Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu'nu da kapsayan mali suç soruşturması kapsamında 14 Ekim'de televizyona kayyım atanmasına, Avrupa Parlamentosu'ndan ve uluslararası ifade özgürlüğü kuruluşlarından eleştiri yağdı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, polis baskınının ardından kanalın yayının kesilmesi ve yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmesini eleştirirken ülkedeki medyanın yüzde 90'ının zaten iktidarın denetiminde olduğunu ileri sürdü.
Amor, 14 Ekim'de X hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Medyanın yüzde 90'ını kontrol etmekle yetinmeyen Türk makamları, yüzde 100'ünü kontrol etmeyi hedefliyor. TELE1'in ardından sıra Halk TV'ye geldi, buraya da bir kayyım atandı. Gazetecilerin gözaltına alınması ve internetteki geniş çaplı sansür ortamında, medya ve ifade özgürlüğü yakında sadece bir anıdan ibaret olacak.”
Gazetecilik federasyonları: “Ticari soruşturmayla haber merkezi susturulamaz”
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Türkiye'deki üye örgütleriyle yaptıkları ortak açıklamada kayyım kararını ve yayınların kesilmesini kınadı:
“Türkiye'nin en çok izlenen haber kanallarından biri bir gecede yayından kaldırıldı, gazetecilerinin çalışması engellendi. Milyonlarca izleyici bağımsız bir haber kaynağından mahrum bırakıldı.”
Federasyonlar müdahalenin Ekrem İmamoğlu'nun mahkemede savunmasına başladığı güne rastlamasına dikkat çekerken “Bir haber merkezini susturmak için ticari bir soruşturmanın kullanılması[nın] kabul edileme[yeceğini]" söylediler.
IFJ ve EFJ, kayyım uygulamasına son verilmesini, editoryal bağımsızlığın güvenceye alınmasını, çalışanların görevlerine dönmesini ve kararın hukuki gerekçelerinin açıklanmasını ve gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapsedilen gazetecilerin de serbest bırakılması çağrısında bulundular.
Af Örgütü: “Medya özgürlüğüne acımasız bir darbe”
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Avrupa Bölgesi Direktör Yardımcısı Esther Major, Halk TV operasyonunu muhalif sesleri susturmaya yönelik yeni bir girişim olarak değerlendirdi:
Bu kaygı verici adım, Türk makamlarının muhalif sesleri susturmaya yönelik son girişimi gibi görünüyor ve medya özgürlüğüne indirilmiş acımasız bir darbe niteliği taşıyor.”
“Türkiye'nin başlıca muhalif televizyon kanallarından birine şafak vakti düzenlenen polis baskını ve kanalın devlet tarafından atanan kayyımların yönetimine geçirilmesi, ifade özgürlüğü hakkına doğrudan bir saldırıdır”
Örgüt, Halk TV'nin geniş yer vermesi beklenen İmamoğlu duruşmasıyla operasyonun aynı güne denk geldiğini, TELE1'e el konulmasının yıldönümünün de yaklaştığını hatırlattı ve saldırıların son. bulmasını istedi:
“Türk makamları Halk TV'nin bağımsız faaliyetlerini derhal yeniden başlatmalı ve medya özgürlüğüne yönelik saldırılarına son vermelidir.”
Af Örgütü ayrıca 12 Ekim'de 20 kuruluşla birlikte gazetecilerin ve hak savunucularının sosyal medya hesaplarına erişim engellerinin kaldırılmasını istediğini anımsattı.
HRW: "Fon skandalını kapsadığı sırada yayınına son verildi"
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW), Halk TV'nin yayını kesilmeden önceki son canlı söyleşinin, iktidar partisiyle bağlantılı isimlerin de anıldığı yatırım fonu skandalı hakkında olduğuna dikkat çekti. Yayın kesildiğinde ekrana eski bir Türk filminden görüntüler geldi.
HRW Türkiye Direktörü Emma Sinclair-Webb, operasyonun gazeteciler kadar izleyicilerin haklarını da ihlal ettiğini söyledi:
“Eleştirel yayın yapan bir televizyon kanalını bastırmak ve susturmak için Türk hükümetinin attığı adımlar, yalnızca hedef alınan çalışanların ve gazetecilerin haklarını değil, halkın bilgiye erişim ve ifade özgürlüğü haklarını da ihlal ediyor.”
Örgüt, Mahiroğlu hakkındaki mali suç iddialarının televizyonun susturulmasına gerekçe olamayacağını savunarak el koyma kararının geri alınmasını istedi. HRW'nin vurgusuyla, “Özgür ve çoğulcu bir medya, demokratik toplumun temel taşlarından biridir.”
PEN Berlin: “Otokrasiden diktatörlüğe doğru dev adımlar”
PEN Berlin, açıklamasına yukarıdaki başlıkla başladı. Kuruluş, olayı yalnızca polis baskını olarak tanımlamanın yetersiz kalacağını, devletin televizyon yönetimini devralmasının "fiilen mülksüzleştirme" anlamına geldiğini belirtti.
PEN Berlin Sözcüsü Deniz Yücel, “Erdoğan rejimi bu hamleyle ülkenin en çok izlenen hükümet karşıtı televizyonunu denetimi altına alıyor” dedi. Müdahaleyi basın özgürlüğüne yeni bir darbe olarak değerlendirdi; TELE1'e el konulmasını ve T24'e yönelik erişim engellerini hatırlattı.
Yücel, Batılı hükümetlerin tutumunu da eleştirdi:
“Alman hükümeti, hiç değilse Türkiye'deki insan haklarını ve temel özgürlükleri önemsiyormuş gibi davranmalı.”
PEN Berlin, özellikle Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Hendrik Wüst'ün Erdoğan'la ekonomik işbirliği temaslarını bu eleştirinin konusu yaptı.
Soruşturma ile yayın hakkı ayrımı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahiroğlu dahil 17 kişi hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve kara para aklama iddialarıyla işlem başlattı; ilk açıklamalarda 11 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
Uluslararası kuruluşlar, soruşturma yürütülmesiyle bir haber kuruluşunun yayınlarının durdurulmasının ayrı konular olması gerektiğini vurguladı.
(AEK)







