Türkiye’de cinsel şiddetle mücadele alanı uzun süredir yalnızca başvuru mekanizmalarının yetersizliğiyle değil önleyici, bütünlüklü ve hak temelli politikaların eksikliğiyle de tartışılıyor. Hak örgütleri ve feminist yapılar, şiddet ortaya çıktıktan sonra işleyen parçalı müdahale mekanizmalarının tek başına yeterli olmadığını; kamu kurumlarından yerel yönetimlere, eğitim alanından yargı süreçlerine kadar uzanan çok katmanlı bir politika çerçevesine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Bu ihtiyacın altını çizen Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, hazırladığı "Cinsel Şiddetle Mücadele Politika ve Prosedür Belgesi"yle cinsel şiddetin önlenmesi, başvuru ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, veri üretimi ve kurumsal sorumlulukların netleştirilmesi gibi başlıklarda kapsamlı öneriler sunuyor. Dernek belgenin karar alıcılara, uygulayıcılara ve ilgili tüm kurumlara yönelen bir sorumluluk çağrısı olarak okunması gerektiğini belirtiyor.
Bu politika belgesinin hangi yapısal boşluklara yanıt verdiğini, Türkiye’de cinsel şiddetle mücadelenin en kırılgan hatlarının nerelerde yoğunlaştığını ve hak temelli, önleyici bir kurumsal model için hangi adımların acil olduğunu Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile konuştuk.
Cinsel şiddetle mücadele çoğu zaman bireysel farkındalık ya da iyi niyet çağrılarıyla sınırlı kalıyor. Siz bu belgeyle, kurumsal düzeyde nasıl bir model önermeyi amaçladınız?
Hepimiz cinsel şiddetin faili ya da mağduru olabiliriz. Belgeyi oluştururken kapsayıcı ve onarıcı bir yaklaşım belirlemeye çalıştık. Kuruma ve tüm bileşenlerine de önleme ve dönüştürme sorumluluğu yükledik. Bu kapsamda eğitimler, çalışma alanı düzenlemeleri, ekip içi iletişimin güçlendirilmesi ve psiko-sosyal destek gibi somut yapısal önlemleri de tanımladık.
Dernek olarak bu belge ile cinsel şiddetle mücadeleyi açıkça tanımlanmış, yapılandırılmış kurumsal süreç modeli haline getirmeye çalıştık. Öncelikle yazılı ve bağlayıcı bir politika ile kurumumuzun cinsel şiddete yaklaşımını; amacı, kapsamı ve temel ilkeleri tanımlayarak net biçimde ortaya koyduk. Bu modelde belge ve yönergenin kendisi belgeye muhatap olan kişilerin yani ekibin tam katılımıyla şekillendi. Çünkü biz yatay örgütlenme modeline sahip bir kurumuz. Bununla birlikte bildirimleri alan, değerlendiren ve karar veren bağımsız bir Etik Kurul mekanizması tanımladık. Böylelikle kurum içerisindeki dinamiklerden bağımsız ve bağlayıcı bir değerlendirme sürecini sağlamaya çalıştık.
Belgede sürecin belirsizliğe bırakılmaması için bildirim, değerlendirme ve karar aşamaları belirli iş günü sınırlarıyla takvime bağlanıyor. Model koruyucu-önleyici ve onarıcı bir yaklaşımı benimsiyor; yani kurum içi dönüşüm ve iyileştirme de hedefleniyor. Önerdiğimiz model sadece bir belge oluşturmak değil, belge kapsamında sorumlulukları net olarak tanımlamak, dönemsel değerlendirmeler yapmak ve ihtiyaç duydukça gerekli güncellemeleri gerçekleştirmek; yani yaptık ve bitti gibi bir model önermiyoruz.
"Şiddet yalnızca bireysel sapma değil, güç ilişkileri içinde üretilen bir olgu"
Belgede “hiçbir ortam cinsel şiddetten muaf değildir” vurgusu var. Bir kurumun kendini “güvenli alan” olarak tanımlaması neden yeterli değil ve bu bakış açısı kurumsal politikaları nasıl etkiliyor?
Hiçbir ortam cinsel şiddetten muaf değildir, çünkü cinsel şiddet cinsellikle değil, güç ilişkileriyle ilgilidir. Hiçbir ortam da güç dinamiklerinden muaf değildir. Bir ortamı güvenli alan olarak tanımlayamayız, ancak onu güvenli hale getirecek mekanizmaları kurar, güvenli davranış, iletişim ve ilişkilenmeleri teşvik edebiliriz. Kurumun feminist olması, şiddetin gerçekleşmeyeceği ön kabulünü içermemelidir.
