Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), dün (15 Ocak) Ankara’da gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç bildirgesini bugün yayımladı.
Bildirgede, Türkiye ve dünyanın savaşların yaygınlaştığı, otoriter rejimlerin güç kazandığı ve sermaye merkezli politikaların toplumsal yaşamı ağır biçimde tahrip ettiği bir süreçten geçtiği vurgulandı.
Metinde, ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya yönelik saldırısı hatırlatılarak, demokratik sorunların dış müdahalelerle değil, halkların öz gücü ve örgütlü mücadelesiyle çözülebileceği belirtildi.
Suriye’de Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) ve cihatçı grupların Kürtlere yönelik saldırılarının insanlık suçu olduğu ifade edilirken, Türkiye’nin söz konusu süreçteki tutumu da eleştirildi.
“Barışın kendiliğinden ilerlemediği kırılgan, gerilimli süreç”
Bildirgenin devamında, İran ve Gazze’de baskıya direnen halklarla dayanışma vurgusu yapılarak özetle şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye’de ise 1 Ekim 2024 sonrasında, eski çatışma rejiminin bütünüyle yeniden tesis edilmediği; ancak barışın da kendiliğinden ilerlemediği kırılgan, gerilimli ve mücadeleye açık bir süreç yaşanmaktadır. Bu sürecin en kritik tarihsel eşiği, 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır. Bu tarihsel çağrının gerçek bir karşılık bulabilmesi, sürecin asli ve baş muhatabı olan Sayın Abdullah Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarının düzeltilmesini; özgür ve gerçek bir müzakereyi mümkün kılacak fiziki ve siyasal zeminin oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.
“Barış süreci, soyut beyanlarla ya da dar müzakere başlıklarıyla sınırlanamaz. Bu noktada siyasal iktidara açık ve bağlayıcı bir çağrıda bulunuyoruz: Barışın gereği artık sözle değil, somut ve geri dönülmez adımlarla yerine getirilmelidir. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı; infaz rejiminden ifade özgürlüğüne, siyasal katılımdan yerel demokrasiye kadar çözümün altyapısını oluşturacak düzenlemeler gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Barış ertelenerek değil, siyasal cesaret ve tarihsel sorumlulukla kurulur.
“Barış, dış konjonktürün rehini değildir”
“Aynı şekilde barış dış gelişmelere, bölgesel ajandalara ya da zamana yayılmış belirsizliklere havale edilemez; halkların geleceği, büyük güçlerin stratejik hesaplarına teslim edilemez. Barış, dış konjonktürün rehini değildir; bu toplumun ortak iradesiyle kurulacak tarihsel bir zorunluluktur. Kalıcı ve gerçek bir barış ancak bu iradenin toplumsallaşmasıyla mümkündür. Halkların sürecin pasif izleyicisi değil, öznesi ve kurucusu haline gelmesi esastır. Parlamento bu sürecin önemli bir parçasıdır. Ancak barışın asıl gücü, toplumun örgütlü iradesinde ve demokratik mücadele kapasitesinde yatmaktadır. Bu nedenle barış mücadelesi, demokratikleşme mücadelesinden ayrı düşünülemez. Barış, eşit yurttaşlığı, özgürlüğü ve adaleti birlikte kuran; toplumsal dönüşümü hedefleyen bütünlüklü bir siyasal hattır.
“2026’da savaşın dayatıldığı yerde barışı, inkarın hüküm sürdüğü yerde eşitliği kurmak için; ekmek, özgürlük ve barış yolunda birlikte, örgütlü ve kararlıyız. Bu yol, bekleyişin değil kurucu mücadelenin yoludur. Barışın ertelendiği, adaletin askıya alındığı hiçbir düzen kalıcı değildir. Bizler, halkların öz gücüne dayanan, eşitliği ve özgürlüğü birlikte ören bir demokratik toplumu adım adım inşa etmeye kararlıyız. Emekçilerin alın terini, kadınların özgürlük mücadelesini, gençlerin geleceğe dair umudunu bu ortak hatta buluşturuyoruz.
“Barış, yalnızca bir talep değil; örgütlü mücadeleyle kurulan bir yaşamdır ve bu yaşamı birlikte kazanacağız.” (TY)









