Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, 24 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmelik “katı fosil yakıtları” dışlasa da ekinde elektrik üretimi, bölgesel ısıtma ve soğutmanın fosil gazdan karşılanması gibi maddeler yer alıyor. Ayrıca yeni nükleer inşaatlar da yönetmeliğe dahil. Ek olarak plastik ve yoğun sera gazı salımına neden olan demir çelik imalatı da taksonomide yerini aldı.
Birleşmiş Milletler’in 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olan Türkiye’nin “yeşil” yönetmeliğinde fosil gaz ve nükleer enerjinin faaliyetler arasında yer alması tepki çekti.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş, İstanbul Politikalar Merkezi'nde Kıdemli Uzman ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ve TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan yönetmeliği bianet için değerlendirdi.
Nedir bu Yeşil Taksonomi?
Yeşil Taksonomi, net sıfır emisyon hedefine ve yeşil büyüme vizyonuna yönelik faaliyetleri desteklemesi için ortaya koyulan bir sınıflandırma.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, yönetmeliği şöyle açıklıyor:
“Türkiye, AB iklim değişikliği standartları ile politikalarına uyum ve Yeşil Mutabakat kapsamında taksonomi üstünde çalışıyordu. Yeşil Taksonomi, hangi ekonomik faaliyetlerin ve yatırımların çevresel açıdan sürdürülebilir olduğunu, gerçekten ‘yeşil’ olup olmadığını ortaya koyan, yeşil boyamanın önüne geçen bilimsel ve teknik bir sınıflandırma.”
Yönetmeliğin altı hedefi bulunuyor:
Sera gazı emisyonlarının azaltımı,
İklim değişikliğine uyum,
Su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması
Döngüsel ekonomiye geçiş,
Kirliliğin önlenmesi ve kontrolü
Biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ile restorasyonu
“Nükleer enerjinin taksonomide olması kabul edilemez”
Tepki çeken bir diğer konu da nükleer enerjinin yönetmelikte yer alıyor olması. Yönetmelikte yeni nükleer enerji santrallerinin inşa edilmesi ve işletilmesi faaliyeti bir “geçiş faaliyeti” olarak sınıflandırıldı. Mevcut tesislerde nükleer enerjiden elektrik üretimi de buna dahil.
İklim Bilimci ve İstanbul Politikalar Merkezi'nde Kıdemli Uzman ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, nükleer enerjinin Yeşil Taksonomi içinde gösterilmesinin, geçiş için bile olsa kabul edilemeyeceğinin altını çizerek “Çok mantıksız” diyor:
“60 yıl ömrü olan bir nükleer… Nükleer santral inşaatı da Yeşil Taksonomi’ye dahil. Burada santral inşaatı da ‘yeşil ve geçiş’ olarak eklenmiş. 60 yıl elektrik üretecek bir nükleer enerji tesisi nasıl geçiş olur? Bu zaten tamamen mantıksız. Bir kez yapıldıktan sonra 60 yıl kapatılması mümkün olmayan bir tesis, geçiş olamaz. Nereden nereye geçiyorsunuz? Çok mantıksız. Nükleer kadar çevreyi aşırı kirleten, sağlık ve kaza riskleri oluşturan bir enerji, asla Yeşil Taksonomi içerisinde değerlendirilemez. Kendi koydukları 6 kriterin hiçbirine uymuyor. Bence çok büyük hata.”
ÇMO İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan da 30-40 yıl çalışacak gaz santrallerine ek, Rosatom’un Akkuyu’suyla sırada bekleyen Sinop ve Trakya projelerine yeşil finansmanın kapısını açmanın 2053 net sıfır hedefini söylem düzeyinde bıraktığını belirtiyor:
“Ülkeyi onlarca yıl fosil yakıta ve radyoaktif atık sorununa kilitleme riski taşıyor.”
Doğalgaz ve nükleerin “yeşil” sayılmasının dünya çapında da çok olumsuz karşılandığını belirten Prof. Dr. Türkeş ise şunları aktarıyor:
“Nükleer enerjinin pek çok sorunu var; kazalar, atıkların bertarafı, yönetimi ve dışa bağımlılık konularındaki sorunlar var. Enerji güvenliği açısından baktığınızda da gelişmiş ülkelere yüksek bir bağımlılık var. Doğalgaz ise bir fosil yakıt; hava kirliliğine doğrudan katkı vermekle birlikte aynı zamanda hem kaçaklarda metan, yaktığınızda da atmosfere karbondioksit salıyor. Bunlar önemli sorunlar.”