Kurumların veya kişilerin kendilerini en baştan güvenli ortam/güvenilir kişiler olarak kabul etmeleri maalesef bir şiddet beyanı gerçekleştiğinde derin travmatik deneyimlere yol açıyor. "Burada böyle şeyler olmaz" ya da "Ben tacizci olamam, benim fail olmam mümkün değil" gibi yaklaşımlar kişilerin kendilerini sorgulamasını, kurumların da cinsel şiddeti önleyici veya onarıcı mekanizmalar kurmasını geciktiriyor. Oysa şiddetin önlenmesine yönelik politika geliştirmek bir kurumun kendi kaynaklarına yapacağı en önemli yatırımlardan biri ve bedelleri de ağır olabiliyor.
Bu tespit, kurumsal alanı idealize eden yaklaşımlara karşı güçlü bir eleştiri içerir. Bir kurumun kendisini “güvenli alan” olarak tanımlaması, tek başına güç ilişkilerini ortadan kaldırmaz. Aksine, bu tür öz-tanımlar çoğu zaman kurumsal kör noktalara dönüşebilir. Belgede “Görünür ve Gizli Hiyerarşi” başlığı altında yaş, statü, deneyim, maaş, kurumsal konum ve sosyal güç gibi dinamiklerin şiddeti mümkün kılabilecek yapısal unsurlar olarak tanımlanması bu nedenle son derece kritiktir. Şiddetin yalnızca bireysel sapma değil, güç ilişkileri içinde üretilen bir olgu olduğunun kabulü belgenin temelini oluşturuyor.
Bu çerçevede “güvenli alan” bir etik iddia ya da iyi niyet söylemi değil; yazılı prosedürlere, bağımsız bir kurula, şeffaf bir zaman çizelgesine, yaptırım ve onarım mekanizmalarına ve itiraz hakkına dayanan kurumsal bir yapı ile mümkündür. Güven, ancak hesap verebilirlik üzerinden inşa edilebilir.
Son yıllardaki #me too ve #susmabitsin gibi hareketler de cinsel şiddetin önlenmesindeki kurumsal sorumlulukları vurgulayarak "hiçbir ortamın cinsel şiddetten muaf olmadığı" bakış açısını destekler nitelikte. Artık faillerin veya kurumların itibarlarını kaybettiklerini de görebiliyoruz, eskiden daha azdı bu dolayısıyla kurumların sorumluluk almayı ertelememek konusunda daha bilinçli olduklarını umuyoruz.

DR. FULYA KAMA ÖZELKAN YANITLADI
Türkiye’de #MeToo neyi değiştirdi, neyi görünür kıldı?

Türkiyeli kadın ve LGBTİ+’lar, erkek fotoğrafçı ve sanatçıları ifşa ediyor
“Beyan esastır” ilkesini açık biçimde sahipleniyorsunuz. Bir kurumun bu ilkeyi gerçekten hayata geçirebilmesi için hangi yapısal adımları atması gerekir?
Sanıyoruz "hayatta kalana inanmak ve beyanı esas almak" yaklaşımlarının dayandığı zemin tüm bağlamlarıyla kurumsal bir bilinç olarak pekiştirilmeli öncelikle. Mağdur suçlayıcılığın çok yaygın olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Suçlanma korkusu ve utanç hayatta kalan için bildirim yapmanın önünde engel oluşturabiliyor. Beyanı esas almak aynı zamanda mağduru suçlayan kültür ve anlayışa karşı bir duruş.
Biz faili etiketlemeden, aynı zamanda hayatta kalanı odağa alan travma-bilgili bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Beyanın esaslığı delil aranmaksızın sürecin başlatılması, şiddet beyanının ciddiye alınması demektir.
Koruyucu önleyici mekanizmanın şiddet beyanını esas alan ve tüm tarafları koruyan bir şekilde yapılandırılması mümkün. Bunun için bağımsız bir kurulun olması ve tüm yapıyı yönetim kademesi dahil bağlayıcı tedbirler alabilmesi önemli.
Örneğin, yalnızca Etik Kurul’un erişebildiği bir bildirim kanalı olması, belirli süreler içinde görüşmelerin yapılması, tarafların haklarının korunması ve misillemeye karşı koruyucu tedbirlerin devreye girmesi gibi. Yani bu ilke ancak somut mekanizmalarla desteklendiğinde anlamlı hale geliyor.
