Nalin Öztekin editörlüğünde hazırlanan bu haftaki biamag’da LGBTİ+’lara yönelik baskılardan 1915’in hayaletlerine, Gazze karşısında sanatçıların politik sorumluluğundan sokakta yaşayan köpeklerin kamusal varlığına, çocuk edebiyatından Bask’taki kolektif yaşama ve İstanbul’un çokkültürlü hafızasına uzanıyoruz.
Kamusal alan, hafıza ve sorumluluk bu haftanın ortak damarını oluşturuyor. LGBTİ+’lara yönelik politikalar, türcülük ve heteronormativitenin dışlama biçimleri, 1915’in define ve cin anlatılarındaki izleri, Gazze karşısında müzisyenlerin tutumu, sözde bilginin yayılışı, kolektif yaşam ve kaybolan kent hafızası aynı soruda buluşuyor: Kimlerin varlığı doğal kabul ediliyor, kimlerin sözü bastırılıyor ve ortak bir hayat hangi dayanışma ve hatırlama biçimleriyle kurulabiliyor?
Evrim Kepenek, iktidarın LGBTİ+’lara yönelik baskı politikalarını 2002’den bugüne uzanan söylem değişimi, “Ailem Güvende” operasyonları, ekonomik kriz ve Mabel Matiz örneği üzerinden ele aldı; toplumdaki gündelik yaklaşımın devlet söylemiyle örtüşmediğini gösterdi.
Vartan Halis Yıldırım, yerli korku sinemasındaki cin ve define anlatılarının izini 1915 sonrasında el değiştiren Ermeni malları, toplumsal hafıza ve ganimet folkloruna kadar sürdü.
Emre Can Sancar, Gazze’deki soykırım karşısında müzisyenlerin politik sorumluluğunu konser iptalleri, boykotlar, sponsorluk ilişkileri ve dayanışma pratikleri üzerinden tartıştı; sanatçıların sözlerinin çalışma hayatında hangi tercihlere dönüştüğünü sorguladı.
Evren Kocabıçak, sokakta yaşayan köpeklerle LGBTİQ+’ların kamusal alandaki varlığının nasıl “yersiz” ve ardından “tehdit” olarak kurulduğunu karşılaştırdı.
Çiğdem Yalman Kopan, BİA Çocuk Kitaplığı için Ömer Açık’ın Arıları Kaçırmak kitabını tanıttı; çocukların merakından hayvanlarla kurulan ilişkiye uzanan hikâyenin, dünyanın tüm canlıların ortak evi olduğu fikrini nasıl taşıdığını anlattı.
Panayotis Petridis, kuantum fiziğinin gündelik hayatta nasıl bir “bilimsellik” etiketi olarak istismar edildiğini sözde bilim, sosyal medya ve eğitim üzerinden sorguladı.
Özgür Erbaş, Deniz Göktaş’ın tahliyesinden “firar eden patatesler”e uzanan kara mizahıyla gündemin absürtlüğünü tiye aldı; bürokrasi, güvenlik dili, sosyal medya tepkileri ve yoksulluğu memleket hâllerine dair bir taşlamaya dönüştürdü.
Ercan Jan Aktaş, Kuzey Bask’taki çobanlık ve yaylacılık geleneğini kolektif emek, yerel üretim ve doğayla kurulan ilişki üzerinden anlattı.
Rosalino Levantino, Janko Nilović’in Paris’ten İstanbul’a ve babasının memleketi Karadağ’a uzanan yolculuğunu konu alan Karadağ Yıldızı belgeselinden hareketle sanatçının yaşam öyküsünü izledi.
(NÖ)

