KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, Medya Haber TV'deki söyleşisinde çatışmasızlık sürecindeki ilerlememe halini değerlendirdi. Hozat, sürecin "donması" veya "kilitlenmesi" olarak nitelediği anlamlı ve kalıcı sonuçlara ulaşılamaması durumunu esas olarak devletin sürecin toplumsallaşmasına giden adımları atmamasına bağladığı ve bunun nedenlerini tartıştığı söyleşinin önemli vurgular içeren bölümlerini ANF tarafından yayımlanan kayıtlardan özetliyoruz.
* * *
"Süreçte donma/tıkanma var"
Son iki yılda gerçekten Kürt Özgürlük Hareketi çok tarihî adımlar attı. […] Türkiye sınırları içerisindeki bütün güçler, gerilla gücü çekildi. Şehirlerdeki birimler çekildi. Sınıra yakın, hatta bazı yerlerde uzak şikeftler (mağara) boşaltıldı. Bu, süreç karşısındaki samimiyetimizi, kararlılığımızı, duruşumuzu ortaya koyan çok somut örneklerdir. Ve çok tarihî adımlardır.
Buna karşı devlette ciddi bir adım yok. Tıkanma var mı dediniz. Tam olarak öyle ifade etmek şu aşamada belki erken olur. […] Bir durma ve donma durumu vardır. Buna tıkanma da diyebilirsiniz ama bir kilitlenme hali var. […] Bunun nedeni devletin ve iktidarın tutumudur. O cephede yaşanan bir donma halidir. Adım atmıyor. Demokratikleşme yönünde adım atmıyor. Siyasi ve hukuki zemin hazırlanmıyor. En başta, işte Önderliğimizin durumu. Şu anda tecrit ortadan kalkmış değil. Önderliğimiz bu süreci yürütüyor değil.
PKK fesih kongresinde bizim temel şartımız oydu. Silahlı mücadeleyi sonlandırdık, fakat bunun pratikleşmesi için, bütün kongrede alınan kararların hayata geçmesi için Önder Apo'nun özgürce bu süreci yürütmesi gerekiyordu. […]
Bu konuda bir gelişme söz konusu değil. Dolayısıyla böyle bir durma hali var, bir donma hali var devletten kaynaklı. Öyle ifade edebiliriz.
“Çözümsüzlükte ısrar özel savaş yöntemidir”
[…] Devlet zihniyetini ve politikasını değiştirmediği için, bu konuda adım atmıyor; bu tür yeni farklı gündemlerle, farklı algılar oluşturarak böyle zamana oynuyorlar, böyle zaman kazanıyorlar.
Zaten ciddi olunsa, adımlar atılsa, Önderliğimizin özgürlüğü başta olmak üzere, siyasi ve hukuki zemin hazırlansa, demokratik siyaset yapma ortamı olursa, onun imkanı tanınsa, zaten bırak Metîna, Xakurkê, Xinêre'yi, bütün alanlarda zaten gerilla silahını bırakır, gider, örgütlü bir biçimde demokratik siyaset yürütür.
Mevcut çözümsüzlük tutum ve politikasındaki ısrar, bu tür özel savaş gündemlerinin oluşmasına yol açıyor. […] Dönüp herkesin devlete bakması lazım. Adım atıyor mu, atmıyor mu? Devlet adım atarsa zaten hiçbir şey kalmaz. O kendiliğinden zaten o süreç işler.
Önder Apo bu halkın önderidir, bu halkın iradesidir. Önder Apo'nun özgürlüğü Kürt sorununun demokratik çözümüyle özdeştir, iç içe geçmiştir. Önder Apo özgürleşmeden ve statüsü resmileşmeden, Önder Apo bu süreci özgürce yürütmeden, bundan sonra gerillanın tek bir adım atmayacağı açıktır, nettir. Çünkü turnusol kağıdıdır. Önderliğimize yaklaşım, Kürtlere yaklaşımdır.
[…] Mehmet Uçum'un Önder Apo'ya dönük […] değerlendirmeleri de Kürtlere yaklaşımını ortaya koyuyor, Kürt sorununa yaklaşımını ortaya koyuyor. Ne kadar gayriciddi bir yaklaşım içerisinde olunduğunu ortaya koyuyor. Onun temsil ettiği çizgi, kanat, kesim; eğer devlet adına konuştuğunu iddia ediyor, ısrarla bunu şey yapıyorsa o zaman devlet nezdinde de çözümsüzlükte ısrar var. O zaman anlaşılır. […] Böyle olursa elbette bu süreç gelişmez. […] Bu sürecin ilerlemesi için, başarıyla yürümesi için Önderliğimizin statüsünün resmileşmesi gerekiyor. Ve Önder Apo'nun bu süreci özgürce yürütmesi gerekiyor. […]
"Zindanlarda düşman hukuku işliyor"
[…] Çözümsüzlükte ısrar eden, bir nevi savaşta ısrar eden, Kürt düşmanlığında ısrar eden, bu politikayı sürdüren zihniyetin, anlayışın en somut ifadesi bir de işte zindanlardır.
