20 Ocak 2026’da Mardin’in Nusaybin ilçesindeki ‘Rojava’ protestoları sırasında Türkiye-Suriye sınır hattında gözaltına alınan üniversite öğrencisi D.K.’nin işkenceye maruz bırakıldıktan sonraki görüntüleri “bayrağı indiren kişi” olduğu iddiasıyla sosyal medyaya servis edildi.
Ağır yaralanan ve bir süre hastanede tedavi gören D.K., 23 Ocak’ta “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası” ve “askerî yasak bölgeye girme” suçlamalarıyla tutuklandı. “Bayrak indirme” meselesi ise iddianamede yer almadı.
Yaklaşık beş aylık tutukluluğun ardından 9 Haziran’da adli kontrol tedbirleriyle tahliye edilen D.K.’nin 29 Eylül’de görülen duruşmasında iki asker tanık olarak dinlendi. Tanıklardan biri, sınır kapısındaki Türk bayrağını kimin indirdiğini görmediğini, ancak bayrağın Suriye tarafından indirildiğini tespit ettiklerini söyledi.
Yargılama sürerken D.K. ile 20 Ocak’ta yaşadıklarını, tutukluluk sürecini ve tahliyenin ardından değişen gündelik hayatını konuştuk.

Mardin’de işkenceye maruz bırakılan D.K. hakkında tahliye kararı
“Askerî yasak bölge olduğunu bilmiyordum”
Önce seni biraz tanıyabilir miyiz?
26 yaşında bir Kürt genciyim. Hakkariliyim. 20 Ocak’ta üniversite öğrencisiydim. Fırat Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü’nde kaydım var. Şu an bazı güvenlik kaygıları nedeniyle eğitimime devam edemiyorum.
20 Ocak’tan bugüne hakkınızda çok şey söylendi. Sizin bugüne kadar anlatamadığınızı düşündüğünüz ne var?
Sınav zamanıydı, sıkılmıştım. Biraz gezmek için Mardin’e gitmiştim. Nusaybin’de bir kalabalık olduğunu, Ahmet Türk ve George Aslan gibi siyasetçilerin de orada bulunduğunu sonradan öğrendim. George Aslan benim için önemli bir siyasetçi, Meclis’teki tek Hristiyan milletvekili. Gidip bir fotoğraf çektirmek istedim ve kalabalığın olduğu yere gittim.
Daha sonra polisle kitle arasında bir gerginlik yaşandı. Hatta DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, polise tepki göstererek “Ülkenin en büyük üçüncü partisi burada grup toplantısı alıyor” demişti. Ardından insanlar farklı yönlere kaçmaya başladı. Ben de kalabalıkla birlikte oradan uzaklaşmaya çalıştım.
Bir süre sonra çitlerin devrildiği bir alana geldik. Oranın askerî yasak bölge olduğunu bilmiyordum. Askerî alanlarda bunu belirten tabelalar olduğunu düşünüyordum, orada böyle bir tabela görmedim. Silah seslerini duyunca can havliyle kuleye çıktım. Kendimi koruyabileceğim tek yerin orası olduğunu düşündüm.

20 Ocak’ta Nusaybin’de neler yaşandı?
“Bayrak üstüne yemin ederiz, dediler”
Kuleye çıktıktan sonra ne oldu?
Askerlerle konuşmaya çalıştım. “Siz asker misiniz?” diye sordum, “Evet” dediler. Ben bir şey yapacaklarını düşündüğüm için konuşmaya çalışıyordum. Bana “Seni dövmeyeceğiz, bayrak üstüne yemin ederiz” dediler. Sonra olanlar oldu.
Tutanak da tutmuşlar. “Kuleye çıktı, PKK bayrağı açtı, sonra kuleden düştü” diye. Kuleden de nasıl düşmüşüm biliyor musun? Halk beni taşlamış, öyle kuleden düşmüşüm diye yazmışlar.
Bayrak meselesi benim için burada başlıyor. Ama yoğun bakımdayken kız kardeşim yanıma geldi ve bana Türk bayrağını indirip indirmediğimi sordu. Öncesinde başka bir bayraktan söz ediliyordu, sonra birden Türk bayrağını indirdiğim söylenmeye başladı.

"BAYRAK PROVOKASYONU" MAHKEMEDE ÇÖKTÜ
Nusaybin sınırında işkence gören D.K.'ye 'bayrak indirme' iddiaları sorulmadı
İşkence şikâyeti AYM’ye taşındı
Hakkınızda sosyal medyada dolaşıma sokulan “Türk bayrağını indirdi” iddiasını ilk kez o zaman mı öğrendin?
Evet. Yoğun bakımdayken kız kardeşim sorduğunda fark ettim.
Gazeteci Ferhat Akıncı gözaltına alınışımı belgeledi. Gözaltına alınmama rağmen, görüntüler olmasına rağmen yargı makamı ısrarla beni yargılıyor. Ben kendimi müdafaa etmekten sıkıldım. Ben müştekiyim ama beni sanık koltuğuna oturtuyorlar.
Avukatımın aktardığına göre savcılık, işkence şikâyetimiz hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Bu karara yaptığımız itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduk.
“Sadece cezaevinin yapısı değişti”
Tutukluluk süreci ve tahliye sonrasına ilişkin neler söylemek istersiniz?
İçerideki arkadaşlar olmasaydı, onların emekleri olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Bir bebek gibi baktılar bana. Onların emekleri sayesinde iki ay gibi bir sürede ayağa kalkabildim. Hastanedeki doktor “Altı ayda kendine gelemezsin” demişti. Bunu unutmuyorum.
Tahliyeden sonra ise hayatıma geri dönemedim. Ben üniversite öğrencisiyim. Eğitimimi yarıda bırakmak zorunda kaldım. İşsizim. Benim de bir gelecek kurmam gerekiyor, üniversite okumak istiyorum. Ama bugün nereye gitsem temkinli olmak zorundayım.
Yani benim için meselenin sadece adli kontrol boyutu yok. Şimdi hayatımda sadece cezaevinin yapısı değişti gibi hissediyorum. Kapalı yüksek güvenlikli cezaevinden “açık cezaevi”ne geçmiş oldum.
Tedavi sürecine gelecek olursak… Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na çok şey borçluyum. Yöneticisinden çalışanına kadar hepsine minnettarım. İyi ki böyle vakıflar var.
Bazı insan hakları örgütlerine ise sitemim var. Dosyama gereken ilgiyi göstermediklerini düşünüyorum. Bugün benim başıma gelen yarın başka bir Kürt’ün başına da gelebilir. Bu beni rahatsız ediyor.

