TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi, şiddetli sağanak yağışların afete dönüşmesi sonrası açıklama yaptı. ÇMO, İstanbul'daki problemin yağmur değil, plansız kentleşme ve yetersiz altyapı olduğunun altını çizdi.

İstanbul’da sel baskınları: 2 kişi hayatını kaybetti, 595 kişi mahsur kaldı, 8 bin 515 ihbar alındı
Yaşananlar, yalnızca “olağanüstü yağış” ile açıklanamayacak kadar tanıdık bir tablodur: Eylül 2023’te Başakşehir ve Küçükçekmece’de iki kişinin yaşamını yitirdiği sağanakta da aynı bölgeler, aynı noktalar su altında kalmıştı. Aradan geçen üç yılda sorunun yapısal nedenleri giderilmemiş, tablo değişmemiştir.
TMMOB, Çevre Mühendisleri Odası
Fotoğraf: ANKA Haber Ajansı
"Afeti yaratan, doğal alanların yapılaşmaya açılmasıdır"
İstanbul’da her sağanak bir afete dönüştüğünün belirtildiği açıklamada, yaşananların kentleşme politikalarının, doğal alanların yapılaşmaya açılmasının sonucu olduğu belirtildi.
Ayrıca mevcut tablonun, suyun doğal akış yollarının daraltılmasının ve yağmur suyu altyapısındaki yetersizliklerin afet riskini artırdığını bir kez daha ortaya koyduğu bildirildi:
Yağış doğal bir olaydır; afeti yaratan, o yağışı karşılayacak bir kent planlamasının ve altyapının bulunmamasıdır.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Kanal İstanbul gibi kentin ekolojik alanları üzerinde ağır baskılar oluşturan projelere karşı çıktıklarını belirtti.
Çevre mühendisleri, su havzalarını yapılaşmaya açan, tarım ve mera alanlarını ortadan kaldıran ve doğal alanların betonlaşmasına yol açan projelere tepkilerini yineledi.

Kanal İstanbul: İstanbul için ekolojik felaket
"Kent politikaları, kamu yararı ve yaşam hakkıyla ele alınmalı"
ÇMO'dan yapılan açıklamada Kanal İstanbul Projesi’nin İstanbul’un ekolojik dengesini bozmasının yanı sıra kentteki mevcut afet risklerini artırma ve yeni afet riskleri oluşturma potansiyeli hatırlatıldı:
Afetlere karşı dirençli bir İstanbul yaratmanın yolu; su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını ve doğal yaşam koridorlarını koruyan kamucu ve bilimsel planlama anlayışından geçiyor.
İstanbul’un yaşam kaynaklarını geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip eden mega projelerden vazgeçilmeli; kent politikaları rant ve yapılaşma odaklı değil, kamu yararı ve yaşam hakkı temelinde yeniden ele alınmalı.

İstanbul’da dereler taştı: Yapılaşma su yollarını nasıl değiştirdi?
Oda tarafından yapılan açıklamada İstanbul’daki su baskınlarının nedenleri ise madde madde şöyle anlatıldı:
"Aşırı betonlaşma ve sünger kent özelliğinin kaybı
Normalde toprağın emmesi gereken yağmur suyu, asfalt ve beton yüzeylerde toprakla buluşamıyor; yüzey akışına geçerek caddelerde dakikalar içinde sele dönüşüyor. Orman, tarım ve su toplama alanlarının yapılaşmaya açılması, bu akışı hızlandıran ve artıran en önemli etken.
Yetersiz ve birleşik altyapı
Kentin eski yerleşimlerinde yağmursuyu ve atıksu hatları aynı boruda taşınıyor. Şiddetli yağışta borular yükü kaldıramıyor, rögarlar geri tepiyor yollar göle dönüyor.
