özgürlüğü ve laik bir toplum istiyor. Hükümetin ‘kaos olur’ söylemlerine rağmen halk mollaların yönetiminin sona ermesini talep ediyor. Bu tarihi dönüm noktasında sessizlik büyük bir sorumsuzluk olur.”
Aren’e göre protestoların ve grevlerin derinleşmesi, rejimin temellerini sarsıyor. Ancak sürecin nihai sonucunda uluslararası aktörlerin tutumunun belirleyici olacağına da dikkat çekiyor.

PROTESTOLARIN 6. GÜNÜNDE
İran İslam Cumhuriyeti içeride halkın talepleri, dışarıda ABD'nin askeri baskısı arasında sıkıştı

İran’daki eylemlerde bir kadın öldürüldü
(EMK)







