Bir annenin çocuğu evden çıktığında aklından ne geçer?
Arkadaşlarıyla buluştuğunda eğlenip eğlenmeyeceğini mi düşünür, eve kaçta döneceğini mi hesaplar, telefonunu yanında taşıyıp taşımadığını mı merak eder?
LGBTİ+ çocuk annesi Emine Köygülü için sorular artık bunlarla sınırlı değil.
“Çocuğum kapıdan çıktığı zaman geri dönebilecek mi, bundan emin değilim” diyor.
Köygülü'nün bu cümlesi, 12 Eylül’de LGBTİ+ örgütleri, hak savunucuları, aktivistler ve LGBTİ+’ların bir araya geldiği mekânlara yönelik başlayan ve “Ailem Güvende” adı verilen operasyonların yalnızca gözaltına alınan, tutuklanan ya da baskın düzenlenen kişileri değil, onların ailelerini de nasıl etkilediğini anlatıyor.
Operasyonların ilk günlerinde LGBTİ+ örgütlerinin internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi. Ardından farklı kentlerde evlere, derneklere ve işletmelere baskınlar düzenlendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyonların 15 ili kapsadığını, 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yürütüldüğünü açıkladı.
İstanbul’da 35 kişi adliyeye sevk edildi, 20 kişi tutuklandı. Ankara’daki soruşturmada Kaos GL yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile aralarında LGBTİ+ ailelerinin de bulunduğu kişiler tutuklandı.
Operasyonların adı ise aileleri başka bir soruyla karşı karşıya bıraktı:
“Ailem Güvende” denirken hangi aileden söz ediliyor?
“Biz aile değil miyiz?”
Köygülü, operasyonların başladığı sırada Ankara’daydı. Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği’nin (GALADER) bir etkinliğine katılmıştı. GALADER Yönetim Kurulu üyesi Nedime Erdoğan’ın gözaltına alındığını, eğitimde birlikte bulunduğu bir başka kişinin de kaldıkları otelden alındığını öğrendi.
Tedirgin olduklarını söylüyor. Ancak yaşananların kendisi açısından tamamen beklenmedik olmadığını da ekliyor.
Son bir buçuk yıldır yargı paketlerini ve LGBTİ+’lara yönelik düzenlemeleri takip ettiklerini, bu tür gelişmelere karşı kendilerini hazırlamaya çalıştıklarını anlatıyor.
bianet’e konuşan başka LGBTİ+ aileleri de operasyonların “aile” kavramını yalnızca belirli bir aile biçimi üzerinden kurduğunu söyledi. GALADER Yönetim Kurulu Üyesi Atilla Dirim, “Ailem Güvende diyorlar ancak biz güvende değiliz. Biz aile değil miyiz?” diye sordu.
Köygülü'ün sorusu da benzer:
“Güvende olması gereken aile mi, yoksa şiddete ve ayrımcılığa uğrayan LGBTİ+’lar, kadınlar ve çocuklar mı?”
Bir annenin yeni korkusu
Köygülü için bugün en acil mesele çocuklarının yaşam hakkı ve özgürlüğü.
“Çocuğum kapıdan çıktığı zaman geri dönebilecek mi, bundan emin değilim” derken yalnızca operasyonları kastetmiyor. Sokakta karşılaşabileceği şiddeti, ayrımcılığı ve nefret saldırılarını da düşünüyor.
Çocuğu arkadaşlarıyla buluşmaya gittiğinde “Eğlenecek mi?” diye düşünmek yerine “Acaba ona zarar veren biri çıkacak mı karşısına?” diye kaygılanıyor.
“Bizim en büyük endişemiz ve en büyük ihtiyacımız çocuklarımızın güvenliği” diyor.
Köygülü'e göre güvenlik, yalnızca fiziksel saldırıya uğramamak anlamına gelmiyor.
Bir LGBTİ+’nın saldırıya uğramadan, ötekileştirilmeden, kendi hayatını özgürce yaşayabilmesi ve herkesle eşit haklara sahip olması gerekiyor.
“Tamamen güvende olabilir” demiyor. Çünkü tehditlerin her an, her yerden gelebileceğini düşünüyor.
Ama güvenliğin asgari koşulunu şöyle tarif ediyor:
“Saldırıya uğramaması, şiddet görmemesi, ötekileştirilmemesi ya da özgürce hayatını yaşayabilmesi, eşit haklara sahip olabilmesi.”
“Sessiz kalırsam tehlikeyi bekliyor gibi hissediyorum”
Kaygıyla baş etmenin yolu da Köygülü için susmak değil.
Tam tersine, ses çıkarmak.
“Bu yapılanlara karşı mücadele etmek” diyor. Destek olabileceği yerlere destek vermeyi, konuşmayı, görünür olmayı önemsiyor.
Çünkü sessiz kaldığında kaygısının büyüdüğünü söylüyor:
“Sessiz kaldıkça sanki böyle tehlikeyi beklemek gibi geliyor.”
Ona göre ne kadar çok insan ses çıkarırsa LGBTİ+’ların yaşamları da o kadar görünür olacak. Görünürlük ise toplumun LGBTİ+’lara ilişkin önyargılarla yüzleşmesinin yollarından biri.