Fotoğraf: AA- Akkuyu Nükleer Santrali
Fosil gazlar, Yeşil Taksonomi’de
Yönetmelikte fosil yakıtlara ilişkin faaliyetler “fosil gaz yakıtlar” başlığıyla yer aldı. “Fosil Gaz Yakıtlardan Elektrik Üretimi” başlığı, geçiş faaliyeti olarak eklendi.
Dikkat çeken diğer ek madde ise “Fosil Gaz Yakıtlardan Yüksek Verimli Isı/Soğutma ve Güç Kojenerasyonu”. Her iki faaliyet de hem iklime uyum, hem de emisyon azaltımı başlıkları altında yer alıyor.
Ayrıca “Verimli Bir Bölgesel Isıtma ve Soğutma Sisteminde Fosil Gaz Yakıtlardan Isı/Soğutma Üretimi” faaliyeti de her iki başlık altında geçiş faaliyeti olarak sıralandı.
Fosil gazların yönetmeliğe dahil edilmesinin de hata olduğunun altını çizen Ümit Şahin, “Gaz, diğer fosil yakıtlarla birlikte değerlendirilmeliydi. Diğer fosil yakıtları Yeşil Taksonomi’ye almayıp gazı almanın bir anlamı yok. Fosil yakıtların yeşil olmadığı zaten söyleniyor. Fosil gaz da fosil yakıt. O da yeşil değil” diyor ve ekliyor:
“Elbette fosil yakıtlardan uzaklaşmaya fosil gazın da dahil edilmesi gerekir. Burada sanki ‘kömür ve petrol fosil yakıtlardan uzaklaşmaya dahil de gaz dahil değil’miş gibi bir anlam çıkıyor, ki bu da yanlış.”

Geçici madde raporlama için 2029’a işaret ediyor
Prof. Dr. Türkeş, yönetmeliğin 1 Ocak 2029’a kadar bazı finansal kurumları raporlama zorunluluğundan muaf tutan geçici maddesine işaret ediyor:
“Yönetmelik şimdi çıkıyor ama finans sektörü için şimdilik bir zorunlu raporlama vermiyor. Bu nedenle yönetmelikte belirlenen temel kriterlere aykırı finans yatırımı da yapılabilir. En azından zorunlu bir raporlama olmadığı için gözden kaçabilir.”
Ömür Yaşayan’a göre raporlama konusunda önemli boşluklar var:
“Reel sektör için raporlama gönüllü tutuluyor; uygun faaliyetlerin payı yüzde 10’un altındaysa raporlamama imkânı tanınıyor. Bankalar ise 2029’a kadar herhangi bir yükümlülük taşımıyor. Yeşile boyama yönetmelikte uzun uzun tanımlanmasına rağmen herhangi bir yaptırıma bağlanmış değil. Böyle bir sistemde bir holdingin rüzgâr yatırımı yeşil raporda öne çıkarken aynı holdingin kömür santrali, taş ocağı ya da altın madeni görünmez kalabiliyor.”
Yaşayan, “Taksonomi, her ne kadar iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlamayı amaçladığı algısı yaratsa da, iklim krizinin yükünü taşıyanlardan çok, AB’nin sınırda karbon düzenlemesi karşısında ihracatçının kaygısını merkeze alıyor” diyor.
“Kriterler ve şartlar hafifletilmemeli”
“Doğal gaz ve nükleer enerjinin kesinlikle yeşil sayılmaması gerekiyor” diyen Prof. Dr. Türkeş’e göre; ‘önemli zarar verme ilkesinin’ zayıflatılmaması lazım:
“Türkiye açısından bunlara başka şeyler de eklenebilir. Denetim, kontrol, yasaların uygulanması gibi sorunlarımız var. Kriterler ve şartlar hafifletilmemeli. Denetim ve veri altyapısı geliştirmeli. Bunu kuvvetlendirmek gerekiyor.
Çünkü Türkiye'deki reel sektörün, sera gazı salımlarını ve çevresel etkilerini bilimsel metodolojilerle raporlayacak şeffaf veri altyapısına sahip olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla burada şeffaflık, teknik doğrulama yapılmazsa yeşile boyama denetimleri bana göre sadece kâğıt üstünde kalır. Bu da tabii yönetmeliğin zayıf ya da riskli yanı.”
