Enerji yoksulluğu, çoğunlukla kış aylarında ısınmak üzere enerjiye erişim eşitsizliği olarak gündeme gelse de insan kaynaklı iklim krizinin etkisiyle artan sıcaklar karşısında savunmasız kalan topluluklar üzerinden de eleştirilmeye başlandı. Artık her ay kırılan sıcaklık rekorlarıyla birlikte sıcak kaynaklı artan ölüm oranlarıyla beraber soğutma/serinleme hakkı da gündemde kendisine yer bulmaya başladı.
Mekanda Adalet Derneği’nden Sinan Erensü, Kentsel Isı Adası İnisiyatifi’nden Remzi Çelik ve Enerji Yoksulluğu İle Mücadele Derneği’nden (ENYOKDER) Arif Künar ile COP31 öncesinde enerji üzerine konuştuk. Ayrıca okurlarımızın yanıtladığı anket üzerinden de yazın faturasını çıkardık.
Avrupa Birliği Komisyonu’nun 14 Ekim 2020’de verdiği Tavsiye Kararı’nda, enerji yoksulluğu hanelerin temel enerji ihtiyacını karşılayamadıkları bir durumu ifade ediyor.
TMMOB Makine Mühendisleri Odası 2026 raporunda Türkiye’de sadece temel bir kamu hizmeti olarak yurttaşlara sağlanması gereken enerjinin yoksulluğu değil, aynı zamanda “genel yoksulluğun” konusu olduğu belirtiliyor. Ayrıca AB Komisyonu’nun tavsiye kararında şu ifadelere yer veriliyor:
“Yeterli ısınma, soğuma, aydınlatma ve elektrikli ev aletlerini çalıştırmak için gereken enerji, insana yakışır bir yaşam standardı ve sağlığın temelini oluşturan hayati hizmetlerdir.”
'Enerji yoksulluğu'nun süreci
Mekanda Adalet Derneği’nden Sinan Erensü, enerji yoksulluğunun 10 yıl öncesine kadar, enerji kaynaklarına erişim üzerinden tartışıldığını söylüyor. Erensü, son 15 yılda ciddi şekilde artan enerji fiyatlarının, hanehalkı bütçelerinin büyük bir kısmına karşılık gelmesiyle kavramın Avrupa ve ABD’de konuşulur hale geldiğini belirtiyor. Enerji yoksulluğunun mevcut kapsamını şöyle çiziyor:
“Bu yeni kapsam enerji yoksulluğunu; hem enerji teknolojilerine erişim, hem de bunların bütçeyi yormaması ve mümkünse iklim değişikliğinin de getirdiği hassasiyetle, mümkün olduğunca yenilenebilir kaynaklardan ve sağlıklı bir şekilde elde edilmesini içeriyor.”
“Bu bir kopuş”
TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın Türkiye'nin Enerji Görünümü 2026 Raporu, Türkiye’deki enerji yoksulluğunun boyutlarını OECD verileri üzerinden okuyor:
“Türkiye’de enerji enflasyonu yüzde 26 seviyesinde. OECD ortalaması ise negatif. Bu fark tek başına bile dikkat çekici. Asıl çarpıcı olan ise şu: Listede ikinci sırada yer alan ülkelerde enerji enflasyonu yaklaşık yüzde 7 seviyesinde. Yani Türkiye, en yakın ülkenin yaklaşık 3-4 katı bir artış yaşarken, OECD ortalamasının ise tamamen ters yönünde bir noktada bulunuyor. Bu tabloyu yalnızca ‘yüksek enflasyon’ olarak okumak yeterli değil.
Bu bir kopuş. Çünkü aynı küresel koşullar altında bazı ülkelerde enerji fiyatları düşerken, bazı ülkelerde sınırlı artıyor, Türkiye’de ise sert yükseliyor. Bu durum, sorunun kaynağının dışarıda değil, içeride olduğunu açıkça gösteriyor.”

Türkiye gelir eşitsizliğinde Avrupa birincisi
“Hazırlıklı olmak, belirleyici bir rol oynuyor”
Sinan Erensü, enerji yoksulluğunun araştırmalarda faturaya yansıyan ödeme bedeli, ödemenin gecikmesi, hanenin yalıtım durumu, ısınma derecesi üzerinden ölçüldüğünü belirtiyor.
