Bir dönem Medyascope’ta içerik üreten, Hayvan Gazetesi programını sunan ve rejide görev alan gazeteci Dilan Karaman, hayatını kaybetti.
Jin Dergi yazarı da olan Karaman, kadın ve Kürt mücadelesi alanında siyasi çalışmalarını sürdürüyor ve aktif olarak sahada yer alıyordu.
Karaman’ın vefatını, kuzeni Remzi Kuroğlu, duyurdu:
“Değerli amca kızım, gazeteci Dilan Karaman'ı geçirdiği kalp krizi sonucu kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Dilan, güler yüzüyle iyi kalpliliği ve mücadelesiyle herkesin gönlünde yer etmiş özel bir insandı. Mekanın cennet olsun dotmam û hevalamin. Başımız sağ olsun.”
Karaman, 11 Kasım’dan beri Diyarbakır’daki bir hastanede yoğun bakımda tutuluyordu.

“Camdan Bir Sahne: Hollywood Feminizmine Karşı Rojava Kadın Devrimi”
Karaman, 3 Ağustos 2025’te, Jin Dergi’de yayımlanan “Camdan Bir Sahne: Hollywood Feminizmine Karşı Rojava Kadın Devrimi” yazısında şöyle diyordu:
“Jineolojî, kadın mücadelesinin teorisini halklar, sınıflar, coğrafyalar ve inançlar üstünden yeniden kuruyor. Kadının özgürleşmesini tekil bir kimlik politikası olarak değil, tüm toplumun dönüşümüne öncülük eden bir güç olarak tanımlıyor. Dolayısıyla bu çizginin enternasyonal karakteri, onu temsil etmeye çalışan değil; onu anlamaya ve yaşatmaya çalışan kadın mücadeleleriyle yan yana durmak zorunda. Kadın öncülüğündeki halk mücadeleleri, sosyal medyada ya da dizilerde parlatılan steril feminizmle aynı zeminde değildir.
“Bugün iki ayrı feminizm biçimi karşı karşıya durmaktadır: biri meydanlarda, halkların içinde, kendi ideolojik ve tarihsel bağlamıyla yükselen bir hat; diğeri ise sistemin onayladığı, seyre uygun, pazara dönük bir görüntüden ibaret. İşte bu noktada, gerçek mücadeleyi sürdüren kadınlar için en önemli görev, bu ayrımı netleştirmek, araya çekilen camı tuzla buz etmektir. Çünkü camın arkasında kalan her kadın, sisteme temas ettiği anda kimliğinden değil ama öfkesinden arındırılarak tüketilebilir hâle gelir. Bu nedenle feminizmin halksız, sınıfsız, aidiyetsiz bir yere sıkıştırılmasına izin verilemez.
“Ulusal kimliğini, sınıfsal aidiyetini, inancını ya da yaşadığı coğrafyanın politik gerçekliğini yok sayarak kurulmuş her kadın anlatısı, yalnızca sistemin lehine çalışır. Bugün özellikle genç kadınlara sunulan vitrinsel kimlikler, örgütsüzleştirilmiş bir feminizmin dışavurumudur. Bu alana dışarıdan değil, içeriden müdahale edilmelidir. Topluluk içi şiddet, fail korumacılığı ve görünürlüğün mücadeleyi örtmesi gibi başlıklar konuşulmadan, sistemin feminizmle kurduğu oyun bozulamaz. Özetle, kapitalist erkek egemen düzen, kadın mücadelesindeki her gevşemeyi avantaja çevirmek için bekliyor. Bu yüzden gevşemek bir seçenek değil. Hakikat, her coğrafyada, her dilde ve her bedende örgütlenerek, suni olanı kökten bitirmek zorunda. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ işte tam da bu nedenle sadece bir slogandan ibaret değil; bir felsefe olmasının yanı sıra, hatırlatma, uyarı ve çağrıdır.” (TY)





