Antakya’nın sokaklarında araçla ilerliyor. Bir yandan radyodan gelen şarkıya eşlik ediyor, bir yandan yol kenarında hâlâ boş duran alanlara, yıkılan binalardan geriye kalanlara bakıyor. Cümlelerini bazen yolda gördüğü bir detay kesiyor, bazen sesi boğazında düğümleniyor. Sonra durup şunu söylüyor:
“Aslında güçlü kadınlar değiliz biz. Bu çok yanlış bir algı. Güçlü olmak zorunda kaldık ve güçlü olduk. Eğer başka bir seçeneğimiz olsaydı belki bu kadar sertleşmezdik. Ama yaşadığımız şeyler bizi mecbur bıraktı. Güçlü olmak bir tercih değildi, hayatta kalmanın tek yoluydu.”
6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Hatay ve Adıyaman’da hayat hâlâ kurulmazken, enkazın altında kalan gündelik yaşamı kadınlar omuzladı. Kooperatifler, kadınlar için üretim alanı değil, hayatta kalmanın tek yolu hâline geldi.
Hatay, hâlâ en ağır yıkımı taşıyan kentlerden biri. Defne Kadın Kooperatifi’nden Nesrin Burç Deli, bu üç yılın nasıl geçtiğini anlatırken “umut” kelimesine özellikle mesafeli duruyor.
“Bize sık sık ‘umudunuzu nasıl korudunuz’ diye soruyorlar. Ama umutsuz kalmaya zamanımız olmadı ki. Gerçekten olmadı. Çünkü etrafımızda sürekli bir ihtiyaç vardı. Biri yemek bekliyordu, biri çadır, biri ilaç, biri sadece konuşacak birini. Böyle bir yerde durup ‘ben umutsuzum’ deme lüksünüz olmuyor. O yüzden umut korumadık, mecburen hareket ettik.”
"Sadece bina yapmak hayat kurtarmıyor"
Depremden üç yıl sonra Antakya’nın hâlâ nasıl bir halde anlatıyor:
“Şu an Antakya sokaklarındayım. Akşama saat beşte anma var. Boğazım düğümleniyor çünkü üç yıldır bu sokaklar hâlâ bildiğimiz sokaklar değil. Atatürk Caddesi’nin ortası yapılmış ama geçiş yok. Kurtuluş Caddesi’nin ortası yapılmış ama hayat yok. Asıl gerçek şu: Bizim yaşadığımız yerde yaşam yok. Sadece bina yapmakla hayat kurulmuyor.”
"Emeğimiz görülmüyor"

