Bu hafta biamag, sahadan gelen hekimlik tanıklıkları, edebiyat ve sinema okumaları, hak-özgürlük yazıları, kentte ısrar ve yaş almaya dair yazılarla dolu.
Gazze’den Sakarya Meydanı’na, Stockholm’den Alabama’ya uzanan yazılar, güncel politikayı ve bireysel deneyimi aynı masa etrafında buluşturuyor:
Evrim Kepenek, Cerrahpaşa’dan kriz bölgelerine uzanan Prof. Dr. Ercan Türeci’nin 17 ülkede 32 görevlik hikâyesini dinledi; “bedeli varsa öderim” diyen bir meslek etiği portresi çizdi: “İnsanın insana kıyıcılığının sonu yok. En uç örnek Afganistan’dı; hemen gerisinde Afrika hikâyeleri gelir. Kurşunla yaralanmış üç aylık bebek gördüm. O zaman ‘Bu işin sonu yok’ diyorsunuz.”
Nilgün Karataş, Patrick Süskind’in Güvercin romanı üzerinden görünmezlik halini, bireyin rutine sığınan hayatını ve içsel kırılmalarını ele aldı. “Varmış gibi var olmak” ile “gerçekten yaşamak” arasındaki ince çizgide Jonathan Noel’in hikâyesi hepimize bir ayna tutuyor.
Metin V. Bayrak, “Eleştiriye Övgü” dizisinin üçüncü yazısında Cumhuriyetin tarihsel dönüşümünü dokuz ayrı kırılma üzerinden sorguluyor. Onuncu Cumhuriyetin eşiğinde, soruyor: “Kader mi, irade mi?”
Rosalino Levantino, ABD’nin muhafazakâr eyaleti Alabama’daki cezaevi sistemini ve sistematik zalimliği anlatıyor. ICE operasyonları, endüstrileşmiş mahkûm emeği ve “Alabama Usulü Çözüm” belgeseliyle distopik bir tabloyu gözler önüne seriyor.
Özgür Erbaş, Ankara’nın Sakarya Meydanı’na yazılmış bir sevda mektubu kaleme alıyor. Bir mekânın hafızası, bir kuşağın ısrarı ve yaşam alanlarını sahiplenmenin anlamı, incelikli bir mizahla anlatılıyor.
Şeyhmus Diken, İranlı şair ve yazar Füruğ Ferruhzad’ın çığlığını bugünün kadınlarına, Rojin Karaiş’e ulaştırmaya çalışıyor: “Belki bütün bu çığlıklar için Füruğ’un sesi Rojin ve diğer katledilenlere ses olsun diye.”
Gönül Ekinci, Zizi Çocuk’tan çıkan “Benim mi Şimdi Bu Kanatlar?” kitabı üzerinden çocuk edebiyatında öz-farkındalık, gücünü keşfetme ve içsel yolculuk temalarını ele alıyor.
Şadiye Dönümcü, Jean Louis Fournier’in “Son Siyah Saçım ve İhtiyar Delikanlılara Bazı Öğütler” kitabı eşliğinde yaşlılığa, ölüme ve yaşamla dostane yüzleşmeye dair hüzünlü ama mizahi bir yazı sunuyor.
Burak Sarı, sağlamcılığın görünmez biçimlerini, engelliliğin kamusal alanda yok sayılışını ve eşitlikçi iletişim ihtiyacını kendi deneyimleri üzerinden tartışıyor.
Sebüktay Kaan, Stockholm Operası’nda sahnelenen Rusalka operasına dair anılarını ve müziğin kişisel tarihindeki izini anlatıyor.
Onsun Meryem, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya romanı üzerinden ütopya/distopya tartışmalarını bugünün dünyasıyla karşılaştırıyor. Umutsuzluk içinde umutlu bir sorgulamaya davet ediyor.
Julide Aral, Beril Eyüboğlu’nun Yolumu Ararken kitabını okurken kendi cezaevi anılarına, dayanışma dolu frezya mektuplarına uzanıyor. Arkadaşlık, mücadele ve hayatla bağ kurmanın izlerini sürüyor.
biamag’da buluşmak üzere.
(HA)