Avrupa için yapılan çalışmalarda Türkiye’nin en kötü performans gösteren ülkeler arasında yer aldığını söyleyen Erensü, “soğuğa hazırlıklı olmanın” burada belirleyici olduğunu belirtiyor:
“Kışın bir haftalık, 15 günlük soğuk dalgalarının çarptığı, beklenmedik bir şekilde yoğunlaştığı yerlerde, enerji yoksulluğu da dramatik yaşanıyor çünkü orada bir de hazırlıksızlık devreye giriyor.”
Ayrıca DSÖ ve Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) sıcak dalgası uyarı sistemleri kılavuzunda halk sağlığı yetkililerinin DSÖ-WMO yönergelerine uygun olarak sıcak dalgası uyarı sistemleri geliştirmesi, bunları etkinleştirmesi ve aşırı sıcaklık olaylarına karşı hazırlık yapması gerektiği açıkça ifade ediliyor.
Soğutma hakkı kavramının enerji yoksulluğu meselesinin en güncel hali olduğunun altını çizen Erensü, “Sıcaklar ve sıcak dalgalarıyla baş etme kısmı çok fazla bugüne kadar gündeme gelmemişti. Dünya genelinde en sıcak 10 yaz, bu yüzyılda kaydedildi. Aslında iklim değişikliğinin ne kadar yoğunlaştığını ve bugün yaşıyor olduğumuzun ispatı bir anlamda” diyor.
Sinan Erensü, “Yazın evi serin tutabiliyor musunuz?” sorularının da artık yavaş yavaş anketlere dahil edildiğini söylüyor.
Yazın faturasını okurlarımıza sorduk
Sıcak rekorları kırılan yazın faturasını çıkartmak için bianet’in sosyal medya hesapları üzerinden bir anket gerçekleştirdik. Ankete yaklaşık 80 yurttaş katılım gösterirken her bir soruya yanıt veren katılımcıların sayısı değişim gösterdi.

Katılımcıların üçte biri serinlemek için hâlâ hiçbir şey kullanmadığını, sıcağa katlandığını söyledi.

Yanıt verenlerin yarısı faturasında bir artış hissetmezken, üçte biri artışı hissettiğini söyledi.
Katılımcıların üçte biri işyerinde ve sahada sıcağa maruz kalarak çalışmak zorunda kaldığını bildirdi.

Katılımcıların üçte biri bu yaz aşırı sıcak nedeniyle bir sağlık sorunu yaşadığını belirtti. İki katılımcı ise aşırı sıcaklardan kaynaklı olarak; baygınlık ve tansiyon sorunu yaşadığını bildirdi.
Mevzuatta enerji yoksulluğunun yeri var mı?
Ülkede henüz resmi olarak enerji yoksulluğunun kabul edilmediği ve mevzuata girmediği için Enerji Yoksulluğu İle Mücadele Derneği’nin önceliğinin bu konu olduğunu belirten Arif Künar, “AB ülkeleri enerji direktiflerine enerji yoksulluğu kavramını her ülkeye özgü kriterlerle tanımladılar. Sosyal İklim Fonu altında, binaların ve enerji yoksulluğunun giderilmesine yönelik uygulama ve dönüşüm projelerine başladılar” diyor.
"Bizde de hem bu kavramın ülkemize uygun olarak tanımlanması, ülke gerçeklerine göre kriterlerinin belirlenmesi, yoksul hanelerin haritasının çıkarılması gerekiyor" diyen Künar, sonrasında AB destekleri, yerel yönetimler ve sektörlerin katkısıyla yoksulluğun azaltılması, iklim adaletinin sağlanması ve temiz enerjiye adil geçişin desteklenmiş olacağını belirtiyor.
Erensü, bunu mevzuata geçirmenin yurttaşlığı enerji üzerinden de tanımakla mümkün olabileceğini, Türkiye’nin enerjide çok dışa bağımlı olduğunu belirtiyor. Enerjinin sadece birkaç büyük oyuncu, şirket ve devletin var olduğu bir alandan çıkması gerektiğini söylüyor.
