Bir ’iş kazasının’ bitmeyen hikayesi: Engellilik, bakım emeği ve adalet arayışı
Kocaeli Dilovası’nda Gürdesan Gemi Makineleri fabrikasında CNC operatörü olarak çalışan Taner Göze’nin yaşamı, 2023’te yaklaşık 500 kilogramlık bir parçanın başına çarpmasıyla tamamen değişti.
Ağır beyin travması geçiren, kalıcı sağlık sorunlarıyla ve epilepsi nöbetleriyle yaşamaya başlayan Göze’nin “iş kazası” olarak kayıtlara geçen hikâyesi, yalnızca bir işçinin değil, bakım sorumluluğunu üstlenen eşi Ebru Göze’nin de hayatını yeniden şekillendirdi.
Göze çifti, ihmallerle örülü çalışma koşullarını, görünmeyen bakım emeğini ve yıllara yayılan adalet mücadelesini anlattı.
500 kiloluk parçanın değiştirdiği hayat
‘İş kazası’ olayının nasıl gerçekleştiğini anlatabilir misiniz?

Taner Göze: Şu an 32 yaşındayım. Bundan üç yıl önce CNC operatörü olarak çalıştığım fabrikada tamir edilecek parçanın uygun olmayan bir tezgâha bağlanması sonucunda, 500 kg’lık bir parça tezgâhtan fırlayarak arkam dönük bir şekildeyken kafama isabet etti.
Çarpanın etkisiyle yarım metrelik bir platformdan birkaç metre beni fırlatmış ve yüz üstü yere düşmüşüm. Aldığım darbe sonucunda kafatasımda ciddi kırıklarla birlikte içe doğru çökme oluşmuş ve burnumda ki parçalı kırıklarla olay yerinde bilincimi kaybetmişim.
Sizce bu olayın yaşanmasının sebebi neydi? Bize çalışma koşullarınızı da anlatır mısınız?
Ustabaşı başta olmak üzere tüm sorumlular yaptığımız uyarıları dikkate almıyorlardı. Uygun olmayan parçalar ciddi riskleri barındırmasına rağmen zorlama yollarla CNC tezgahına yerleştiriliyordu.
Güvenlik siviçleri (çalışma alanında tehlike anında enerjiyi keserek veya kilitleme yaparak iş kazalarını önleyen endüstriyel algılayıcı donanım) iptal edilerek hiç durmadan çalışmamız saplanıyordu. İş sağlığı güvenliği önlemleri ya hiç alınmıyordu ya da yüzeyseldi.
Sürekli küfür ve hakaretleri de içinde barındıran mobbinge maruz kalıyorduk. Aldığımız ücret ise asgari ücretin bir tık üstüydü. Tüm bunlardan dolayı bir taraftan iş arama çabası içindeydim ki bu olay oldu.
"Uyarılarımız önemsenmedi"
Çalıştığınız iş yerinde sendika var mıydı ve yaşanan bu ‘kaza’ da tutumu nasıldı?
Hak-İş’e bağlı Özçelik-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu bir fabrikaydı. Bu işyerinde ‘iş kazaları’ benimle başlamış değil ki; daha önce de ağır yaralanmaların ve ölümlerin olduğu olaylar olmuştu.
Daha yakın zamanda bir işçi aynı fabrikada öldü. Sendikaya makinelerin bakımından iş güvenliği önlemlerine kadar birçok talebimiz oluyordu ama hep geçiştiriliyorduk. Olaydan 2 ay önce ki uyarılarımız önemsenseydi bu ‘kaza’ başıma gelmezdi.
Sendika temsilcilerinin ağzından çıkan sözlerin hiçbir anlamı olmadığını süreç içinde anladım. İşçiden yana değil patrondan yana tavır alan tutumları var, özetle sendikanın adı var kendisi yok.
Patronlarınız yaşadığınız bütün bu süreçlerde size nasıl yaklaştı?
İlk olarak hastanenin önünde babam, amcam ve arkadaşlarımın yanına gelerek üst perdeden küçümseyen konuşmalarla yakınlarımı tahrik etmişler. “Ölüm Allah’tan gelir” gibi cümlelere sığınarak sorumluktan kaçma çabası başından beri vardı.
Babamın, “Siz benim oğlumu buraya yaşasın diye getirmediniz, ölürse ifade vermesin diye getirdiniz” şeklide sözleri sanırım her şeyi özetliyordur.
Mahkeme sürecini uzatan tavırları ve süreç içerisinde ayağına çağırarak komik tazminatla konuyu kapatmaya çalışmaları yetmemiş gibi şimdi de mahkeme süreçleri aleyhlerine ilerlediği için babamı işten çıkarmışlar. Bildiğimiz patron tavrı dışında anlatacak çok fazla bir şey yok.
