Türkiyeli Ermeni gençlerle yaptığı söyleşi nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesi kapsamında “Türkiye Cumhuriyeti devletini aşağılamak” suçlamasıyla yargılanan bianet eski editörü Tuğçe Yılmaz hakkındaki dava düştü.
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Basın Kanunu’nun 26/1. maddesinde düzenlenen dört aylık dava açma süresinin geçtiğine hükmetti.
Yılmaz’ın avukatlığını Deniz Yazgan’ın üstlendiği duruşmayı, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Türkiye Temsilcisi Özgür Öğret ve Yılmaz’ın meslektaşları izledi.
Yargılamaya konu olan “Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlıklı söyleşi, 24 Nisan 2024’te bianet’te yayımlanmıştı:

Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas
Erdoğan’ın taziye mesajını okudu
Yılmaz, savcının cezalandırılması yönündeki esas hakkındaki mütalaasına karşı yaptığı savunmaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Nisan 2025’te Ermeni Patrikhanesi’ne gönderdiği taziye mesajından bir bölüm okuyarak başladı.
Erdoğan’ın mesajındaki “Osmanlı Ermenileri’nin hatıralarına sahip çıkmaya devam edeceğiz” ve “Bu ortak acıyı paylaştığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum” ifadelerini aktaran Yılmaz, şöyle konuştu:
“Sayın savcının iddiasına göre, bu mesaj da soruşturmaya konu edilebilir. Ancak mesajın sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu için böyle bir işlemin yapılması mümkün değil.”
Cumhurbaşkanının “ortak acı” olarak nitelendirdiği günün yıldönümünde yayımladığı bir haber nedeniyle yargılandığını belirten Yılmaz, kimliğini bilmediği bir kişinin CİMER’e yaptığı ihbar üzerine iki yıldır baskıya maruz kaldığını söyledi.
Davanın yasal süre geçtikten sonra açılmasını da hak ihlali olarak nitelendirdi. Evine giderken polislerce durdurulduğunu, bir gece nezarette kaldığını ve daha sonra yüz tanıma sistemiyle takip edildiğini öğrendiğini anlattı.
“Ben bir gazeteciyim. Bir gazetecinin yaptığı haber nedeniyle gözaltına alınması, olağan ve meşru bir tedbir olarak görülemez” dedi.
“Bu haberi yaptım, çünkü benim işim bu”
2015’ten bu yana maddi ve manevi baskılara rağmen gazeteciliği sürdürmeye çalıştığını söyleyen Yılmaz, mesleğini yaparken ayrımcılığa ve haksızlığa uğrayan, sesi duyulmayan insanların ve hayvanların sesini duyurmayı amaçladığını belirtti.
Gazeteciliği, gerektiğinde kendisini yargılayanların da haklarını savunabileceği bir alan olarak gördüğünü ifade edip, haberinde suçlamayı destekleyen tek bir ifade bulunmadığını söyledi:
"Ben gazeteciliği, gerektiğinde bugün burada beni yargılayan, yarın kendisi haksızlığa uğrayabilecek olan sizler için de bir hak savunusu alanı olarak görüyorum.
Sadece mesleğini layıkıyla yapmaya çalışan bir gazeteci olarak, böylesine tartışmalı ve muğlak bir madde kapsamında yargılanmamın hukuki bir temeli bulunmadığını düşünüyor ve görüyorum.
Yargılandığım madde, 'Türk milletini ve devletini aşağıladığım' iddiasına dayanıyor. Oysa söz konusu haberimde bu iddiayı destekleyecek tek bir ifade dahi bulunmuyor. Kaldı ki hayatım boyunca hiç kimsenin onurunu zedelememeye özen gösterdim; kimseyi aşağılamadım.
Bu haberi yaptım, çünkü benim işim bu. Hayatımı da haber yaparak kazanıyorum. Çünkü Cumhurbaşkanının da ifade ettiği, ancak sayın savcının göz ardı ettiği üzere, bu mesele hepimizin ortak acısı.
Cumhurbaşkanının vurguladığı üzere ben de Ermeni, Türk ve Kürt halklarının barışmasını temenni ediyor, bunun için çaba gösteriyorum.
İktidar bu alanda bir normalleşme ve barış iradesi ortaya koyarken, ben gazeteci olarak bu çabanın haberini yaptığım için neden yargılanıyorum?"
Savunmasında Hrant Dink’i de anan Yılmaz, mahkemeden anayasal haklarını ve mesleğinin kendisine yüklediği sorumlulukları güvence altına almasını istedi.
“Haberimin içeriğinde suç oluşturabilecek tek bir ifade dahi yokken, yalnızca ifade özgürlüğümü kullanarak yürüttüğüm gazetecilik faaliyetim nedeniyle yargılanmamın hukuki bir karşılığı bulunmuyor” diyen Yılmaz beraatini talep etti.
Avukat Yazgan: Dava açma süresi geçti
Avukat Deniz Yazgan da savunmasında, davanın Basın Kanunu’nun 26. maddesinde düzenlenen süre içinde açılmadığını belirtti.
Kimliğini bilmedikleri bir kişinin 25 Nisan 2024’te yaptığı CİMER ihbarının ardından soruşturmanın başlatıldığını aktaran Yazgan, dört aylık yasal süreye rağmen davanın ihbardan 1 yıl 2 ay sonra açıldığını söyledi.
Soruşturma izni verilmesinin suçun oluştuğu anlamına gelmediğini belirtip yargılamaya konu haberin iki Ermeni gencin duygularını aktaran bir söyleşi olduğunu ve suçun oluşmadığını savundu.
Anayasa Mahkemesi’nin Hrant Dink kararını da hatırlatan Yazgan, “soykırım” gibi ifadelerin yargılama konusu yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi.
“Hukuka güvenmek istiyorum”
Savcı, Yılmaz’ın cezalandırılması yönündeki mütalaasını tekrarladı.
Son sözü sorulan Yılmaz, “Hukuka güvenmek istiyorum. Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci için de hayırlara vesile olmasını istiyorum” dedi.
Mahkeme beyanların sonrasında karar için ara verdi. Aranın ardından da kararını açıklayan mahkeme, Basın Kanunu’nun 26/1. maddesi uyarınca dört aylık dava açma süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın düşmesine hükmetti.
(HA)
