En çok zarar görenler yoksullar
ENYOKDER’den Arif Künar, “Giderek daha pahalı ve erişimi zor olan enerji kaynakları nedeniyle, enerji pahalanmaya ve enerji yoksulluğu artmaya devam ediyor. Daha da zor günler, yıllar bizi bekliyor maalesef. Adil olmayan ve kabul edilemeyecek bir durumla karşı karşıyayız” diyor ve ekliyor:
“Bunlardan en çok etkilenenler de, iklim krizini yaratanlar değil de, en az etkisi olan dezavantajlı, kırılgan yoksul kesimler.”
Kültürel ve toplumsal açıdan sıcaklık konusunun soğuklar kadar dikkat çekmediğini, enerji yoksulluğunun resimlerde bile “soğuktan titreyen, ayakkabısı olmayan figürler” üzerinden anıştırıldığını söyleyen Erensü, şunları aktarıyor:
“Sıcaklığın, sıcak dalgalarının ve yazın evin belli bir sıcaklığının üstünde kalması ve bir türlü soğutulamamasının etkilediği gruplar, klasik dezavantajlı gruplar; kirada oturanlar, fakir haneler. Ama bunların üstüne günün büyük bir bölümünü evde geçirmek zorunda kalanlar var. Tabii çalışma hayatı da güç ama sonuçta evde yaşamak zorunda kalan ve günün büyük bir bölümünü evde geçirenler, bir yandan çocuklar ve ev kadınları oluyor. Ama bu kırılganlık listesinin belki de en tepesinde yaşlılar var.”
Erensü, “Dolayısıyla uyumu [iklim adaptasyonu] da toplumsal adalet perspektifinden görmek ve buna yönelik çalışmak ve önlemler almak gerekir noktasına gelmiş bulunuyoruz” diyor.
DSÖ: Aşırı sıcağa maruz kalan insan sayısı katlanarak artıyor
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da yaşlılar, bebekler, hastalar ve engelliler gibi savunmasız bireylerin yaşadığı evlerde sıcaklığın maksimum kabul edilebilir sınırların altında tutulmasının kritik önem taşıdığı belirtiliyor.
DSÖ’nün Konut ve Sağlık Kılavuzu’na göre; 24 °C'nin üzerindeki iç ortam sıcaklıkları, özellikle yüksek neme maruz kalındığında vücudun kendini soğutma mekanizmasını zorlaştırarak termal rahatsızlığa ve çeşitli sağlık risklerine yol açabilir.
DSÖ’ye göre; iklim krizi nedeniyle dünyanın tüm bölgelerinde aşırı sıcağa maruz kalan insan sayısı katlanarak artıyor. 65 yaş üstü kişilerde sıcağa bağlı ölüm oranları 2000-2004 ve 2017-2021 yılları arasında yaklaşık yüzde 85 arttı.
Avrupa’da kıtanın yarısından elde edilen ve eksik olduğu belirtilen veriler, Ağustos 2026’da 35 bin fazladan ölümün kayıtlara geçtiğini gösterdi.
DSÖ, Mayıs 2026’da Avrupa’daki sıcak kaynaklı ölüm oranının son 20 yılda yüzde 30’dan fazla arttığını, iklim krizi ile nüfusun yaşlanması sonucunda bu oranın önemli ölçüde yükselme eğiliminde olduğunu bildirdi.
Türkiye’de ise bu konuda henüz bir veri olmadığı için ne yazık ki bir orana ulaşmak mümkün değil.
Erensü, Türkiye'nin pek çok yerinde hanelerde hissedilen sıcaklıkların yaşanabilir seviyede olmadığını hatırlatarak veri eksikliğini eleştiriyor:
"Burada yapısal sorunlar da söz konusu. Örneğin son sıcak dalgasında kaç kişi öldü? Bilmiyoruz ki. Çünkü bir ölümün sıcak dalgası sebepli olup olmadığına dair bir veri tutmuyoruz. Tabii merkezi ve yerel hükümetlerin daha proaktif bir şekilde bunun getireceği sorumluluktan korkmadan verileri toplaması, düzenli olarak paylaşması, sayıların azalması için çabalaması gerekiyor."