Çöp, yaprak ve atıkla tıkanan mazgallar ve menfezler tabloyu ağırlaştırıyor. Köprü altları ve alt geçitler gibi düşük kotlu noktalarda ise suyun ancak pompajla alınabilmesi, pompa sistemlerinin pahalı ve bakım gerektiren yapısı nedeniyle yapılmaması, yapılanlar yeterince işletilemiyor; sular hızla birikiyor, araçlar ve insanlar su altında kalıyor.
Dere yataklarının ve havzaların imara açılması
Ayamama, Tavukçu, Kağıthane ve Kurbağalıdere gibi derelerin çevresi geçmişte yapılaşmaya açılırken; Sazlıdere gibi kalan alanlar da plansız yapılaşmaya açılmaya devam ediyor. Doğal yatakları daraltılan, keskin dönüşlü beton kanallara hapsedilen dereler, yoğun yağışta debiyi taşıyamayarak yollara ve yerleşimlere taşıyor. Baraj havzalarının yapılaşmaya açılması ise hem taşkın riskini hem de içme suyu kaynaklarının kirlenme riskini artırıyor.
Kot sorunu ve bodrum katlar
Küçükçekmece, Esenyurt ve Sultangazi gibi ilçelerde yol kotunun altında kalan bodrum ve zemin katların kapı ve pencereleri doğrudan sokak akışına açılıyor. İmar mevzuatının sağladığı olanaklarla birden fazla bodrum katlı yapılar inşa ediliyor, bu katlarda biriken su çoğunlukla pompajla en yakın atıksu hattına veriliyor ve kapasitesi zaten dolmuş hatların taşmasına yol açıyor. Bina kanalizasyon çıkışlarında geri tepme (çek) valfi bulunmadığında ise ana hat taştığı anda pis su evlerin tuvalet ve banyolarından içeri doluyor.
Koordinasyonsuz yol çalışmaları ve yol drenajı
Yolların farklı idareler tarafından sürekli kazılması, yenilenen binaların su, atıksu ve elektrik bağlantıları için tekrar tekrar açılması; tranşe dolgularının ve asfaltın yeterli ve doğru yapılmaması, suyun ızgaralara değil binalara doğru akmasına neden oluyor.
Arnavutköy’de altyapı çalışması yapılan bir sokakta yolun çökmesi bunun son örneklerindendir. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan, ücretli Kuzey Marmara Otoyolu’nda dahi su birikmesi ve şev kaymaları; yol drenajı ve şev drenajı projelerinin ve kontrolünün yetkin mühendislerce yapılmadığını düşündürüyor.
İklim değişikliği ve kentsel ısı adası
Yağışlar giderek uzun süreli hafif yağışlar yerine kısa sürede çok yüksek miktarda düşen ani ve şiddetli sağanaklar biçimini alıyor. Kentin geniş beton ve yüksek yapı kütlesinin oluşturduğu ısı adası etkisinin de yerel ölçekte konvektif yağışları şiddetlendirebildiği bilimsel çalışmalarla ortaya konuyor.
İklim değişikliği gerçek; ancak onu mazeret olarak öne sürmek, kentin bu yağışa hazır olmamasını gizleyemez.
Altyapı, bugünkü değil önümüzdeki on yılların yağış senaryolarına göre tasarlanmak zorunda.
Kent donatılarında elektrik güvenliği
Balat’taki can kaybı, su baskınlarının yalnızca yol ve bodrum sorunu olmadığını; parklar, sokak aydınlatması, elektrik dağıtım pano ve kabloları gibi kent donatılarının su ve taşkın koşullarında güvenliğinin de bir mühendislik sorunu olduğunu gösteriyor. Kaza nedeni soruşturmayla belirlenecek; ancak sorumluluğun sağanağa yüklenmesi kabul edilemez.
