Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), “Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde Medya İzleme Raporu” yayımladı.
Dernek, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısından 1 Ekim 2026’ya kadar geçen dönemde ulusal ve uluslararası medyanın kullandığı dili, haber çerçevelerini, kaynak tercihlerini ve aktör çeşitliliğini inceledi.
Aynı siyasi gelişmelerin farklı medya kuruluşlarında farklı kavramlarla ve farklı bağlamlarda haberleştirildiğini belirledi.
Buna göre iktidara yakın medya, güvenlik ve terör söylemini öne çıkarırken, muhalif medya siyasi rekabet ve sürece yönelik şüpheler üzerinde durdu. Raporun ‘özgür basın’ olarak tanımladığı yayınlar ise barış, müzakere ve demokratik çözüm kavramlarına ağırlık verdi.

BİANET'TEN YENİ RAPOR
Televizyonlarda Hak Odaklı Barış Haberciliği Peşinde: ‘Suriye’ Gündemi
Üç farklı haber çerçevesi
DFG, Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının haberleştirilmesinde belirgin biçimde ayrışan üç ana çerçeve saptadı.
Rapora göre Anadolu Ajansı, Yeni Şafak, Sabah ve Türkiye gibi iktidara yakın yayınlar çağrıyı ağırlıklı olarak PKK’nin feshi ve silahsızlanması üzerinden ele aldı. DFG, bu grupta “örgüt elebaşı”, “terörist başı” ve “sözde barış çağrısı” gibi ifadelerin kullanıldığına dikkat çekti ve haberlerin güvenlik ekseninde kurulduğunu belirtti.
Cumhuriyet ve Sözcü gibi iktidara muhalif yayınlar ise sürece daha çok eleştirel ve şüpheci yaklaştığını, iktidarın siyasi hedeflerini, geçmiş çözüm girişimlerini ve sürecin olası sonuçlarını öne çıkardı.
Mezopotamya Ajansı, Evrensel, Yeni Yaşam ve JinNews ise haberlerinde “barış”, “müzakere” ve “demokratik çözüm” kavramları daha görünürdü.
BBC, Reuters, Associated Press ve The Guardian gibi uluslararası kuruluşlar da gelişmeleri daha çok Türkiye’nin iç siyaseti, bölgesel dengeler ve Orta Doğu bağlamında, betimleyici bir dille aktardı.

2025'te çözüm sürecinde neler yaşandı?
Fesih kararında da güvenlik dil öne çıktı
DFG, PKK’nin 12 Mayıs 2025’te duyurduğu fesih kararının ardından yayımlanan manşetleri de inceledi.
Türkiye gazetesi “Terör Belası Bitiyor”, Akşam “41 yıllık Bela Bitti”, Türkgün’ün ise “Terörsüz Türkiye’de Tarihi Adım” başlıklarını kullandı. Dernek, bu başlıkların gelişmeyi barış ve demokratik çözümden çok güvenlik ve örgütün sona ermesi üzerinden çerçevelediğini değerlendirdi.
DFG, Yeni Yaşam’ın “Yeni Bir Başlangıç”, Evrensel’in ise “Bahane Kalmadı” başlıklarını kullandığını ve bu yayınların gelişmeyi yeni bir siyasi dönem ve demokratik çözüm perspektifiyle ele aldığını kaydetti.
Çerçeve yasa farklı anlamlarla haberleştirildi
Raporda, “Çerçeve Yasa” olarak anılan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun hakkındaki haberleri de karşılaştırıldı.
DFG’ye göre iktidara yakın ve güvenlik merkezli yayınlar yasayı PKK’nin silahsızlandırılması ve “Terörsüz Türkiye” hedefi üzerinden haberleştirirken, bazı muhalif ve “özgür basın” yayınları hukuki düzenlemeler, demokratikleşme ve barış sürecinin geleceği üzerinde durdu.
Raporda Yeni Yaşam’ın “Tarihsel dönemin ilk yasal adımı” ve “Yasa Öcalan’la Pratikleşir”, Evrensel’in “Çerçeve Yasa Meclis’ten geçti, eleştiriler sürüyor”, Cumhuriyet’in “Barışın Koşulu Demokrasi”, BirGün’ün ise “Çerçeveden çıkmak lazım” başlıkları örnek gösterildi.
DFG, bu örneklerin aynı yasal düzenlemenin farklı medya kuruluşlarında farklı siyasi ve toplumsal anlamlarla çerçevelendiğini gösterdiğini belirtti.
"Villa" ve "konut": Bir kelime haberin çerçevesini nasıl değiştiriyor?
DFG, İmralı Cezaevi yerleşkesindeki yeni yapıyla ilgili haberleri de dil ve çerçeveleme açısından örnek olarak ele aldı.
Bazı yayınlar yapıyı “villa” diye tanımlarken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamasında “konut” ifadesi yer aldı. Bahçeli, söz konusu yapının Öcalan’ın görüşmeler yapması, mesajlarını aktarması ve gerektiğinde gazetecilerle görüşmesi amacıyla kullanılacağını söyledi.
