“Filistin İçin Teknoloji” serimizin bu bölümünde; fiziksel yıkım, sansür ve siber saldırı tehditlerine karşı Filistinlilerin yazılı ve görsel mirasını dijitalleştiren Filistin Müzesi Dijital Arşivi’ne odaklanıyoruz.
2016’da Ramallah yakınlarındaki Birzeit’te kapılarını açan müze, henüz inşaat aşamasındayken ev ev gezip fotoğraf topladı. “Aile Albümü” adlı projeyle unutturulmak istenen gündelik hayatın izini sürdü. 2018’de ise bu çalışmalar dijital bir arşive dönüştü. Arşivde bugün 1800’lerden bu yana uzanan mektuplar, tapular, afişler, filmler ve ses kayıtlarından oluşan 360 binden fazla belge var. Hepsi Arapça ve İngilizce olarak erişime açık, dijital kopyaları da dünyanın farklı noktalarında tutuluyor.
Filistin Müzesi Dijital Arşiv Yöneticisi Samar Ozrail ile belgeleme çalışmalarının arka planı, veri güvenliği altyapısı, siber saldırılara karşı ayakta kalma stratejileri, Gazze’deki yıkım sonrası artan sorumlulukları ve özgür bir Filistin’deki arşiv hayalleri üzerine konuştuk.

Filistin İçin Teknoloji
Filistin Müzesi Dijital Arşivi 2018’de yola çıktı ve bugün yüz binlerce belgeyi, fotoğrafı ve kaydı barındırıyor. Bu fikir nasıl doğdu?
Filistin Müzesi, Filistin’e, Filistin halkına, kültürüne, tarihine ve kimliğine dair özgürleştirici bilgi ve deneyimler üretmeyi ve yaymayı hedefliyor. Arşivleme ve belgelemeye dair girişimlerimiz de bu hedeften doğdu. Amaç, Filistin kimliğini yansıtan sergiler ve kültür programları üretmekti.
Bu doğrultuda müze, belirli konulara yoğunlaşan birkaç belgeleme projesi başlattı. Bunların başında “Aile Albümü” ve “Asla Ayrılma” geliyor. Her ikisi de Filistin anlatısını Filistinlilerin kendi sesleri ve deneyimleri üzerinden sunmayı, hikâyelerini hem ilgili kesimlere hem de geniş kamuoyuna erişilebilir kılmayı hedefliyordu.

Filistin’de yağmanın tarihi Nakba’dan da eskiye uzanıyor. Bir asrı aşkındır belgeler çalınıyor, kütüphaneler yakılıyor, aile albümleri el değiştiriyor. İşgalcinin insanların mektuplarıyla, fotoğraflarıyla, hatıralarıyla derdi ne?
Bunlar anlatıyı denetim altına almaya, Filistin kimliğini silmeye ve yok etmeye yönelik süregiden ve tekrarlanan girişimler. Filistin’in varlığına ve Filistin anlatısına karşı sürdürülen savaşın bir biçimi bu.
İbtisam Azem, Kayboluş Kitabı’nda karakterlerinden Alâ’ya “Göz ve ten rengini miras aldığımız gibi hafızayı da miras alıyoruz biz” dedirtiyor. İşgal yalnızca toprağı değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bu mirası da hedef alıyor. Tüm bu yaşananlar karşısında bir dijital arşiv neyi başarabilir?
Filistin Müzesi, Dijital Arşiv’i aracılığıyla alternatif bir Filistin dijital platformu sunmayı hedefliyor. Platform, erişime açtığı kişisel ve özel arşivlerle topluluk arşivlerini birbirine bağlıyor, aynı zamanda diğer Filistin arşiv platformlarıyla kesişiyor ve onları tamamlıyor. Böylece Filistin’in hikâyesine dair kavrayışı derinleştirmeyi ve kapsayıcı bir ulusal arşivin yokluğundan doğan boşluğu gidermeye katkı sunmayı amaçlıyor.
Platformu hem Filistin’deki hem de diasporadaki Filistinlilere, ayrıca dünyanın her yerinde Filistin meselesiyle ilgilenenlere açık tutmayı hedefliyoruz. Arşiv malzemesini kendi sanatsal ve akademik çalışmalarına katmak isteyen araştırmacılara ve sanatçılara da hizmet ediyor.

