İçeriğe Atla
Ara Ana Sayfa
bianet-Bağımsız İletişim Ağı
Menü GösterMenü Gizle
CANLI ANLATIM
YT: Yayın Tarihi: 14.10.2026 08:06 14 Ekim 2026 08:06
 ~  SG: Son Güncelleme: 14.10.2026 15:36 14 Ekim 2026 15:36
Okuma Okuma:  1 dakika

Ekrem İmamoğlu: Türkiye, operasyon cumhuriyetine döndü

İmamoğlu mahkeme salonuna geldiğinde "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı.
Görseli Büyüt
Ekrem İmamoğlu: Türkiye, operasyon cumhuriyetine döndü
Fotoğraflar: Evrim Kepenek/bianet
Facebook Twitter Whatsapp Bluesky
15:35

“Kurumlar var ama işlevleri yok”

İmamoğlu, savunmasının öğleden sonraki bölümünde Türkiye’deki siyasi ve ekonomik tabloyu değerlendirdi. İktidarın seçimle kazanamayacağını gördükten sonra yargı eliyle operasyonlar yürüttüğünü söyleyen İmamoğlu, adaletsizlik, işsizlik, yoksulluk ve geçim sıkıntısının toplumu olumsuz etkilediğini belirtti.

İmamoğlu, “Bu aslında bir çöküş hikâyesidir. Bir iktidarın çöküşüdür ama aynı zamanda Cumhuriyetin, adaletin ve demokrasinin çöküşüdür” diye konuştu.

Türkiye’de kurumların varlığını sürdürmesine rağmen görevlerini yerine getiremediğini söyleyen İmamoğlu, Meclis’in yürütmeyi denetleyemediğini, yurttaşların adalete ulaşamadığını ve denetim mekanizmalarının etkisini yitirdiğini savundu.

“Meclis açık, mahkemeler karar veriyor, denetim kurumları rapor yazıyor, bakanlıklar çalışıyor, üniversiteler ders veriyor, gazeteler basılıyor. Ama bütün bunlara rağmen kurumlar millet adına yapmaları gereken asıl işi yapamaz hale gelmiş olabilir. Asıl çöküş de budur” dedi.

Bürokraside liyakat yerine sadakatin öne çıktığını belirten İmamoğlu, nepotizmin de devletin bürokratik kanallarına yerleştiğini söyledi.

“Devletin sahibi millettir”

2017 referandumuyla kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren İmamoğlu, yetkinin tek merkezde toplanmasının denge ve denetleme mekanizmalarını zayıflattığını ifade etti.

İktidar ile devletin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, bir siyasi partinin kendisini devletle özdeşleştirmesinin Cumhuriyetin temel dengelerini bozduğunu söyledi.

“Bir parti kendisini devletle özdeşleştirdiğinde Cumhuriyetin temel dengesi bozulur. O partiye yönelen eleştiri devlete saldırı sayılır. O partinin rakibi devletin düşmanı ilan edilir. O partinin çıkarı devletin çıkarı gibi sunulur” diye konuştu.

İmamoğlu, “Devletin sahibi kesinlikle iktidar değildir. Devletin sahibi net olarak millettir” dedi.

“Memurun sadakati anayasaya olmalı”

Kamu görevlilerinin bir partiye ya da lidere değil, anayasaya, kanunlara ve millete karşı sorumlu olması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, liyakatin yerini sadakatin almasının bedelini toplumun ödediğini belirtti.

“Bir memurun sadakati bir partiye, bir lidere, kendisine atayana değil, anayasaya, kanuna ve millete olmalıdır” diyen İmamoğlu, yanlış atamaların ve denetimsiz kararların yurttaşların yaşamını doğrudan etkilediğini söyledi.

“Partiyi kutsallaştırmaya karşı geldim”

Siyasi geçmişine de değinen İmamoğlu, siyasete 38 yaşında girdiğini, Beylikdüzü ve İBB başkanlıklarının ardından Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı görevini üstlendiğini hatırlattı.