1 MAYIS'A GİDERKEN
İş yükü ağır, kaza çok; önlem ve ceza yok
"Doktorun özverisiyle hayattayım"
Olaydan sonraki süreç nasıl gelişti?
‘Kaza’ olduktan sonra ilk yardım yapılmamış. Boyunluk gibi bir sağlık ekipmanı takılarak hareket ettirmeden ambulans beklenmesi lazımken, fabrika içinde farklı konumlara götürerek sürekli yer değiştirip daha fazla sarsılmama neden olmuşlar.
Bu da yetmezmiş gibi ambulansı çok geç aramışlar ve gelmesini beklemeden servis arabasına oturur pozisyonda koruyucu sağlık ekipmanı takılmadan karga tulumba bindirip yola çıkmışlar.
Babamla aynı işyerinde çalıştığımız için o da olayı duyup gelmiş ve aynı araca binmiş. Babam yolda giderken daha teşekküllü ve yakın olan hastaneye götürelim demesine rağmen şoför, patronun devlet hastanesine götürün dediğini söyleyerek Gebze Fatih Devlet Hastanesi’ne getirilmişim.
Hastaneye vardığımda doktorum izinli olduğu için gitmek üzeriymiş ama buna rağmen beni acil ameliyata almış. Doktorumun özel çabası değerlidir, bana söylediğine göre yaşama şansım yüzde beş kadar anca varmış. Doktorumun o güne kadar ki en büyük ameliyatı benimki olmuş.
Olaydan sonra geçen süre ve aldığım darbeyi göz önüne alındığında başka bir hastaneye sevk etmesi demek ölmem anlamına geliyordu. Doktorum hayatta kalmamı sağladı.
Bize hastane süreçlerin ve ameliyatların hakkında bilgi verebilir misiniz?
Doktorum ilk ameliyatımda gerekli olan şeyleri yapmış. Yalnız onu da aşan uzmanlık alanına bağlı olarak yapılması gerekenler vardı, bu yüzden yakınlarım ikinci bir doktorla temas kurmuşlar.
Her iki doktorun koordineli bir şekilde aldığı kararla doktorum, olanakların kısıtlı olmasına rağmen risk alarak kısa sürede beni ikinci ameliyata almış; kafatasındaki sağlam kalmış kemikleri karın bölgesindeki deri altına yerleştirilerek kafamda oluşan basıncı ve diğer şeyleri yönetebilmişler.
Bu şekilde iki hafta yoğun bakımda uyutulduktan sonra kendime gelmeye başlayınca epilepsi nöbetleri geçirmeye başladım. Kendime zarar vermemem için yatağa bağlandım ve psikiyatri doktorlarının verdiği ilaçlarla sakinleşebildim. Hastaneden çıktıktan 2 ay sonrada üçüncü ameliyatımı özel bir hastanede uzman doktorla oldum; karın bölgesinde bekletilen iki parça halindeki kemiğe protez eklenerek kafatasıma yerleştirildi, buna rağmen boşluk kalan yerler var.

Bütün bu tedavi sürecinin sonucunda ne gibi sağlık sorunları kalıcı hale geldi?
Ön sol lopta ölü alanların çok fazla olmasına bağlı olarak epilepsi nöbetleri geçirmemin sebebi olarak görülüyor. Yani artık ben kronik bir epilepsi hastasıyım ve ilaçlara bağlı olarak bunu baskılamaya çalışsam da ay da bir nöbet geçiriyorum.
Uyku apnesi diğer kalıcı bir hastalık, yakın zaman da kırılan burunum için ameliyat oldum ve biraz da olsa nefes alışımı rahatlattı. Ayrıca hipofiz bezi etkilendiği için buda vücuttaki bütün hormonları etki ediyor ve şu anda tedavi çabalarımıza rağmen çocuğumuz olmuyor.
Bir sürede vertigo problemi yaşadım ama şu an sorun yok gibi. Eğer beyinde bir genişleme olursa şant ameliyatı olmam söz konusu bu da yeni sağlık problemleri demek oluyor.
"Davalar 3-4 yıl daha devam edecekmiş"
Hukuki süreçler hangi aşamada?
Üç yıldır iki ayrı davam devam ediyor; Gebze 7. İş Mahkemesi ve Gebze 6. Asliye Ceza Mahkemesi. Patronun avukatları çıkan her şeyi itiraz ederek süreci uzatıyorlar. Bilirkişi, Adli Tıp Kurumu’nun ve Yüksek Sağlık Kurulu’nun yüzde 69,9 oranında vermiş olduğu maluliyet oranına kadar itirazları bitmiyor.
