2013 yılında Gezi Parkı eylemleri, toplumsal mücadele tarihinde önemli bir yer edindi. Bugün bile 8 Mart, 1 Mayıs, 25 Kasım gibi günlerde Taksim ve çevresinin polis barikatlarıyla çevrilmesi, Gezi’nin iktidarın hafızasında bıraktığı izin bir sonucu olarak değerlendirilir.
Gezi eylemlerinin şüphesiz en canlı dinamikleri gençlerdi. Bu eylemler sırasında 10 genç yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı ve sakat kaldı.
Eylemler sırasında yaralananlardan biri de o dönem 23 yaşında olan Okan Göçer’di. Göçer, 1 Haziran 2013 günü Şişli, Mecidiyeköy’den Taksim’e doğru yürüyüşe başlayan grubun içerisinde yer aldı ve İngiltere Başkonsolosluğu’nun yakınlarında, polisin hedef alarak attığı gaz kapsülüyle başının sol kısmından ağır yaralandı. Arkadaşlarının yardımıyla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldıktan 23 gün sonra gözlerini ancak açabildi. Bilinçsiz bir şekilde geçen 23 günde bir ameliyat geçirdi ve üç kalp kriziyle yaşama yeniden tutunabildi.

Hastaneden çıktığında bedeninde bitmeyen ağrılar, elinde yüzde 84 oranında engelli raporu vardı. Henüz durumunun farkında bile değildi; tedavi süreci bitmemişti ve 2013-2020 arasında toplamda beş ameliyat daha geçirecekti. Bütün bu süreçte, sokağa çıkıp yürümeye bile hasret kaldığı zamanlarda; aile, arkadaş ve yoldaşlık duygusunun yanı sıra dayanışmaya dair onlarca örnek yaşadı, ancak zamanla aynı şekilde unutulmuşluğa bırakıldı.
Göçer, yaralandığında 23 yaşında bir gençti; bugün ise 36 yaşında bir yetişkin.
“Gençliğimi tekrar kazanma şansım yok”
Okan Göçer ile buluştuğumuzda, fiziksel olarak ilerlemiş duruş bozukluğu dikkat çekiyor. Sohbetimiz, zaman zaman başında başlayan ağrı ataklarıyla durağanlaşıyor. Bundan sonraki süreçte sağlık sorunlarının yakasını bırakmayacağının bilincinde olarak, “Ben Gezi’de gençliğimi bıraktım; onu tekrar kazanma şansım yok” diyerek konuşmayı gülümseyerek tamamlıyor.
Yaralandığı ana dair aklında çok fazla şey kalmamış olsa da atılan gazların yoğunluğunu özellikle vurguluyor. “Yanımdaki arkadaşlarıma atılan gaz kapsüllerine dikkat etmeleri için sık sık uyarı yaparken, polisin hedef gözeterek bana ateş etmesi ilginç oldu” diyen Göçer, geçmişe dair, ölüme yaklaşmış olma hâliyle dalga geçiyor.
Göçer, yıllara yayılan ameliyat ve tedavi süreçlerinin oldukça yıpratıcı olduğunu neredeyse her cümlede dile getiriyor. Dayanışma gösteren kişilerin adlarını andığında mutlu olduğunu, ancak zamanla unutulmaktan da sitem ettiğini gözlemliyorum: “Mücella Yapıcı annem gibi davrandı, Can Atalay abim oldu. Berkin Elvan’ın anne ve babasıyla aile olduk; düzenli olarak görüşürüz. Süreç içerisinde kurumlardan da destek verenler, dayanışma gösterenler oldukça fazlaydı; tabii zamanla bu azaldı, unutulduk.”

“Beni vuran polis Kanada’da yaşıyor”
İlk bir yıl, herhangi bir yargılama sürecinin olmamasına bağlı olarak avukatların başlattığı mücadeleyle “adalet arama” sürecine girildiğinde karşılarında bir duvar vardı. Öyle ki İngiltere Başkonsolosluğu’ndaki kamera görüntülerinden, olay yerine ve Göçer’in vurulma anına ilişkin kayıtların var olduğu bilgisine ulaşılmış olsa da hiçbir işlem yapılmadı.
Konsolosluk çalışanlarının kayıtları gördüklerini, bunları savcılığın istemesi gerektiğini ve ancak bu şekilde verebileceklerini ifade etmelerinin üzerinden tam 13 yıl geçti. Göçer, adalet arayışının tıkandığı yargı sürecini ve kendisini yaralayan polise dair bildiklerini şöyle anlattı:
“Benim ceza dosyamla ilgili yargılanan tek bir polis var ve o da şu anda Kanada’da yaşıyor. Kimi kime şikâyet ediyoruz ki? Polis Kanada’ya yasal yollarla gitmiş. Ben şehir içinde bir yerden bir yere giderken elli kere kimlik sorgulamasına giriyorum; bu polise ‘Sen nereye gidiyorsun?’ diye kimse sormamış mı? Bu yüzden mahkeme süreçlerine ilişkin bir beklentim olmamakla birlikte durumu takip de ediyorum.”
