Kadınlar, feministler, LGBTİ+’lar, ekoloji hareketleri, yerel topluluklar, sendikalar, köylüler, çiftçiler, gençler, bilim insanları ve hak savunucuları, COP31’e yönelik “İklim Adaleti İçin Mor, Yeşil, Kamucu Dönüşüm” başlıklı çağrı yayımladı.
Çağrıda, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığı; patriyarka, kapitalizm, sömürgecilik, ırkçılık ve militarizmle iç içe ilerlediği vurgulandı. Krize en az katkıda bulunan kadınların, çocukların, işçilerin, LGBTİ+’ların, göçmenlerin ve yoksulların iklim krizinin sonuçlarından en ağır biçimde etkilendiği belirtildi.
İklim krizinin derinleşmesiyle yoksulluğun, şiddetin ve bakım emeğinin arttığına dikkat çekilen açıklamada, kadınların güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmaya zorlandığı ifade edildi.
“COP31 toplumsal cinsiyet eşitliğini temel ilke hâline getirmeli”
Çağrıda, COP30’da kabul edilen Belém Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nın somut politikalara, kaynaklara ve karar gücüne dönüşmesi istendi.
COP31’in toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim yönetişiminin temel ilkesi hâline getirmesi gerektiği belirtilen çağrıda, kadınların ve LGBTİ+’ların yalnızca görüşlerine başvurulan kesimler değil, politika üreten ve kararları belirleyen özneler olması gerektiği vurgulandı.
Kadınların yerel, gündelik ve deneyimsel bilgisinin tanınması gerektiğine işaret edilen açıklamada, “Kendi sözümüzü kendimiz söylüyor; iklim politikalarında eşit söz, karar ve belirleme gücü talep ediyoruz” denildi.
13 başlıkta talep
Çağrıda, iklim adaleti için 13 başlık altında talepler sıralandı. Bu başlıklar şöyle:
· Patriyarka ile ekolojik yıkım arasındaki bağın görünür kılınması,
· Ücretsiz bakım emeğinin tanınması ve bakım hizmetlerinin kamusal sorumluluk olarak düzenlenmesi,
· İklim finansmanında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yapılması,
· Kadın insan hakları savunucularının ve ekoloji aktivistlerinin korunması,
· İklim kaynaklı göç ve yerinden edilme süreçlerinde hakların güvence altına alınması,
· Kadın çiftçilerin güçlendirilmesi ve gıda egemenliğinin korunması,
· Adil geçiş sürecinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması,
· Afet risklerinin azaltılması ve feminist afet yönetişiminin oluşturulması,
· Kadınların yerel ve deneyimsel bilgisinin tanınması,
· İklim krizinin genç kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkilerinin ele alınması,
· LGBTİ+ haklarının iklim politikalarına dahil edilmesi,
· Militarizm, savaşlar ve çatışmaların yarattığı ekolojik yıkımla mücadele edilmesi,
· Kayıp ve zarar mekanizmalarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetilmesi.
“Krizlere uyum değil, düzenin değişmesini istiyoruz”
Çağrıda, iklim politikalarının şirketlerin ve sermayenin çıkarları yerine yaşamı, ekolojik bütünlüğü ve toplumsal eşitliği esas alması gerektiği belirtildi.
Fosil yakıtlardan çıkışın kadınların, işçilerin ve yerel toplulukların yaşam koşulları gözetilerek planlanması gerektiği ifade edilirken; güvenceli çalışma, eşit ücret, sendikal haklar, bakım hizmetleri ve sosyal korumanın adil geçişin parçası olması istendi.
Savaşların ve militarizmin ekolojik yıkımı derinleştirdiğine dikkat çekilen çağrıda, barışın iklim adaletinin vazgeçilmez koşulu olduğu kaydedildi.
Açıklama şu sözlerle sona erdi:
“Bizler iklim krizinin mağdurları olarak tanımlanmayı değil, iklim adaletini kuran eşit ve özgür özneler olarak tanınmayı talep ediyoruz. Sözümüzün dinlenmesini değil, kararlarımızın belirleyici olmasını; krizlere uyum sağlamaya zorlanmayı değil, krizleri üreten düzenin değişmesini istiyoruz. Mor, Yeşil, Kamucu Dönüşüm istiyoruz.”

Ekofeminist mücadele neden iklim krizinin merkezinde olmalı?
(EMK)




