Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsrail-Türkiye ticaretine yönelik açıklamaları ve Suriye’de derinleşen kriz, modern diplomasinin en kritik aracını tekrar zihinlere soktu: İnsani yardım.
Sadece bir yardım paketi değil, hayatta kalma mekanizması olan bu kavram diplomasi ve savaşın kesişim noktası.
Siyasi gerilimlerin ve çatışmaların/savaşların ortasında kalan siviller için "insani yardım" hayata tutunmak için bir dal olma niteliği taşıyor.
Fidan’ın İsrail ile ticaretin normale dönmesi için şart koştuğu "kesintisiz insani yardım" kriteri ve Suriye’deki çatışmaların gölgesinde bölgeye giren Birleşmiş Milletler (BM) ve İnsani Yardım Vakfı (İHH) TIR’ları fakat açılmayan Mürşitpınar Sınır Kapısı bu kavramın önemini bir kez daha kanıtlar nitelikte.
İnsani yardım nedir?
İnsani yardım savaş, silahlı çatışma, doğal afet, salgın hastalık ya da zorla yerinden edilme gibi kriz anlarında, sivillerin hayatta kalmasını, temel ihtiyaçlarını karşılamasını ve insan onurunun korunmasını amaçlayan tüm faaliyetleri kapsıyor.
Birleşmiş Milletler’e göre insani yardım, siyasi, askeri veya ekonomik çıkar gözetmeksizin, yalnızca ihtiyaç temelinde sunulması gereken evrensel bir sorumluluk.
BM Şartı’nda da bu yaklaşım açıkça tanımlanıyor: Uluslararası toplumun ekonomik, sosyal ve insani sorunların çözümünde iş birliği yapması, örgütün temel amaçları arasında yer alıyor.
İnsani yardım neleri kapsıyor?
Uluslararası standartlara göre insani yardım, yalnızca acil gıda paketlerinden ibaret değil. Dört ana sütun üzerine inşa ediliyor:
Temel yaşam maddeleri: Gıda, temiz içme suyu, barınma (çadır, konteyner, geçici konutlar) ve giyecek desteği.
Sağlık ve hijyen: İlaç, tıbbi malzeme, aşılama çalışmaları, salgın hastalıkların önlenmesi için sanitasyon ve temiz su altyapısı.
Koruma hizmetleri: Çatışma bölgelerindeki en kırılgan gruplar olan çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve engellilerin güvenliğinin sağlanması, hukuki ve psikososyal destek.
Lojistik ve altyapı: Yardımların bölgeye ulaşabilmesi için yolların açılması, enerji ve iletişim hatlarının onarılması, güvenli insani koridorların oluşturulması.
Gazze ve Suriye örneklerinde olduğu gibi, çatışmalar uzadıkça bu ihtiyaçlar hem artıyor hem de çeşitleniyor.
Ayrıca sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da, insani yardım ve insani destek birbirinden farklı kavramlar. İnsani yardım esas olarak kriz durumlarında gıda, su, barınma ve tıbbi bakım gibi acil, kısa vadeli yardımların sağlanmasını ifade ediyor.
İnsani destek ise iyileşme, rehabilitasyon ve kapasite geliştirme için uzun vadeli destek de dahil olmak üzere daha geniş bir faaliyet yelpazesini kapsıyor.
Neden gerekli?
İnsani yardım, devlet yapılarını ve kamu hizmetlerini felç eden kaos anlarında devreye girer. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre, ulusal kapasitenin yetersiz kaldığı durumlarda insani yardım, siviller için son yaşam hattı anlamına gelir.
Bu yardımlar açlık ve susuzluktan kaynaklanan toplu ölümleri önler, salgın hastalıkların yayılmasını engeller, yerinden edilen milyonlarca insanın hayata tutunmasını sağlar.
İnsani yardımı kimler yürütüyor?
İnsani yardımlar Gazze ve Suriye örneğinde olduğu gibi genellikle devlet üstü kuruluşlar, devletler veya sivil toplum kuruluşları tarafından sağlanır.
Bunlar içerisinden en bilineni Birleşmiş Milletler ve sistem içinde insani yardımın koordinasyonu İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) sağlıyor. Ancak BM içindeki Dünya Gıda Programı (WFP), Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Kalkınma Programı (UNDP), Nüfus Fonu (UNFPA) gibi organizasyonlar ya da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) veya Avrupa Birliği gibi kuruluşlar farklı alanlarda hayati roller üstleniyor.
WFP açlıkla mücadelede ön safta yer alıyor, UNICEF çocukların hayatta kalması ve korunmasına odaklanıyor, UNHCR mülteci krizlerini yönetiyor, DSÖ sağlık acil durumlarının küresel koordinasyonunu sağlıyor.