Konaklama faaliyetleri de Taksonomi’de
Yönetmelikte biyoçeşitliliğin ve ekosistemin korunması ile restorasyonu başlığı altında “Konaklama Faaliyetleri”ne yer veriliyor. Bu faaliyetlerin içerisinde oteller, tatil, kamp alanları, benzeri konaklama yerleri var.
Ömür Yaşayan, kıyıların ve ormanların, turizme açıldığı Türkiye’de bunun rant ve inşaat üzerine kurulu büyüme modelinin yeşil bir etiketle yeniden paketlenmesi riskini beraberinde getirdiğini belirtiyor.
Ek-1’de yer almanın otomatik olarak yeşil sayılmak anlamına gelmediğini, asıl kararı teknik tarama kriterlerinin vereceğinin söylenebileceğini belirten Yaşayan, “Ancak sorun tam da burada büyüyor. Bu kriterler yönetmeliğin içinde yer almıyor; Başkanlığın internet sitesinde yayımlanacak ve her yıl idari bir işlemle değiştirilebilecek. Kamuoyu görüşünün nasıl alınacağına ilişkin ise herhangi bir usul tanımlanmamış” diyor.
“Yeşile boyama yaptırıma bağlanmalı”
Yönetmelik, “sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu ekonomik faaliyetlerin desteklenmesi, sürdürülebilir yatırımlara finansman akışının teşvik edilmesi ve piyasada yeşile boyamanın önlenmesi” amacını taşıyor.
Yönetmeliğin “yeşile boyamayı önleme” amacını eleştiren TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, bunun ekteki faaliyet listesiyle çeliştiğini söylüyor.
Yaşayan’a göre; fosil gaz, nükleer, çimento ve alüminyum gibi yüksek kirletici özelliğe sahip sektörlerin yanı sıra karbon yakalama, plastik üretimi ve turizm kalemleri listeden çıkarılmalı:
“‘Katı’ ibaresi kaldırılarak tüm fosil yakıtlar kapsam dışında bırakılmalıdır. Raporlama zorunlu hale getirilmeli, yeşile boyama yaptırıma bağlanmalı ve teknik kriterler bilim insanlarının, sivil toplumun ve etkilenen toplulukların oy hakkıyla katıldığı açık ve şeffaf bir süreçte belirlenmelidir.”

“Masada tek bir meslek odası, çevre örgütü yok”
Yönetmelikte kriterlerin “kesin bilimsel kanıtlara” dayanacağının belirtildiğine dikkat çeken ÇMO İstanbul Şube Başkanı, şunları aktarıyor:
“Ancak aynı maddede rekabet koşullarının, yatırım akışlarının ve finansal sistemin de gözetileceği ve kriterlerin rekabeti bozmayacağı ifade ediliyor. Oysa karbon bütçesi, sermayenin rahatsız olup olmamasına göre esneyebilecek bir sınır değil. Kriterleri onaylayacak on beş kişilik Komite’nin tamamı bakanlıklar ve finans otoritelerinin temsilcilerinden oluşuyor.
Masada tek bir bilim insanı, meslek odaları, sendika, çevre örgütü ya da projelerden etkilenen topluluk temsilcisi bulunmuyor. Akkuyu’yu ve gaz yatırımlarını yürüten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, aynı zamanda bu yatırımların yeşil kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin karar mekanizmasının da içinde yer alıyor.”
Ömür Yaşayan’a göre; İklim Kanunu’nun ardından Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ile Yeşil Taksonomi Yönetmeliği’nin art arda gündeme gelmesi de bu çerçeveden bağımsız düşünülemez.
“Plastiklerin yaşam döngüsü analizinin yapılması gerekiyor”
Taksonomi Yönetmeliği’nde ‘birincil formdaki plastiklerin imalatı ve plastik ambalaj ürünleri imalatı’ faaliyetleri, şu başlıklar altında yer alıyor:
Sera Gazı Emisyonlarının Azaltımı
İklim Değişikliğine Uyum
Döngüsel Ekonomiye Geçiş
Plastik konusunda da değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Türkeş, “Plastiğin yaşam döngüsü analizinin mutlaka yapılması gerekiyor. Bu aslında bir eksiklik” diyor.