Bunlar yetemezmiş gibi davaya çağırdıkları kendi şahitleri olayı olduğu gibi doğru bir şekilde anlatınca onlara bile yalancı şahitlikten şikayetçi oluyorlar. Bilirkişi raporları beni yüzde 10 işvereni yüzde 90 kusurlu buluyor olması bile patronların sorumluk almalarına neden olmuyor.
Avukatlarımın söylemesine göre bu süreç en az 3-4 yıl daha devam edecek. Ömrümüzden çalarak, ite kalka adalet sağlamaya çalışıyoruz.
Biz işçileri korumuyor bu yasalar. Aynı fabrikada aynı ‘kazalar’ olmaya devam ediyor ve işçiler acı çekmeye, ölmeye devam ediyor.
Bütün bu süreçte yaşamınızı sürdürecek ekonomik durumları nasıl çözüyorsunuz? Devlet kurumlarından herhangi bir nedenle destek aldınız mı?
Sosyal hizmetlere başvurmuştum ama oradan da hiçbir cevap gelmedi. Olay olduğunda bir yıllık evliydim ve eşim çalışmıyordu. Kiracı olarak yaşamımı sürdürüyordum sadece kendime ait bir arabam vardı. Ben canımın derdindeyken ev sahibi çok geçemeden bizi evden çıkardı, tedavi masraflarım içinde arabamı sattım.
Şu an oturduğumuz ev amcama ait. Aile, akraba dayanışması ile uzun süre böyle götürebildik. İş arama süreçlerim oldu ama görüştüğüm yerler durumumdan kaynaklı risk alamayacaklarını söylediler. Bunun ben de farkındaydım, ekonomik zorluklar nedeniyle denemek istedim ama olmadı.
Avukatlarımın da yardımıyla maluliyet aylığım bağlandı. Eşim Ebru’da 7 aydır çalışmaya başladı. Tedavi süreçleri, kontroller özel hastaneler derken ailelerimizin de desteğiyle anca böyle dengeliyoruz.
"Evet, ben artık bir engelliyim"
Kendinizi engelli bir yurttaş olarak tanımlıyor musunuz? Bu tanımla ilişkin zaman içerisinde nasıl değişti?
Aslında ilk başlarda bunu kabullenmekte güçlük çekiyordum. Zamanla yapabildiklerimin kısıtlandığını fark edince engelli olduğumu kabul ettim. Yaşamayı seven, gezen, sosyalleşen ve sporla uğraşan hayat dolu biriyken şimdi evde yalnız başıma oturan, tek başıma hiçbir yere çıkmayan, her an epilepsi nöbeti geçirme korkusunu taşıyan biri haline geldim.
Anlamsız şeylere duygulanıp ağlayan, olaydan önce umursamadığım anlara da aşırı sinirlenip tepki veren yeni bir karakter oluştu bende.
Dışarı çıktığımda kafamdaki yara izlerinden insanların bana baktığını düşünerek iç dünyamda gelgitler oluştu.
Bütün bunlar evliliğime de yansıdı ve zaman zaman Ebru’yla problemler yaşadık. “Patronlar yaşamlarımızı çalıyor” sözü bende içeriği dolu bir şekilde var diyebilirim. Bugün elim de olan engelli raporundan bağımsız söylüyorum, evet ben engelliyim.
Ebru Göze: Telefonda yalan söylediler
Taner’in geçirdiği iş kazasını öğrendiğiniz ilk andan yoğun bakım sürecine kadar siz neler yaşadınız?
Ebru Göze: Kendime iş aradığım, KPSS’ye hazırlandığım bir döneme denk geldi eşimin yaşadığı bu ‘iş kazası’.
Telefonda “Burnu kırılmış, ciddi bir şeyi yok, hastaneye gelmen lazım” gibi temkinli bir haber hastaneye gittim. Birkaç gün önce de ayağı burkulmuştu.
Taner’i ilk gördüğümde kafası sargılı tomografiye götürülüyordu, seslendim ama cevap vermedi. Doktoru gelerek beynin içinde kanın biriktiğini ve ödem oluştuğunu acil ameliyata almalıyız dediğinde sinir krizi geçirmişim ve beni de acile götürmüşler.
Endişe, korku ve belirsizliğe sıkışmış halde bekleme süreçlerinde çaresizlik hissiyle boğuşurken bir taraftan da tüm aile deneyimli uzman doktor bulma çabasına giriştik. Yoğun bakım sürecinde sadece 10 dakika görme imkânım olsa bile hastaneden gece gündüz ayrılmıyordum.
