DEM Parti Grup Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili Meral Danış - Beştaş’ın 6-7 Eylül 1955 olaylarının tüm yönleriyle araştırılması için verdiği Meclis Araştırması önergesi, “pogrom” ifadesinin “kaba ve yaralayıcı” olduğu gerekçesiyle iade edildi.
*Pogrom (Türkçede bazen “pognım” diye yanlış telaffuz edilebiliyor), belirli bir etnik, dini veya toplumsal gruba karşı örgütlü ve kitlesel şiddet, yağma, saldırı ve öldürme eylemlerini ifade eder.
Kelime Rusça “погром” (pogrom) sözcüğünden gelir; “yıkıp dökme, tahrip etme” anlamındadır.
6-7 Eylül 1955 olayları için “pogrom” nitelemesi kullanılması, olayların özellikle İstanbul ve İzmir’de Rumlara başta olmak üzere Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik örgütlü saldırılar, yağma, işyerlerinin ve evlerin tahrip edilmesi ve şiddet içermesine dayanır.
Danış-Beştaş, “Pogrom, dinsel, etnik veya siyasi bir gruba karşı düzenlenen organize ve kitlesel şiddet, kıyım veya katliam hareketidir. Ve 6-7 Eylül olayları da açık ve net bir şekilde pogromdur” dedi.
Önergenin “pogrom” ifadesinin “kaba ve yaralayıcı” bulunması nedeniyle iade edildiğini belirten Danış-Danış-Beştaş, şöyle konuştu:
“Bizzat olayların kendisi toplumu yaralamış olup geçmişin hatırlanması ve olayların araştırılması talebi son derece meşru iken, olayların oluş biçimini tanımlayan ‘pogrom’ ifadesinin ‘yaralayıcı’ bulunması ile iadesini kamuoyunun takdirine sunuyoruz.”
6-7 Eylül’ün tüm yönleriyle araştırılması istendi
Danış-Beştaş'ın 7 Eylül 2026 tarihli önergesinde, üzerinden 71 yıl geçen 6-7 Eylül 1955 olaylarının tüm yönleriyle araştırılması talep edildi.
Önergede; olayların sorumlularının ve sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması, yaşanan can ve mal kayıplarının tespit edilmesi, mağdurların maddi ve manevi zararlarının belirlenmesi ve olayların Türkiye’nin toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısı üzerindeki uzun vadeli etkilerinin araştırılması istendi.
Önergede ayrıca geçmişle yüzleşmenin sağlanması ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli hukuki, idari ve toplumsal tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılması talep edildi.
“Örgütlü ve kitlesel saldırıya dönüştü”
Önergenin gerekçesinde 6 Eylül 1955’te Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı haberinin yayılmasının ardından İstanbul’da kitlesel saldırıların başladığı belirtildi.
Kıbrıs meselesi etrafında yükselen milliyetçi atmosferin de etkisiyle saldırıların kısa sürede örgütlü ve kitlesel bir niteliğe büründüğü ifade edilen gerekçede, başta Rum yurttaşlar olmak üzere Ermeni ve Yahudi yurttaşların evlerinin, işyerlerinin ve ibadethanelerinin hedef alındığı kaydedildi.
Saldırıların İstanbul’un Beyoğlu, Şişli, Kurtuluş, Kumkapı, Samatya, Yedikule ve Adalar başta olmak üzere gayrimüslim yurttaşların yoğun olarak yaşadığı çok sayıda semte yayıldığı belirtildi. İzmir ve bazı diğer yerleşim yerlerinde de saldırıların gerçekleştiği ifade edildi.
Gerekçede kiliseler, sinagoglar, mezarlıklar, okullar, evler, dükkânlar ve fabrikaların tahrip edildiği; çok sayıda işyeri ve konutun yağmalandığı ve insanların can güvenliğinin tehdit edildiği aktarıldı.
“Sorumluluk zinciri araştırılmalı”
Önergede, 6-7 Eylül olaylarının yalnızca “kendiliğinden gelişen bir toplumsal taşkınlık” olarak değerlendirilmesinin olayların gerçek boyutlarının ortaya çıkarılmasının önünde engel oluşturduğu belirtildi.
Saldırıların çok sayıda bölgede aynı zaman diliminde başlaması, kalabalıkların farklı noktalara yönlendirilmesi, olaylar öncesinde ve sırasında yapılan propaganda ve yayınlar ile saldırılarda kullanılan araç ve yöntemlerin araştırılması gerektiği ifade edildi.
Dönemin kamu makamları ve güvenlik güçlerinin tutumunun da incelenmesi istenen gerekçede, olayların başladığı andan itibaren saldırıları önlemek için etkili müdahalede bulunulup bulunulmadığının, dönemin idari ve siyasi makamlarının olaylardan ne ölçüde haberdar olduğunun ve olayların ardından yürütülen soruşturma ve yargı süreçlerinin hangi sonuçlara ulaştığının araştırılması talep edildi.
“Sonuçları birkaç günle sınırlı değil”
Önergede 6-7 Eylül olaylarının yalnızca birkaç gün süren bir yağma ve saldırı dalgası olarak değerlendirilemeyeceği belirtildi.
Olayların yarattığı korku, güvensizlik ve dışlanmışlık duygusunun Türkiye’de yaşayan Rum yurttaşların ve diğer gayrimüslim toplulukların ülkeden ayrılmalarını hızlandıran gelişmelerden biri olduğu ifade edildi.
6-7 Eylül’ün sonuçlarının saldırıların gerçekleştiği günlerdeki maddi zararlarla sınırlı olmadığı belirtilen gerekçede, olayların Türkiye’nin çok kültürlü ve çok kimlikli toplumsal yapısında kalıcı sonuçlar yarattığı kaydedildi.
Önergede ayrıca evleri ve işyerleri yağmalanan, ibadethaneleri tahrip edilen ve aileleriyle birlikte tehdit ve şiddete maruz kalan kişilerin yaşadığı fiziksel ve psikolojik travmaların kuşaklar boyunca aktarıldığı belirtildi.
Arşivlerin ve yargı kayıtlarının incelenmesi istendi
Beştaş’ın önergesinde, aradan 71 yıl geçmiş olmasının olayların araştırılması ihtiyacını ortadan kaldırmadığı vurgulandı.
Arşivlerin, resmi belgelerin, yargı kayıtlarının, basın arşivlerinin, tanıklıkların ve diğer tarihsel kaynakların birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Gerekçede 6-7 Eylül olaylarının nefret söylemi, hedef gösterme, dezenformasyon ve kitlelerin manipülasyonu arasındaki ilişki bakımından da araştırılması gerektiği belirtildi.
Önergede, olaylar öncesinde ve sırasında yayılan haber ve propagandanın toplumsal gerilimi nasıl artırdığı, belirli bir topluluğun nasıl hedef haline getirildiği ve bu atmosferin nasıl kitlesel şiddete dönüştüğü sorularının yanıtlanması istendi.
Danış-Beştaş, Meclis Araştırması önergesinde 6-7 Eylül olaylarının neden ve sonuçlarının araştırılmasını, sorumluların ve sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılmasını, mağdurların can, mal ve hak kayıplarının tespit edilmesini ve mevcut arşiv ve belgelerin kamuoyunun bilgisine sunulmasını talep etti.
(EMK)