Bilimsel ve teknik esaslar gözetilmeden, rant odaklı kentleşme politikalarıyla büyütülen İstanbul’da; dere yataklarının, vadilerin ve baraj havzalarının yapılaşmaya açılması, doğal su akışının engellenmesi ve ekolojik eşiklerin göz ardı edilmesi, şiddetli yağışların yıkıcı etkilerini artırıyor. Kentin doğal drenaj sistemlerinin ve su döngüsünün tahrip edilmesi, İstanbul’u her sağanakta su baskını ve taşkın riskiyle karşı karşıya bırakıyor."
Çözüm nedir?
ÇMO'dan yapılan açıklamada ayrıca her yağışın bir afete dönüştüğü İstanbul için çözüm önerileri de sunuldu.
İstanbul’da kronikleşen su baskınlarının önlenmesi için yerel yönetimlerin (İBB, İSKİ, ilçe belediyeleri) ve merkezi idarenin eş güdüm içinde yürütmesi gereken, bilimsel ve mühendislik esaslarına dayanan adımlar şöyle sıralandı:
- Yağmursuyu ve atıksu hatları ayrılmalı: Birleşik sistemin bulunduğu bölgelerde bağımsız, yeterli çaplı yağmursuyu toplama hatları öncelikle kritik havzalarda inşa edilmeli. Toplanan temiz yağmursuyu atıksu arıtma tesislerini gereksiz yere meşgul etmeden, çevresel etkileri değerlendirilerek uygun alıcı ortamlara verilmeli.
- Sünger kent yaklaşımı benimsenmeli: Geçirimli kaplamalar, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar, biyo-tutma alanları ve parsel içi yağmursuyu tutma zorunluluğu ile suyun toprakla buluşması ve yüzey akışının azaltılması sağlanmalı.
- Yeraltı depolama tankları ve taşkın tünelleri yapılmalı: Genişletilemeyen caddelerin ve sık su baskını yaşanan kavşakların altında, ani yağışta suyu geçici olarak depolayıp kontrollü boşaltan sistemler (depolama tankları, mikrotünel) planlanmalı.
- Dere yatakları ıslah edilmeli, taşkın alanları korunmalıdır: Dere kesitleri, ekstrem yağış senaryoları ve yeterli geri dönüş periyoduna göre yeniden değerlendirilmeli; mümkün olan yerlerde beton kanal yerine doğal bitki örtüsüyle desteklenen kesitler tercih edilmeli. Taşkın riski yüksek kuşaklar yapılaşmaya kapatılmalı, riskli alanlar 'yaşam vadisi' olarak yeşil koridorlara dönüştürülmeli. Dere yatakları ve baraj havzalarına yeni imar verilmesine son verilmeli.
- Erken uyarı, izleme ve bakım güçlendirilmeli: Mazgal ve rögarlara doluluk sensörleri yerleştirilmeli; meteorolojik radar verileriyle bölge bazlı erken uyarı ve pompa istasyonlarının otomatik devreye alınması sağlanmalı. Tüm yağmursuyu hatları, ızgaralar ve kanallar her yıl yağış sezonu başlamadan önce temizlenmeli, bakım takvimi kamuoyuyla paylaşılmalı.
- İmar düzenlemeleri yeniden ele alınmalı: Taşkın riski yüksek bölgelerde yol kotunun altındaki bodrum katların konut olarak kullanımı yasaklanmalı; bodrum su tahliyesi ve geri tepme valfi zorunlu hale getirilmeli; yeni yapılaşmayla artan nüfus ve yağış verimine göre yağmursuyu ve atıksu şebekeleri yeniden projelendirilip yenilenmeli.
- Yol kazıları tek elden koordine edilmeli: Kurumlar arası kazı, dolgu ve asfalt çalışmaları, drenaja uygun eğim ve nitelikli tranşe dolgusu esasına göre denetlenmeli; sorumluluklar açıkça belirlenmeli.
