Gülistan Doku’nun kayboluşuna dair yürüttüğüm kapsamlı dosya çalışması kapsamında, olayın geçtiği dönemde onunla aynı şehirde bulunan ve bir süre aynı evi paylaşan kadın öğrencilerden biriyle dolaylı bir söyleşi yaptım.
Güvenlik kaygıları nedeniyle “S” olarak anacağım bu tanıkla temasımı bölgede eğitim emekçisi olarak çalışan ve hem Rojvelat’ın ailesini hem de S.’yi yakından tanıyan bir arkadaşım sağladı.
Bu söyleşi, yalnızca Gülistan Doku’nun kişiliğine ve gündelik yaşamına dair bir tanıklık sunmakla kalmıyor aynı zamanda o dönemde Dersim’de üniversite öğrencisi olan genç kadınların karşı karşıya kaldığı sosyal, politik ve yapısal koşulları da görünür kılıyor. S.’nin aktardıkları, bireysel hatıraların ötesine geçerek, güvencesizlik, korku, yalnızlık ve çok katmanlı baskı ortamı içinde şekillenen bir deneyimi ortaya koyuyor.
Tanıklık boyunca Gülistan Doku’nun yaşamına, arkadaşlık ilişkilerine, çalışma koşullarına ve kayboluşuna giden süreçte çevresinde gelişen olaylara dair önemli ayrıntılar var.
Gülistan ile ne zaman ve nasıl tanıştınız ? Kendisini bize nasıl anlatmak istersin ?
Ben 2015 – 16 döneminde Dersim’de Üniversite öğrencisi oldum. Sonrasında çalışmaya devam ettiğim için 2019’a kadar Dersim’de kaldım. Gülistan ile de çalıştığım kafede tanıştım. Çok sessiz, sakin kendi halinde, zaten Rojvelat ile aynı kafede dönüşümlü olarak çalışıyorlardı. Hafta içini bu şekilde paylaşmışlardı. Boş kaldığı tek gün olan Pazar günü de Dersim pazarında satılan Gulik denen otu ve bir de balık temizlemek için çalışıyorlardı. Çok sessiz, sakin, kendi halinde, korkak, çok korkaktı gerçekten, insanalara çok temkinli davranırdı. Çok dikkatli ve şüpheciydi. Tertemiz bir insandı, sigarası alkolü bir şeyi yoktu. Politik bir aileden gelmiyordu, ancak kendisi politik birisiydi. Kafede tanıştık, ancak arkadaşlığımız uzun bir süre devam etti. En azından ben Dersim’den ayrılana kadar.
Gülistan ve Rojvelat ile aynı kafede çalıştığınız zaman diliminde özel hayatını da elbette seninle paylaşmıştır. Z. ile olan arkadaşlığı hakkında neler söyleyebilirsin ?
Gülistan ve Rojvelat benden sonra kafede çalışmaya başladılar. Gülistan’ın Z. ile ilişkisine tanık oldum elbette, bunu şimdi söylerken tedirgin oluyorum, ancak ilişkilerinde dikkat çeken bir şey yoktu. Zeyn’de iyi bir inana benziyordu. Ona dair kötü bir anı kalmadı benden. İlk etepta ilişkilerini yargılamış olsak da sonrasında bizde ilişkiye dair bir kaygı da kalmadı. O ilişkiyi yakın arkadaşları olarak bizler de destekledik. Bizimle olan arkadaşlığı da iyiydi. Hayatı spor salonu ve kafe arasında geçiyordu. Gülistan’a yaklaşımında hiç bir sorunda görmüyorduk.