Filistinlilere ait çok sayıda belge ve koleksiyon bugün İsrail arşivlerinde kapalı tutuluyor ya da Avrupa’daki kurumlarda duruyor. Bunların geri alınmasına yönelik girişimler var mı?
Bu, tek bir Filistin kurumunun tek başına üstlenebileceği bir sorumluluk değil. Resmî ve gayriresmî bütün çabaları bir araya getiren, uzun vadeli bir proje geliştirecek kapsamlı bir Filistin programı gerektiriyor. Bu sorumluluk yalnızca Filistin Müzesi’ne ait değil.
Filistin Müzesi, Dijital Arşiv’i aracılığıyla kamuya açık bir Filistin arşivi kurmaya katkı sunmak için elinden geleni yapıyor ve Filistin’in belgesel mirasını korumayı amaçlayan Filistinli ve uluslararası girişimleri her zaman memnuniyetle karşılıyor.

Arşivi kurarken sıradan insanların hayatlarının izini sürmeyi seçtiğinizi belirtiyorsunuz. Filistin tarihini bir ailenin albümünden, bir öğrencinin karnesinden, bir mektuptan okumak resmî anlatıların veremediği neyi veriyor?
Sıradan Filistinlilerin hayatları, hem Filistin’de hem diasporada yaşanan gerçekliği anlatan hikâyeler ve deneyimlerle dolu. Bu hikâyeler aynı zamanda Filistinlilerin tarihini ve sistematik biçimde, kesintisiz olarak maruz kaldıkları silinme ve yok edilme biçimlerini gösteriyor. İnsanların öldürülmesi de buna dahil, belgelerinin ve kültürel mirasının yok edilmesi de.
Filistinlilerin kişisel belgelerini ve bireysel hikâyelerini korumak ve erişime açmak, tarihsel kayıtta olmayanı görünür kılıyor. Resmî arşivler büyük olaylara ve kamusal meselelere odaklanma eğilimindedir, gündelik hayat ve toplumsal pratikler oralarda çoğunlukla yer almaz. Böyle bir arşiv de tam bunu yapıyor: Filistin anlatısını insanileştiriyor ve onu Filistinlilerin kişisel deneyimleri üzerinden belgeliyor.

İsrail, Filistinlileri gözetlemek ve kontrol etmek için teknoloji tekellerinin altyapısından yararlanıyor. Aynı şirketler dünyadaki dijital altyapının da büyük bölümünü elinde tutuyor. Bu gerçeklik, dijital arşivin verilerini nerede barındıracağınıza dair kararlarınızı nasıl şekillendiriyor?
Küresel dijital altyapının görece az sayıda sağlayıcının elinde toplanması, kültürel mirası korumakla yükümlü her kurum için önemli bir mesele. Bizim önceliğimiz arşivin uzun vadede güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir kalmasını sağlamak.
Tek bir sağlayıcıya ya da tek bir konuma bel bağlamak yerine dayanıklılığa odaklanıyoruz. Coğrafi olarak dağıtılmış konumlarda birden fazla koruma kopyası tutuyor ve dijital koruma alanındaki yerleşik uluslararası uygulamaları takip ediyoruz. Bu da siber saldırı riskini azaltıyor.
Verilerin nerede barındırılacağına güvenlik, güvenilirlik, hukuki değerlendirmeler, uzun vadeli koruma ve koleksiyon üzerindeki denetimi sürdürebilme kapasitesi gibi birçok etkene bakarak karar veriyoruz. Amacımız, teknolojik ya da jeopolitik koşullar nasıl değişirse değişsin arşivin araştırmacılara ve gelecek kuşaklara açık kalmasını sağlamak.
Arşivi “yağmalanamaz” olarak tanımladığınızı biliyoruz. Kopyaları dünyanın farklı yerlerinde tutuluyor ama siteniz de neredeyse her ay siber saldırıya uğruyor. Bombalanan fiziksel arşivlerin yükünü taşıması beklenen dijital bir arşivi ayakta tutmak nasıl bir mücadele gerektiriyor?
Arşivi “yağmalanamaz” diye tanımlarken kastettiğimiz şey dijital koleksiyonun kendisinin korunması, siber tehditlerin yokluğu değil. Kamuya açık her dijital platform sürekli saldırı altında ve bizim sitemiz de bunun dışında değil. Filistin Müzesi Dijital Arşivi’ndeki kendi deneyimimiz bunu gösteriyor. Çalışmalarımız sırasında kültür, arşiv ve dijital alanlarda faaliyet gösteren başka Filistinli kurum ve kişilerle de karşılaştık, onların deneyimi de aynı yönde. Filistin tarihini ve kültürünü belgeleyen siteler çoğu zaman daha yoğun siber saldırılara ve erişim engelleme girişimlerine maruz kalıyor. Bu da dayanıklılığı işimizin temel bir parçası haline getiriyor. Buradaki önemli ayrım şu: Saldırganlar erişimi kesintiye uğratmaya çalışabilir ama korunan arşivin kendisini silemezler.
Koruma altyapısını, coğrafi olarak dağıtılmış konumlarda birden fazla güvenli kopya tutacak biçimde, uluslararası dijital koruma uygulamalarına uygun olarak tasarladık. Yani kopyalardan biri ele geçirilse, zarar görse ya da erişilemez hale gelse bile koleksiyon güvende kalıyor ve geri getirilebiliyor.
Dijital bir arşivi ayakta tutmak kesintisiz bir çaba. Sürekli izleme, siber güvenlik güncellemeleri, yedekleme, altyapı bakımı ve uzun vadeli yatırım gerektiriyor. Birçok bakımdan fiziksel arşivleri korumaktan farklı bir koruma işi, ama aynı amaca hizmet ediyor: Fiziksel yıkıma ya da silme girişimlerine rağmen Filistin tarihinin ve kültürel hafızasının gelecek kuşaklar için erişilebilir kalmasını sağlamak.