- Son yağışların alınan verilerinden de görüldüğü üzere yağış şiddetleri kent genelinde artmaya devam ediyor. Bu nedenle yağmursuyu şebeke, kollektör tesisleri projelendirmeleri yapılırken doluluk oranları yüzde 90'lara çıkarılmamalı, yüzde 70 ile sınırlandırılmalı.
- Yapı alanları ada bazlı olarak giderek büyük alanlar oluyor. Bu nedenle parsel içi projelendirme uzman mühendislere yaptırılmalı. Ayrıca parsellere ait altyapı tesisleri de yapı denetime tabi olmalı.
- Parsel yapı ruhsat eki altyapı projeleri uzman mühendislerce yapılmadığı için birçok parselde bodrum kat su baskınları görülüyor ve maddi hasarlı birçok vaka ile mağduriyet yaşanıyor
- Parsel içi yapı denetim olmaması sebebiyle atıksu hatlarına yapılan tekniğe uygun olmayan bağlantılar nedeniyle şehir şebekesi bağlantısı ile şehir şebeke hesabının üstünde yağmursuyu karışımlı atıksular şehir şebekesine bağlanarak cadde ve sokaklarda baca kapaklarından pis su fışkırması ve taşmalara neden oluyor.
- Yağışların geniş bir havzadan toplanarak geniş düzlüklere sahip bölgelerde toplanan Avrupa yakasında, Şirinevler, Ataköy, Çırpıcı, Kemerburgaz-Göktürk, Bolluca, Sarıyer Merkez ve Büyükdere Anadolu yakasında Üsküdar Merkez, Hasanpaşa, Maltepe-İdealtepe, Tuzla, Beykoz Merkez – Çayırbaşı başta olmak üzere dere taşkın haritaları yenilenmeli.
- Yeni verilecek yapı ruhsatları aşamasında, anılan bölgeler ile benzeri yerlerde iskan edilecek bodrum veya su basman kotları bu veriler ışığında belirlenmeli, yapılar zemin ve bodrum katlarında atıksu bağlantısı detayları projelere titizlikle verilmeli, parsel içi yapı denetim sıkılaştırılmalı.
- Taşkın kotunun en az 50 cm üzerinde su basman kotu verilmeli. Parsel içi drenaj ve yağmursuyu toplama sisteminin bağlandığı noktalar projelerde belirlenmeli. Bu bölgelerde bodrum katlarında 1+1 sistem baskın debisine uygun pompa sistemleri projeler işlenmeli.
- Çevresinde yağmursuyu şebekesi bulunmayan parsellerde yağmursuyu bağlantı noktalarının ruhsat projelerinde kesin olarak belirlenmesi, inşaatı sırasında yapı denetimi sağlanmalı. Özellikle çevresinde mansap bağlantı noktası bulunmayan parsellerde yağmur suları atık sulara karışarak atık su hatlarının yağışlarda taşması mümkün olup, caddelerde su kabarması ve hijyen sorunu oluşturmaması için ruhsat proje aşaması ve yapı denetimi kesinlikle yapılmalı.
- Yol ve şev drenajı projeleri ile kontrolü yetkin mühendislere yaptırılmalı: Otoyollar dâhil tüm karayollarında drenaj projeleri bağımsız denetimden geçirilmeli, işletmeci şirketlerin sorumlulukları kamuoyuna açıklanmalı.
- Kent donatılarının elektrik güvenliği denetlenmeli: Parklarda ve sokaklarda aydınlatma direkleri, dağıtım panoları ve kablolar için topraklama ve su baskını güvenliği taramasının yapılması, Balat’taki ölüm olayının teknik raporunun kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.
- Planlama ve karar süreçlerine meslek odaları ile bilim insanları katılmalı: İstanbul için güncel bir taşkın ve yağmursuyu master planı hazırlanmalı, uygulama sonuçları şeffaf biçimde raporlanmalı, kamu kaynaklarının nerede ve nasıl kullanıldığı hesap verebilir bir yapıda açıklanmalı.
(CA)