Türk kanunlarına göre, devlet kanunlarına göre cezasını çekmiş, 30 yıl bitmiş. Fakat ısrarla ona rağmen infazı yakılıyor, içeride tutuluyor. Hastadır, çok ağır hastalıkları var. Kanserdir, kalptir. […]
Bir düşmanlık hukuku uygulanıyor. Bu görülmemiş bir şeydir. Kendi kanunlarını bile uygulamıyor. Kendi kanunlarını çiğniyor. Kanun dışı, hukuk dışı, ahlak dışı, siyaset dışı.
[…] Bunun tek bir ifadesi var. Bu düşmanlıktır. Bu, Kürt'e düşmanlıktır. Kürt'e düşmanlıkta ısrardır. Savaşta ısrardır. Bunun başka bir anlamı yoktur. İki yıllık bir süreçtir bu kadar adım atılmış. Demokratik siyaset yürütme konusunda bu kadar güçlü bir irade ortaya konulmuş, Türkiye'ye karşı silahlı mücadele durdurulmuş; buna rağmen zindanda bir düşmanlık hukuku işliyor, bir savaş hukuku işliyor.
"Baskılar sürecin toplumsallaşmasını engelliyor"
Elbette bu büyük bir öfke yaratıyor. Bu sürece karşı da, devlete dönük de çok ciddi bir inançsızlık ve güvensizlik yaratıyor, endişeleri derinleştiriyor. Dolayısıyla süreç toplumsallaşmıyor. Kürt halkında da ciddi böyle bu konuda endişe, kaygılar var. Önderliğin durumuna bakıyorlar; bir değişiklik yok. Zindanlara bakıyorlar; tam bir zulüm ve düşmanlık hukuku işliyor orada. Şimdi bu nasıl güven yaratır bu toplumda? Bu sürece dönük nasıl inanç yaratır?
[…] Türkiye'de de bu sürecin toplumsallaşmaması için, Türkiye cephesinde muhalefet üzerinde baskıları yoğunlaştırıyor. Basına saldırıyor. Özellikle böyle muhalif basına çok yoğun saldırılar var. Onlarca gazeteci gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, tehdit ediliyor. Dün çok iyi bir yürüyüş yapmışlardı. Sanıyorum on kentte gazeteciler yürümüş, tepkilerini ortaya koymuşlardı. Ben selamlıyorum. Gerçekten çok anlamlı.
Bunların elbette daha da gelişmesi gerekiyor. Muhalif basın üzerinde de, muhalefet üzerinde de, emekçiler üzerinde de yoğun bir baskı var. Türkiye'deki bu iktidarı eleştiren, rahatsızlık duyan tüm kesimler üzerinde çok yoğun bir baskı söz konusudur.
Bu da sürecin Türkiye cephesi açısından toplumsallaşmasının önüne geçiyor. Gerçekten artık öyle düşünür duruma da geldik. Ve herkes bunu da artık düşünüyor. Bu sürecin toplumsallaşmaması için, toplum tarafından bu sürecin sahiplenilmemesi için neredeyse elinden geleni yapıyor.
"Demokratikleşme olmadan bu süreç gelişir mi?"
Çok yoğun bir baskı ve zulüm var şu anda Türkiye cephesinde de. Tüm muhalif demokratik, muhalif liberal, muhalif kesimler üzerinde de yoğun bir baskı politikası var. Tabii ki gerçeklerin topluma yansımasını istemiyor.
[…] Böyle yoğun bir saldırı yürütüyor ve bunun sonucu ne oluyor? Bu süreç Türkiye cephesinde de toplumsallaşmıyor. Bu biçimde bunun önünü de almış oluyor ve devlete ve iktidara karşı bu konuda da kaygılar daha da derinleşiyor. Bu nasıl bir süreçtir? Demokratikleşme olmadan bu süreç gelişir mi? Bu sürecin esas temel ilkesi, felsefesi odur. Türkiye'nin demokratikleşmesidir. Türkiye demokratikleşmeden zaten Kürt sorunu çözmez. Kürt sorunu çözmeden Türkiye demokratikleşmez.
Türkiye'nin demokratik sürece girmesi gerekiyor. Bu anlamda bu iktidarın demokratik adım atması gerekiyor. Hukuki, siyasi, toplumsal her alanda çok ciddi demokratikleşmeye gitmesi gerekiyor.
Tersi bir durum var. Daha da otoriterleşme, daha da yoğun bir baskı ve zulüm politikası tüm toplumsal muhalif kesimler üzerinde doludizgin gidiyor. Daha da antidemokratikleşme politikaları yoğunlaşıyor, derinleşiyor. Bu süreç bu tarzda ne toplumsallaşır ne de gelişir. Bu sürecin gelişmesi Türkiye'nin demokratikleşmesine bağlıdır. Şu anda bu emareleri yoktur.
(AEK)