TİHV ve İHD: İnsanlığa karşı suç olan işkence mutlak olarak yasaktır
“Asker, bayrağın Suriye tarafından indirildiğini söyledi”
Bir yandan yargı süreciniz de devam ediyor. İki askerin tanık olarak dinlendiği 29 Eylül’deki duruşmada neler oldu?
Söylenebilecek her şeyi daha önceki duruşmalarda söylemiştim. Bu duruşmada da anadilimde gerekli cevapları verdim.
Avukatım, işkenceye maruz kaldığımı ve elimizde buna ilişkin görüntüler bulunduğunu yineledi. Mahkeme başkanı ise bunun bu dosyanın konusu olmadığını söyledi.
İşin çelişkili tarafı şu: PKK bayrağının bütün geometrik dizilimini, renk düzenini tarif eden asker, bayrağın daha sonra nerede olduğunu ve kimin aldığını bilmediğini söylüyor. “Hatırlamıyorum” diyor.
Askerlerden biri dinlenirken hakim, Türk bayrağının indirilmesini de sordu. Tanık asker, bayrağı kimin indirdiğini görmediğini, ancak Suriye tarafından indirildiğini tespit ettiklerini söyledi.

AĞIR HASTA ŞEHİR ŞEHİR DOLAŞTIRILDI
Dört hastane, üç cezaevi: Nusaybin'de işkence edilen D.K., Sincan cezaevine gönderildi
“Birilerinin özür dilemesi bu kadar mı zor?”
Yargılamanın sürmesi hayatınızı nasıl etkiliyor?
Hayatımı kuramıyorum. Bu şartlar altında yapamıyorum. Birilerinin kalkıp özür dilemesi bu kadar mı zor? “Kusura bakma” demesi?
Elimizde darp raporları, epikriz raporları ve görüntüler var. Gözaltına alınışımın görüntüsü var. İşkencecileri koruyorlar ama ben hâlâ yaşadıklarımı anlatmak ve kendimi savunmak zorunda kalıyorum. Birilerinin çıkıp özür dilemesi bu ülkede bu kadar zor olmamalı. Bu bir “Pardon” filmi gibi. Tabii daha “pardon” demelerini duymadık ama umarım duyacağız.
Peki bunu duymak yeterli olacak mı senin için?
Barış yüzleşmeyle başlıyor. Sadece benimle yüzleşmeleri gerekmiyor. Cumartesi Anneleri’yle yüzleşsinler. Sıra arkadaşım Kemal’in annesiyle yüzleşsinler. Kemal Kurkut benim üst dönemimdi.
Ali İsmail'in annesiyle yüzleşsinler. Katledilen diğer insanların anneleriyle, babalarıyla, kardeşleriyle; kimsesizlerse, benim gibi yetim öksüzlerse kendileriyle yüzleşsinler. Kilyos’taki kimsesizler mezarlığına gömülen insanların yakınlarıyla da artık yüzleşmeliler.
Madem barış çığırtkanlığı yapıyorlar, süreci sadece dar bir siyasi hesaba çevirmemek gerekiyor. Çok zor bir şey değil. Barış istiyoruz.

TANSU PİŞKİN YAZDI
Kemal Kurkut'un Ailesi Anlatıyor: Gitarıyla Dünyayı Gezmek İstiyordu
“Medya beni nesne değil özne olarak görsün”
Son olarak şunu eklemek istiyorum: Artık medyanın dilinin değişmesi gerekiyor. Medya da beni bir nesne değil, özne olarak görse çok mutlu olurum.
Geçenlerde biri bana sosyal medyadan, “Umarım yaşadıklarının izlerini unutursun” diye yazdı. Ben de “Hayır, unutmayacağım” dedim. Bu izler benim için, karınca misali tarafımı belli ederek bu yeryüzünü elimden geldiğince daha adil, daha barışçıl ve daha özgürlükçü bir yer haline getirmek için içtiğim andı hatırlatan bir şeref madalyası.
Çünkü ben sığ manada bir intikam duygusu taşımıyorum, zaten böyle bir kültürden de gelmedim. Benim öfkem aslında en büyük gücüm. Bunu insanlara doğruyu anlatarak, barışı telkin ederek kullanıyorum. Ve bu kötü düzene karşı elimden geldiğince demokratik sınırlar içinde ‘dur’ demek için mücadeleyi sürdüreceğim.
(VC)