"Kurum zarar görmesin gibi kaygılar görünmezliği arttırıyor"
Misillemeyi açıkça bir şiddet türü olarak tanımlıyorsunuz. Sivil toplum alanında misilleme neden bu kadar yaygın ama görünmez kalıyor? Kurumlar bu riski nasıl azaltabilir?
Misilleme çoğu zaman açık bir saldırı gibi görünmez; daha çok dışlama, sessizleştirme, projeden uzaklaştırma, referans vermeme gibi örtük biçimlerde ortaya çıkar. Sivil toplum alanında “kurum zarar görmesin” ya da “itibar sarsılmasın” gibi kaygılar da bu görünmezliği artırabiliyor. Kurumlar bu riski azaltmak için misillemeyi politikalarında net biçimde tanımlamalı, bildirim yapan ya da tanıklık eden kişileri koruyacak geçici önlemleri hızla devreye sokmalı ve güç ilişkilerini görünür kılacak eğitimler yapmalı.
Misillemenin sadece sivil toplum alanında yaygın olduğunu düşünmüyoruz. Ancak cinsel şiddet beyanları, doğal olarak hak temelli örgütlerde, bunu yok sayan merkezi kurumlara kıyasla daha rahat ortaya çıkabilir. Misilleme tanım olarak çok fazla bilinmeyebilir ama uygulama olarak maalesef yaygın. Cinsel şiddeti dile getiren kişinin ve çevresinin çeşitli şekillerde "cezalandırıldığı" veya yıpratıldığı birçok örnek var.
Bu yüzden gizliliğin korunması çok önemli. Kurumlar misilleme riskini bir süreci maksimum gizlilik içinde yürüterek ve tarafların, tanıkların, beyanların gizliliğini koruyarak azaltabilirler. Süreç yönetimlerinin kişilere bırakılması yerine tanımlı bir sistem içinde yürütülmesi, misilleme ve kişiler arası yıkıcı dinamikleri önlemek adına da önem taşıyor.
"Faili uzaklaştırmak tek başına çözüm değil"
"Onarıcı adalet" yaklaşımı bu belgenin merkezinde duruyor. Cinsel şiddeti kurumsal olarak önlemek isteyen başka kurumlar için bu yaklaşım ne söylüyor ve sizce ilk adım nereden başlamalı?
Faile odaklanan cezaya dayalı adalet anlayışı yerine zarar gören kişinin onarılmasını sürece dahil eden adalet anlayışıdır. Zarar gören kişinin onarılması ve iyileşmesini hedefler. Bu aynı zamanda hayatta kalanı ve onun iradesini merkeze alan, travma bilgili yaklaşımın bir uzantısı. “Faili uzaklaştırmak” tek başına çözüm değil. Kurum, ihlale zemin hazırlayan koşulları değiştirmedikçe dönüşüm gerçekleşmiyor. Güven, süreç sonrası kurumsal davranışla yeniden inşa edilebilir.
Öncelikle kurum kendisini şiddetten muaf görmemeli. Yazılı ve bağlayıcı politika oluşturulmalı. Bağımsız bir mekanizma kurulmalı. Güç ilişkileri açıkça analiz edilmeli. Eğitim ve içselleştirme süreci başlatılmalı.
Onarıcı adalet bir şiddet durumunun fail dışlanarak ve hayatta kalanın "zarar tazminiyle" çözülmesinin çok dışında; şiddete zemin hazırlayan koşulların dönüşebilmesi için her bireyin sorumluluk üstlendiği ve birbiriyle işbirliğine hazır olmasını gerektiren bir yaklaşım.
Nihayetinde ilk adım elbette bir politika ve yönergenin oluşturulmasıdır. Her kurumun dinamikleri, çalışma kültürü, iş yapma ve ilişkilenme biçimleri kendine özgü; dolayısıyla her politika ve yönerge her kurum için işlevsel olmayabilir. Başka kurumlar için mesaj şu: Güvenli ve güçlendirilmiş bir ortam, sadece yaptırımlarla değil, dönüşümle sağlanır. İlk adım da kendini muaf görmemek ve yazılı, bağlayıcı bir politika oluşturmak. Sonrasında bu politikanın gerçekten işlemesini sağlayacak bağımsız ve şeffaf bir mekanizma kurmak gerekiyor.
(EG)







