Bu hafta Evrim Kepenek’in editörlüğündeki MAG’da kadınların hayatın her alanında açtığı yolları, eşitsizliklere karşı sözünü sakınmayanları, emeği, hafızayı ve dayanışmayı bulacaksınız.
Suyun bir hak olduğunu hatırlatan yazılardan kadınların erbane sesine, elektrik işlerini öğrenerek kalıplara itiraz edenlerden feminist içerik üreticilerinin hikâyelerine uzanan bu hafta, edebiyata, sinemaya, çocuk kitaplarına, kent belleğine ve cezaevlerindeki yaşama da bakıyoruz. Farklı hikâyeler, ortak bir soruda buluşuyor: Nasıl bir hayatı, nasıl bir dünyayı birlikte kurabiliriz?
Bu hafta okuyacağınız yazılar şöyle:
Filiz Balta, Türkiye’nin ev sahipliğindeki COP31 öncesinde su hakkı, kadın yoksulluğu ve eşitsizlikler üzerine yazdı: “Raporlar, okullardaki bütçe yetersizlikleri ve ticarileşmiş okul kantinleri nedeniyle çocukların gün boyunca ambalajlı su satın almaya zorlandığını ortaya koyuyor.”
Şeyma Nur İlgazi, Miraz Erbane Topluğuğu’nun kurucuları ve öğrencileri ile konuştu: “Kadınlar atölyelerden evlere, sokaklardan sahnelere, her alanda erbane çalıyorlar artık.”
Kıvılcım Akay, Songül Emen’le bizi tanıştırıyor. Emen, elektrik işlerini kendi kendine öğrenen 21 yaşındaki Songül Emen, sosyal medya videolarıyla hem kadınlara temel teknik bilgiler aktarıyor hem de erkek işi olarak görülen alanlara ilişkin kalıplara itiraz ediyor.
Deniz Ergün, bianet’teki staj deneyimini gündemine aldı: “Stajım boyunca gazeteciliğin romantik bir hayalden ibaret olmadığını; sansür, baskı ve güvencesizlikle mücadele ederken duyulmayanın sesini duyurmak için verilen bir emek olduğunu gördüm.”
Evrim Kepenek, feminist içerik üreticisi “Aylak Damla” ile konuştu: ““Nehrin beni götürdüğü yere doğru akmak değil de... Küreği tersine çekmeye çalıştığım için hem kendimi zorlamayı seviyorum hem yeni şeyleri daha derinlikli bir şekilde öğrenmeyi seviyorum.”
Ahmet Karadağ, Selda Uygur’un “Yalvaç” kitabını yazdı: “Binlerce yıl sonra Gece’nin bir klipte izleyeceği o tanrıça heykelini yontarak özgürleşmeyi denese de Tekla’ya devredilecek kahraman bir ruh olarak kalıyor.”
Murat Türker, Kristina Mikhailova Nehir Rüyaları (River dreams) adlı belgeselini yazdı: “Siyasette aktif yer almak isteyen Kazakiztan vatandaşı kadınlar; LGBT hakları, eşitlik ve barış için mücadele etmeye yeminli kadınlar; hürriyete susamış kadınlar… Hepsi feminizmin Kazakistan’ı kurtaracağına yürekten inanıyor.”
Özgür Erbaş, cezaevindeki emeği ve yoksulluğu tek yazıda anlattı: “Peşinen söyleyeyim, kuyrukta cezaevinde emek sömürüsü olduğuna dair en ufak bir tartışma yoktu. Kuyrukta kavgaya neden olabilecek mesele ikinci tur yumurta almak için sıraya girenlerdi. Benim arkamda bekleyen güler yüzlü kadının da elinde bir otuzluk yumurta paketi vardı.”
Şeyhmus Diken, Diyarbakır’daki iki farklı yerleşim alanını ve farklarını yazdı: “Şehrin kendine ait o eski merkezini ise üstenci bir dille adeta artık yok sayıyorlar. Oradaki yaşamı, yaşam alanlarını gündemlerinden çıkarıyorlar. Ama oraların turistik ve kısmen de nostaljik yerler olduğunu hatıra tazelemek kabilinden ihtiyaç duydukları oranda hafızalarının bir köşesinde tutuyorlar.”
Efruze Esra Alptekin, Gazzeli akademisyen, şair ve yazar Rıfat el-Arir’in doğum günü hatırlattı. Arir, 7 Aralık 2023'te İsrail bombardımanında hayatını kaybetti.
Aygün Atilla, çalışma hayatı ve özel hayat dengesi üzerine odaklandı: “Zamanın kaybının en trajik tarafı da bu. İçinden bağı, bağlamı, hikâyeyi alırsanız, ritmini yok sayarsanız koca bir hayattan geriye sadece bir alışveriş listesi kalır. Ya da bir sayaç.”
Metin V. Bayrak, eleştirmeye övgüler sıraladığı yazısına devam etti.
bia Çocuk Kitaplığı’nda Şevval Tufan, Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan Vladimir Tumanov’un Luyten Yıldızı adlı kitabını yazdı: “Birlikte hareket etmeleri, birbirlerinin düşüncelerinden yararlanmaları ve karşılaştıkları sorunlara çözüm aramaları, kardeşlik ilişkisini kitabın önemli bir parçasına dönüştürüyor.”
Haftaya izleme önerisi

Netflix’te 16 Eylül 2026’da yayımlanan Polonya yapımı mini dizi Oyuncak Bebek, 19. yüzyıl Varşova’sında geçiyor. Paweł Maślona’nın yönettiği, altı bölümden oluşan dönem draması, kendi çabalarıyla servet kazanan tüccar Stanisław Wokulski’nin aristokrat Izabela Łęcka’ya duyduğu karşılıksız aşkı odağına alıyor. Sınıf çatışmalarını, paranın gücünü ve toplumsal statünün bireylerin ilişkileri üzerindeki etkisini ele alan dizi, dönemin sınıfsal eşitsizliklerini ve bireysel mücadelelerini de anlatıyor. Başrollerde Tomasz Schuchardt, Sandra Drzymalska ve Dariusz Chojnacki yer alıyor.
Dinleme önerisi
(EMK)