Yenilenebilir enerjinin Türkiye için önemine değinen Prof. Dr. Türkeş, “Birincil enerji arzı içinde yenilenebilir enerji arzını arttırmak özellikle elektrik enerjisi üretiminde, rüzgâr ve güneşin payını arttırmak, hem iklim değişikliği mücadelesi açısından hem de diğer fosil kökenli -petrol, doğal gaz ve kömürdeki- dışa bağımlılığı azaltıyor” diyor.
Prof. Dr. Murat Türkeş’e göre; yenilenebilirlerin de bir yaşam döngüsü analizini yapmak gerekiyor:
“Çünkü bazı yenilenebilir enerji teknolojilerinin -örneğin lityum bataryaları- üretim ve bertaraf aşamalarında çevresel etkileri var. Dolayısıyla taksonomideki anlık emisyon ölçümünde tam olarak karşılık bulmuyor.”
Fotoğraf: AA
“Taksonominin kendi mantığına aykırı”
Öte yandan yönetmelikte dikkat çeken bir diğer unsur da yüksek emisyonlu sanayi imalatları. Demir çelik, çimento, alüminyum imalatları ile birincil formdaki plastiklerin imalatı gibi endüstriyel imalatlar, listede geçiş faaliyeti olarak yer alıyor.
Ümit Şahin, demir çelikte kömür kullanılmayacak üretim süreçleri ile bir ayrım yapılması gerektiğini ancak taksonomide bunun bu şekilde yapılmadığına dikkat çekiyor:
“Bunu ayırmadıklarında kömür kullanılan demir çelik prosesleri de ‘yeşil’ olmuş oluyor, ki bu da kabul edilebilir bir şey değil. Bu taksonominin kendi mantığına aykırı. Kömürü, enerji üretiminde kullanmak yeşil değil; demir çelikte kullanmak niye yeşil? Taksonomiye tanımlanmadan her türlü demir çelik üretiminin tek parça alınması, sanki yanlışlıkla yapılmış gibi görünüyor açıkçası. Çünkü kömür termik santrallerinden ne farkı var yani?”
“Türkiye net sıfır hedefi için çok ciddi bir dinamik yapıya sahip olmalı”
İklim değişikliğinin en önemli nedenlerinden biri olan insan kaynaklı sera gazı salımlarına işaret eden Prof. Dr. Türkeş, “Önemli bulduğum önemli üç tane şart var. Bir ekonomik faaliyetin yeşil kabul edilmesi için 6 çevresel hedeften en az birini önemli ölçüde katkı sağlaması gerekiyor. Ancak kalan 5 hedefe de önemli zarar vermeme ve örneğin adil dönüşüm, adil geçiş gibi temel işçi ve insan haklarını gözeten asgari sosyal koruma kriterlerinin karşılanması gerekir denmiş. Bunlar önemli” diyor.
Türkiye'nin iklim değişikliği mücadelesi kapsamında Net Sıfır hedefleri ve AB ile uyumu gerçekleştirebilmek için iklimle ilişkili düzenlemelerde çok ciddi bir dinamik yapıya sahip olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Türkeş, şunları söylüyor:
“Burada teknik tanıma kriterlerini gevşetmeyen hatta zamanla bu yönetmeliği kuvvetlendiren belki ek yönetmelikler, düzenlemeler yapılabilir diye düşünüyorum.”
Çözüm nerede?
Çevre Mühendisleri Odası’ndan bianet’e verilen demeçte, Yönetmelikteki ve yürütülen iklim politikasındaki kritik sorunlara ilişkin çözüme şöyle işaret edildi:
“Su, toprak, orman, ekosistemler ve biyolojik çeşitliliğin yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değil, yaşamın ta kendisi olduğu anlayışı ile politikalar gerçekleştirilmeli ve bu politikalar gerçekleştirilirken meslek odaların bu sürecin parçası haline getirilmesi gerekmektedir.
Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak yıllardır hazırladığımız teknik raporlar ile İstanbul’un doğal varlıklarının korunması ile kentleşme ve yatırım politikaları arasındaki ilişkinin göz ardı edilemeyeceğini ortaya koyuyoruz.
Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Alanları, İstanbul’un su havzaları, kuzey ormanları ve kıyı alanları üzerine yürüttüğümüz çalışmalarımızda; ulaşım, sanayi, yapılaşma ve büyük ölçekli yatırımların yalnızca kendi proje sınırları içinde değil, kentin bütünü hatta ve hatta Marmara ve Karadeniz’in üzerindeki etkilerini kamuoyu ile paylaştık.”