Partizanlığa karşı olduğunu söyleyen İmamoğlu, babasının kendisine verdiği öğüdü şöyle aktardı:

“Partili olabilirsin, partinin en çalışkanı ol, en iyi hizmet edeni ol, en çok iş üreteni ol ama partizanlık yaparsan benim evladım değilsin.”

İmamoğlu, Türkiye’de partizanlığın toplumsal bütünlüğü, milli birlik ve beraberliği, barışı ve huzuru zedeleyen bir düzeye ulaştığını savundu.

15:11

Aranın ardından duruşma 15.12'de yeniden başladı.

13:27

Polis baskınıyla kitap yasağı

Savunmasını ve dava sürecinin arka planını anlattığı "Millet Şahidimdir" isimli kitabının basım aşamasında polisle engellendiğini ilk kez detaylarıyla açıklayan İmamoğlu, yaşanan trajikomik süreci şöyle aktardı:

“Söyleyeceklerimi milletime yazılı sunmak istedim. Bandrolleri alındı, matbaada baskı başlarken 16 polis içeri girdi. 'Bandrolsüz kitap basılıyor' ihbarı kılıfıyla Terör Savcısı talimat verdi. Oysa bandroller resmî olarak alınmıştı. Bandrol tutmayınca bu kez 'içerik' incelemesine geçtiler. Zavallı polisim yemedi içmedi, 340 sayfalık kitabı sabaha kadar okuyup 15 sayfalık tutanak tuttu. İçinde ne kin var ne şiddet... Ama maksat belli: Gerçeklerin ortaya çıkmasından korktular ve kitaba bile ceza verip yasakladılar.”

13:27

"Haysiyet cellatlığı yapıyorlar"

Yargılama sürecindeki lekelenmeme hakkı ihlallerine ve haysiyet cellatlığına değinen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişteki bir konuşmasına atıfta bulunarak şunları söyledi:

“Sayın Cumhurbaşkanı bir konuşmasında 'İfade özgürlüğü iftira atma serbestisi değildir, kimseye haysiyet cellatlığı yaptırmayacağız' demişti. Tebrik ediyorum, çok güzel söylemiş. Ben de buradan söylüyorum: Kim ki yargılaması bitmeden birisi hakkında iftira atıyorsa, ailesini, evladını hırsız ilan edip haysiyet cellatlığı yapıyorsa haysiyetsizdir, şerefsizdir!”

“İşgal altındaki İstanbul’da bile milli mücadele ruhu filizlendi. Unutmayın, koca bir imparatorluk bitti sanılırken yepyeni bir Cumhuriyet doğdu. İşte o filizlenmeyi bildiğim için bendeki umut çok yüksektir. Kimse bu umudu söndüremez. Biz bu cenderenin içinden dayanışmayla, imeceyle çıkacağız. Biz bitti demeden bitmez, teslim olmayacağız!”

13:26

"Halk TV operasyonu bir akıl tutulmasıdır"

Güne Halk TV’ye kayyum atanması ve yayınların kesilmesi haberiyle başladıklarını belirten İmamoğlu, medya üzerindeki baskıların Kuzey Kore seviyesine ulaştığını dile getirdi:

“Dün akşam kaldığım koridorda yayınlar kesilmişti. Sabah annem ve babamla yaptığım 10 dakikalık haftalık telefon görüşmesinde öğrendim: Halk TV’ye kayyum atamışlar. Babam 'Yakında kulağımızı da keserler' diyor. Flash TV, TELE1, T24 ve şimdi de Halk TV... Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalını yok etme çabası tam bir akıl tutulmasıdır. Bir televizyon kanalının yaşayıp yaşamayacağına siyasi iktidar değil, millet karar verir.”