"Milyonlarca hane halkı gelecek yıl, bu yılki faturasının iki katını ödeyebilir"
Elektrik ve doğalgaz sübvansiyonlarının artık yavaş yavaş, kademeli ve il bazında azaltıldığına işaret eden Arif Künar, elektrik kullanımı düşük tarife sınırının bu yıl 4000 kWh/yıl olduğunu belirtiyor. Künar, bunun seneye büyük olasılıkla 3000 kWh/yıl tüketimine düşürüleceği yönünde tahminde bulunuyor:
“Yani ortalama 4 kişilik bir aile yaklaşık 240 kWh/ay tüketiyor. Bu durumda milyonlarca hane halkı gelecek yıl, bu yılki ödediği elektrik faturasının yaklaşık iki katı ödeme yapacak.”
“Bakanlığın verdiği destek, doğru ve sürdürülebilir değil”
Arif Künar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının doğrudan ya da dolaylı verdiği elektrik-doğalgaz fatura desteğinin, yeterli, doğru ve sürdürülebilir olmadığını söylüyor. Künar, şunları aktarıyor:
“Fatura destekleri ve sübvansiyonlar yerine, bir kereliğine enerji yoksulu haneler en başta ve ivedilikle olmak üzere bina, konut, yalıtım, pencere iyileştirmeleri, A sınıf beyaz eşya, ısı pompası ve çatı-balkon güneş elektriği uygulama desteği (AB ülkelerindeki gibi: yüzde 30 hibe, geri kalanı da faizsiz ödeme vb.) yapılır ise, hem hane halklarının insani yaşam koşulları sağlıklı ve enerji verimli olur hem de her yıl devletimiz, yani bizler bu sübvansiyonu ödemek zorunda kalmayız.”
Baroya dilekçe verildi
İstanbul Tabip Odası (İTO) İklim Krizi Çalışma Grubu tarafından 16 Temmuz’da gerçekleştirilen panelde, insan kaynaklı iklim krizinin körüklediği küresel ısınmaya karşı acil yapısal önlem çağrısı yapılmıştı. Panelde yerel yönetimlerin sıcak dalgası alarmı verilen günlerde evsizler ve derin yoksulluk yaşayanlar için klimalı “serinleme alanları” kurması gerektiğine dikkat çekildi.
İstanbul Barosu Çevre Hakları Komisyonu Başkanlığına 6 Temmuz’da soğutma hakkının yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair bir dilekçe verildi. Kentsel Isı Adası İnisiyatifi’nin dilekçesinde soğutma hakkının sağlıklı çevrede yaşama hakkının ayrılmaz bir parçası olduğuna vurgu yapıldı.
İngilizcede “cooling right” ve “right to cooling”, Türkçede “soğutma hakkı” ve “serinleme hakkı” şeklinde kullanılan bu hak, dünya çapında yavaş yavaş konuşulmaya başladı.
Serinleme hakkı, kısaca iklimle uyumlu yaşam çevrelerine/alanlarına erişebilme hakkı olarak tanımlanabilir. Uluslararası insan hakları hukukunda tanınan "uygun barınma hakkı" ve genel sağlık çerçevesinde ele alınan serinleme hakkı, birçok eşitsizliğe işaret ediyor.
Ocak 2025'te Avrupa Komisyonu’nun yayınladığı, Marine Cornelis imzalı “Yaz Enerjisi Yoksulluğunu Çerçevelemek" makalede de bu eşitsizliklere genel bir çerçeve çiziliyor. Bunlardan biri de klima gibi serinletici cihazlara ulaşan kesimle, bunlara ulaşamayıp bunlardan atmosfere yayılan ısıya maruz kalan kitlelerin yaşadığı eşitsizlik:
“Şehir planlaması, konut tasarımı, havalandırma, yeşil alanlar. Bu tamamen dayanıklılıkla ilgili.”
Kentsel Isı Adası İnisiyatifi’nden Makine Mühendisi Remzi Çelik, canlılar için hayati risk taşıyan ısının bertaraf edilmesi için uygun bir yaşam ortamının sunulması gerektiğini ifade ediyor:
“Bu sorun kentleri kötü planladığımız için yaşanıyor.”
