Save the Children ve Vodafone Vakfı tarafından yaptırılan, araştırma şirketi Ipsos tarafından gerçekleştirilen çalışma, çocukların dijital ortamdaki deneyimlerini ve karşılaştıkları sorunları ortaya koydu.
Connected Childhood (Dijital Çağda Çocukluk) başlıklı araştırma, Türkiye dahil dokuz ülkede 13-18 yaş aralığındaki 7 bin 755 çocuk ve gençle gerçekleştirildi. Türkiye’den 1.000 çocuk ve genç araştırmaya katıldı.
Rapora göre Türkiye’de çocukların yüzde 11’i dijital ortamda iyi olma hâli göstergesinde düşük, yüzde 67’si orta düzeyde puan aldı. İyi veya yüksek düzeyde puan alanların toplam oranı ise yüzde 22’de kaldı. Dokuz ülkenin genelinde bu oran yüzde 26 oldu.

Gençler sosyal medya kısıtlamasına mesafeli: "Yasak çözüm değil, girmek isteyen yolunu bulur"
Türkiye, mesajlara yanıt verme baskısında ilk sırada
Türkiye’deki çocukların yüzde 31’i, mesajlara yanıt vermek veya çevrimiçi etkinliklere katılmak zorunda hissettiği için internette planladığından daha uzun süre kaldığını belirtti.
Bu oran, araştırmanın gerçekleştirildiği dokuz ülke arasındaki en yüksek oran. Dokuz ülkenin genelinde ise yüzde 14.
Araştırmacılara göre çocukların internet kullanımını kontrol etmekte zorlanması yalnızca kişisel tercihlerle açıklanamaz. Dijital platformların sürekli kullanımı teşvik eden tasarım özellikleri de bu süreçte etkili olabiliyor.
Çocuklar çevrimdışı yaşamı özlüyor
Araştırma, Türkiye’de çocukların internet kullanırken çevrimdışı yaşamın bazı yönlerinden uzak kaldıklarını düşündüklerini de gösterdi.
Katılımcıların yüzde 46’sı aileleri ve arkadaşlarıyla zaman geçirmeyi, yüzde 39’u dışarıda veya doğada bulunmayı özlediğini belirtti. Yüzde 38’i daha iyi uyumayı, yüzde 34’ü dikkat dağılmadan bir konuya odaklanmayı, yüzde 31’i ise kesintisiz yüz yüze sohbet etmeyi özlediğini söyledi.
Çevrimdışı yaşamla ilgili hiçbir şeyi özlemediğini belirtenlerin oranı Türkiye’de yalnızca yüzde 5 oldu.
Dijital beceriler yüksek, iyi olma hâli düşük
Türkiye’de çocukların yüzde 78’i, dijital güvenlik, kullanım alışkanlıklarını yönetme, kimlik ve ilişkiler, dijital okuryazarlık ve empatiyi kapsayan genel endekste iyi veya yüksek düzeyde puan aldı. Türkiye bu sonuçla Romanya’nın ardından ikinci sırada yer aldı.
Ancak çocukların çevrimiçi ortamlarda kendilerini nasıl hissettiklerini ölçen ayrı göstergede bu oran yüzde 22’ye düştü.
Türkiye’de dijital güvenlik alanında iyi veya yüksek puan alanların oranı yüzde 71 iken internet kullanımını yönetme alanında yalnızca yüzde 38 oldu.
Rapora göre bu fark, çocukların dijital becerilerinin gelişmiş olmasının çevrimiçi ortamlarda kendilerini iyi hissetmeleri için yeterli olmadığını gösteriyor.
Ekonomik eşitsizlik dijital dünyaya da yansıyor
Araştırma, ekonomik güçlük yaşayan çocukların dijital ortamlarda daha fazla sorunla karşılaştığını ortaya koydu.
Türkiye’de gıdaya yeterli ve düzenli erişememe riski taşıyan çocukların yalnızca yüzde 10’u dijital ortamda iyi olma hâli göstergesinde iyi düzeyde puan aldı. Türkiye genelinde bu oran yüzde 20.
Dokuz ülkenin genelinde ise engelli çocukların ve heteroseksüel olmadığını belirten çocuk ve gençlerin dijital ortamda daha fazla engelle karşılaşabildiği belirlendi.
Araştırmacılar, bu eşitsizliklerin ayrımcılık, ekonomik güçlükler, erişilebilir olmayan teknolojiler ve yetersiz destek mekanizmalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

"TikTok çocukları ve gençleri intihar eğilimli içeriklere yönlendiriyor"
“Sorumluluk yalnızca çocuklara bırakılamaz”
Save the Children ve Vodafone Vakfı, araştırma sonuçları doğrultusunda teknoloji şirketlerine, hükümetlere ve eğitim kurumlarına çağrıda bulundu.
Raporda dijital platformların çocukların güvenliğini ve iyi olma hâlini gözeterek tasarlanması, sürekli kullanımı teşvik eden özelliklerin sınırlandırılması ve çocukların ruh sağlığı destek hizmetlerine erişiminin güçlendirilmesi önerildi.
Dijital iyi olma hâli, eleştirel dijital okuryazarlık ve siber zorbalıkla mücadelenin eğitim müfredatlarına dahil edilmesi de öneriler arasında yer aldı.
Araştırmacılar, çocukların dijital ortamda karşılaştıkları sorunların çözümünün yalnızca bireysel önlemlerle sağlanamayacağını, teknoloji şirketlerinin ve kamu kurumlarının da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtti.
(NÖ)