13:26

Gazeteciler tutuklu

Soruşturma ve gözaltı dalgalarının toplumsal bir güvensizlik yarattığını ifade eden İBB Başkanı, son dönemde tutuklanan ve ev hapsi verilen gazetecileri tek tek hatırlattı:

“87 milyon yurttaş her sabah bir şafak operasyonuna uyanıyor. İş dünyası, belediyeler, sanatçılar, gazeteciler hedefte... Lale Özan Arslan, Fatih Ergin, Tuğba Tekerek, Mustafa Balcı, Şaban Sevinç, Selahattin Günday, Ali Tarakçı tutuklu! İsmail Saymaz ve Murat Ağırel ev hapsinde! Niye? Millet hiçbir şey duymasın, okumasın diye. Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki bir 'operasyon cumhuriyetine' dönüştürülmüştür.”

12:22

İmamoğlu: Burada yaşanan bir yargılama değil, hukuksuz bir zalimlik”

İmamoğlu savunmasına şöyle devam etti:

"Sözlerime başlarken, benimle birlikte bu salonda haksız yere tutsak edilmiş kıymetli yol arkadaşlarım var. Dostlarım var, birlikte kaderdaşlık yaptığım insanlar var. Her birinin aylardır gözünün içine bakarak, bir kader birliği yapıyoruz ve o insanlarla, gerçekten tarifsiz bir tarihi dönemin içerisindeyiz. Burada bulunan ve çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Her birisinin yaşamı bir kitaptır. Her birisinin yaşamı gerçekten bir zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların tarifsiz duygularla kaleme alınması gereken ve geleceğe aktarılması gereken hikayeler barındırmaktadır.

Bu manada her birisiyle gurur duyduğumu… Her bir arkadaşın buradaki büyük bir kısmıyla da burada tanıştım. Elbet aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım, İstanbul'a, Beylikdüzü'ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Onları da diğerlerini de kucaklıyorum. Her birine birer kahraman gibi baktığımı altını çiziyorum tekrar. Ve onlarla da gurur duyuyorum açıkçası. Ben değil sadece, bence milletimiz de milletimizin büyük çoğunluğu da onlarla gurur duyuyor, aileleri de, dostları da, komşuları da onlarla gurur duyuyor.

Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar var. Ve bu insanlar kilometreler yaptılar, belki her birinin Silivri'ye geliş gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında da buradaki insanlar aileleri, ziyaretlere geldiler. Onlarla acılarını ve hasretlerini giderdiler. Bazıları görüşe gelemese de kapıda gelip beklediler. O insanları hangi duyguyla tarifleyebilirim, inan zorlanıyorum. Kucaklıyorum her birini.

Tarihi bir mücadele hattı kurdular, Aile Dayanışma Ağı. ADA diye tariflediler. Orada o umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm, minicik çocuklar niçin bu durumda olduğunu bilmediği annelerini, babalarını ziyaret ettiler. Anlam veremediler, anlamlandıramadılar. O minicik çocukların gençlerin, evlatların, o minicik ellerinden, gençlerin yanaklarından öpüyorum, onları sım sıkı kucaklıyorum. Eşlerini hürmetle, saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedakarlıkla ailelerine sahip çıktılar. Çünkü burada yaşanan şey bir normal yargılama süreci olmadı, olmuyor.

İnsanların sıfır noktasında gelirleri var ve Türk yargı tarihinde akla hayale gelmeyecek zalimliklerle, işkencelerle muhatap oldular. Sürüldüler. 500-600 kilometre Türkiye'nin farklı noktalarına gönderildiler, baskı altında kaldılar. Çünkü onlardan bu süreci tasarlayanların istekleri vardı, hukuksuz istekleri vardı, o hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. Bu manada bu büyük ızdırabı onlar yaşarken, en az onlar kadar dışarıda harap olan ailelerini kucaklıyorum.

Allah bana ömür verdikçe, özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkana sahip olursam elimdeki ekmeğimle, aşım ile o ailelerin yanında olacağımı, ekmeğimi paylaşmaya kadar o insanların kaderdaşı olacağımı, sadece onların değil, bu ülkede 500 bine yakın insanı hapse koyup, bunun rakamını vermekle gurur duyanların karşısında ve hapislerdeki kader mahkumlarının da yanında olup, onların yaşadıkları sıkıntıları hayat boyu gözeteceğimi ve bu ülkeyi adaletli bir ülke olma noktasında bir nefer gibi çalışacağımı, hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum.  Gerçekten ADA’ya ve onlara özenli bir yoldaşlık yapan kıymetli eşime ve onun yol arkadaşlarım çok çok teşekkür ediyorum."