Ancak üvey babasından hepimiz çok korkuyorduk. Zaten üvey babası, annesi ve kardeşi ile kafenin hemen üst katında oturuyorlardı. Bizim kafenin yemekleri hep kötü çıkardı, Z.annesi bize hep yemek getirirdi. Z. ise her zaman bize ; « babam öğrenmesin bize kızabilir » diyordu. Babası Kürtlerden nefret ediyordu. Gülistan ile ilişkilerini öğrendiklerinden Z.’yi evden kovmuştu üvey babası. Rica ettiler, bir süre bende kaldılar. Sonra Z. evine dönmüş olmasına rağmen aralarındaki sorun hep devam etti. Z. dil öğrenmek için garsonluk yapıyordu orada. İlk bu olaylar olduğunda biz Vali ve oğlunu bilmiyorduk, direk Z.’nin babasından kuşkulandık.
Politik bir aileden gelen biri olarak Dersim’de yerel halk ve örgütlü yapılarla ilişkiniz nasıldı ? Bu sorunlar ortaya çıktığında kurumlar nasıl bir tutum aldı ve siz yeterli destek gördünüz mü ?
En azından o dönem için şunu söylebilirim. O dönem Dersim’de öğrenci olan, ne ben, ne da başkası, kadın erkek hiç kabul görmedik. Yerel halk zaten Üniversite’nin kapatılmasını istiyordu ilk günden bu yana. Bizler, yani benim yakın arkadaşlarım, bizler politik aidiyetleri olan ailelerin çocukları olarak ilk etapta devlete karşı kendimizi korumaya çalıştık. Devletin bölgeye, Dersim’e dönük politikalarına yabancı değildik. Kendimizi devlete karşı korumaya çalışırken, zamanla diğer bir tehlikenin de yerel halk olduğunu gördük. Tabi buna karşı savunmasızdık.
Dersim’de kürt kadın bir öğrenci olmak hem yerel halk ve hemde tabiki devletin politikaları için söylüyorum kabul görmüyorsun ve tehlikeli olarak kodlanıyorsun. Sana hep bir kaygı ve kuşku ile bakıyorlar. Devletin kendi kadroları, memurları seni kendi politikaları açısında dönüştürebilecekleri bir kadın olarak gördüklerinde, doğrudan fuhuş, uyuşturucu ağlarına direk düşüyorsun. Bunun için yoğun bir çalışma da yürütüyorlar. Hatta işte çalıştığımız zaman diliminde, uzman askerler, çavuşlar gelip bize dönük ; « ne zamandan beri burada çalışıyorsun, ben bu güzelliği daha önce nasıl fark edemedim, artık senin için sürekli buraya geliriz. Sen nerelisin, ben Diyarbakır’ı çok seviyorum, kadınları çok güzeldir, bir gün başka bir yerde buluşalım. Birlikte bir şeyler yapalım… » tarzında tacizlere maruz kalıyorduk.
Bu yaklaşımlarına bekledikleri cevapları alamayınca tavırları değişmeye başlıyordu. Sana dair bütün bilgilere sahip oluyorlardı zaten. Nereli olduğundan hangi bölümü okuduğuna kadar. Beklentilerine olumlu yanıt almayınca tavırları tamamen değişmeye başlıyordu. Ben bir kafeden sadece bu yüzden ayrıldım. Masalarını toplarken ; « Biz dağlarda öldürdüklerimizin kelle başı para alıyoruz, » gibi cümleler sarfetmişlerdi. Bundan sonra bu işten ayrıldım.
Yerel halk için, açık söylemek gerekirse öfke içindeyim. Öğrencilere karşı tavırlarını onaylamak mümkün değil. Bunları açık konuşmam gerektiğini tam bilmiyorum, ancak işte daha en başından seni potansiyel olarak kızlarını, erkeklerini baştan çıkarack bir kişi olarak kodluyorlar. Ne yaparsan yap, sen onlar için bir tehlikesin. Bir polis, uzman çavuş, devlet memuru domatesin kilosuna 10 lira öderken, yerel esnaf bizden 15 - 20 liraya alıyorduk, bize yaklaşımları hep bu şekilde oldu.
Dersim’e beklentilerle gittiniz ancak hayal kırıklığı yaşadınız. Bu süreçte örgütlü yapılar—özellikle DEM Parti ve diğer sosyalist gruplar—nasıl bir tutum aldı ? Siz bu sorunları onlarla paylaştınız mı, yeterli destek gördünüz mü ?