Anayasa’nın “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını” koruyan 56. maddesini hatırlatan Remzi Çelik, serinleme olanakları arasında yer alan klima, elektrikli pervane, fan vs gibi cihazlara erişimin adaletsizliğine ve ayrıca bunlar için kullanılan enerjinin temiz bir enerji olması gerektiğine işaret ediyor.
Birbirine yakın, dik ve cam cephelerle dolu binaların, yapıldıkları bölgelerde kent fırını etkisi yarattığını, güneş enerjisinin yeniden atmosfere dönemediğini anlatan Çelik, şunları söylüyor:
“Enerji eşitsizliği dediğimiz şey aslında soğutmadan da çok fazlasıyla payını alan bir kavram. Bugün insanlar evinde klima olmasına rağmen bu faturalardan dolayı klimayı çalıştırmayıp sağlığını kaybeden, ona razı olan bir yaz yaşadı. Bunu arkadaşlarımdan, sağımda solumda görüyorum.”
“Her ağacı sahiplenmeli”
Validebağ Korusu’ndan gözlemlerini aktaran Remzi Çelik, elli metre ilerideki asfaltı 55 derecelik ancak korunun içerisindeki ağaçların altında 26 derecelik ölçüm kaydettiğini belirtiyor. Her ağacın sahiplenilmesi gerektiğini belirten Çelik, şunları kaydediyor:
“Ormanın içinde, çok yüksek ağaçların olduğu bir yerdeyim. Burada gerçekten kentsel ısı adası etkisi kentin içindeki mikro iklim ve bunun evlerimizdeki soğutma enerjisine etkisinin ne demek olduğunu çok açık görebiliyorsunuz.”
Dirençli şehirler
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres de 31 Temmuz’da, sıcak dalgalarının “sessiz katil” olarak adlandırılmasının bile boyutu tam olarak ortaya koymadığını aktarmış, “Çünkü dünya genelinde sıcaklığa bağlı ölümler büyük ölçüde eksik kaydediliyor” demişti.
Öte yandan BM Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi (UNDRR) aşırı sıcakları ve kentsel ısı adalarını afet riski kategorisine aldı. Dirençli kentler ihtiyacı da bu riske karşı korunmada oldukça ön plana çıktı.
Dirençli kentler, COP31 kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının demeçlerinde de yerini aldı.
"Dirençli Şehirler Programı" kapsamında Suriye Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Sayın Mohammed Anjrani ile bir araya geldik. Yeniden imar süreci ve konut politikaları ile ilgili iki ülke arasındaki iş birliği olanaklarını değerlendirdik. Hatay’da hayata geçirdiğimiz dirençli şehir yaklaşımının COP31 sürecine sağlayacağı katkıları ele aldık. Değerli görüşme için Sayın Bakana teşekkürlerimi sunuyorum. 📍Hatay
— Murat KURUM (@murat_kurum) May 8, 2026
“Kötü bir kentleşmeniz varsa, ranta dayalıysa bu etkiyi daha da büyütüyor” diyen Remzi Çelik şunları dile getiriyor:
“Eğer kentsel ısı adası etkisi bir afet tanımlanmasını içindeyse artık buna hazırlık yapmalıyız demektir. Küresel iklim krizi bir gerçek. Fosil yakıtlardan çıkılması zorunlu bir plan. Ama insanlar bunu uzakta bir fotoğraf gibi algılıyor. Halbuki bunun kötü kentleşme tarafındaki sonuçlarını 55-60 derecede bir asfalt üzerinde yürüyerek, çalışmak zorunda olarak bunu kentte yaşıyor. Kentsel ısı adası etkisi bizzat içinde yaşadığımız bir durum.”
Yenilenebilir enerji, yoksulluğun neresinde?
Arif Künar, yenilenebilir enerjiye erişim ve kullanımındaki artışın, enerji yoksulluğunu azaltmaya aday gözüktüğünden bahsederek kooperatiflere ilişkin öneride bulunuyor:
“Ancak henüz [yenilenebilir enerjinin] pahalı oluşu, mevzuat kısıtları nedeniyle, yeterince kullanılamadığı için faturalara yansımıyor.”