7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’de galeriler, müzeler, arşivler ve yüzlerce arkeolojik alan da yıkıldı ya da hasar gördü. Bu yıkımın ortasında arşivinizin taşıdığı sorumluluk değişti mi?
Gazze’ye yönelik soykırım savaşının başlamasıyla arşivin Filistin arşivlerine ve Filistin hayatının belgelenmesine dair sorumluluğu ciddi biçimde arttı. Bu nedenle arşiv, olağanüstü durumlarda koleksiyonları koruma kültürünü yaygınlaştırmaya yöneldi. Batı Şeria, Gazze, 1948’de işgal edilen topraklar ve diasporadaki topluluk kurumlarının kendi kayıtlarını belgelemek ve korumak için gereken bilgiyi ve kapasiteyi geliştirmesine destek olmaya çalışıyor.
Filistin Müzesi Dijital Arşivi ekibi, koleksiyonlarını korumak isteyen her kişiye ve kuruma elindeki bütün kaynakları ve uzmanlığı sunuyor. Bu, arşiv malzemelerinin dijitalleştirilmesi yoluyla da olabiliyor, eğitim yoluyla da. Bu çerçevede arşiv, yerel topluluk kurumlarının çalışanlarını olağanüstü durumlara hazırlık ve müdahale planları doğrultusunda dijitalleştirme, koruma ve arşivleme konularında eğitmek için birkaç girişimde bulundu.
Arşiv ayrıca soykırım savaşı sırasında Gazze Şeridi’ndeki önemli müze koleksiyonlarının bir kısmını belgelemek üzere Mayasem Kültür ve Sanat Derneği ile ortak bir proje yürüttü. Yusuf el-Astal Koleksiyonu ve el-Karara Müzesi Koleksiyonu bunlar arasında. Çalışma, ALIPH Vakfı’nın finanse ettiği bir proje kapsamında gerçekleştirildi.

Müzenin genel direktörü Amer Shomali bir söyleşisinde Mahmud Derviş’in “Hatırlayabilenler, kendilerini özgürleştirebilir” sözünü anıyor. Bu arşiv bir gün özgür bir Filistin’de açıldığında, orada ne bulunmasını istersiniz?
Filistinlilerin, Filistin’e dair farklı hikâyeleri keşfetmelerini sağlayacak bir ulusal arşivin temeline sahip olmalarını isterim. Açık ve kapsayıcı olsun, her yerdeki Filistinlilerden gelen belgeleri ve koleksiyonları kabul etsin. Filistin anlatılarını hiçbir gücün ya da otoritenin müdahalesi olmadan, tek bir söylemin tahakkümü altına girmeden sahiplerinin kendi sesleriyle sunsun.
(DS/HA)