12:00

İmamoğlu savunmasına başladı

İmamoğlu saat 12.00'da savunmasına başladı. Şöyle dedi:

"Bugün burada hiç de arzu etmediğimiz bir ortamda, insanlarımızın yüzde 75’inin şiddetle reddettiği bir yargılamanın içindeyiz. Bu yargılamanın adil bir ortamda yapılması gerekirken; Silivri’de bir kampüste, 'Avrupa’nın en büyük duruşma salonu' denilen bu salonda, mimarisi ve tasarımıyla mahkeme salonuna benzemeyen bir yapıda sürdürülmesini doğru bulmuyorum. Bir hukukun, bir mahkemenin bu şekilde tasarlanmasının ve hepimizin sırtını yaslayacağı bir yargının bu durumda olmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Böyle bir ortamda bulunmak Türk yargısı adına üzücü.

Cezaevinden buraya geldim. Halkımıza, insanlarımıza sesleneceğim. Başta İstanbullu hemşehrilerim olmak üzere bütün ülkemize; hatta dünyada demokrasiyi ve adaleti takip eden, dünyada demokrasinin ve adaletin yaşaması için o evrensel değerlere kendini bağlı hisseden insanlara sesleneceğim. Bu yönüyle 87 milyon yurttaşımızı ve dünyada bu şekilde düşünen insanlığı demokrasi ve sevgi adına selamlıyorum."

11:31

Yurttaşlardan biri "Türkiye'nin özgürlüğü için Özgür başkanımıza selam olsun. İstanbul'un muhafızı Özgür Çelik'e selam olsun" diye seslendi. Yeni Parti Genel başkanı Özgür Özel, duruşma öncesinde basına konuştu, Halk TV'ye kayyım atanmasını eleştirdi.

10:55

Duruşmayı siyasetçiler Gül Çiftçi, Bülent Tezcan, Levent Tüzel, Emine Uçak Erdoğan ve Ahmet Özer, sanatçılar İlyas Salman ve Sunay Akın da takip ediyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Yeni Parti İstanbul İl başkanı Özgür Çelik de takip ediyor. Ayrıca duruşmayı İmamoğlu Ailesi de takip ediyor.

10:26

Saat 10.25 itibarı ile mahkeme salonuna aileler, avukatlar ve Yeni Partili siyasetçiler alındı.

bianet Kadın Haberleri editörü (2018). bianet Kadın ve LGBTİ+ Haberleri editörü (Ekim 2018-Şubat 2025). Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik ve cinsiyet temelli şiddet haberciliği alanında atölyeler...

bianet Kadın Haberleri editörü (2018). bianet Kadın ve LGBTİ+ Haberleri editörü (Ekim 2018-Şubat 2025). Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik ve cinsiyet temelli şiddet haberciliği alanında atölyeler düzenliyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu kurucularından. TGS İstanbul Şubesi yöneticilerinden (2023-2027). Musa Anter Gazetecilik (2011) ve Türkiye Psikiyatri Derneği (2024) en iyi haber ödülü sahibi. Cumhuriyet, BirGün, İMC TV, DİHA, Jinha, Jin News için muhabirlik yaptı. Rize’de yerel gazetelerde çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergilerinde haber ve yazıları yayımlandı. Hemşin kültür dergisi GOR’un kurucu yazarlarından. “Yeşilden Maviye Karadenizden Kadın Portreleri”, “Sırtında Sepeti”, “Medya ve Yalanlar” isimli kitaplara yazılarıyla katkı sundu. bianet stajyeri (2000). İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun.

Devamını Göster
Hak odaklı, çok sesli, bağımsız gazeteciliği güçlendirmek için bianet desteğinizi bekliyor.
Google ile Katkıda Bulunun
Sayfa Başına Git