Bu hafta biamag, regl kanından hastalıkların erken teşhisine uzanan bilimsel araştırmalardan Braille’in mecburiyetine; kadim bir kış ritüelinin kolektif hafızasından edebiyatta zindana dönüşen ailelere; vicdan, adalet ve sayıların soğuk hakikatinden Latin Amerika’da bitmeyen kültür savaşlarına uzanan yazılarla dolu.
Sinem Aydınlı, Prof. Dr. Bilge Yeşil ile yaptığı söyleşide Türkiye’de medya sahipliğinin değişmeyen yapısını ve derinleşen siyasal kontrolü masaya yatırdı.
Meral Sözen, Nalan Yılmaz'ın Işık Yolu kitabını ve bianet'te yayımlanan söyleşisini eleştirdi: "Engellilik konusu diğer hak alanlarından ve mücadelelerinden daha zor ve karmaşık değil. Belki de gerçekten “eşit” olduğumuzu kabul edebildiğinizde başlayacak her şey."
Habibe Şenol İnan, yıllarca tabu sayılan regl kanının bugün nasıl önemli bir biyolojik bilgi kaynağına dönüştüğünü yazdı. Hijyenik pedlere entegre edilen testlerle kanser ve endometriozis gibi hastalıkların erken teşhisinin mümkün olup olamayacağını, bu alandaki bilimsel çalışmaları ve “femtech” girişimlerini aktardı.
Burak Sarı, 4 Ocak Dünya Braille Günü vesilesiyle kişisel deneyimlerinden yola çıkarak Braille’in bir tercih değil, eşit ve erişilebilir bir yaşam için zorunluluk olduğunu hatırlattı. Sağlamcılığın gündelik hayatta nasıl yeniden üretildiğini sorguladı.
Özgür Erbaş, Anayasa Mahkemesi'nin bu hafta verdiği iddet müddeti kararını, karara muhalif olan üye hakimin karşıoyu gerekçesiyle anlattı.
Ferdi Çiftci, gağan/ gağant geleneğinden ve kadim kış anlatılarından yola çıkarak, insanın karanlıkla, yoklukla ve birlikte kalma hâliyle kurduğu ilişkiyi anlatan bir deneme yazdı.
Hatice Bakanlar Mutlu, Cahide Birgül’ün dört romanını mercek altına aldı. Birgül’ün edebiyatında tekrar tekrar karşımıza çıkan “toksik aile”yi, dört duvar arasında sıkışan karakterler ve zindana dönüşen evler üzerinden tartıştı.
Yusuf Serdar Esen, “Vicdanın eğilip büküldüğü yer” yazısında vicdan, adalet ve eşitlik arasındaki gerilimi felsefi ve edebi göndermelerle ele aldı; insan merkezde durdukça dünyanın neden kanadığını sorguladı.
Kıvılcım Akay “Bir melez göç menüsü” yazısında göçü bu kez mutfaktan, bedenden ve gündelik hayattan anlattı.
Rosalino Levantino bu kez Latin Amerika’ya gidiyor. Arjantin’de Paco Urondo’nun mirasını ve mutfağını politik bir farkındalık alanına dönüştüren Javier Urondo’yu bir belgesel eşliğinde ele aldı. ‘Cennet’ ile Brezilya’nın çirkin ve kanlı yüzüyle aşık tuttu. ‘Ölü ebeveynime mektuplar’ ile de Şile’de askeri cunta dönemine götdü.
Şeyhmus Diken ise Diyarbakır'daki trafik sorunu, son kar yağışı üzerinden işledi. 2012’den beri var olduğu bilinen tramvay veya raylı sistem projesi için neden harakete geçilmediğini sordu.
(HA)

