CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Gölge Bakanı Aylin Nazlıaka, İstanbul Anadolu Adliyesi önünde 21 gündür adalet nöbeti tutan anneyi ziyaret etti.
Kendisine cinsel saldırıda bulunan kişiyle evlendirilmek zorunda bırakılan, üç yaşındaki çocuğu da aynı fail tarafından cinsel istismara uğrayan anne, hem kendi hem de evladının can güvenliği için yetkililere seslendi. ‘Başıma bir şey gelirse intihar demeyin’ sözleriyle haykıran annenin çağrısı, adalet sistemindeki ağır ihmalleri bir kez daha gözler önüne serdi.
Nazlıaka, yaşananların münferit bir olay olmadığını vurgulayarak, “Bu vaka yalnızca adalet arayan bir annenin değil, bir çocuğu koruyamayan sistemin sınavıdır” dedi.
Adliye önünde 21 günlük adalet mücadelesi
Bir anne, İstanbul Anadolu Adliyesi önünde hem kendisi hem de üç yaşındaki çocuğu için adalet arıyor. Anne, 2017 yılında bir vakfın yöneticisi tarafından cinsel saldırıya uğradığını, ardından aile ve çevre baskısıyla aynı kişiyle evlendirilmek zorunda bırakıldığını ifade etti. Bu evlilikten dünyaya gelen kız çocuğunun ise henüz üç yaşındayken istismara maruz kaldığı ortaya çıktı.
Çocuğunun davranışlarındaki değişikliklerden şüphelenen anne, kızını doktora götürdü. Uzman hekimler istismar şüphesi tespit ederek durumu adli makamlara bildirdi. Savcılık tutuklama talep etmesine rağmen, mahkeme şüpheliyi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı; kısa süre sonra bu tedbirler de kaldırıldı. Dosya bir dönem “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla kapatıldı, yapılan itirazlar sonucu yaklaşık bir yıl sonra dava yeniden açıldı.
Anne, süreç boyunca tehdit edildiğini, baskı gördüğünü ve kendisini güvende hissetmediğini dile getirirken, tek talebinin çocuğunun korunması ve adaletin sağlanması olduğunu söyledi.
Nazlıaka: “Bakanlık algı yönetimi yapıyor”
CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Gölge Bakanı Aylin Nazlıaka ve Parti Meclisi Üyesi Baran Seyhan, adalet nöbeti tutan anneyle görüştü. Nazlıaka burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu anne 13 Ocak’tan beri soğukta, yağmur altında nöbet tutuyor. Hayatı boyunca ağır hak ihlallerine maruz kalmış bir kadın, şimdi de üç yaşından itibaren istismara uğrayan evladının hakları için burada. Buradan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’na sesleniyorum: Kamuoyunda sürecin etkin biçimde yürütüldüğü algısı yaratılıyor, ancak gerçek bu değil. Mücadele, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği tarafından yürütülmüştür. Bakanlık gerçekten sürece dahil olsaydı, çocuk hukuka aykırı biçimde defalarca yargılama sürecine sokulmaz, anne adliye önünde nöbet tutmak zorunda kalmazdı.”
Nazlıaka, annenin ölüm tehditleri almasına rağmen korunmadığını belirterek, “Bir anne korunamıyor, bir çocuk korunamıyor ama Sayın Bakan algı operasyonu peşinde. Lütfen kendi sorumluluğunuzu yerine getirin ve bu annenin sesini duyun” dedi.
Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’na da çağrıda bulunan Nazlıaka, “Geç gelen adalet, adalet değildir. Bir kadın ‘öldürülürsem intihar süsü verirler’ diyorsa, daha ne yapılması gerekiyor?” diye sordu.
Anne: “Başıma bir şey gelirse intihar değildir”
Adliye önünde adalet arayan anne ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Bu suçu işleyen kişinin farklı suçlardan da sabıkası var. Defalarca soruşturulmasına rağmen serbest bırakıldı. Bana ‘Bizim hâkim, avukat kardeşlerimiz var, hiçbir şey olmaz’ dediler. Elimde ses kayıtları var. Sesimi duyurmaya çalıştığımda programlar kaldırıldı, görüntülerim mahkeme kararıyla sildirildi. Susturulmak için para teklif edildi.”
Kendisinin kimsesiz ve yoksul olduğu için kolay hedef haline getirildiğini söyleyen anne, “Annem, babam yok. Hayatta kimsem yok. Tek başıma mücadele ediyorum. Bu faili kim koruyor? Neden hâlâ dışarıda?” diye sordu.
“Ben adaletin öldükten sonra sağlanmasını istemiyorum” diyen anne, can güvenliğinden endişe ettiğini vurgulayarak şu çağrıyı yaptı:
“Bu aşamada benim intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse bunun intihar gibi gösterilmesine izin verilmemesini istiyorum. Bu kadar doktor raporu varken, bu kadar mücadele ederken neden evladımın elimden alınmasıyla tehdit ediliyorum? Yanımda olması gerekenler neden karşımda duruyor? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?”
(EMK)