Hastane sürecinde zaman içerisinde Taner’in uyandırılamaması ya da epilepsi nöbetleri, agresif ve huysuz ruh hali gibi birçok sorunlarla boğuşurken bende de anksiyete oluştu.
"Ben"i unutturan bakım emeği
Taner’in eve getirildiği dönem de bakımı ve yaşam desteğinin sorumluğu sizin üzerinizdeydi bu bağlamda yaşadıklarınızı öğrenebilir miyiz?
Bir anne çocuğuyla nasıl ilgilenirse Taner’le aynı şekilde ilgilenmeye başlamıştım ve onun yaşamına odaklamıştım kendimi. Kısa aralıklarla hastanelere gitmelerden tutunda, diğer ameliyatlarına ve tedaviye dönük süreçlerini ben yönetiyordum. Bunlara ek orak zaman içerisinde davalar, raporlar vb. durumlarıyla da ilgileniyordum.
Ev de gündelik yaşamanın ihtiyaçları bu sorunlara eklenince tek başına aşamadığım durumlarda annem gibi bütün yakınlarımızdan destek alıyorduk; annem de bizle birlikte aylarca yaşadı.
Ben Taner’in yanında yardımcı olmak için banyoya girdiğimde annem de bir şey olmasın diye kapıda bizi bekliyordu mesela. Bunun gibi örneklerin yüzlercesi vardır yaşadıklarımızda.
Taner’in yara izlerinden çok etkilenmesi beni de etkilediği için doktorlara gidip öneriler alıyor çözüm arıyordum. Aile, akraba vb. dayanışmasıyla bunu sorunu onu mutlu edecek şekilde çözdük.
İşteyken günde onlarca kez arıyorum bazen. ‘Ben’ diye bir kelimenin ne anlama geldiğini bile unutuyorum artık.
Bize ‘iş kazası’ öncesi ve sonrasın da sosyal yaşamınızın nasıl olduğunu da anlatabilir misiniz?
Öncesinde birlikte tatil yapmayı, gezmeyi, görmeyi seven sosyal insanlardık hatta olaydan bir ay önce yurt dışına çıkmak için pasaport, vize gibi hazırlığımızı yapmış tatil gününü bekliyorduk. Bütün o yaşadıklarımız bunları geride bırakmamıza neden oldu.
Şimdiyse sosyal yaşam yok gibi bir şey; ben sadece işe gidip eve geliyorum. Yani ikimiz birbirimize bağımlı bir yaşam sürüyoruz.
Bu süreç evliliğinizi nasıl etkiledi?
Taner’in karakter değişikleri gözükmeye başladığında evliliğimiz olumsuz yönde etkilendi. Her ikimizin de psikolojik olarak etkilendiği süreçler çok olduğu için tahammül noktalarımız azalmıştı bu da ciddi tartışmalara sebep oluyordu.
Olay öncesinde sağlıklı insanlar olmamıza rağmen bu ‘kazadan’ sonra çok istediğimiz çocuğumuz tedavi süreçleriyle bile olmuyor. Yaşanan ‘iş kazası’ bir ailenin sadece geçmiş dönemini değil bugünü ve yarınını da karartıyor.
Benzer süreçleri yaşayanlara çağrı
Son olarak ‘İş kazası’ sonrası benzer süreçlerden geçen ailelere ne söylemek istersiniz?

Taner Göze: İşçiler ölüyor ve sakat kalıyorsa devlet kurumlarının denetim mekanizmasının işlemediğini açık bir şekilde bize gösteriyor demektir. İşverenlerin bu tür durumlarda ciddi cezalar alması gerektiğini düşünüyorum çünkü var olan yasalarda istedikleri gibi süreyi uzatıp anlamsız hale getirebiliyorlar. Sonuç olarak bu örnekte olduğu gibi işçiler aynı fabrikada ölmeye devam ediyor. Adaletin yalnızca patronlara işlediğini ben kabul etmiyorum sizlerde kabul etmeyin.
Ebru Göze: İş yerinde’ kazalar’ olduğu için eşimin burada çalışmasını zaten hiç istemiyordum. Bu yüzden İSG önlemleri olmayan yerlerde çalışmasınlar, ekonomik vb. nedenlerden çalışmaya mecbur kalan insanlar da mutlaka kendilerini tehlikeye sokan durumlara karşı çıkarak engellemek için mücadele etsin.
Bizim yaşadığımız süreç yakınlarımızın dayanışmasının önemini çok iyi gösterdi, bu yüzden aile bağlarını önemsesinler. Böyle süreçlerde psikolojik destek mutlaka almaları gereklidir. İşveren ve çevrenizden uzlaşmaya gitmeniz yönündeki söylemlere kulağınızı kapatıp sonuna kadar haklarını arasınlar.
(HA)