Berkin Elvan, Gezi eylemleri sırasında öldürüldüğünde 15 yaşındaydı. Polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu 269 gün boyunca komada kaldı. 12 yıl önce bugün hayattan koparıldı.
İsmi o günden beri yaşatılmaya ve anılmaya devam ediyor. Ankara Çankaya’da bulunan 100. Yıl Berkin Elvan Bostanı da bu yerlerden biri. 100. Yıl Dayanışması’ndan Nilgün Kılıç ile mahallelinin sahiplendiği bostanla ilgili konuştuk.
"Burayı temizleyerek dönüştürdük"
Bostanın kurulma sürecini anlatır mısınız?
Gezi zamanı mahalledeki herkes her gün sokaktaydı. O vakitlerde yol eylemleri de vardı. Oraya çadır kurup bir direniş alanı oluşturduk. Eylemlerin ardından Gezi ve yol eylemlerindeki insanlar 100. Yıl İnisiyatifi olarak toplanmaya devam etti, forumlar gerçekleştirdi. Zamanla katılım azalmaya başladı, biz de “ortak bir şey üretelim” diye düşündük ve ekoloji mücadelesi etrafında bir bostan kurmaya karar verdik.
Mahallede dolaşırken burayı bulduk. Burası o zamanlar molozların, çöplerin atıldığı, toprağı taş gibi sert, çok kötü bir yerdi. Burayı temizleyerek yavaş yavaş dönüştürmeye başladık. Etrafını komşulardan bulduğumuz tellerle çevirdik, imeceyle para toplayıp su depoları aldık. Çoğumuzun toprakla ciddi bir deneyimi yoktu ama ODTÜ’den Ali Hoca ve İnci Hoca sebze yatakları hazırlamak, kompost yapmak gibi konularda bize yol gösterdi.
Bostana başından beri Berkin Elvan adını vermeyi düşündük. O sırada Berkin hala komadaydı, hastanede yaşam mücadelesi veriyordu ve biz onun kurtulacağını umut ediyorduk. Berkin o dönemde verilen mücadelenin ve direnişin bir sembolüydü.
Bostan da o zamanlar yeni yeni yeşeren, hayat bulan bir alandı. Bu yüzden Berkin’le özdeşleştirdik; onunla birlikte büyüsün, onunla birlikte yaşasın istedik. Onu kaybettikten sonra da her yıl yeniden canlanan bir yer olarak bostan onun anısını yaşatsın diye düşündük.

"Hâlâ birileri burayı yaşatmak için emek veriyor"
Bostanın mahallede nasıl bir etkisi oldu?
Bu vesileyle tanıştığımız bir sürü insan oldu gelen giden. Kimisi kısa süre uğradı gitti ama en azından o ilk topluluğu bir arada tutan şey bu bostan oldu. Çünkü burası sürekli emek isteyen bir yer. Hasadı topladıktan sonra bile iş bitmiyor; kıştan itibaren tohumu nereden bulacağız, neyi nereye ekeceğiz, kim sulayacak, suyu nasıl getireceğiz diye düşünmeye başlıyorsunuz.
Sürekli ortak bir emek var. Bir de yaptığınız şey somut yani gözünüzün önünde büyüyen bir şey. Bu da insanları bir arada tutuyor. Türkiye’nin birçok yerinde Gezi’den sonra kurulan gruplar oldu, bostan yapanlar da vardı ama çoğu zamanla dağıldı. Burası ise 2014’ten beri ayakta. Bu yıl on ikinci senesi ve hâlâ birileri burayı yaşatmak için emek veriyor. Mahallelilerin ve ODTÜlü gençlerin desteği çok önemli.
"Bostanın ruhu biraz da açıklık ve ortaklık duygusu"
Hasatla ne yapıyorsunuz?
Bostanda çok büyük bir hasat olmuyor. Ama emek verenler topladıklarını evine götürüyor. Bir de bizim kapımız uzun süre kilitli değildi; isteyen girip bir şeyler alabiliyordu. Çevredeki bloklardan gelenler de oluyordu. Zaten mesele de biraz buydu aslında. Ürünleri çoğu zaman Menemen Şenliği gibi etkinliklerle birlikte tüketiyorduk; herkesin katıldığı, çamlıkta piknik gibi buluşmalar yapıyorduk.
Bazı ürünler de başka şekillerde değerlendiriliyordu. Mesela sezon sonunda yeşil domatesleri toplayıp turşu yapıyorduk. Bir ara çok güzel çileklerimiz vardı çilekler olmaya başlayınca mutlaka etrafta çocukları görürdün, gelip başında beklerlerdi. Çok hoş bir manzaraydı. Paylaşım da zaten katı kurallarla değildi; ‘şu kadar sen al, bu kadar ben alayım’ gibi bir şey yoktu. İsteyen gelip alıyordu. Bostanın ruhu biraz da o açıklık ve ortaklık duygusu.

100. Yıl Dayanışması’nı buradan takip edebilirsiniz.
(BHT/HA)