Ayrıca BM Merkezi Acil Durum Müdahale Fonu (CERF), dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan krizlerde hızlı finansman sağlayarak hayat kurtarıcı müdahalelerin önünü açıyor.
Neden bu kadar önemli?
İnsani yardım yalnızca bir vicdan meselesi değil, aynı zamanda uluslararası hukukun, barış niyetinin ve diplomatik güvenin somut göstergesi.
Bir bölgeye insani yardımın girmesine izin verilmesi yalnızca lojistik bir karar değil, çatışmanın sınırlandırılacağına ve sivillerin korunacağına dair güçlü bir siyasi mesaj aynı zamanda.
Hakan Fidan’ın açıklamasında olduğu gibi, insani yardımın önündeki engeller artık devletler arası ilişkilerde de belirleyici bir kriter haline gelmiş durumda. Ya da Suriye örneğinde olduğu gibi devletlere bir baskı aracı.
Bu nedenle insani yardım savaşın ortasında kalan siviller için hayata tutunma dalı, uluslararası toplum için ise insanlığın korunabildiği son sınır olarak öne çıkıyor.
Dünyadan örnekler: İnsani yardımın hayat kurtardığı anlar
İnsani yardımın neden vazgeçilmez olduğunu anlamak için, dünya yakın tarihine bakmak yeterli.
- Bosna-Hersek: Kuşatma altında hayatta kalma mücadelesi
1992–1995 Bosna Savaşı sırasında Saraybosna, modern Avrupa tarihinin en uzun kuşatmalarından birini yaşadı. Şehir, yıllarca elektrik, su ve gıda erişiminden yoksun bırakıldı. Birleşmiş Milletler öncülüğünde oluşturulan insani hava köprüsü, siviller için adeta tek yaşam hattıydı.
Ancak yardımların geç ulaşması ve siyasi engeller, binlerce sivilin hayatını kaybetmesine engel olamadı. Srebrenitsa’da yaşananlar ise insani yardımın ve koruma mekanizmalarının yetersiz kaldığında, krizlerin nasıl insanlığa karşı suçlara evrilebildiğinin en çarpıcı örneklerinden birini günümüze taşıdı.
- Somali ve Afrika Boynuzu: Açlıkla yarışan zaman
Afrika Boynuzu’nda özellikle Somali, Etiyopya ve Kenya’yı etkileyen kuraklık ve çatışmalar, insani yardımın erken müdahale boyutunun önemini gösterdi. 2011’de Somali’de yaşanan kıtlık sırasında, insani yardımların gecikmesi yüz binlerce insanın ölümüne yol açtı. BM raporlarına göre yaklaşık 260 bin kişi öldü. Bu ölümlerin yaklaşık yarısı 5 yaş altı çocuklardı.
Buna karşın, sonraki yıllarda Dünya Gıda Programı ve UNICEF öncülüğünde yürütülen erken uyarı ve hızlı yardım mekanizmaları, benzer bir felaketin tekrar yaşanmasını büyük ölçüde engelledi.
- Ruanda: Yardım var, güvenlik yoksa…
1994 Ruanda Soykırımı, insani yardımın tek başına yeterli olmadığını gösteren bir örnek. Yardım kuruluşları bölgede gıda ve tıbbi destek sağlamaya çalışsa da, güvenli koridorların olmaması ve uluslararası toplumun geç müdahalesi yüz binlerce insanın katledilmesini engelleyemedi.
Çoğunluğu Tutsi olmak üzere 100 gün içinde 1 milyona yakın kişi öldürüldü.
Bu süreç, insani yardımın koruma, güvenlik ve siyasi irade ile birlikte düşünülmesi gerektiğini uluslararası toplumun acı bir şekilde öğrenmesine yol açtı.
- Yemen: Yardımın engellendiği modern insani felaket
Yemen’de süren iç savaş, günümüzün en büyük insani krizlerinden birini yarattı. Limanların kapatılması, hava sahasının kısıtlanması ve yardımların siyasileştirilmesi, milyonlarca insanı açlık sınırına sürükledi.
Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Yemen’de milyonlarca çocuk insani yardıma bağımlı hale gelirken, yardım girişlerindeki her gecikme doğrudan can kayıplarına yol açıyor. Bu durum, Gazze’de yaşananlara sıkça yapılan benzetmelerin de temelini oluşturuyor.
Bu nedenle Gazze’den Suriye’ye, Bosna’dan Yemen’e uzanan bu tabloda insani yardımların bir iyilik, ayrıcalık, ayrımcılık ya da pazarlık değil, geciktiğinde bedeli on binlerce hayat olan evrensel bir sorumluluk olduğunu herkese hatırlatıyor.
(HA)