Cem Tekinoğlu var mesela, o dönem Üniversite’de Bilgi İşlemdeydi. O dönemde ona dair yürüyüşler düzenlendi, tepkiler gösterildi ancak herhangi bir sonuç elde edilemedi. O dönem pratikleri açısında Cem Tekinoğlu basına da yansıdı. Bu şahıs Dersim’de ciddi bir tehlikeydi. Sadece Dersim değil, insanlık için büyük bir tehlike kendisi. Öğrencileri memurlara pazarlıyordu. Bunu nasıl yapıyordu, notlarla mı, tehditle mi bilmiyorum elbette. Bizler bir şekilde kendimizi korumaya albiliyorduk kendi arkadaş çevremizde. O süreçte bu kişiye karşı geliştirilen eylemlerde bizlerde yer aldık.
Zaten bizim kurumlar hiç yoktu, teoride evet vardılar, ancak pratikte hiç olmadılar. Yerel halk kendi içinde o kadar bölünmüş durumdaydı ki, işte EMEP, DHF, Partizan…Bütün bunlar bile bizde ciddi bir kafa karışıklığına sebep olmuştu. Orada yaşananlarda dair bu yapılardan doğru hiçbir uyarı almadık. Kendimizi hiç bir zaman güvende hissetmedik. Her arkadaş grubu kendisini korumaya çalışıyordu.
Bizim grup işte, Diyarbakır, Batman’dan gelen arkadaşlardık, kendi kendimizi bütün tehlikelere karşı korumaya çalışıyorduk. Bir yere giderken birbirimize mutlaka haber verir, konum paylaşırdık. Ya da şu saatte şu insanla birlikteyim diğer haberdar ederdik. Kendimizi bu şekilde korumaya çalıştık. Bizim hiç bir kurumumuz ortada yoktu. Buna müsade etmeyen de gene yerel halktı.
Devlet memurlarından karşı karşıya kaldığımız şeylerin benzerlerini yerel halktan insanlardan da yaşamaya başladık. Okan Turga diye birisi vardı. Üniversite hattında dolmuş şoförlüğü yapıyordu. Bir ara da öğrenci servisi olarak çalıştı. Gülistan ile çalıştığımız yerde tanışmıştık kendisi ile. Kendisine abi olarak bakıyorduk. Hatta evime ilk taşındığımda evimin eşyalarını o şoförler kendi aralarında toplayıp getirmişlerdi. Bizim yanımızda baya politik konuşmalar yaparlardı. Sonrasında bunun Vali ile fotoğraflarını görmüştük. Bizim için büyük bir hayal kırıklığı oldu bu durum tabi. Kendisi ile konuşmayı sonra bitirdik.
Gülistan ve Rojvelat’ın yaşadıklarına dair o dönem duyduklarını nasıl anlatabilirsin ?
Zaten Gülistan ve Rojvelat çok yakın arkadaşlardı. Yurtta da aynı odada kalıyor ve aynı kafede çalışıyorlardı. Evet en başından itibaren bütün Dersim halkı bunları biliyorlardı. Vali’nin oğlu bakirmiş, kendi ortamlarında bunlar konuşulup duruyormuş, Z.onların arkadaşı, sonrasında Z.arkadaşı Gülistan’ı arkadaşları ile tanıştırmak için aynı ortama götürmüş, bunlar o arada uyuşturucu kullanıyorlar, bu ortamda arkadaşları Vali’nin oğlu ile alay ediyorlarmış, Uğurcan Açıkgöz ve Umut Altaş’da aynı ortamdalar. O gece bu erkek gurubu Gülistan’ı ona sunmuşlar. Söylemler bu şekilde. Sonrasında uyuşturucunun etkisi ile sadece Vali’nin oğlu değil, birden çok tecavüze uğramış.