Kadınların yaşadığı görünmezliği anlatırken kelimeleri özellikle seçiyor:
“Bizim temel hedefimiz köyde kalan, görünmeyen kadınların gönlü olmaktı. Çünkü bu kadınlar yıllardır görülmüyor. Yanındakiler görmüyor, evdekiler görmüyor, erkekler görmüyor. Kadın hep gönül oluyor ama kimse onun ne hissettiğini, ne taşıdığını sormuyor. Görünmemek insanı çok kırıyor. Ürettiğiniz görülmüyor, emeğiniz görülmüyor.”
Katıldığı bir toplantıda kadınların anlattıklarını paylaşıyor:
“Bir kadın dedi ki ‘Ben hep gönül oldum ama hiç anlaşılmadım.’ Başka biri dedi ki ‘Ben görünmemekten yoruldum.’ Görünür olduğunuzda her şey değişecek sanıyorsunuz ama değişmiyor. Bir yol deniyorsunuz, kapalı. Başka bir yol deniyorsunuz, o da kapalı. Bu tekrar tekrar yaşandığında insan çok yıpranıyor. Umut kaybı dediğimiz şey tam olarak bu.”
“Yeniden bir hayat kuruluyor mu?” sorusuna verdiği yanıt net:
“Hayır, henüz yeniden kurulmuş bir hayat yok. Biz hâlâ 6 Şubat’tayız. O günün çemberinin içindeyiz ve dışına çıkamadık. Evet bazı binalar yapıldı ama hayat başka bir şey. Sosyal bağlar yok, üretim yok, güven yok. Biz o çemberin dışında değiliz, tam ortasındayız hâlâ.”
Kooperatifin neye dönüştüğünü anlatırken sesi biraz güçleniyor:
“Kadınlar bir arada olmak zorunda. Çünkü başka türlü şansımız yok. Kooperatif sadece üretim yapılan bir yer değil. Kadının sesini duyurduğu, varlığını hissettirdiği bir alan. Afet zamanında aynı gölgenin altına sığabildiğiniz bir yer. Biz bunu yaşayarak öğrendik. Birbirimizi iyileştirerek ayakta kaldık.”
Devlete çağrısını da açıkça dile getiriyor:
“Kadınlara sürekli ‘kooperatif kurun’ deniyor ama gerçek destek yok. Kooperatif şirket değil. Deneyim yok, bilgi yok ama vergi yükü var. Bu yüzden birçok kooperatif kapanıyor. Yeni kooperatifler kurdurmak yerine var olanları güçlendirmek gerekiyor. Yoksa bu kadınları bir kez daha hayal kırıklığına uğratmış oluyorsunuz.”
“Kooperatif bizim sığınağımız oldu”
Adıyaman, Besni. Bethesna Kadın Girişimi Kooperatifi’nden Selvinaz Karaboğa, depremin üçüncü yılına girerken duyguların daha ağırlaştığını söylüyor:
“İlk gün ne yaşadığımızı bile fark edemedik. Kriz yönetmek zorundaydık. Çoluk çocuk bize bakıyordu. O günlerde hissetmeye zaman yoktu. Zaman geçtikçe insan acısının, kaybının farkına varıyor. Bugün daha zor çünkü artık durup düşünmeye başlıyorsunuz.”
Kooperatifi neden kapatmadıklarını anlatırken özellikle kararlı:
“Kooperatif bir hobi değil. Bir iş yeri. Bugün açtım yarın kapattım diyecek bir lüksümüz yoktu. Kadınlar buraya güvenerek geldi. Onlara ‘olmuyor’ deyip bırakmak istemedim. Çünkü bu sadece ekonomik bir mesele değil, bu kadınların hayata tutunma biçimi.”
Deprem sırasında kooperatifin rolünü şöyle anlatıyor:
“Kooperatif üst hâline geldi. Yardımlar burada toplandı, insanlar burada kaldı. Bizim evimiz hepimizin evi oldu. Evin sağlam olması yetmiyor, yalnız kalmaman lazım. Bir arada olmak insanı hayatta tutuyor.”

Kadınların değişimini anlatırken duraksıyor:
“Başta kadınlar çok içine kapanıktı. Kaderine razı gibiydi. Ama kooperatifte zamanla kendilerini güçlü hissetmeye başladılar. Kaybı olan geliyor, konuşuyor. Kazanamasak bile burada iyi hissettiklerini söylüyorlar. Bu çok kıymetli.”
Kooperatifin öğrettiği en temel şeyi ise şöyle özetliyor:
“Deprem bana şunu öğretti: Ya mesleğiniz olacak ya toprağınız. İkisi de yoksa umudunuz olmuyor. Kooperatif kadınlara bir meslek kazandırdı. Bu yüzden vazgeçmedik.”

Deprem bölgesinde kadınların son bir yılı nasıl geçiyor?

KADINLARDAN 6 ŞUBAT EYLEMİ
'Unutmuyoruz, affetmiyoruz, hesap soruyoruz'

6 ŞUBAT DEPREMLERİNİN 6. AYI
Kadın depremzedeler nasıl güçlenecek?
.jpg)
DEPREMİN 41. GÜNÜ
Deprem bölgesinde kadınlar ve LGBTİ+’lar şiddetin hedefinde
(EMK)