DFG’ye göre “villa” kelimesi haberi “ayrıcalık” ve “statü” tartışmasına taşırken “konut” ifadesi görüşme ve iletişim koşullarını öne çıkaran farklı bir çerçeve kurdu.
Dernek bu örnek üzerinden gazetecilerin yalnızca bir bilginin doğru olup olmadığını değil, hangi kelimelerle tanımlandığını ve başlıkta hangi unsurun öne çıkarıldığını da sorgulaması gerektiğini kaydetti.
"Kim konuşuyor, kim görünmüyor?"
Rapor, yalnızca kullanılan kelimeleri değil, gazetecilerin başvurduğu kaynakları da mercek altına aldı.
Süreç haberlerinde devlet kurumları, hükümet temsilcileri ve siyasi parti yöneticilerinin açıklamalarının ağırlığı, Kürt siyasi aktörleri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, gazeteciler ve toplumun farklı kesimlerinin görünürlüğüyle karşılaştırıldı.
DFG, medya izlemesinde “Kim konuşuyor?” ve “Kim görünmüyor?” sorularının da dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Buna göre kaynak çeşitliliğinin düşük olduğu haberlerde siyasi aktörlerin açıklamaları belirleyici olurken, farklı toplumsal kesimlerin görüşlerine yer veren haberler sürecin sosyal, hukuki ve insani boyutlarını daha görünür kılıyor.
Dünyadan barış gazeteciliği örnekleri
Raporun ikinci bölümü Kolombiya, Ruanda, İsrail-Filistin, Kuzey İrlanda, Güney Afrika ve Nepal’deki çatışma ve barış süreçlerinde medyanın rolüne ayrıldı.
DFG, bu örneklerden hareketle medyanın çatışma dönemlerinde şiddeti besleyebileceği gibi barış süreçlerinde diyalog ve uzlaşmayı da güçlendirebileceğini belirtti.
Dernek, dünya örneklerinde üç ortak noktaya dikkat çekti: İnsan hikâyelerine odaklanmak, kapsayıcı bir dil kullanmak ve çözüm odaklı habercilik yapmak.
Rapora göre Türkiye’deki haberler çoğunlukla devlet yetkilileri, siyasi liderler ve güvenlik söylemi üzerinde yoğunlaşırken, diğer ülkelerdeki barış gazeteciliği örneklerinde eski savaşçıların topluma dönüşü, çatışmadan etkilenenlerin deneyimleri ve gündelik yaşamdaki değişimler daha fazla görünürlük kazanıyor.
DFG'den gazetecilere ve medya kuruluşlarına yedi öneri
DFG, raporun sonunda medya kuruluşlarına ve gazetecilere yedi başlık altında öneriler sundu.
Dernek, gazetecilerin sürecin temel aktörlerine doğrudan ulaşabilmesini ve soru sorabilmesini, haberlerde hukukçulara, akademisyenlere, sivil toplum örgütlerine, mağdurlara ve toplumun farklı kesimlerine daha fazla yer verilmesi gerektiğini kaydetti. Şöyle dedi:
“Medyanın sürece ilişkin rolü yalnızca gelişmeleri aktarmakla sınırlı değildir. Kullanılan dil, seçilen başlıklar, kaynak tercihleri ve hangi aktörlerin görünür kılındığı, kamuoyunun süreci nasıl değerlendirdiğini de etkilemektedir. Bu nedenle gazeteciliğin temel ilkeleri doğrultusunda daha çoğulcu, doğrudan bilgiye dayanan ve farklı aktörlerin söz hakkını gözeten bir habercilik anlayışının güçlendirilmesi gerekmektedir.”
DFG ayrıca Kürt meselesinin yalnızca “güvenlik”, “terör” ve “silah bırakma” başlıklarıyla ele alınmaması, hukuk, haklar, demokratikleşme, siyasi katılım ve Kürtlerin taleplerinin de haberlerde görünür olması gerektiğini belirtti.
Gazetecilere ayrımcı ve dışlayıcı ifadeleri yeniden değerlendirme, haber ile yorum arasındaki sınırı koruma, kullanılan nitelemelerin kaynağını açıkça belirtme ve başlıkların haber içeriğini doğru biçimde yansıtmasını sağlama çağrısı yaptı.
DFG ayrıca sürecin toplum üzerindeki etkilerinin ve gündelik yaşama yansımalarının daha fazla haberleştirilmesini istedi. Raporun sonuç bölümünde medyanın görevini şöyle tarif etti:
“Medyanın görevi herhangi bir siyasi görüşü savunmak ya da karşısında konumlanmak değil; kamuoyunun doğru, çoğulcu, doğrudan ve doğrulanabilir bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.”
Raporun tamamı için buraya tıklayın
(HA)