Öz tüketim amaçlı enerji toplulukları ve enerji kooperatifleri kurulabileceğini belirten Künar, “Bakanlık-EPDK vb. bunun önünü açar ve bazı hibe, vergi, ÖTV, KDV indirimleri, imtiyazlı teşvikler sağlanabilir, yerel yönetimler de hanelere destek olabilir ise, hızla çatı, balkon GES ve uzaktan erişim modeli ile yenilenebilir enerji kullanımı ile kısmen de olsa enerji yoksulları için faturalara olumlu yansır” diyor.
Fotoğraf: AA
Sinan Erensü de üretimde enerji ve yurttaş kooperatiflerinin, bazen belediyelerin bazen de tamamen yurttaş inisiyatiflerinin öncülük ettiği üretim sistemleri sayesinde ayakta durabildiğini söylüyor. Tüketim kooperatiflerine de değinen Erensü, bunu da hanelerin şirketlerle tekil olarak değil de bölgesel ve toplu olarak muhatap olmaları şeklinde anlatıyor. Erensü bu süreçte toplu alım yapılması enerji meselesinde yurttaşların da söz hakkına sahip olabileceği bir alan yaratılabileceğine işaret ediyor.
İklim zirvelerinde enerji yoksulluğu
Birleşmiş Milletler’in Taraflar Konferansları’nda (COP) enerji yoksulluğuna ne kadar yer verildiğini sorduğumuz Erensü, söz konusu iklim zirvelerinde yakın tarihe kadar daha çok azaltım odaklı tartışmalar yapıldığını söylüyor:
“Bu aslında son 5-10 yıldır ciddi bir şekilde değişti. Çünkü artık iklim krizi gelecekte olacak bir şey değil. Hâlihazırda olan bir şey. Azaltım ve önleme kadar adaptasyon da, değişen iklime uyum da, önemli bir kalem hâline geldi.”
Bugüne kadar COP’larda enerji konusunda gidilen doğru ve yanlış yollar olduğunu aktaran Künar ise şunları aktarıyor:
“Henüz kömürden çıkış net değil, nükleer enerji yeniden COP ile gündeme taşınıyor maalesef. Finansman konusu, emisyon izleme konuları da muğlak. Destekler, vaatler hep sözde kalıyor, artık zaman azalıyor. Olumsuz etkiler giderek artıyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler daha çok zarar görüyor ve arada kalıyor.”
Künar, çatı ve balkon güneş panelleriyle öz tüketim yapılabilmesi için AB ülkelerine benzer hibe ve teşviklerin, ayrıca Yenilenebilir Enerji Kooperatifi kurulabilmesinin talep edildiğini aktarıyor. Birçok yerel yönetimin de hazırladığı Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı'na (SECAP) artık enerji yoksulluğunun giderilmesini de hedef olarak koyduğunu, bunların uygulanmasının önemli olacağını sözlerine ekliyor.
Fotoğraf: AA
“Çözüm, ekosistemden yana bir sisteme geçişle mümkün”
Bütün ekosistemin aşırı sıcaklardan etkilendiğinin altını çizen Remzi Çelik, COP31’le ilgili olarak şunları aktarıyor:
“Bu kadar önemli konuların konuşulduğu konferansların 31’incisine gelmek, bir defa bu işin samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. Bunun yanında da halkların iklim zirvesi diye de bir alternatif çalışma var. Onlar da çok etkin, alternatif hazırlık yapıyorlar.”
“İklim krizi değil sistem krizi var diyenlerdenim” ifadelerini kullanan Çelik, fosil yakıtlara ve ihtiyaçtan fazla tüketime karşı çözüm üretilmesi gerektiğinin altını çiziyor:
“COP’larda politikacılar, sürekli birbirlerine ‘önce sen başlat’ diyorlar. Tamamen ekosistemin geleceği, güvenliği, konforu değil, şirketlerin konforu, kârı ön planda oldu şimdiye kadar ki öylece 31'e gelindi. Çözüm, ekosistemden yana bir sisteme geçişle ancak söz konusu olacak.”
(CA)

















