Birleşmiş Milletler’in (BM) her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliğinde düzenlediği Taraflar Konferansı’nın 31’incisi (COP31), 9-20 Kasım’da Antalya’da gerçekleşecek. İklim Zirvesi’nin ev sahibi ve COP31 Başkanı Türkiye, müzakerelerin başkanlığını ise Avustralya üstleniyor.
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Sekretaryası ile ev sahibi ülke arasındaki görev, yetki ve sorumlulukları Ev Sahibi Ülke Anlaşması düzenliyor. Türkiye ile UNFCCC Sekretaryası, 9 Haziran’da Bonn İklim Değişikliği Konferansı’nda COP31 Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nı imzaladı.
Anlaşmanın 4. maddesinin 14. fıkrası, ev sahibi hükümetin konferansla bağlantılı ortaklık ve sponsorluk anlaşması yapmaması gereken “sakıncalı kuruluşlar” konusunda sekretaryaya danışmasını ve görüşünü almasını öngörüyor. Ancak 14. fıkrada sekretaryanın bu görüşünün ev sahibi hükümet açısından bağlayıcı olduğuna ya da sekretaryaya sponsorluk anlaşmalarını doğrudan veto etme yetkisi tanındığına ilişkin açık bir hüküm bulunmuyor.

COP31 ve İklim Adaleti
Sponsorları kim denetliyor?
UNFCCC kaynaklarının bianet’e aktardığına göre, COP31 kapsamında sponsorluk ve ortaklık anlaşması yapılacak şirketlerin seçimine ilişkin kararlar ev sahibi Türkiye hükümetine ait. Kaynaklar, tek tek şirketler veya belirli sponsorluk ve ortaklık anlaşmaları hakkında değerlendirmede bulunmadı.
Bununla birlikte, Türkiye’nin söz konusu şirketleri belirlerken UNFCCC Sekretaryası ile hangi istişareleri yürüttüğü, şirketlerin iklim politikaları ve çevresel etkileri bakımından hangi kriterleri esas aldığı ve sekretaryanın herhangi bir tavsiyede bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşmuş değil.
Bu tablo, iklim zirvelerinde şirketlerin rolü kadar sponsorluk ve ortaklık süreçlerinin şeffaflığını ve denetim mekanizmalarının yeterliliğini de tartışmaya açıyor.
Nitekim önceki iklim zirvelerinde fosil yakıt sektörünün temsilcilerinin üstlendiği roller ve büyük şirketlerin sponsorlukları da tartışma yarattı.
COP27’ye Coca-Cola’nın sponsor olması, COP28 Başkanlığı’nı petrol sektöründen bir ismin yürütmesi ve Azerbaycan’da gerçekleşen COP29’da petrol ve gaz sektörüyle bağlantılı çıkar çatışması tartışmaları, iklim zirvelerinin kurumsal ortaklıklarına yönelik eleştirileri artırdı.
Coca-Cola ve SOCAR gibi şirketlerin iklim zirveleriyle ilişkileri, çevre örgütlerinin “yeşil aklama” eleştirilerine konu oldu. Nestlé gibi çevresel etkileri nedeniyle eleştirilen çok uluslu şirketlerin iklim etkinliklerinde görünürlük kazanması da benzer tartışmaları beraberinde getiriyor.
Türkiye’de de çevre örgütlerinin çeşitli projelerine karşı mücadele yürüttüğü Cengiz Holding, Sinpaş, Limak ve IC Holding gibi şirketlerin COP31’de yer alması, benzer bir tabloyu gündeme taşıyor.


BM’den “Limak’la işbirliği” hakkında açıklama
İklim zirveleri ve “yeşil aklama”
İngilizcede “greenwashing” olarak adlandırılan, Türkçede ise “yeşil yıkama”, “yeşil aklama” veya “yeşil boyama” ifadeleriyle karşılık bulan kavram, şirketlerin ve kuruluşların çevresel etkilerini olduğundan daha olumlu göstererek kendilerini çevre dostu olarak sunmalarını ifade ediyor.
İklim zirvelerinde sponsor, ortak veya destekçi sıfatıyla yer almak da şirketlere uluslararası görünürlük ve itibar kazandırıyor. Ancak bu görünürlüğün şirketlerin çevresel faaliyetleriyle ne ölçüde örtüştüğü, yeşil aklama tartışmalarının temelini oluşturuyor.
Özellikle fosil yakıt, madencilik ve yüksek emisyonlu sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin iklim zirvelerinde ortak veya destekçi olarak yer alması, çevre örgütleri ve yaşam savunucuları tarafından eleştiriliyor.

HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ
COP31 için “yeşil aklama” itirazı: Sinpaş’a karşı uluslararası kampanya başlatılacak

Sinpaş COP31’de 'iklim destekçisi' oldu: Çevre savunucularından tepki
Sivil toplum kuruluşları COP31’de olacak mı?
İklim alanında çalışan 17 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, 3 Kasım’da düzenlediği basın toplantısında bu soruya yanıt verdi.
İklim Ağı, COP31 Başkanlığı ile görüşme taleplerinin karşılıksız kaldığını, müzakerelerin gündemine ilişkin görüşlerini karar alıcılara doğrudan iletemediklerini ve Türkiye’nin düzenleyeceği yan etkinliklerde kendilerine yer vermediğini açıkladı.
Ağ, toplantıda Türkiye’nin iklim karnesini de kamuoyuyla paylaştı.

COP31’in ötesinde Antalya’da Halkların İklim Zirvesi
İklim Ağı’na göre Türkiye’nin “iklim liderliği” iddiasıyla çelişen başlıca gelişmeler arasında maden ve fosil yakıt şirketlerinin COP31’e ortak olması, emisyonları azaltmak yerine artırmayı öngören 2035 iklim hedefi, yeni kömür yatırımları ve madencilik baskısı bulunuyor.
Toplantıda İklim Ağı temsilcileri, COP31’in inandırıcı bir iklim eylemine dönüşebilmesi için katılımcılık, emisyon azaltımı, kömürden adil çıkış ve yenilenebilir enerjiye dayalı elektrifikasyon alanlarında somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
bianet’in, COP31 Başkanlığı ile iletişim kuramamalarının ve sivil toplumun katılımının sınırlandırılmasının zirvenin gündemine nasıl yansıdığı yönündeki sorusunu yanıtlayan İklim Ağı temsilcileri, karar alma süreçlerine erişememenin müzakerelerde savundukları iklim politikalarını da etkilediğini belirtti:
Öncesinde görüşemediğimiz için müzakereler boyutunda tartışılacak konulara dair pozisyonlarımızı belirtemiyoruz. Bu da dolayısıyla müzakerelerde iklimden yana bir pozisyon alınmasını, özellikle Türkiye tarafından, ciddi düzeyde etkiliyor.
“Fosil yakıtlardan uzaklaşma gündemden çıkarıldı”
İklim Ağı temsilcileri, katılım sorunlarının COP31 gündeminin şekillenmesine etkisini elektrifikasyon başlığı üzerinden değerlendirdi.
Türkiye’nin COP31 Başkanlığı’nı Avustralya ile görev paylaşımı içinde yürüttüğünü hatırlatan temsilciler, Türkiye’nin temel sorumluluklarının eylem gündemi ve lojistik alanlarında yoğunlaştığını belirtti.
İklim Ağı’na göre COP30’a ev sahipliği yapan Brezilya’nın hazırladığı eylem gündemi çerçevesinde fosil yakıtlardan adil ve hakkaniyetli biçimde uzaklaşma temel başlıklardan biriydi. Ancak Türkiye, COP31 eylem gündeminde bu başlığın yerine elektrifikasyonu öne çıkardı.
İklim Ağı temsilcileri, elektrifikasyonun fosil yakıtlardan çıkışı geri plana itecek şekilde değil, bu süreci hızlandıracak bir araç olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
Katılım sorunları nedeniyle taleplerini karar alıcılara doğrudan iletemediklerini belirten temsilciler “Bunun değişmesi için elektrifikasyon bağlamında fosil yakıtlardan çıkışın önemini tekrar vurgulamaya çalışacağız” dedi.
"UNFCCC Sekreteryası da durumdan haberdar"
bianet’in konuyla ilgili UNFCCC Sekretaryası ile iletişime geçip geçmedikleri sorusuna ise İklim Ağı temsilcileri şu yanıtı verdi:
UNFCCC Sekretaryası bu müzakereler bağlamında sekretarya görevini işleten bir birim. Ülkeler üzerinde politik bir belirleyicilik yetkisi yok. UNFCCC Sekretaryası’nın da olduğu toplantılarda bu talebi gündeme getiriyoruz. Dolayısıyla onlar da bunu duyuyorlar.
Toplantıda İklim Ağı temsilcileri, çevresel etkileri nedeniyle eleştirdikleri şirketlerin COP31’de partner, sponsor ve iklim destekçisi olarak yer almasını kabul edilemez bulduklarını da vurguladı: “Bu, iklim liderliğiyle bir çelişki.”
“Türkiye’de toplumsal cinsiyet alanındaki baskılar ciddi sorun”
Toplantıda konuşan avukat Özlem Altıparmak da sivil toplumun zirveye katılım kanallarının sınırlanmasının iklim adaleti açısından önemli sonuçları olduğunu belirtti.
Altıparmak, katılım mekanizmalarının daraltılmasının yalnızca sivil toplum kuruluşlarını değil, iklim krizinden doğrudan etkilenen hak sahiplerini de ilgilendirdiğini söyledi:
Çünkü iklim adaleti gibi bir başlıkta düşünürsek aslında hak sahiplerinin sesi de duyulmamış oluyor. COP31’e giderken birtakım baskılar konusunda da hem uluslararası örgütler tarafından hem de ulusal bu alanda çalışan insan hakları örgütleri açısından çeşitli endişeler de dile getiriliyor.
Altıparmak, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki baskıların da ciddi bir sorun olarak öne çıktığını vurguladı.
Türkiye’nin iklim karnesinde neler var?
İklim Ağı’nın açıkladığı İklim Karnesi’nde yedi temel başlık öne çıkıyor.
1) İklim Ağı COP31’in karar süreçlerinden dışlandı: COP31 Başkanı’nın katılımcılık taahhüdü uygulanmadı. İklim Ağı’ın COP31 Başkanı ile görüşme talebi dikkate alınmadı. COP31 kapsamında Türkiye tarafından düzenlenecek yan etkinliklerde İklim Ağı’na yer verilmedi. Bunun yerine maden ve fosil yakıt şirketlerinin COP31’e ortak olması sağlandı. İklim Ağı’nın hem karar alıcılarla diyalog kurmasının hem de zirve programında yer almasının önünün tıkanması, sivil toplumun katılımına ilişkin verilen sözlerle açıkça çelişiyor.
2) Türkiye’nin emisyonları artıyor: Türkiye’nin 2035 iklim hedefi, sivil toplumun görüşleri dikkate alınmadan hazırlandı. Emisyonları azaltmak yerine artırmayı öngörüyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesini güçlendirmekten uzak olduğu gibi, toplumun güvenli ve dirençli bir geleceğe hazırlanmasını da riske atıyor.
3) Kömürden çıkış şart: Kömüre yönelik kamu destekleri sonlandırılmalı, madencilik için acele kamulaştırma kararlarına son verilmeli, yeni kömür projeleri durdurulmalı, kömürden adil çıkış için bir takvim belirlenmeli.