Köygülü, LGBTİ+’lara yönelik nefretin karşısında bir yurttaşla karşılaştığında uzun açıklamalar yapmak yerine kendi annelik deneyiminden söz edeceğini anlatıyor.
Çocuğu doğmadan önce bir anne olarak ne düşündüğünü hatırlatıyor.
“Çocuğunu beklerken cinsiyeti ne olursa olsun, önemli değil diyordum” diyor.
Sonra soruyor:
“Şimdi neden önemli?”
“Çocuğunun gözlerinin içine bak”
Köygülü göre LGBTİ+ çocukların ailelerinden beklediği şey aslında çok temel:
Çocuğunun gözlerinin içine bakmak.
“Karşındaki senin çocuğun” diyor.
Cinsiyet kimliğinin ya da cinsel yönelimin, anne ile çocuk arasındaki bağı değiştirmediğini söylüyor.
Bilmediği bir şey varsa da öğrenmenin en basit yolunun çocuğa sormak olduğunu anlatıyor:
“Bilmiyor musun? Öğren. En basiti çocuğuna sor.”
Köygülü bunu yalnızca çocuklarına destek olan bir annenin sorumluluğu olarak görmüyor. Kendisi de çocuğundan öğreniyor.
Gençlerin kullandığı kavramları, değişen dili, kendisinin daha önce karşılaşmadığı hayat deneyimlerini çocuğundan öğrendiğini söylüyor.
Bazen yaşının ve alışkanlıklarının etkisiyle yanlış bir ifade kullandığında çocuğunun onu düzelttiğini anlatıyor:
“Böyle söylememen gerekiyor anne. Bak, bu bu şekilde, doğrusu bu şekilde” dediğini aktarıyor.
Ardından gülümsüyor:
“Bana hayatı öğretiyor. Hayatı daha önceden görmediğim bir pencereden görmemi sağlıyor. Onunla el ele yürümek benim en büyük mutluluğum.”
“Operasyonların devam edeceğini biliyorum”
Köygülü“Ailem Güvende” operasyonlarının sona ereceğine dair bir beklenti taşımıyor.
Tam tersine, yeni operasyonların gelebileceğini düşünüyor.
Kaçıncı dalganın yaşandığını artık takip etmekte zorlandığını söylüyor ama sürecin devam edeceğini düşünüyor.
Bu düşüncesini yalnızca bugünkü operasyonlarla değil, Türkiye’de daha önce farklı kimliklere yönelik yaşanan baskı deneyimleriyle birlikte değerlendiriyor.
Ona göre LGBTİ+’lar yeniden bir “düşman” olarak kuruluyor ve toplumdaki korku ve nefret bu düşmanlık üzerinden büyütülüyor.
Köygülü, kendi hayatında da kimliği nedeniyle ayrımcılık ve baskı yaşadığını söylüyor. Şimdi ise buna LGBTİ+ çocuğunun annesi olmanın yarattığı başka bir kaygı eklenmiş durumda.
Bu nedenle “tecrübeli” kelimesini kullanmak istemiyor.
“Bunları yaşamış, bu yaslı yaşamış, bu acıyı görmüş” diyor.
Çocuğu da onun için kaygılanıyor
Operasyonların Köygülü ile çocuğu arasındaki ilişkiyi bozmadığını söylüyor.
Ama başka bir şey değişmiş:
Bu kez çocuğu annesi için endişeleniyor.
“Çok ön plandasın, sana da zarar gelir diye korkuyorum” diyor.
Köygülü ise onu sakinleştirmeye çalışıyor.
Korksa da geri çekilmeyeceğini söylüyor:
“Korkmadan ön planda olmaya, yapabileceğim her şeyi de yapmaya devam edeceğim.”
Bu söz, operasyonların ailelerde yarattığı korkunun yalnızca çocuklara ilişkin olmadığını da gösteriyor. Çocuklarını korumaya çalışan aileler, bir süre sonra çocuklarının kendileri için duyduğu korkuyla da karşı karşıya kalıyor.
Köygülü'n verdiği mesaj ise net:
“Çocuklarımızın yanında olmak suçsa bu suçu işlemeye devam edeceğiz.”
“Her aile sizin aileniz gibi olmak zorunda değil”
Köygülü'n kamuoyuna çağrısı ise tek bir cümlede birleşiyor:
Önce durup düşünmek.
Operasyonları yürütenlere, LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemlerini üretenlere ve bu söylemlere maruz kalan yurttaşlara aynı mesajı vermek istiyor:
“Karşılarındaki düşman değil. Karşılarındaki de bir insan.”
LGBTİ+’ların herkesle aynı haklara sahip olduğunu hatırlatıyor.
“Onların ellerinde toplu tüfek yok, onlara zarar veren kimse yok” diyor. “Sadece kendi hayatlarını isteyen, yaşamak haklarını isteyen insanlar var.”
Sonra aile kavramına dönüyor.
“Her aile sizin aileniz gibi olmak zorunda değil. Her aile kendi renkleriyle güzel.”

Janset Kalan: Trans mahpusları hatırlayın, ezber cümleler yetmiyor

Mersin’de “Ailem Güvende” tutuklularının avukatları hak ihlallerini açıkladı

LGBTİ+ ailelerinden ‘Ailem Güvende’ operasyonlarına tepki: ‘Biz aile değil miyiz?’
(EMK)







