“Kurumlar var ama işlevleri yok”
İmamoğlu, savunmasının öğleden sonraki bölümünde Türkiye’deki siyasi ve ekonomik tabloyu değerlendirdi. İktidarın seçimle kazanamayacağını gördükten sonra yargı eliyle operasyonlar yürüttüğünü söyleyen İmamoğlu, adaletsizlik, işsizlik, yoksulluk ve geçim sıkıntısının toplumu olumsuz etkilediğini belirtti.
İmamoğlu, “Bu aslında bir çöküş hikâyesidir. Bir iktidarın çöküşüdür ama aynı zamanda Cumhuriyetin, adaletin ve demokrasinin çöküşüdür” diye konuştu.
Türkiye’de kurumların varlığını sürdürmesine rağmen görevlerini yerine getiremediğini söyleyen İmamoğlu, Meclis’in yürütmeyi denetleyemediğini, yurttaşların adalete ulaşamadığını ve denetim mekanizmalarının etkisini yitirdiğini savundu.
“Meclis açık, mahkemeler karar veriyor, denetim kurumları rapor yazıyor, bakanlıklar çalışıyor, üniversiteler ders veriyor, gazeteler basılıyor. Ama bütün bunlara rağmen kurumlar millet adına yapmaları gereken asıl işi yapamaz hale gelmiş olabilir. Asıl çöküş de budur” dedi.
Bürokraside liyakat yerine sadakatin öne çıktığını belirten İmamoğlu, nepotizmin de devletin bürokratik kanallarına yerleştiğini söyledi.
“Devletin sahibi millettir”
2017 referandumuyla kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren İmamoğlu, yetkinin tek merkezde toplanmasının denge ve denetleme mekanizmalarını zayıflattığını ifade etti.
İktidar ile devletin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, bir siyasi partinin kendisini devletle özdeşleştirmesinin Cumhuriyetin temel dengelerini bozduğunu söyledi.
“Bir parti kendisini devletle özdeşleştirdiğinde Cumhuriyetin temel dengesi bozulur. O partiye yönelen eleştiri devlete saldırı sayılır. O partinin rakibi devletin düşmanı ilan edilir. O partinin çıkarı devletin çıkarı gibi sunulur” diye konuştu.
İmamoğlu, “Devletin sahibi kesinlikle iktidar değildir. Devletin sahibi net olarak millettir” dedi.
“Memurun sadakati anayasaya olmalı”
Kamu görevlilerinin bir partiye ya da lidere değil, anayasaya, kanunlara ve millete karşı sorumlu olması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, liyakatin yerini sadakatin almasının bedelini toplumun ödediğini belirtti.
“Bir memurun sadakati bir partiye, bir lidere, kendisine atayana değil, anayasaya, kanuna ve millete olmalıdır” diyen İmamoğlu, yanlış atamaların ve denetimsiz kararların yurttaşların yaşamını doğrudan etkilediğini söyledi.
“Partiyi kutsallaştırmaya karşı geldim”
Siyasi geçmişine de değinen İmamoğlu, siyasete 38 yaşında girdiğini, Beylikdüzü ve İBB başkanlıklarının ardından Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı görevini üstlendiğini hatırlattı.
Partizanlığa karşı olduğunu söyleyen İmamoğlu, babasının kendisine verdiği öğüdü şöyle aktardı:
“Partili olabilirsin, partinin en çalışkanı ol, en iyi hizmet edeni ol, en çok iş üreteni ol ama partizanlık yaparsan benim evladım değilsin.”
İmamoğlu, Türkiye’de partizanlığın toplumsal bütünlüğü, milli birlik ve beraberliği, barışı ve huzuru zedeleyen bir düzeye ulaştığını savundu.