COP31 öncesi kömür sınavı: Bakanlık Afşin-Elbistan’da yeni üniteleri savundu

Danıştay: Akbelen'de 679 parselin acele kamulaştırılması hukuka uygun
4) Adil geçiş kömüre bağımlı bölgelere çözüm sunmuyor: Ulusal Adil Geçiş Stratejisi ve Eylem Planı Taslağı, kömür bölgelerinde adil geçiş ihtiyacına çözüm sunmuyor. Kömür bölgelerinde istihdam ve gelir güvencesini sağlayacak, bölgesel ekonomik dönüşümü destekleyecek eylem planları ortaya koymuyor. Toplumsal cinsiyet boyutlarını yeterince ele almıyor. Sivil toplumun taleplerinin dikkate alınmaması, katılımcılıkla çelişiyor.
5) Elektrik kömürden değil, yenilenebilirden gelmeli: Türkiye’nin küresel elektrifikasyon taahhüdü iklim hedeflerine ulaşmak için önemli ve gerekli bir adım. Ancak elektrifikasyonun başarısı, elektrik talebinin rüzgâr ve güneşten karşılanmasına ve kömür ile gazdan çıkışın hızlandırılmasına bağlı.
6) Plastik atık ithalatı yasaklanmalı: Türkiye’nin hâlâ başka ülkelerin plastik atıklarını almaya devam etmesi Sıfır Atık hedefiyle çelişiyor; denizlerimizi, ormanlarımızı ve halk sağlığını zehirliyor. Plastik atık ithalatı Sıfır Atık kapsamına alınmalı ve tamamen yasaklanmalı. Yeni plastik üretim tesislerinin açılmasına son verilmeli.
7) Taksonomi için şeffaflık şart: Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, gazdan ve nükleerden enerji üretim projelerini “yeşil” kabul ederek finansal olarak desteklenmelerinin önünü açıyor. Ayrıca taksonominin güncellenmesi ve geliştirilmesine yönelik kurulan komitede sivil toplum yer almıyor. Şeffaflığı ve bilgiye erişimi önemli ölçüde sınırlandırıyor.
İklim Ağı nedir, kimlerden oluşur?
Türkiye'nin iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, İklim Ağı çatısı altında 9 Ocak 2025'te bir araya geldi. 17 kurumdan oluşan Ağ, iklim krizi ile mücadelede iklim adaletinden hareketle küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme kıyasla 1,5 °C ile sınırlandırılması için çalışarak bilime dayalı gerçekçi hedeflerin ve ulusal politikaların geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.
İklim Ağı bünyesinde şu kuruluşlar yer alıyor:
- Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
- CAN Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı)
- ClientEarth
- Doğa Derneği
- Greenpeace Türkiye
- Hukuk Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO)
- İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (İDPAD)
- İklim için 350 Derneği (350 Türkiye)
- Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
- Mekanda Adalet Derneği (MAD)
- Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA)
- Temiz Hava Hakkı Derneği (THHD)
- Türetim Ekonomisi Derneği
- Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA Vakfı)
- WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)
- Yeşil Düşünce Derneği (YDD)
- Fosil Yakıtların Ötesi Ağı (Beyond Fossil Fuels)
(CA)








.jpg)