Hatta Gülistan’ın yanında başka genç bir kadının daha olduğu söyleniyor. O kişinin de Rojvelat olduğu söyleniyor. Biz bütün bunları duyduğumuzda Z.’nin üvey babası tarafından kaybedildiğini düşünmüştük. Hatta Dersim halkı bütün bunları en başından itibaren biliyordu.
Rojvelat’a dair neler söylebilirsin ?
Rojvelat çok ağır bir depresyon yaşamış. Ailesi olaydan sonra bize ulaştığında Gülistan’ın kaybolmasından sonra bir hafta yerde zeminde, fayansta uzanmış, o şekilde uyumuş. Yemek yemiyormuş, hatta kaybolmadan bir gün önce babasına ; « Baba ben ölürsem, beni nereye gömeceksin ? « diye sormuş. Arada zaman geçti, çok anımsamamakla birlikte sanırım beni köye gömün demiş.
Ben Rojvelat’ın bir çok şeyi bildiğini, hatta bir çok tehdite maruz kaldığını da düşünüyorum. Bu tabi tamamen sezgisel bir şey. Çünkü ben Rojvelatı’da hem çalıştığım kafeden, hem de Üniversiteden doğru yakından tanıyorum. Çok neşeli, pozitif, özgür ruhlu, bulunduğu ortamın adeta neşe kaynağıydı. Bana göre kendisi intihar edebilecek bir kadın değildi. Bunu çok emin bir şekilde söylebiliyorum. Muhtemelen a maruz kaldığı tehditler vardı, ya da bildiği şeyler vardı ve bunları kaldıramadı. Bir sekilde o sonuca sürüklendiğini düşünüyorum. Rojvelat intihar edebilecek bir kadın değildi, hayatım boyunca gördüm ve görebileceğim en neşeli kadındı.
Kendi kişisel deneyimlerinizden hareketle Dersim için neler söylemek istersiniz ?
Benim Dersim’de bir ilişkim vardı. Bu ilişki içinde iken, sonrasında kabul edemeyeceğim, hiç kimsenin de kabul etmemesi gereken bir çok şeye tanıklık ettim. Mafyavari, çetevari bir şeylere dahil olduğunu gördüm. Uyuşturucu. Bitirdik ilişkiyi, ama aslında hiç bir zaman bitmedi. Yıllarca tehdit edildim, şiddet gördüm, iftiraya uğradım, çalmadığım kapı kalmadı. Her kapıyı çaldım, herkese söyledim, herkesten yardım istedim. Ancak hiç kimse el uzatmadı. Hiç kimse. Sadece yanımda olan arkadaşlarım vardı. Bu arkadaşlar da Batman, Diyarbakır’da benim gibi gelen gençlerdi. Ve ben Dersim’den sırf hayatta kalabilmek için, sırf yaşabilmek için kaçtım. Çünkü artık baş edemiyordum. Çok tehlikeli bir yer, çok çok tehlikeli bir yer.
Hatta bu ilişiyi bitirdikten sonra oturduğum evde atıldım. On beş gün kadar, arkadaşlarım ile Dersim merkezde sallanan köprünün altında çadır kurmuştuk bir arkadaşım ile beraber. Sonrasında ancak bir apart bulup yerleşmiştik. O da uzun süreli olmadı. Çalıştığım yerden attırıldım. Kullanmazlarsa seni barındırmıyorlar da.
Son olarak şunu söyleyebilirim. Yukarıda yaşadığı ilişkiyi anlatmıştım. Gülistan için yapılan eylemlerde en önde onu gördüm. Evlerine gittiklerinde eşlerine şiddet uygulayan bir çok erkeği gördüm. Hepsi çok sahte ve yalan. Ne Dersim’i, ne de Dersim’im tarihini, ne Munzur’u, hiç birini haketmiyor bu insanlar. Umarım Gülistan’ın davasında herkes hakettiği cezayı alır, umarım Gülistan’ın bir mezarı olur.

GÜNCELLENİYOR
Kronoloji: Gülistan Doku’ya ne oldu?
(EMK)