“Sevmeyi unuttum”
Göçer, Gezi’de vurulmadan önce dört yıllık bir ilişkisinin olduğunu ve evlenip aile kurmaya dair hayaller kurduğunu; ancak 2013’ten sonra her şeyin değiştiğini, “sevmeyi unuttuğunu” anlattı.
“Gezi’den önce herkes gibi ben de sevmeyi dolu dolu yaşayan biriydim. Yaralanmam, sevmeye dair özgüvenimi aldı götürdü; var olan ilişkim o süreçte bitti ve bir daha da birini sevmek için hiçbir adım atamadım. Bugünden baktığımda, ben artık sevmeyi unutmuşum diyebilirim. Her gün yeni bir hastalık kapımı çalıyor; hem kim böyle birini sevmek ister ki?”
“İki senedir ameliyat olmak için uğraşıyorum”
Göçer, yaralandığı gün ölümü yenmeyi başarmış olsa da kronik hastalıklarla yaşamayı öğrenmesi zamana bağlıydı. Bir insana “Nasılsın?” sorusunu sormanın zor olduğu durumlar vardır; çünkü bu soru hatır sormanın ötesine geçer ve kişiye, elinde olmadan yaşamak zorunda olduğu hayatı tekrar tekrar hatırlatır. Göçer, güncel sağlık durumunu şöyle anlattı:
“Ben sadece olduğum ameliyatların sonuçlarıyla uğraşmıyorum. Doktorlarımın normalde 50 yaşından sonra başlar dediği hastalıkları da hastalık listeme kattım. Ankilozan spondilit (iltihap nedeniyle omurgadaki ‘omur’ adı verilen kemiklerin zamanla birbirine kaynamasına neden olan kronik ve ilerleyici bir hastalık) iş yaşamımdan gündelik insani ihtiyaçlarımı karşılamaya kadar birçok konuda bana sorunlar çıkarıyor.
“Şu anki sağlık sorunlarımın başında ise kafatasındaki basıncın etkisini azaltmak için olmam gereken yeni bir ameliyat var. Şant tüpünün (şant, beyin omurilik sıvısının boşaltılmasına ve vücutta yeniden emilebileceği başka bir yere yönlendirilmesine yardımcı olmak için beyne cerrahi olarak yerleştirilen içi boş bir tüp) işlevi etkisizleştirilerek bu basıncı dengeleme işlemi vücudun kendisine bırakılacak; bu da benim yaşadığım kronik ağrı ataklarının bitmesini sağlayacak.
“Tabii ki bu söylediklerim her şey yolunda giderse; yoksa duruma göre ikinci bir ameliyat daha olmam gerekiyor. Yaklaşık iki senedir bu ameliyatı olmak için uğraşıyorum. Sosyal Güvenlik Kurumu, çalışan bir işçi olmama rağmen, politik nedenlere bağlı olarak bu ameliyatımı karşılama niyetinin olmadığını söyleyebilirim. Bu yüzden özel bir hastanede olmak zorundayım ve bunun ekonomik maliyeti de beni çok, çok aşan bir durum. Vücudumun izin verdiği kadar, şimdilik böyle yaşamaya devam ediyorum.”
“Unutulmak yalnızlığa gömülmektir”
Birkaç güne yayılan bu sohbet, Göçer’in sağlık sorunlarını dikkate alarak yapılmış olsa da hatırlanıyor olmaktan dolayı mutlu olduğunu söyleyebilirim.
“Sağlık sorunlarıma bağlı olarak zaman zaman isyan etsem de hiçbir şey için pişman değilim” diyen Göçer, sözlerini şöyle tamamladı:
"2024 yılında İzmit Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alındım. Asılsız iddialardan bir şey çıkmadı ama sağlık raporlarıma ve gözaltı sırasında gittiğimiz hastanede doktorun ‘gözaltında kalamaz’ diye rapor yazmasına rağmen savcılık dört gün zorla tuttu. Bunca zaman geçmesine rağmen bu olay bana hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor. Kendim adıma sorunu dostlarda görüyorum; polis, savcı beni unutmuyor ama dostlarımız bizi unutuyor. Çay içip sohbet etmek, konuşmak; bizi ve Gezi’yi yaşatmak, hatırlamak demektir. Unutmak ise bizi ve Gezi’yi yalnızlığa gömmektir.”
(HG/Mİ)