Son olarak doğal yaşamı tehdit eden büyük ölçekli projelerden vazgeçilmesi gerektiğine vurgu yapılan demeçte, fosil yakıtlardan çıkış talebi yinelendi:
“Türkiye’nin iklim politikaları yeniden değerlendirilerek fosil yakıt kullanımının sonlandırılması ve felaket riski taşıyan nükleer enerji projelerinden uzak durulması gerekmektedir.”
Türkiye’nin hedefleri, AB’yle aynı
Avrupa Birliği Taksonomi Tüzüğü Uygulaması, AB’nin sürdürülebilir finans çerçevesinin temel taşlarından biri ve önemli bir piyasa şeffaflığı aracı olarak görülüyor. AB Taksonomisi, Avrupa Yeşil Mutabakatı hedefleri doğrultusunda geçiş için en çok ihtiyaç duyulan ekonomik faaliyetlere yatırımların yönlendirilmesine yardımcı olması hedefiyle ortaya koyulmuştu. 2050’ye kadar net sıfır hedefine ve iklim dışındaki daha geniş çevresel hedeflere uygun ekonomik faaliyetler için kriterler tanımlayan bir sınıflandırma sistemi.
AB’de Taksonomi Yönetmeliği, 12 Temmuz 2020’de yürürlüğe girdi. AB Taksonomisi’nde şu hedefler bulunuyor:
Sera gazı emisyonlarının azaltımı
İklim değişikliğine uyum
Su ve deniz kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı
Döngüsel ekonomiye geçiş
Kirliliğin önlenmesi ve kontrolü
Biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunması
Türkiye Yeşil Taksonomisi’nde yer verilen hedefler de AB’ninkiyle aynı.
Raporlar ne diyor?
İstanbul Politikalar Merkezi’nin Mayıs 2025’te Dursun Baş tarafından kaleme alınan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması: Politika ve Aktör Analizi” başlıklı yayınında da AB Taksonomisi’ne ilişkin şu ifadelere yer veriliyor:
“AB Taksonomisi düzenlemeleri, sürdürülebilir faaliyetler için sınıflandırma çerçevesi ve altyapısını oluşturmuştur. Sürdürülebilir finansman düzenlemeleri ile ilişkili olan AB Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (Corporate Sustainability Reporting Directive - CSRD) ve AB Sürdürülebilir Finans Raporlama Direktifi (Sustainable Finance Disclosure Regulation-SFDR) de bu çerçevenin bir parçasıdır.”
IPM’de yayınlanan çalışma, çelik sektörünün karbonsuzlaşma sürecini şekillendiren politika çerçevesini, sürece etki eden başlıca aktörlerin yaklaşımlarını ve sistemin mevcut kapasite ile sınırlılıklarını inceliyor:
“Sektörün geçmişte ve günümüzde hala çevre sorunlarıyla gündeme geliyor olması, kamuoyunda ‘kirli sanayi’ imajının sürmesine neden olmaktadır. Buna karşın hem mevcut hem de yeni tesisler için kirletici emisyonların kontrol altına alınmasını ve kaynak/enerji verimliliğinin artırılmasını hedefleyen endüstriyel kirlilik kontrol ve önleme düzenlemeleri hâlâ yetersizdir. İhtiyaç duyulan kurumsal yapılanma çalışmaları ise henüz başlamamıştır.”
Çalışmanın dikkat çeken bulguları şöyle:
Çelik sektörünün karbonsuzlaşması, yalnızca ham çelik üreticilerinin gerçekleştirebileceği bir süreç değildir
Çelik sektörünün karbonsuzlaşmasını yönlendirecek somut, ölçülebilir ve bağlayıcı çevre, enerji ve iklim politikası düzenlemeleri geliştirilememiştir
Çelik üretim tesislerinden kaynaklanan kirletici emisyonların yönetimi için entegre çevre izin ve bilgi sistemi kurulamamıştır
Çelik sektöründe teknoloji dönüşümü; kurumsal altyapı, somut adımlar ve yerel koşullara uygun planlama eksiklikleri nedeniyle yavaş ve zayıf ilerlemektedir
Düşük karbonlu çelik talebi, Türkiye’deki çelik tüketen sektörlerde henüz güçlü bir gündem haline gelmemiştir
Fosil yakıtlara dayalı elektrik üretimi, çelik sektörünün dolaylı emisyonlarını artırmakta ve karbonsuzlaşma hedeflerine erişimi zorlaştırmaktadır.
(CA)















