Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe'deki Kabine Toplantısı sonrasında düzenlediği basın toplantısında icraatlarına ilişkin olarak büyük çoğunluğu medya haberlerinde yer almış olan bilgileri tekrarladı. Konuşmasının sonuna doğru fon krizinin de ele alındığını, soruşturma ve tasfiye işlemlerinin sürdüğünü söyledi.
Bugünkü kabine toplantımızda 17 Eylül'den beri gündemde olan fon konusunu etraflıca değerlendirme fırsatı bulduk. Adalet Bakanımız ile Hazine ve Maliye Bakanımız kapsamlı birer sunum yaptılar. Şimdiye kadar atılan adımlarla ilgili kabine üyelerimizi bilgilendirdiler.
Sorunun fon piyasasının sınırlı bir kesiminde kaldığını ve finansal sisteme yayılmış bir risk bulunmadığını savundu. “Haksız kazanç” sağlayanların hesap vereceğini belirten Erdoğan, muhalefeti yatırımcıları tedirgin etmek, yabancı basında Türkiye’yi kötülemek ve “Batılı ağababalardan yardım dilemek”le suçladı.
"Şu noktanın da altını özellikle çiziyorum: Hiçbir sebep yabancı basın kuruluşlarına yazılar yazarak kendi ülkesini kötülemenin gerekçesi olamaz. Şikâyet mektuplarıyla Batılı ağababalarından yardım dilenen zihniyeti bugün bir kez daha milletimizin derin irfanına havale ediyorum. Böyle bir zihniyetten ülkeye de, millete de hiçbir fayda gelmez. Bizim son 25 senedir olduğu gibi, bugün de uğruna canımız feda dediğimiz Türkiye'nin itibarını artırmaktan, ferdi olmaktan her zaman iftihar ettiğimiz Türk milletini tüm dünyada layıkıyla temsil etmekten, 86 milyonun hak ve hukukunu korumaktan başka bir derdimiz yoktur ve olmayacaktır."
Doğruluk denetimi |Erdoğan ne söyledi, neyi açıklamadı?
“Sorun fon piyasasının sınırlı bir bölümünde”
SPK 7 portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonu tasfiyeye aldı; dolayısıyla bütün fon piyasasını kapsayan bir çöküş olmasa da, kriz 455 binden fazla yatırımcıyı ve 18 milyar doların üzerindeki varlığı doğrudan etkiledi
Fonlardaki likidite sıkışması BIST-100’e yayıldı ve Merkez Bankası, SPK ve Borsa İstanbul’un müdahalesini gerektirdi. “Sınırlı” tanımı, hiçbir karşılaştırma içermediği için bir bilgi anlamı kazanmıyor. Krizin piyasaya etkisini de eksik anlatıyor.
“Finansal sisteme sirayet etmiş risk yok”
Mevcut veriler bankacılık sisteminin bütününe yayılan sistemik bir kriz göstermese de, fonlardan başlayan sorun sermaye piyasasında ciddi satış ve likidite baskısı yarattı.
Türkiye genelindeki toplam 5,82 milyon fon yatırımcısından 455 bin 758 kişinin (yüzde 7,8) parası dondurularak tasfiye süreci başlatılmıştır. Hükümet bu oranı genel piyasaya kıyasla "sınırlı" olarak nitelese de, eleştirilerin odağında mağdur sayısının büyüklüğü ve sistemin uğradığı itibar kaybı yer alıyor.
► Ülkedeki fon yatırımcılarının neredeyse her 12 kişisinden 1'inin parası kilitlenmiş, dondurulmuş veya batma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.
► Eğer bu oran bankacılık sisteminde yaşansaydı, yani mudilerin yüzde 8'inin mevduatına erişim engellenseydi, buna "sınırlı bir sorun" değil, tarihi bir bankacılık krizi denirdi. Dolayısıyla hükümetin makroekonomik istikrarı koruma söyleminde kullandığı "sınırlı" ifadesi, mağduriyetin büyüklüğünü hafifletmek için seçilmiş siyasi bir dilden ibarettir.
“Haksız kazanç sağlayanlar hesap verecek”
► Erdoğan konuşmasında hiçbir isim vermedi. Oysa fon tartışmasının hemen öncesindeki en önemli siyasi gelişme, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın, kendisi ve eşi İlyas Kaya hakkındaki olağanüstü borsa kazancı iddialarının ardından parti yönetiminden istifa etmesiydi. Erdoğan istifayı kabul etti.
► Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin açıkladığı verilere göre Kaya, Özata Denizcilik hisselerine yaklaşık 63,4 milyon TL yatırıp 1,344 milyar TL, eşi İlyas Kaya ise yaklaşık 99,7 milyon TL yatırıp 826 milyon TL çekti. İddiaya göre çiftin toplam kazancı yaklaşık 2 milyar TL oldu. İşlemlerin krizden kısa süre önce nakde çevrilmesi de “önceden bilgi alınmış olabileceği” iddiasına dayanak yapıldı.
Erdoğan da Kabine Toplantısı sonrası konuşmasında, kendi partisinin genel başkan yardımcısının neden istifa etmek zorunda kaldığını; Kaya ve eşinin işlemlerinin soruşturulup soruşturulmadığını; söz konusu sermayenin kaynağını; işlemlerin kriz öncesinde yapılıp yapılmadığını incelenip incelenmediğini açıklamadı. Bunun yerine “her kim haksız kazanç sağladıysa hesap verecek” şeklindeki genel ifadeyle yetindi.
(AEK)

